GİRİŞ

Basın özgürlüğü, demokratik toplumlarda önemli bir değer olarak kabul edilirken, bu özgürlük bireylerin kişilik hakkının ihlaline yol açabilmektedir.

Basın, haberleri yaymak, toplumu bilgilendirmek ve kamuoyunu şekillendirmek gibi önemli birçok rol oynar. Ancak, bu güçlü araç, yanlış kullanıldığında bireylerin itibarını, özel yaşamını veya diğer kişilik değerlerini zedeleyebilir.

Basın yoluyla kişilik hakkının ihlali, birçok ülkede hukuki tartışmalara neden olmuştur. Bu tür ihlaller, bireylerin mahremiyetini ve onurunu etkileyerek psikolojik ve sosyal sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle, basının sorumluluk sahibi bir şekilde çalışması ve bireylerin kişilik haklarını koruması önemlidir.

Basının, görevini ifa ederken özgür olması, kişilik hakkının korunması bakımından çatışan iki değer olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu sebeple, çalışmamız da esasen bahse konu değerlerin ulusal ve uluslararası hukuk nezdinde incelenmesi üzerine yoğunlaşmıştır.

1.         BASIN

1.1       TANIM VE AYRIMLAR

Basın, Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlükte (“TDK”), “gazete, dergi gibi belirli zamanlarda çıkan yazılı yayınların bütünü, matbuat” şeklinde tanımlanmaktadır. [1]

Sözlük anlamı itibariyle, basının sadece yazılı yayınları kapsadığı, radyo, televizyon, internet gibi görsel, duyusal ve sosyal iletişim araçlarını kapsamadığı sonucu ortaya çıkmaktadır.

Öğretide bir görüş, basın kavramının sözlük anlamına bağlı kalarak, basın özgürlüğü kavramının, tarihsel süreç içerisinde gazete, dergi, kitap gibi yazılı yayınların özelliklerini içerisinde barındırarak geliştirdiği, dolayısıyla da basın kavramının yazılı yayınlarla sınırlı olması gerektiğini savunmaktadır. [2]

Başka bir deyişle, basın kavramını salt yazılı yayınlarla sınırlı olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunan bu görüş, basın özgürlüğü ve benzeri basın ile ilgili yasal düzenlemelerin, temelde sözlü ve görsel yayınları değil sadece yazılı basın göz önünde tutularak düzenlenmesi sebebiyle bu düşünceyi savunmaktadır.

Öğretideki başka bir görüş ise radyo, televizyon, sinema, internet gibi iletişim araçlarının ortaya çıkmasıyla birlikte basının ve dolayısıyla basın özgürlüğünün anlam, kapsam ve sınırlarının bir bütün olarak incelenmesinin daha uygun olacağını savunmaktadır. [3]

Bu görüşü savunanlar düşüncelerinin temelini Anayasa’nın (“AY”) 26. maddesine dayandırmaktadır. İlgili madde, “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” hükmünü haizdir. Bu nedenle basın ve basın özgürlüğü kapsamına sadece yazılı iletişim araçları değil aynı zamanda görsel ve işitsel iletişim araçları da girmektedir.

Öğreti, ayrıca, basın kavramını dar, geniş ve en geniş anlamıyla da tanımlamıştır.

Dar anlamda basın, belirli zaman aralıklarıyla yayınlanan her çeşit haber, yorum ve fikirleri topluma ulaştırmak amacıyla basılan gazete, dergi gibi basılmış eserleri ifade etmektedir. [4] Dar anlamda basın, sürekli ve düzenli olarak yayınlanmakta olan basın araçlarını ifade etmekte olup, Basın Kanunu (“BK”) m.2/c de [5] yer alan süreli yayın kavramı da dar anlamda basını ifade etmektedir.

Geniş anlamda basın ise hem süreli yayınları hem de belirsiz zamanlarda ve düzensiz olarak yayınlanan süresiz yayınları kapsamaktadır. [6]

En geniş anlamıyla basın ise basının maddi konularını, basının görevlerini, basınla ilgili her nevi ödev ve yükümlülüklerle basın özgürlüğü ve basın faaliyetlerini ifade etmek için kullanılmaktadır. [7]

1.2       BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ

Basın, demokratik toplumlarda denetim, eleştiri, uyarma ve gerçekleri açıklama şeklinde sayılabilecek bir dizi görev ifa etmektedir. Basının bu görevleri yerine getirebilmesi için basın özgürlüğüne sahip olması gerekir. [8]

 Basının, düşünce ve kanaatlerin açıklanmasında oynadığı rol göz önünde tutularak, modern anayasalarda basın özgürlüğü temel hak ve özgürlüklerin bir türü olarak düzenlenmiştir.

Bu anlamda basın özgürlüğü, öğretiye ve yüksek mahkemelerin kararlarına göre düşünce açıklama özgürlüğünün özel bir türü olarak görülmektedir. [9]

Basın özgürlüğünü maddi anlamda ve biçimsel anlamda değerlendirebiliriz.

Maddi anlamda basın özgürlüğünü; haber, bilgi sağlama serbestisi, haberlerin içerik ve yapısını belirleyebilme, yayınlama serbestisi, haberlerin çoğaltılıp dağıtılabilmesi serbestisi oluşturmaktadır. [10]

Biçimsel anlamda basın özgürlüğünü ise özgür ve demokratik bir toplumda basının kamuoyu oluşturma ve siyaset yapabilme görevi gereği, bir kurum olarak işletme araç ve gereçleriyle birlikte korunmasını ve basın yolu ile düşüncelerin her türlü engel ve yasaklardan uzak olarak açıklanabilmesini ifade etmektedir. [11]

Başka bir deyişle basın özgürlüğünün basın araçlarını kullananlar açısından bireysel, kamunun bilgi edinme ve haber alma hakkı açısından kamusal olmak üzere iki boyutu vardır.

Basının, bilhassa kamu görevi yapması sebebiyle tanınan bu özgürlüğün Anayasa ve kanunlarla çizilmiş belirli sınırları vardır.

Basının görevlerine ilişkin değerlendirmelerimizden sonra, izleyen kısımda, basın özgürlüğüne getirilen sınırlamaları tartışılacaktır.

1.3       BASININ GÖREVLERİ

Basının görevleri öğretide farklı sınıflandırmalara tabi oluştur.

Bir görüş bu sınıflandırmayı haber verme görevi, denetim ve eleştiri görevi, kamuoyu oluşturma görevi, eğitim ve öğretim görevi biçiminde yapmaktadır. [12]

Bir başka görüş ise kamuoyu için önem arz eden konularda halkı bilgilendirme işlevi ve özel olarak önemli hususlarda eleştiri yaparak kamuoyunu yönlendirme işlevi biçiminde bir sınıflandırma yapmaktadır. [13]

Daha detaylı bir basının görevi açıklamasını ise İsviçre Federal Mahkemesi önüne gelen bir uyuşmazlıkta yapmıştır.

İsviçre Federal Mahkemesinin BGE 37 I 388 sayılı kararında basının görevini, toplumu siyasi, ekonomik, bilimsel olaylar hususunda bilgilendirmek, edebi ve sanat olayları hakkında yönlendirmek, kamu yararının söz konusu olduğu meselelerde tartışma başlatmak ve çözümlerin bulunması için aracı olmak, devlet yönetimi ve özellikle kamu parasının harcanması konusunda bilgi talebinde bulunmak, kamu işlerindeki her türlü suiistimalleri araştırarak bunları ortaya çıkarmak ve bunu halka iletmektir. [14]

2. BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN KİŞİLİK HAKKI BAĞLAMINDA SINIRLANDIRILMASI

2. 1 AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ (“AİHS”) BAKIMINDAN

AİHS, basın özgürlüğünü ayrı bir maddede düzenlemek yerine, bu özgürlüğü, düşünceyi açıklama özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirmektedir.

Basın özgürlüğü, AİHS’in 10. maddesi altında düzenlenen ifade özgürlüğü başlığı altında düzenlemektedir.

AİHS m.10/1: “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.” hükmünü haizdir.

AİHS m. 10/2: “Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” hükmünü haizdir.

AİHS’de yer alan 10. madde iki seviyede işlenmektedir.

İlk olarak, ifade özgürlüğü konusunda bir ilke ortaya konulmakta ve ifade özgürlüğü güvence altına alınmaktadır. İkinci seviyede ise, ifade özgürlüğüne karşı izin verilebilir müdahalelerin neler olduğu düzenlemektedir. [15]

AİHS 10. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen sınırlamaların en temel koşulu, kısıtlama ve yaptırıma bağlamanın kanunla öngörülmüş olmasıdır. Başka bir deyişle, ifade özgürlüğünün kullanılmasına yapılacak herhangi bir müdahalenin ülkenin kanunlarında bir temeli olması gerekir.

İlgili madde bağlamında, ikinci koşul, AİHS 8-9-10 ve 11. maddelerinde belirtilen özel hayatın ve aile hayatının korunması, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve dernek kurma ve toplantı özgürlüğünün sınırlandırılmasının demokratik toplum düzeninin gereklerinden aykırı olmamasıdır. [16]  

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (“AİHM”) bir kararı üzerinden konuyu değerlendirecek olursak;

AİHM, Karhuvaara ve Iltalehti davasında [17] Finlandiya Parlamentosu üyelerinden birisinin kocasının içkili bir şekilde uygunsuz davranışlarının ve bir polis görevlisinin darp edilmesinin ayrıntılarını vermesi dolayısıyla, bunu yazan ve kişinin eşinin fotoğrafını basan gazetecinin “özel yaşamın ihlali” gerekçesiyle mahkum edildiği davada, bu türden bir davranışın yurttaşların oy verme kararına etki yapma olasılığı olması dolayısıyla haber yapılmasında kamu yararı  görmüş ve mahkumiyet kararının AİHS’in 10. maddesini ihlal ettiği kanısına varmıştır.

AİHM’in, kişilik hakkı ile basın özgürlüğü arasında denge kurarken, tercihini basın özgürlüğünden yana kullanmakta olduğu açıkça görülmektedir.

Nitekim, bahsettiğimiz kararında da liberal bir bakış açısıyla, özellikle politikacıların özel yaşamının söz konusu olduğu durumlarda, kişilik hakkı ile basın özgürlüğü arasındaki dengeyi “kamu yararı” çerçevesinde, basın özgürlüğü lehine kurmuştur. [18]

2.2 TÜRK HUKUKU BAKIMINDAN

Basın özgürlüğü ve bu özgürlükten yararlanma hakkı mutlak ve sınırsız değildir.

Anayasal temele dayanan bu özgürlüğün, ceza hukuku açısından olduğu kadar, özel hukuk açısından da belli bir kullanma sınırı ve makul bir ölçüsü olmalıdır. [19]

BK m. 3, AY m. 26, 27 ve 28, Türk Medeni Kanunu m. 24 ve Türk Borçlar Kanunu m.58 ile getirdiği düzenlemeler, bu sınır ve ölçüyü tespit amacına yöneliktir. [20]

Basın Kanunu’nun 3. maddesinde “Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlakının, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabileceği” belirtilmiştir.

İlgili madde, AİHS 10. maddede yer alan sınırlama koşullarına uygun bir şekilde düzenlenmiştir. Başka bir deyişle, ülke kanunlarında bir temeli olarak ve demokratik toplum düzeni gözetilerek basın özgürlüğünün sınırlandırılması düzenlenmiştir.

Benzer düzenlemeler Basın Kanunu’n yanı sıra Anayasa’da da yer almaktadır.

AY m.28’de basın özgürlüğü teminat altına alınmış, toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşaması için gerekli olan, kişilerin dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması sağlanmıştır. [21]

İlgili madde, basın özgürlüğünün sınırlandırılması için 26. maddeye gönderme yapmıştır. Anayasa m. 26’da yer alan kısıtlama sebepleri ise şunlardır:

- Suçların önlenmesi,

- Suçların cezalandırılması,

- Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması,

- Başkalarının şöhret veya haklarının korunması,

- Özel veya aile hayatlarının korunması,

- Kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması,

- Yargılama görevinin gereğince uygun olarak yerine getirilmesi,

- Milli güvenlik,

- Kamu düzeni,

- Kamu güvenliği,

- Cumhuriyetin temel nitelikleri ve devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün korunması.

Basın Kanunu’nun 3. maddesi ve Anayasa’nın 26. Maddesindeki basın özgürlüğünü kısıtlama nedenleri eleştirilmektedir. Bu kısıtlama nedenleri oldukça geniş ve muğlak kavramlar içermektedir. Bu bakımından, özellikle AİHS’nin temel hak ve özgürlüklerin kısıtlamasına getirmiş olduğu ölçütlerden birisi olan öngörülebilirlik ilkesine uygunluğunun tam olarak karşılandığını söylemek oldukça güçtür. [22]

3.         YAŞAM ALANLARININ BASIN YOLUYLA İHLALİ

Kişi toplum içinde yaşamanın doğal bir sonucu olarak diğer kişilerle ilişki halindedir. Ancak bu ilişkilerin derecesi ve bunlardan diğer kişilerin haberdar edilmeleri, kurduğu ilişkilerin yaşam alanının hangi bölümünde meydana geldiği ile alakalıdır.

Kişilerin başkalarına karşı özel ve gizli olmasını istedikleri yaşam alanlarının tanınması ve bu alanın korunması gerekliliği nedeniyle uluslararası sözleşmeler ve anayasalar çerçevesinde düzenlemeler yapılmıştır. [23]

Özel hayatın korunması, kişinin kişiliğini oluşturma ve onu devam ettirmedeki temel yararını korumak ve bu kişiliği zayıflatacak etkenlere karşı koruma sağlama amacına yöneliktir. Özel hayatın koruduğu diğer husus ise paylaşılacak ve saklanacak şeylerin ve kişilerin belirlenmesi hürriyetidir. [24]

Türk hukukunda da kişinin özel hayatının gizliliğine dokunulamayacağı AY m.20 ile hüküm altına alınmış ve böylece -kişilik hakkın ihlaline ilişkin hükümleri düşündüğümüzde- özel hukuktaki koruma için de hâkime sağlam bir dayanak verilmiştir.

Özel yaşam alanının ihlali, özetle, bu hayat çerçevesinde geçen olayların öğrenilmesi, başkalarına anlatılması ve özel hayatından söz edilen kişi hakkında değer yargısı içeren bildirimlerde bulunulması biçiminde olur.

İsviçre Federal Mahkemesi tarafından uygulanan ve Türk öğreti ve yargı kararlarında da kabul edilen alan teorisine göre kişinin yaşam alanı ortak alan, özel alan ve gizli alan olmak üzere üçe ayrılır. [25]

Kural olarak, ortak alan kişilik hakkı korumasından yararlanmaz; özel ve gizli yaşam alanına yapılan saldırılar ise hukuka aykırı olmaktadır.

3.1       ORTAK YAŞAM ALANI

Ortak alan (kamuya açık alan), kişinin toplum içinde herkese açık olan ve bilinmesinde sakınca görülmeyen, kişinin toplumsal yaşama katılımından doğan ve diğer fertlerle paylaştığı alandır. [26]

Yargıtay’a göre kamuya açık hayat alanındaki olayların -özellikle politika, spor ve sanat adamları yönünden açıklanması- kural olarak özel hayata müdahale ve kişilik hakkına saldırı niteliğinde değildir. Ancak, dedikodu amaçlı, küçük düşürmeyi hedefleyeni şeref ve haysiyete dokunur biçimde veya gerçek dışı ifadelerle kamuya açık alandaki olayların açıklanması ise hukuka aykırıdır. [27]

3.2       ÖZEL YAŞAM ALANI

Özel yaşam alanı ise ortak yaşam alanı ile gizli yaşam alanı arasında kalmaktadır. Gizli yaşamdan daha alenidir; ancak bu alenilik yaşam alanına ilişkin ayrıntıların herkes tarafından bilinmesi anlamında değil, kişinin yakın çevresindeki belirli kişilerin bilinmesi anlamındadır.[28]

Kişinin mesleki hayatı, aile hayatı, katıldığı bir toplantı, yemek, doğum günü partisi, dernek üyeliği gibi durumlar özel hayata dahildir.

Üçüncü kişilerce haksız olarak bu alana sızılıp bu alandaki olay ve bilgilerin öğrenilmesi ve aktarılması özel hayata saldırı niteliğindedir.

Özel hayata yönelik müdahalelerin hukuka uygun sayılabilmesi, ancak kişinin rızası ile mümkündür. Rızanın bulunduğu hallerde verilen rızanın sınırlarının aşılmaması gerekir. Bu sınırların aşılması halinde de özel hayata müdahale bulunduğu kabul edilmelidir. Özel alanda gerçekleşen olayların açıklanmasında üstün kamusal veya özel yararın bulunması hallerinde de hukuka aykırılıktan söz edilemez. [29]

Politikacı, bürokrat, sanatçı, bilim insanı, sporcu gibi kamuya mal olmuş kişilerin belirli kişilerle ilişkileri, paylaşımları ve faaliyetlerinin bilinmesinde yarar bulunan haller ve özellikle basın özgürlüğü kapsamında kamunun aydınlatılması görevinin icrasına yönelik müdahaleler hukuka uygun sayılmalıdır.

Özel yaşam alanına basın yoluyla müdahale yapılmasına ilişkin uyuşmazlıklar yüksek mahkeme kararlarına da yansımıştır.

Prenses Caroline’in kuytu bir restoranda yemek yerken, ata binerken, çocukları ile ilgilenirken, alışverişte, kayak yaparken, tenis oynarken ve plajda çekilen fotoğrafları ve bunlar hakkında yorumları içeren yayınlarla, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle yaptığı başvuruda, Alman Hükümeti fotoğrafların özel alanda değil halk arasında çekilmesi ve davacının kamuya mal olmuş bir kimse olduğu yönünde savunma yapmıştır. Mahkeme inceleme neticesinde verdiği kararında, özel hayatına saygı gösterilmesi hakkının ihlal edildiği kanaatine varmıştır. [30]

AİHM’e göre kamuoyunun tanıdığı politikacı gibi kişilerin özel hayatlarına ilişkin olayların, bazı özel durumlarda kamunun bilgilenme hakkı kapsamında ve kamu yararı için açıklanması hukuka uygun sayılabilir. Buna karşın, eldeki davada, özel hayata ilişkin detayların verilmesi okuyucuların merakını tatmin amaçlı olup toplumun başvurucunun özel hayatında nasıl davrandığını bilmesi, topluma herhangi bir menfaat sağlamayacaktır. [31]

Bir boşanma davasının yayın konusu yapılması ve davada ileri sürülen özel hayata ilişkin özel iddiaların öne çıkarılmasını, davacıları kamuoyunun dikkatini çeken kişilerden olmaması ve yayının yapılmasında kamu yararı bulunmaması nedeniyle kişilik hakkı ihlali olarak gören bir Yargıtay kararında[32]: “… Dava konusu yayınlarda, davacının eşinin evde cinsel güç arttırmak için kullanan ilaç bulduktan sonra aldatıldığını düşünerek bunu boşanma davasına gerekçe yaptığı anlaşılmıştır. Yayında ayrıca, davacının birinde eşi ile diğerinde ise başka bir kadınla çekilmiş iki resmi de kullanılmıştır. Davacı ve eşi toplumda tanınan ve özel hayatları ile toplumun ilgisini çekecek kişiler değillerdir. Davacının eşinin boşanma nedeni olarak belirttiği bir husus öne çıkartılarak ve resimleri de kullanılarak yapılan yayın, davacının yaşadığı çevredeki sosyal kişilik değerlerine zarar verecek niteliktedir. Böyle bir yayının yapılmasında kamu yararı olduğu da söylenemez. Böylece dava konusu yayın ile davacının kişilik haklarına hukuka aykırı biçimde zarar verildiği kabul edilmeli…” tespitinde bulunulmuştur.

3.3       GİZLİ YAŞAM ALANI

Gizli yaşam alanı, kişinin herkes tarafından bilinmesini istemediği, gizli kalmasını öngördüğü veya sadece güvendiği sınırlı sayıda kişi tarafından bilinmesini istediği kendi değer yargıları ve düşünceleridir. Buraya başkaları tarafından bilinmesi istenmeyen tüm olaylar, belgeler dahildir. [33]

Öğretide, kişinin gizli alanına örnek olarak, aile hayatı, düşünceleri, inançları, cinsel hayatı, anıları, duygusal değerleri girmektedir. [34]

Bir olayın gizli yaşam alanına dahil olabilmesi için bazı objektif ve sübjektif şartlar gereklidir. Objektif şart, üçüncü kişilere ilişkindir ve olay veya kişisel değerin sır alanına girebilmesi için herkes tarafından izlenebilir ve bilinebilir olmaması gerekir. Buradaki herkes kavramı kişinin kendisi ve güven duyduğu kişiler haricindeki kimseleri ifade eder. Sübjektif şart ise kişinin bu olay veya değerleri gizli tutma iradesinin mevcut olmasıdır. [35]

Kamuya mal olmuş kişilerin gizli hayat alanına yapılan saldırılar hukuka aykırı olarak kabul edilmiştir. 

Yargıtay bir kararında[36], evli bir sanatçının telefon konuşmalarının gizlice kaydedilmesi sonucu sevgilisi ile konuşmalarının yayınlanması üzerine açılan manevi tazminat davasında “…Yayında yer alan sözler, iki kişi arasında son derece gizli kalması ve o kişilerin özel yaşam alanı ile ilgili bulunan sözler olduğu görüldüğü gibi, sözler bu içerikte olması bile, bir kişinin telefonun dinlenmesi veya dinlenen telefondaki görüşmelerin yayınlanması, başlı başına özel yaşama ve hatta son derece gizli kalması gereken yaşamın gizliliğine saldırı teşkil eder. Kişi toplum tarafından bilinen anonim bir kişi olsa dahi, özel yaşam hiçbir şekilde açıklanamaz. Hatta hiç kimsenin telefonu da dinlenemez…” tespitinde bulunmuştur.

Yargıtay hukuka aykırı şekilde ses ve görüntü kaydını başka bir amaç taşımasa da özel hayatın gizliliğini ihlal ve dolayısıyla kişilik hakkı ihlali olarak görmüştür. Ayrıca Yargıtay bu kayıtların alınması ile yayınlanmasını ayrı ayrı özel hayata saldırı olarak nitelendirmiştir.

Nitekim, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olan davacının 5,5 aylık bebeği para karşılığında kürtaj yoluyla alma pazarlığının gizli kamera ile yapılan çekiminin yayınlanmasına ilişkin davada Yargıtay[37]: “… Kişinin özel yaşamının gizliliğine dokunulamaz. Kişinin sıfatı ile konumu ne olursa olsun rızası dışında kamuya açıklanamaz. Bunlar kişinin gizli alanını oluşturur. Bu kişinin hukuka aykırı bile olsa konuşmalarının ve görüntüsünün gizlice kayda alınması onun kişilik haklarına ve özel yaşamına saldırı niteliği taşır. Bu ses ve görüntü kayıtlarının herhangi bir yolla kamuoyuna yansıtılması, ifşa edilmesi de kişilik haklarına yapılmış ikinci bir saldırı niteliğindedir…” değerlendirmesinde bulunmuştur.

SONUÇ

Basın kavramı, genellikle, basınla ilişkili diğer kavramların genel olarak yazılı ve sürekli yayınları kapsaması nedeniyle salt yazılı yayınlar için kullanılmaktadır. Ancak; gelişen teknoloji sebebiyle, radyo, sinema, televizyon ve internet gibi araçların da basın kavramı içerisinde yer alma gerektiğini düşünen yazarlar bulunmaktadır.

Basın özgürlüğü, uluslararası sözleşmelerde ve Türk hukukunda tanınmakta ve korunmaktadır. Bununla birlikte, basın özgürlüğü, mutlak ve sınırsız değildir. Bu sebeple de basın özgürlüğü, genel ifadeyle kamu yararı ve demokratik toplumun özelliklerine bağlı olarak sınırlandırılmaktadır. Öğreti ise basın özgürlüğüne getirilen sınırlamalara ilişkin kavramların muğlak olması sebebiyle bu durumu eleştirmektedir.

Kişilik hakkının bir değeri olarak özel yaşam hem uluslararası hukukta hem de uluslararası sözleşmelere paralel olarak Türk hukukunda korunmaktadır. Bu korumanın çerçevesini ise kişilerin yaşamının alan teorisi ile değerlendirilmesi oluşturmaktadır.

Basın yoluyla kişinin özel yaşamına hukuka aykırı bir şekilde müdahale edilmesi mümkündür. Buradaki hukuka aykırılığı ise çatışan iki değer olan basın özgürlüğü ve özel yaşam üzerinden değerlendirmemiz gerekmektedir.

Kişilik hakkının ihlalinde kanunda belirtilen hukuka uygunluk sebeplerinden birinin varlığı halinde artık hukuka aykırılık söz konusu olmayacak fiil baştan itibaren hukuka uygun olacaktır. TMK m.24/2’de yer alan hukuka uygunluk sebepleri, kısaca, mağdurun rızası, kanunun verdiği yetki, üstün nitelikte özel yarar ve üstün nitelikte kamu yararıdır.

Hukuka uygunluk sebeplerinden konumuz bakımından önem taşıyanı ise üstün nitelikte kamu yararıdır. Üstün nitelikte kamu yararının hukuka uygunluk sebebi teşkil ettiği en önemli alanı kitle iletişim araçları oluşturmaktadır. Bu noktada özellikle basın, bilgileri topluma aktarma suretiyle toplumun bilinçlenmesini ve eleştiride bulunmak suretiyle kamuoyunu oluşturma hak ve görevini yerine getirdiğinden bu görevlerini icra ederken üstün nitelikte kamu yararına dayanabilir.

Av. Ömer Can ALKAN

KAYNAKÇA

Akkurt, Ali. Basın Özgürlüğünün Kapsamı ve Sınırları. Ankara: Adalet Yayınevi, 2014.

Avci, Cemil. “Yargı Kararlarında Kitle İletişim Özgürlüğü”. Yüksek Lisans Tezi, Dicle Üniversitesi, 2015.

Ayan, Mehmet. Ayan, Nurşen. Kişiler Hukuku. Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2016.

Council of Europe. “Council of Europe”. Son güncelleme, 8 Haziran, 2023. https://hudoc.echr.coe.int/app/conversion/docx/?library=ECHR&id=001-67457&filename=CASE%20OF%20KARHUVAARA%20AND%20ILTALEHTI%20v.%20FINLAND.docx&logEvent=False

Çakmak, Ufuk Ramazan. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde Basın Özgürlüğü ve Devletin Yükümlülükleri. Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2017.

Ekinci, Elif. Cengiz, Serkan. “İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararları”. Türkiye Barolar Birliği Dergisi. 66 (2006): 438-457 http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2006-66-269

Erdoğan, İhsan. Keskin, Dilşad. Türk Medeni Hukuku Başlangıç Hükümleri Kişiler Hukuku. Ankara: Gazi Kitabevi, 2019.

Erhan, Tanju. AİHM Kararları Işığında İfade ve Basın Özgürlüğü. Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2017.

Esendal, Nihan. Basın Yolu ile Kişilik Haklarının İhlali. Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2018.

Gedikli, Ahmet Taha. Kitle İletişim Faaliyetlerinde Kişilik Haklarına Saldırı Hallerinde Başvuru Yolları. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2019.

Kayıhan, Şaban. Kişiler Hukuku. Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2022.

Lexpera. “Lexpera Hukuk Bilgi Sistemi”. Son güncelleme 2 Haziran, 2023. www.lexpera.com.tr

Özkepir, Ramazan. Kocaman, Salih Zeki. Kart, Erkal Hilmi. Sosyal Medya ve Basın Hukuku. Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2022.

Türk Dil Kurumu. “Türk Dil Kurumu Sözlükleri”. Son güncelleme 8 Haziran, 2023. https://sozluk.gov.tr/

Yüzer, Dilara. “1982 Anayasası Basın Özgürlüğü Karşısında Kişilik Hakkı ve Korunması”. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, 2012.

  

-----------------

[1]              “Türk Dil Kurumu Sözlükleri”, son güncelleme 8 Haziran, 2023, https://sozluk.gov.tr/

[2]              Nihan Esendal, Basın Yolu ile Kişilik Haklarının İhlali, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2018, s. 22

[3]              Ufuk Ramazan Çakmak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde Basın Özgürlüğü ve Devletin Yükümlülükleri, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2017, s. 17

[4]              Esendal, Basın Yolu ile Kişilik Haklarının İhlali, s.22

[5]              5187 sayılı Basın Kanunu m. 2/c: “Süreli yayın: Belli aralıklarla yayımlanan gazete, dergi gibi basılmış eserler ile haber ajansları yayınlarını ve internet haber sitelerini…”

[6]              Esendal, Basın Yolu ile Kişilik Haklarının İhlali, s.22

[7]              Esendal, Basın Yolu ile Kişilik Haklarının İhlali, s.22

[8]              Ramazan Özkepir, Salih Zeki Kocaman, Erkal Hilmi Kart, Sosyal Medya ve Basın Hukuku, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2022, s.101

[9]              Çakmak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde Basın Özgürlüğü ve Devletin Yükümlülükleri, s.23

[10]            Dilara Yüzer, “1982 Anayasası Basın Özgürlüğü Karşısında Kişilik Hakkı ve Korunması”, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, 2012, s.16

[11]            Yüzer, “1982 Anayasası Basın Özgürlüğü Karşısında Kişilik Hakkı ve Korunması”, s.17

[12]            Ahmet Taha Gedikli, Kitle İletişim Faaliyetlerinde Kişilik Haklarına Saldırı Hallerinde Başvuru Yolları, İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2019, s.40

[13]            Cemil Avci, “Yargı Kararlarında Kitle İletişim Özgürlüğü”, Yüksek Lisans Tezi, Dicle Üniversitesi, 2015, s. 72.

[14]            Esendal, Basın Yolu ile Kişilik Haklarının İhlali, s.22

[15]            Erhan Tanju, AİHM Kararları Işığında İfade ve Basın Özgürlüğü, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2017, s. 182

[16]            Esendal, Basın Yolu ile Kişilik Haklarının İhlali, s. 54

[17]            “Council of Europe”, son güncelleme, 8 Haziran, 2023, https://hudoc.echr.coe.int/app/conversion/docx/?library=ECHR&id=001-67457&filename=CASE%20OF%20KARHUVAARA%20AND%20ILTALEHTI%20v.%20FINLAND.docx&logEvent=False

[18]            Esendal, Basın Yolu ile Kişilik Haklarının İhlali, s. 63

[19]            Ali Akkurt, Basın Özgürlüğünün Kapsamı ve Sınırları, Ankara: Adalet Yayınevi, 2014, s. 214

[20]            Esendal, Basın Yolu ile Kişilik Haklarının İhlali, s. 63

[21]            Anayasa m. 28: “Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz. (Mülga ikinci fıkra: 3/10/2001-4709/10 md.) Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır. Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır. Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyana teşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar. Tedbir yolu ile dağıtım hâkim kararıyla; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle önlenebilir. Dağıtımı önleyen yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hâkime bildirir. Yetkili hâkim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, dağıtımı önleme kararı hükümsüz sayılır. Yargılama görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için, kanunla belirtilecek sınırlar içinde, hâkim tarafından verilen kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayım yasağı konamaz. Süreli veya süresiz yayınlar, kanunun gösterdiği suçların soruşturma veya kovuşturmasına geçilmiş olması hallerinde hâkim kararıyla; Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel ahlâkın korunması ve suçların önlenmesi bakımından gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle toplatılabilir. Toplatma kararı veren yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hâkime bildirir; hâkim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, toplatma kararı hükümsüz sayılır. Süreli veya süresiz yayınların suç soruşturma veya kovuşturması sebebiyle zapt ve müsaderesinde genel hükümler uygulanır. Türkiye’de yayımlanan süreli yayınlar, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel ilkelerine, millî güvenliğe ve genel ahlâka aykırı yayımlardan mahkûm olma halinde, mahkeme kararıyla geçici olarak kapatılabilir. Kapatılan süreli yayının açıkça devamı niteliğini taşıyan her türlü yayın yasaktır; bunlar hâkim kararıyla toplatılır.”

[22]            Esendal, Basın Yolu ile Kişilik Haklarının İhlali, s. 71

[23]            Şaban Kayıhan, Kişiler Hukuku, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2022, s. 78

[24]            İhsan Erdoğan, Dilşah Keskin, Türk Medeni Hukuku Başlangıç Hükümleri Kişiler Hukuku, Ankara: Gazi Kitabevi, 2019, s. 284

[25]            Kayıhan, Kişiler Hukuku, s. 79

[26]            Esendal, Basın Yolu ile Kişilik Haklarının İhlali, s. 80

[27]            Kayıhan, Kişiler Hukuku, s. 80

[28]            Mehmet Ayan, Nurşen Ayan, Kişiler Hukuku, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2016, s.97

[29]            Esendal, Basın Yolu ile Kişilik Haklarının İhlali, s. 80

[30]            Esendal, Basın Yolu ile Kişilik Haklarının İhlali, s. 80; Elif Ekinci, Serkan Cengiz, “İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararları”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 66 (2006), s. 438-457 (erişim: 09.06.2023)

[31]            Esendal, Basın Yolu ile Kişilik Haklarının İhlali, s. 162

[32]            Yargıtay 4. HD., 2004/15628 E., 2005/1277 K. ve 28.11.2005 T. sayılı kararı. (Lexpera Hukuk Bilgi Sistemi)

[33]            Ayan, Ayan, Kişiler Hukuku, s. 99

[34]            Esendal, Basın Yolu ile Kişilik Haklarının İhlali, s. 81

[35]            Esendal, Basın Yolu ile Kişilik Haklarının İhlali, s. 81

[36]            Yargıtay 4. HD., 2000/5520 E., 2000/8659 K. ve 12.10.2000 T. sayılı kararı. (Lexpera Hukuk Bilgi Sistemi)

[37]            Yargıtay 4.HD., 2007/532 E., 2008/1172 K. ve 05.02.2008 T. sayılı kararı. (Lexpera Hukuk Bilgi Sistemi)