Kolluk hizmetlerinin temel amacı, kamu düzeninin bozulmasına engel olmak, bozulduğu hallerde yeniden bu düzeni temin etmek ve genel olarak da kamu düzenini korumaktır.[1]

Kamu düzeni, bireylerin genel olarak güvenlik ve huzur içinde yaşamaları hali olarak tanımlanabilir.[2]

Kamu düzeni kavramı, kamu gücünü elinde bulunduran devlet tarafından tesis edilmektedir. Devlet kamu düzenini, kanunlar aracılığı ile düzenlemekte ve kurmuş olduğu birbirinden farklı kolluk hizmetleri ile temin etmeye çalışmaktadır.

Kolluk hizmetleri kapsamında yer alan genel, özel ve yardımcı kolluk birimleri bulunmaktadır.[3] Kolluk görevlilerinin zor ve silah kullanma yetkisi açısından ela alınması gereken kolluk birimlerinden en önemlileri, genel kolluk kuvveti olan polis ve jandarmadır. Konumuzun kapsamı açısından bu çalışmada polisin zor ve silah kullanma yetkisine değinilecektir.

Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun (PVSK) 16. Maddesinin[4] birinci fıkrasında; polisin, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkili olduğu hüküm altına alınmıştır.

Polis bu zor kullanma yetkisini kademeli olarak ve üç şekilde kullanabilir.

Nitekim polis zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan oranda bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanabilecektir. (PVSK m. 16/2)

Polisin zor kullanma yetkisi kademeli ve artan oranda üç şekilde kullanılmaktadır:

1) Bedeni kuvvet,

2) Maddi güç,

3) Silah kullanma yetkisi.

Bedeni kuvvet: Birinci kademede “bedeni kuvvet” kullanılması gerekmektedir. Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü ifade etmektedir. (PVSK m. 16/3-a)

Maddi güç: Polis ikinci kademede orantılı bir şekilde maddi güç kullanabilir. Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı ve/veya boyalı[1][5] su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını ifade etmektedir. (PVSK m. 16/3-b) Polis bu araçları kullanarak zor kullanma yetkisine sahiptir.

Zor kullanılacağı hususunun ihtar edilmesi

Polis, vazifesini yaparken zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı hususunda ihtar yapabilir. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, olayın özelliklerine göre ihtar yapılmadan da zor kullanılabilmesi mümkündür. (PVSK m. 16/4)

Kullanacak zorun derecesinin takdir ve tayini

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi belirleyecektir. Burada polise zor kullanma düzeyini belirleme konusunda takdir yetkisi verilmiştir. Bu yetkinin orantılı bir şekilde kullanılması gerekmektedir. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından belirlenecektir. (PVSK m. 16/5)

Burada ilgili yönetici konumundaki kolluk amirine kullanılacak zorun seviyesini ve kullanılacak araç ve gereçleri belirleme noktasında takdir yetkisi verilmiştir.

Polisin saldırı karşısında meşru savunmada bulunma yetkisi

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı ile karşılaşması halinde, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunma yetkisi vardır. (PVSK m. 16/6)

Polisin silah kullanma yetkisi

Polis bazı durumlarda silah kullanma yetkisine sahiptir. Bu husus 4 ayrı başlık altında inceleme konusu yapılabilir. Polisin silah kullanma yetkisine sahip olduğu durumlar şunlardır:

1) Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında: Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı ile karşılaşması halinde, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde silah kullanma yetkisine sahiptir. (PVSK m. 16/7-a)

2) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş hali: Şayet polis böyle bir durumla karşılaşırsa, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde silah kullanma yetkisine sahiptir. (PVSK m. 16/7-b)

3) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanması hali:

Bu durumda da polis vazifesi icabı hakkında tutuklama, gözaltı, zorla getirme ve yakalama kararları bulunan kişileri haklerında işlem yapılmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silah kullanabilecektir. (PVSK m. 16/7-c) Bu yetki orantılı ve görevi yerine getirecek düzeyde kullanılmalıdır.

4) Saldırı hali: Kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara ve kişilerin tek tek veya toplu halde bulunduğu açık veya kapalı alanlara molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran veya saldırıya teşebbüs edenlere karşı, polisin saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde silah kullanma yetkisi bulunmaktadır. (PVSK m. 16/7-d)[6]

Yasal düzenleme, bu yetkinin kullanılmasında iki hususta sınırlama getirmiştir.

Birincisi, saldırı halinde kullanılacak silah kullanma yetkisi saldırıyı etkisiz kılacak şekilde uygulanmalı ve bu amaçla yapılmalıdır. Yani etkisiz hale gelen saldırıda silah kullanma yetkisi sona ermiştir.

İkincisi, saldırı karşısında silah kullanma yetkisi saldırıyı etkisiz kılacak ölçüde kullanılmalıdır.

Silah kullanmadan önce yapılacak işlemler

Dur çağrısı

Polis, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 16. Maddesinin yedinci fıkrasının (c) bendi kapsamında, yani hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanması halinde, silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısında bulunması gerekmektedir. (PVSK m. 16/8)

Uyarı amaçlı silahla ateş edilmesi

Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, polis önce uyarı amacıyla silahla ateş edebilecektir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde polisin silahla ateş edilebilme yetkisi bulunmaktadır. (PVSK m. 16/8)

Silahla saldırıya teşebbüs edilmesi hali

Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde ve duraksamadan silahla ateş edebilecektir. (PVSK m. 16/9)

Silahla saldırıya teşebbüs eden kişilere yönelik olarak, polisin saldırı tehlikesini ortadan kaldıracak şekilde ve tereddüt yaşamadan silahla ateş ederek kendisini savunması mümkündür.

Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması

Polisin bazen zor kullanma yetkisine ilişkin sınırı aşabilmesi mümkündür. Örneğin zor kullanma yetkisini aşırı güç kullanarak yerine getiren polisin kişinin yaralanmasına neden olması halinde böyle bir durum ortaya çıkabilecektir.

Polisin görevini yaptığı sırada zor kullanma yetkisinin sınırının aşılması suretiyle kasten zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle yaralama suçunu işlemesi mümkündür.

Nitekim Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması hali 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 256. Maddesinde düzenlenmiştir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 256. Maddesinin birinci fıkrasında; Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

Özellikle bazı kamu görevlileri, yerine getirdikleri görevleri gereği olarak zor kullanmak durumunda kalabilmektedirler. Bu kamu görevlilerine görev tanımı gereği zor kullanma yetkisi tanınmıştır.

Örneğin emniyet görevlileri, suç şüphesi altında olan kişiyi yakalama yetkisine sahiptirler. Yakalanan kişinin, gerekli soruşturma işlemlerinin yapılabilmesi için, emniyet görevlisinin görevinin gereği olarak ve mevzuattan kaynaklanan talimatlarına uygun davranmak yükümlülüğü bulunmaktadır.

Bu yükümlülüğe aykırı davranan kişinin örneğin hâkim veya savcı huzuruna çıkarılmamak için direnmesi hâlinde, emniyet görevlileri zor kullanarak bu kişiyi hâkim veya savcı huzuruna çıkarabilmeleri mümkündür.

Örneğin, bir meydanda hukuka uygun olmayan, örneğin gece yarısı gösteri yürüyüşü yapmak isteyen kişilerin, dağılmaları hususunda çağrıda bulunan emniyet görevlilerinin bu çağrısına rağmen, kişiler dağılmamış ise bu kişilerin dağılmasını temin etmek için zor kullanılabilecektir.

Burada önemli olan kullanılan zorun derecesi ve yeterliliğidir.

Kullanılan zor öncelikle yeterli olacak şekilde veya amacı temin etmeye yetecek düzeyde uygulanmalıdır. Örneğin, suç şüphesi altında olan kişinin hâkim veya savcı huzuruna çıkmamak konusundaki direncini kırmaya yetecek ölçüde zor kullanılmalıdır.

Örneğin, hukuka aykırı gösteri yürüyüşü yapan kişilerin dağılmasını sağlamaya yetecek ölçüde zor kullanılmalıdır.

Bu ölçüyü aşacak düzeyde zor kullanılması halinde, bu husus ceza sorumluluğunu doğuracaktır.

Örneğin hukuka aykırı gösteri yürüyüşü yapan kişilerin dağılmamakta ısrar etmeleri ve kamu görevlilerine karşı bir saldırıda bulunmamalarına halinde, bu kişilere karşı vücutlarının yaralanmasına neden olacak tarzda silâh kullanılması ölçünün aşılması anlamına gelecektir. Burada emniyet görevlileri açısından artık hukuka uygun bir davranışın varlığı söz konusu olmayacaktır.

Örnek verilen olayda kişiler yaralanmışlarsa, zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlilerinin, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılmaları gerekecektir.

Belirtmek gerekir ki, bu suçun oluşumu için, emniyet görevlisinin kasten hareket etmesi gerekmektedir.

Şayet emniyet görevlisi kasten hareket etmemiş ise; uyuşmazlık, hukuka uygunluk sebeplerinde sınırın aşılmasına ilişkin hükümler çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Bu suç ile korunan hukuki değerler şunlardır:[7]

1) Kamu idaresinin itibarı,

2) İdarede disiplinin sağlanması,

3) Halkın kamu görevlilerine karşı duyduğu inanç ve güven,

4) Kişilerin vücut bütünlüğü ile şeref ve onurları ile korunan diğer hukuki yararlar.

Yukarıda belirtilen unsurlar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 256. Maddesinde tanımlanan suçta korunan hukuki değerler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suçunda fail

Bu suçun faili zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisidir.

Polis zor kullanma yetkisini ancak tabi olduğu mevzuat hükümlerinin çizdiği sınırlar çerçevesinde, kademeli bir şekilde ve ölçülülük ilkesine uygun olarak kullanabilmesi mümkündür.

Belirtmek gerekir ki, çağdaş toplumlarda polisin üstlendiği görevin zorluğu ve insanoğlunun öngörülemeyen tutumu dikkate alındığında, kolluk yetkililerine yüklenen sorumluluğun ağırlığı tahammül edilemez bir boyutta da olmaması gerekir.[8]

Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunun mağduru

Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunun mağduru, kamu görevlisinin görevinin gerektirdiği ölçünün sınırlarını aşarak kuvvet kullandığı herkes olabilir. Burada mağdur gerçek kişi olabilir. Gerçek kişi olmak şartıyla kadın, erkek, çocuk herkes mağdur olabilir.

Suçun maddi unsuru

Görevin ifası sırasında görevin gerektirdiği ölçünün dışında kişiler üzerinde zor kullanması, suçun maddi unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır

Zor kullanmanın niteliğinin belirlenmesi açısından, yasa koyucu kasten yaralama suçuna atıf yapmıştır. Bu nedenle bu suç ancak kasten yaralama suçunu oluşturan kişinin sağlığını veya algılama yeteneğini bozan veya vücuduna acı veren davranışlarla gerçekleştirilebilmektedir.[9]

Suçun manevi unsuru

Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçu, kasten işlenebilen bir suçtur. Başka bir söylemle bu suçun manevi unsuru kasttır.

Bu nedenle zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin yetkisine ilişkin sınırı bilerek ve isteyerek aşması halinde suçun manevi unsuru oluşacaktır. Şayet bilerek ve isteyerek aşmamışsa, yani kasten hareket etmemişse madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere; ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın aşılmasına dair hüküm çerçevesinde değerlendirme yapılmalıdır.

Polis görevini yerine getirirken zor kullanma yetkisinin sınırını aşarak kişilerin yaralanmasına neden olmuş ise, yaralama suçundan sorumlu tutulacaktır.

Polis, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun 16. maddesinde, polise tanınan, görevini yaparken direnişle karşılaşması hâlinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanma yetkisini aşmak suretiyle sahip bulunduğu nüfuzu kötüye kullanarak örneğin, kişinin kulak zarında perforasyona neden olacak ve basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte yaralanmasına neden olmuş ise kasten yaralama suçunu işlediği, bu şekilde kasten yaralama suçunun sübut bulduğu kabul edilecektir.[10]

Bu konuda uygulamadan birkaç örnek vermek faydalı olacaktır.

YARGITAY UYGULAMASI

Görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanılıp kullanılmadığının araştırılması

Yargıtay, zor kullanma yetkisine sahip polisin, direnmenin mahiyetine ve derecesi dikkate alınarak görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanıp kullanmadıkları, eylemlerinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 25 veya 27 maddesine göre meşru savunma veya meşru savunmada sınırın aşılması olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunun yargılama dosyasında tartışılmasını istemektedir.

Bu değerlendirme yapıldıktan sonra, şayet zor kullanma yetkisinde sınırın kasten aşıldığının kabulü halinde ise mevcut direnme ve direnen kişilerin davranışlarının haksız tahrik oluşturup oluşturmadığının değerlendirilmesini her dosyada aramaktadır.

Bu hususların tartışılmadan polis hakkında kasten yaralama suçundan hükümlülük kararları verilmesini bozma nedeni yapmaktadır.[11]

Kelepçe taktıktan sonra tekmeyle vurma

Yargıtay; polis olan sanıkların, ihbar üzerine geldikleri olay yerinde, babasıyla tartışan ve aşırı derecede alkollü olan katılanı karakola götürüp kelepçe taktıktan sonra tekmeyle vurduklarının ileri sürülmesi, sanıkların bu eylemlerini görevleri sırasında sahip bulundukları nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirmeleri, eylemin takibi şikayete bağlı olmayan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/3-d maddesine uyan suçu oluşturması ve Türk Ceza Kanunu’nun 256. maddesinde yer alan atfın kasten yaralama suçunun nitelikli hallerini de kapsaması karşısında, tüm kanıtlar usulünce toplanıp değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yasal ve yerinde olmayan gerekçeyle düşme kararı verilmesini hukuka aykırı bulmuştur.[12]

Görevin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanılmaması

Yargıtay, suç tarihinde gece saat 23;30 sularında, sevk ve idaresindeki aracıyla seyir halinde olan 200 promil alkollü katılanın, uygulama yapan suç tutanağı imzacı tanığı trafik polis memurlarının dur ihtarına uymayarak kaçtığı, takip sonucu durdurulduğunda araçtan inip bu kez yaya olarak kaçmaya devam ettiği, yakalandığında ise belgelerini vermeyerek, alkol muayenesi yapılmasına karşı çıktığı, destek için gelen ve kendisini karakola davet eden asayiş ekibinde görevli sanık ve müşteki polis memurlarının görevini engellemek amacıyla tehdit ve hakaret ettiği, silah vasfındaki sopa ile saldırdığı, tanıkların, müşteki ve sanıkların birlikte müdahale ederek sprey sıkarak etkisiz hale getirmeye çalıştıkları sırada, kafasını aracın çeşitli yerlerine çarptığı, yere yatırılarak kelepçelenmek istendiğinde aşırı derecede direnmeye devam ettiğinden yüzünün mucurlu zeminde sürtündüğü, karakola götürülürken araç içerisinde iki kez kafasını vurduğu olayda; dava konusu olaya tamamen sanığın sebebiyet verdiği, suç tutanağına, tanık beyanlarına, sanık savunmalarına ve tüm dosya kapsamına göre 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 256. maddesi uyarınca zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisi sanıkların görevlerini yapmalarını engellemek için direnen katılana karşı görevlerinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanmadıkları gerekçesiyle tebliğnamedeki eksik araştırmaya dayalı bozma düşüncesine iştirak etmemiştir.[13]

Karakolda bulunan katılana telsizle vurmak

Yargıtay; polis memuru olan sanığın, hakkında direnme suçundan işlem yapılmak üzere karakolda bulunan katılana telsizle vurmak suretiyle kaşından basit bir müdahale ile giderilebilecek nitelikte yaralaması eyleminde, atılı zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suçunun sübuta erdiğine hükmetmiştir.[14]

(Bu köşe yazısı, sayın Dr. Suat ÇALIŞKAN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

--------------------------------------------

[1] Gözler, K., (2009), İdare Hukukuna Giriş, Ekin Basım Yayın Dağıtım, Bursa, s.321.

[2] Karakurt, Bayram/Bal, Celal; Genel Kolluk Özel Güvenlik İlişkisi, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/62401, ET: 29.12.2019, s. 84.

[3] Karakurt, Bayram/Bal, Celal, s. 84.

[4] Madde 16 – (Değişik: 2/6/2007-5681/4 md.)

[5] 27/3/2015 tarihli ve 6638 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle bu bentte yer alan “basınçlı” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve/veya boyalı” ibaresi eklenmiştir.

[6] (Ek: 27/3/2015-6638/4 md.)

[7] Durmuş Tezcan/Mustafa Ruhan Erdem/Murat Önok, Teorik; Pratik Ceza Hukuku, Seçkin, 12. Baskı, Ankara, 2015, s. 275; Mahmut Koca/İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 900; Mehmet Emin Artuk/Ahmet Gökcen/Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 15. Baskı, Ankara, 2015, s.1102.

[8] AİHM, Günaydın/Türkiye B.N: 27526/95, 13.10.2005.

[9] Mehmet Emin Artuk/Ahmet Gökcen/Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 15. Baskı, Ankara, 2015, s.1103; Mahmut Koca/İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 902;

[10] YCGK, E. 2018/305, K. 2018/539, T. 15.11.2018.

[11] Y.3.CD, E: 2012/14617, K: 2013/21551, T: 27.05.2013.

[12] Y 4. CD E.2014/29999 K.2015/817 T.12.01.2015.

[13] Y 5. CD, E.2013/8705, K.2015/11964, T.29.05.2015.

[14] Y.5.CD, E: 2013/7430, K: 2015/11318, T: 06.05.2015.