Yargıtay Kararları Işığında Değerlendirme
Bir işyerinde tartışma çıktığını düşünelim. Sesler yükseliyor, taraflar birbirine öfkeli. O sırada taraflardan biri telefonu eline alıp 112’yi aramaya çalışıyor. Diğeri ise telefonu çekip alıyor. İtiş kakış yaşanıyor, araya bıçak giriyor, hafif bir yaralanma meydana geliyor. Olay birkaç dakika içinde sona eriyor; telefon kısa süre sonra geri veriliyor.
Peki hukuken bu olay nedir? Ağır cezalar öngören bir yağma suçu mu, yoksa daha farklı bir suç tipi mi? Bir telefonu çekip almak, her durumda “gasp” anlamına mı gelir? Yoksa olayın amacı, tarafların kastı ve fiilin gerçekleşme biçimi bu değerlendirmeyi değiştirebilir mi?
Ceza yargılamasında isnat edilen suçun niteliği, yargılamanın seyrini ve sanığın karşı karşıya kalacağı yaptırımı doğrudan belirler. Özellikle yağma suçu gibi ağır yaptırımı bulunan suç tiplerinde, eylemin hukuki vasfının doğru tespit edilmesi hayati önem taşımaktadır. Zira Türk Ceza Kanunu’nun 148. maddesinde düzenlenen yağma suçu, temel şekliyle dahi uzun süreli hapis cezasını gerektirirken; aynı fiilin hırsızlık kapsamında değerlendirilmesi hâlinde uygulanacak yaptırım önemli ölçüde farklılaşmaktadır. Bu nedenle cebir veya tehdit unsuru içeren her olayın otomatik olarak yağma suçu kapsamında değerlendirilmesi hukuken isabetli değildir.
Türk Ceza Kanunu’nun 148. maddesine göre yağma suçu; bir kimsenin, cebir veya tehdit kullanılarak bir malı teslim etmeye ya da malın alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılmasıdır. Bu suç tipinin en temel unsurlarından biri, cebir veya tehdidin malın elde edilmesine yönelik olması ve failde “temellük kastı”nın, yani malı sahiplenme iradesinin bulunmasıdır. Buna karşılık TCK’nın 141. maddesinde düzenlenen hırsızlık suçu; zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malın, kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alınmasıdır. Görüldüğü üzere her iki suç tipi arasındaki temel ayrım, cebir ile mal arasındaki nedensellik bağı ve failin mal edinme kastıdır.
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir senaryoda; taraflar arasında çıkan tartışma sırasında mağdurun elinde bulunan telefonun çekilip alınması ve kısa süre sonra iade edilmesi söz konusu olmaktadır. Böyle bir durumda, fiilin yağma mı yoksa hırsızlık mı olduğu tartışma konusu hâline gelmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararlarında da vurgulandığı üzere; katılandan telefonun istenip verilmemesi üzerine elinden çekip alınması şeklindeki eylem, kapkaç veya yankesicilik niteliğinde olmadığı ve malı sahiplenme kastı ortaya konulamadığı takdirde TCK 141/1 kapsamında değerlendirilmelidir. Ceza Genel Kurulu, bu tür olaylarda sırf eşyanın elde çekilip alınmış olmasını yağma veya nitelikli hırsızlık kapsamında değerlendirmemiş; temellük kastının somut biçimde ortaya konulmasını aramıştır.
Benzer şekilde Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 30.11.2022 tarihli, 2021/23218 E., 2022/16673 K. sayılı kararında; sanığın, eşinin başka bir kişiyle yaptığı yazışmaları görmek amacıyla telefonu zorla aldığı, kısa süre sonra iade ettiği olayda, mal edinme kastının bulunmadığı açıkça kabul edilmiştir. Daire, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 26.01.2016 tarihli kararına da atıfla; kıskançlık veya kontrol amacıyla alınan ve kalıcı sahiplenme iradesi taşımayan eylemlerde yağma suçunun unsurlarının oluşmayacağını belirtmiştir. Bu içtihatlar, yağma suçunda temellük kastının vazgeçilmez bir unsur olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Somut olayda da telefonun, mağdurun 112’yi aramasını engellemek amacıyla geçici olarak alındığı ve kısa süre sonra iade edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda “almak” fiili mevcut olmakla birlikte, “sahiplenmek” iradesi bulunmamaktadır. El koyma vardır; ancak temellük kastı yoktur. Yağma suçunu hırsızlıktan ayıran en temel unsur da tam olarak bu noktada ortaya çıkmaktadır.
Olayın bir diğer boyutu ise basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikteki yaralama fiilidir. Yağma suçunun oluşabilmesi için cebrin, malın teslimini sağlamaya veya alınmasına karşı koymayı engellemeye yönelik olması gerekir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere; tek başına silah kullanılmış olması, eylemin otomatik olarak yağma suçuna dönüşmesini sağlamaz. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin çeşitli kararlarında, basit tıbbi müdahale ile giderilebilir yaralanmalarda; kastın yoğunluğu, saldırının amacı, darbe sayısı, hedef alınan bölge ve olay sonrası davranışların birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Cebir, malı elde etmeye yönelik değilse; yaralama suçu ayrı, malın alınması fiili ayrı değerlendirilmelidir.
Ani gelişen, taraflar arasında önceden planlanmamış tartışmalarda; failin malı kalıcı biçimde edinme iradesi bulunmadığı hâllerde, sırf cebir unsuru mevcut diye yağma suçunun oluştuğunu kabul etmek isabetli değildir. Ceza yargılamasında suç vasfının belirlenmesi, maddi olayın bütün unsurlarının birlikte değerlendirilmesini gerektirir.
Bu yazıda, mağdurun elindeki telefonun tartışma sırasında çekilip alınması ve olay esnasında basit yaralama fiilinin gerçekleşmesi hâlinde eylemin yağma mı yoksa hırsızlık mı olarak nitelendirileceği hususu, Türk Ceza Kanunu hükümleri ve Yargıtay içtihatları çerçevesinde ele alınmıştır. Görüldüğü üzere, yağma suçunun oluşabilmesi için cebrin malın elde edilmesine yönelik olması ve failde temellük kastının bulunması zorunludur. Bununla birlikte, her ceza dosyası kendi somut özellikleri içinde değerlendirilir; bazı olaylarda cebir ile mal arasında doğrudan bir bağ kurulabilirken, bazı durumlarda mal edinme kastının bulunmaması suç vasfını değiştirebilmektedir. Suçun hukuki niteliğine ilişkin değerlendirme, olayın oluş şekli, tarafların beyanları, kastın yöneldiği hukuki değer ve tüm deliller birlikte ele alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle özellikle yağma isnadı bulunan dosyalarda, suç vasfının doğru belirlenmesi ve olası hak kayıplarının önlenmesi adına sürecin dikkatle yürütülmesi ve bir avukattan hukuki destek alınması önem taşımaktadır.
Av. Umut ÖZER