TÜRK HUKUK SİSTEMİNDE YOKSULLUK NAFAKASININ SÜRESİ

TERM OF ALIMONY FOR THE FORMER SPOUSE IN TURKISH LEGAL SYSTEM

Melisa GÜLHAN[1]

ÖZET

Nafaka, boşanmanın mali sonuçlarından biridir. Nafaka konusu, son günlerde medya tarafından sıklıkla tartışılmaktadır. Bu nedenle bu makalede eski eşe verilen yoksulluk nafakası konusu ele alınmıştır. Nitekim nafakanın süresi konusu, son zamanlarda “bir yıl evli kalıp on yıl, yirmi yıl nafaka ödemek” , “ölünceye dek nafaka ödemek” vb. ifadelerle sıklıkla gündeme gelmektedir. Bu gibi ifadelerle anılan ve bu makalede ele alınan nafaka türü, yoksulluk nafakası olup; Türk Hukuk Siteminde nafaka türlerinden yalnızca bir tanesidir. Yoksulluk nafakası uygulamada yaygın olarak, eski eşe aylık olarak ödenir ve eşlerden birinin ölümüne veya nafaka alacaklısının yeniden evlenmesine kadar devam eder.

Bu makalede ele alınan nafaka türü olan yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat, Türk Hukuk Sistemindeki diğer nafaka türleri ile karıştırılmamalıdır. Bu çalışmada, giriş kısmında, bu nafaka türleri ve tazminat arasındaki farklardan kısaca bahsedilmiş ve devamında ise yoksulluk nafakasının süresi birçok açıdan detaylıca incelenmiştir.

ABSTRACT

Alimony refers to court-ordered payments awarded to a former spouse within divorcement. So alimony, as one of the financial consequences of divorce, is one of the topic which has been discussed frequently in recent days in Turkish media. This is why alimony awarded to a former spouse is studied in this article. As a matter of fact, term of alimony has been discussed very often with those pharases "being married for one year and then paying the alimony for ten years or twenty year" , "paying the alimony until you’re death" etc. recently. The type of alimony referred to with such expressions, is only one of the types of alimony in Turkish Legal System. The type of alimony (hereinafter Poverty Alimony) which is studied in this article is the one paid to former spouse on a monthly basis and this continues until the death of either spouse or the remarriage of the lower-earning spouse mostly.

The type of alimony which is studied in this article, poverty alimony, should not be confused with material and moral compensation and also with any other types of alimony in Turkish Legal System. In this article, into the introduction, the diffrences between these types of alimonies and compensation are briefly mantioned and as follows the term of Povery Alimony is studied in detail from many aspects.

GİRİŞ

Mevzuatımızda nafaka, bakım nafakası ve yardım nafakası olarak ikiye ayrılmaktadır. Yardım nafakası, herkesin yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üst soyu ve alt soyu ile kardeşlerine nafaka vermesi şeklinde düzenlenmişken; bakım nafakası, doğum, evlenme ve boşanma gibi olgularla ilgili nafaka yükümlülüklerini kapsamaktadır. Bakım nafakası; tedbir nafakası, yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası olmak üzere üç ayrı alt başlıkta ele alınmaktadır. Bu çalışmada bakım nafakalarının alt başlıklarından biri olan yoksulluk nafakası ele alınmıştır.

Boşanmanın mali sonuçlarından biri olarak nafaka ile tazminat birbirinden ayırt edilmelidir. Nafaka ve tazminat arasındaki temel fark “kusur”dur. Nitekim yoksulluk nafakası bir ceza veya tazminat niteliğinde değildir. Yoksulluk nafakası talep eden eşin daha ağır kusurlu olmaması nafakaya hükmedilebilmesi için yeterlidir. Kusursuz eşin dahi, mahkeme kararıyla yoksulluk nafakası ödemekle yükümlü kılınması mümkündür.[2]

Buna karşılık tazminat sorumluluğunun amacı, zarar görenin zararının giderilmesidir. Tazminat ile amaçlanan, zararın ortadan kaldırılması ve bu suretle zarar verici fiil gerçekleşmeseydi zarar görenin mal ve şahıs varlığı ne durumda olacak idiyse bunun mümkün olduğunca sağlanmasıdır.[3] Dolayısıyla tazminata hükmedilebilmesi için hukuka aykırı bir fiil, zarar, kusur ve fiil ile zarar arasındaki nedensellik bağı bulunmalıdır.[4]

Bu çalışmada da, araştırma ve yayın etiği ilkeleri doğrultusunda, ilk olarak yoksulluk nafakası genel olarak incelenmiştir. Müteakiben, yoksulluk nafakasında kusur, yoksulluk nafakasının talep edilmesi, amacı, ödenme biçimi ve niteliğinden bahsedilmiştir. Sonrasında ise yoksulluk nafakasının “süresi” üzerinde durulmuştur. Yoksulluk nafakasının süresi: Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, 17.05.2012 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı ve bu kararın incelenmesi, kanun koyucu nezdinde yoksulluk nafakasının süresi ve son olarak da hakimin takdir yetkisi ve taleple bağlılık ilkesi çerçevesinde detaylıca incelenmiştir.

I. YOKSULLUK NAFAKASI

A) GENEL OLARAK

Yoksulluk nafakası, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Aile Hukuku başlıklı İkinci Kitabının Birinci Kısmı olan Evlilik Hukukunun Boşanma başlıklı İkinci Bölümünde açık kanun hükmü ile düzenlenmiştir.

Buna göre: “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” (TMK m. 175)

B) YOKSULLUK NAFAKASININ TALEP EDİLMESİ

Hakimin yoksulluk nafakasını hükme bağlayabilmesi için eşlerden birinin boşanma davası ile birlikte veyahut da ayrı bir dava ile yoksulluk nafakasını talep etmesi gerekir. Zira, Medeni Yargılama Usul Hukuku ilkeleri çerçevesinde hakimin kendiliğinden yoksulluk nafakasına hükmedebilmesi mümkün değildir.

Yoksulluk nafakası boşanma davasında talep edildiği takdirde, boşanmaya dair ilamın feri niteliğinde olarak ilgili ilamda yer alır. Buna karşılık yoksulluk nafakasına ilişkin taleplerin ayrı bir dava ile talep edilebilmesi de mümkündür.[5] Yoksulluk nafakası talep edilirken, talep edilen miktar açık ve net olarak belirtilmelidir.[6]

Boşanma ile yoksulluğa düşecek olan eş lehine hükmedilen yoksulluk nafakası, boşanma davasında verilen “boşanma hükmü” kesinleştikten sonra işlemeye başlar.[7]

C) YOKSULLUK NAFAKASINDA KUSUR

Ek olarak, maddi ve manevi tazminattan farklı olarak yoksulluk nafakası söz konusu olduğunda, kendisinden talepte bulunulan eşin kusurlu olması aranmaz. (TMK m. 175/2) Yoksulluk nafakası, boşanmadan sonra yoksulluğa düşecek olan tarafı koruma amacına yöneliktir. Bu sebeple de yoksulluk nafakası, hiçbir suretle yükümlüsüne yükletilen bir ceza veya tazminat niteliğinde olmayacaktır. Nitekim, yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için, yoksulluk nafakası talep eden eşin kusurunun daha ağır daha ağır olmaması gerekir. Yani, yoksulluk nafakası talep eden eş, kusursuz veya daha az kusurlu olmalıdır.[8]

D) YOKSULLUK NAFAKASININ AMACI

Geçimini kendi mali kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkanından yoksun olan taraf diğer koşullar da mevcut ise yoksulluk nafakası talep edebilecektir. Ancak yoksulluk nafakasının amacı, hiçbir zaman nafaka alacaklısını zenginleştirmek değildir. Yoksulluk nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünülmüştür. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmasının yanı sıra, nafaka talep edilen eşin de nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması, diğer bir ifadeyle kendi kusurundan kaynaklanmamak koşuluyla yoksul olmaması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, yoksulluk nafakasının sosyal ve ahlaki düşüncelere dayanması özelliği, sadece nafaka talep eden tarafa nafaka verilmesinde değil, aynı zamanda nafaka talep edilen tarafın nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması koşulunda da kendisini göstermektedir.[9]

Kısacası özünde sosyal ve ahlaki düşüncelere dayanan yoksulluk nafakası, evlilik birliği süresince eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün evlilik birliği sona erdikten sonra da kısmen devam etmesi niteliğindedir. Diğer bir deyişle yoksulluk nafakası, evlilik birliği süresince devam eden bakım ve geçindirme ödevinin devam ettirilmesi anlamını taşımaktadır.[10]

Şu da unutulmamalıdır ki, yoksulluk nafakası ile amaçlanan talepte bulunanın evli olduğu zamanki hayat seviyesini devam ettirmesinin ve refah içinde yaşamasının temini değildir. Dolayısıyla, yoksulluk nafakası yükümlüsünün varlıklı oluşu, talep edenin yoksulluğunu giderecek miktardan daha fazla nafakaya hükmedilmesine sebep olmamalıdır.[11]

E) YOKSULLUK NAFAKASININ ÖDENME BİÇİMİ

Yoksulluk nafakasının irat biçiminde ödenmesine karar verilebileceği gibi toptan ödenmesine de karar verilebilir.[12]

Bu husus TMK'da açıkça hükme bağlanmıştır. Buna göre: Maddi tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevi tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Hakim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.” (TMK m. 176)

II. YARGITAY KARARLARI DOĞRULTUSUNDA YOKSULLUK NAFAKASININ SÜRESİ

Yargıtay, yerleşik içtihat niteliğindeki kararlarında, TMK m. 175/1’de yer alan “…süresiz olarak…” ifadesini hakim için bağlayıcı bir zorunluluk olarak yorumlamaktadır. Dolayısıyla Yargıtay içtihatları doğrultusunda, hükmedilen yoksulluk nafakasının süre ile sınırlandırılması mümkün olmaz; ancak durum ve koşullara göre nafaka miktarının azaltılması söz konusu olabilir.[13]

Yargıtay’ın söz konusu yorumu, güncel toplumsal gereksinimlere ve anlayışa uygun değildir.[14]

Nitekim son zamanlarda yerel mahkemeler tarafından da, her ne kadar yukarıda belirtilen YHGK kararının hilafına da olsa, talep edilmesi halinde “toplu yoksulluk nafakası” ödenmesine hükmedilmektedir ve bu kararlar istinaf yargılaması sonucunda Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından onanmaktadır. [15]

III. YOKSULLUK NAFAKASI SÜRESİNİN ANAYASAL İNCELEMESİ

A) ANAYASA MAHKEMESİNİN YOKSULLUK NAKAFAKASI SÜRESİNE İLİŞKİN KARARI

1- Genel Olarak

22.11.2001 tarihinde TMK m. 175/1’de yer alan “… süresiz olarak …” ifadesinin Anayasa’nın Cumhuriyetin Nitelikleri, Kanun Önünde Eşitlik, Ailenin Korunması ve Çocuk Hakları’na ilişkin maddelerine aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmuştur. 17.05.2012 tarihinde ise, işin esasına girerek, oy çokluğu ile ilgili ifadenin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilmiştir.[16]

2- Oy çokluğu ile Alınan Karar

Oy çokluğu ile alınan ilgili Anayasa Mahkemesi kararında, “… süresiz olarak …” ifadesi yalnızca Anayasa m. 2’de yer alan Cumhuriyetin Nitelikleri bakımından incelenmiştir. Anayasa m. 10’da yer alan Kanun Önünde Eşitlik ve Anayasa m. 41’de yer alan Ailenin Korunması ve Çocuk Hakları bakımından ise “ilgisi görülmediğinden” inceleme yapılmamıştır.

Bu ifadenin Anayasa’nın 2. Maddesine aykırılığı noktasında yapılan incelemede ise Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “sosyal hukuk devleti” ilkesinin, devletin vatandaşlarına asgari bir yaşama düzeyi sağlamayı kendisine görev bilen ve bu yüzden devletin sosyal ve ekonomik yaşama aktif müdahalesini meşru ve gerekli gören bir anlayışı ifade ettiği vurgulanmıştır. Buna göre vatandaşların sosyal durumlarıyla ilgilenen sosyal hukuk devleti, insan onurunun korunmasını amaçlayacaktır ve bunun için sosyal adaleti sağlamaya çalışacaktır. Sosyal hukuk devleti, kişi ve toplum yararı arasında denge kuran, toplumsal dayanışmayı üst düzeyde gerçekleştiren, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak eşitliği, sosyal adaleti sağlayan ve toplumsal dengeleri gözeten devlettir. Bunun yanı sıra itiraz konusu “süresiz olarak” ibaresi, nafaka alacaklısının her zaman ölünceye kadar yoksulluk nafakası alacağı anlamına gelmemektedir.

Nitekim, TMK m. 176 uyarınca irat biçiminde ödenmesine karar verilmiş olan nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkacaktır; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde de mahkeme kararıyla kaldırılacaktır. Ek olarak tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir ve hakim, talep edilmesi hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.

Kısacası, Kanunda bu ibareye yer vermesinin amacı, boşanmadan dolayı yoksulluğa düşecek olan eşin diğer eş tarafından, şartları bulunduğu sürece ekonomik yönden desteklenmesi ve asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanmasıdır.

Dolayısıyla, TMK m. 176/3’de yer alan yoksulluk nafakasının sona ermesine ilişkin sebeplerin geniş içerikli olması ve bu suretle nafaka borçlusunu korumasından ötürü nafaka süresi sınırlanmamalıdır. Bu görüşe göre, yoksulluk nafakası ahlaki ve dayanışmacı niteliği haiz olup sosyal devlet ilkesinin somut bir uygulaması niteliğindedir. Sosyal devlet ilkesinin uygulanması bakımdan yoksulluk nafakasının süresiz olması da pekala hakkaniyete uygundur.[17]

Yukarıda açıklana sebeplerle itiraz konusu olan kuralda, boşanma sebebiyle yoksulluğa düşen eşi korumak için diğer eşin, koşulları bulunduğu sürece, herhangi bir süre sınırı olmaksızın yoksulluk nafakası vermesi düzenlendiğinden bahisle bu yükümlülük sosyal hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak kabul edilmiş ve iptal isteminin reddine karar verilmiştir.

3- Karşı Oy Yazısı

Anayasa Mahkemesi üyelerinden Hicabi DURSUN’un karşı oy yazısında ise “… süresiz olarak …” ibaresinin Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “sosyal hukuk devleti” ilkesine aykırı olduğu savunulmuş ve gerekçelendirilmiştir. Aşağıda bu gerekçelere detaylıca yer verilmiştir.

Karşı oy gerekçesinde hakkaniyetin, ne olduğu ve önemi vurgulanmış sonrasında ise Türk Medeni Yargılama Hukuku ve Anayasa Hukukundaki yerinden ayrıca bahsedilmiştir. Bu noktada ise Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında hakkaniyet ilkesinin ölçüt olarak alındığı ve Anayasa m. 2 kapsamında Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti kavramının: İnsan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, konulan kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerini göz önünde tutan, hakların elde edilmesini kolaylaştıran ve hak arama özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıran devlet olduğunu vurgulanmıştır. Buna göre yasaların hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Yasa koyucu hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanmalıdır.

Yoksulluk nafakasını düzenleyen TMK m. 175’de yoksulluk nafakasının belirlenmesinde evliliğin süresi, nafaka alacak eşin yaşı, çalışma gücünün niteliği gibi özel şartlar aramamıştır. Bu anlamda insanların boşanarak aralarındaki hukuki ilişkiyi bitirmiş olmalarına rağmen evlilik birliğinde var olan sorumluluklarının ömür boyu devam etmesi, hem insaflı değil, hem de hakkaniyete aykırıdır. Nitekim karşı oy yazısında da aynen belirtildiği gibi: "Boşanmadan kaynaklanan bir nafaka alacağının varlığının belli koşullar altında, nafaka borçlusunun veya nafaka alacaklısının yaşamı boyunca, sanki mülkiyet hakkıymış gibi sürekli olması, hak düşürücü süre ve zamanaşımı kavramlarının kabul edildiği bir hukuk sisteminde adalet duygusunu zedelemektedir.”

Bu anlamda “Yoksulluk nafakasının süresiz olması, ileride nafakanın artırılması, nafakanın azaltılması veya nafakanın kaldırılması davalarının açılmasına neden olacaktır. Bu durumda nafaka yükümlüsü eski eşin nafaka alan tarafın kanunda yazılı şartları taşıyıp taşımadığını kontrol amacıyla, onun özel hayatına müdahale anlamına gelebilecek davranışlara ve onun üzerinde psikolojik baskı kurmasına neden olabilecektir. Yoksulluk nafakasının süresiz olması bu nafakayı alan tarafın, karşı tarafı ömür boyu cezalandırmak amacıyla gelir getirici bir işte çalışmama ve evlilik ekti yapmadan birlikte yaşama gibi davranışlara itebilecektir. Bu haller yoksulluk nafakasının süresiz de olsa bir ceza olmadığını savunan görüşleri haksız çıkarmaktadır. Tarihin hiçbir döneminde, hiçbir hukuk sistemi boşanan eşlerden biri yoksulluğa düşecek diye diğeri için ömür boyu sürebilecek yoksulluk nafakası yükümlülüğü öngörmemiştir. Dolayısı ile yoksulluk nafakasının süresiz uygulanmasının nedeni ahlaki ve sosyal gerekçelerle açıklanamaz.”

Devamında ise yoksulluğun sebebinin sadece, eşinden boşanan tarafın davranışları ve boşanmanın kendisi olamayacağı ve yoksulluğun küresel bir sorun olduğu ve bunun kamu yetkilileri tarafından müdahale edilmesi gereken bir durum olduğu vurgulanmıştır. Bu kapsamda ise devlet tarafından, yoksulluğa karşı sosyal hak ve siyasi sorumluluk temeline dayanan yaklaşımlar geliştirilmesinin gerekliliği üzerinde durulmuştur. Zira yine karşı oy yazısında aynen açıklandığı gibi: Anayasanın 2. maddesinde yer alan sosyal hukuk devleti” vatandaşlarına asgari geçim düzeyi sağlamayı kendisine görev bilen ve bu yüzden devletin sosyal ve ekonomik yaşama aktif müdahalesini meşru ve gerekli gören bir anlayışı ifade eder. Vatandaşların sosyal durumlarıyla ilgilenen sosyal hukuk devleti, insan onurunun korunmasını amaçlar ve bunun için sosyal adaleti ve refahı sağlamaya çalışır. Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında vurguladığı gibi, sosyal devlet, sosyal adaletin, refahın ve güvenliğin gerçekleşmesini sağlayan devlettir.”

Ve son olarak, üyenin karşı oy yazısında, tamamen hemfikir olduğumuz şu ifadelere aynen yer verilmiştir:Kültürümüzden kaynaklanan yardımsever eğilimlerinin, aile dayanışmasının, hayır kurumları ve vakıflar gibi geleneksel kurumların yoksullukla mücadele bağlamındaki faaliyetleri sık sık övgüyle anılmaktadır. Ancak, aynı zamanda toplumsal bir olgu olan ve Devletin aktif olarak mücadele etmesi gereken yoksulluğun sorumluluğunun, boşanan taraflardan birisinin üzerine ömür boyu yüklenmesi, kanımca, sosyal devlet ilkesine, hakkaniyete ve mantığa da uygun bir çözüm değildir.”

4- Kanaatimiz

Oy çokluğu ile alınan kararda “… süresiz olarak …” ifadesinin Anayasaya aykırılığı yalnızca, Cumhuriyetin Nitelikleri’ne ilişkin Anayasa m. 2 kapsamında değerlendirilmiştir. Kanun Önünde Eşitlik’e ilişkin Anayasa m. 10 ve Ailenin Korunması ve Çocuk Hakları’na ilişkin Anayasa m. 41 kapsamında ise “ilgisi görülmediğinden” inceleme yapılmamıştır. Kanaatimce bu maddelerin “ilgisiz” olarak nitelendirilmesinin gerekçesine kararda yer verilebilirdi.

Bununla birlikte yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemede “boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf” ifadesi kullanılmakla hem kadın hem de erkeğin yoksulluk nafakası talep edebileceği zımni olarak vurgulanmıştır. Dolayısıyla burada eşitlik ilkesinin ihlalinden bahsedilebilmesi mümkün değildir. Diğer bir deyişle yoksulluk nafakasına ilişkin TMK'da yer alan düzenlemenin Anayasa’nın 10. maddesine aykırı olduğunu söylemek mümkün değildir. Kısacası Anayasa Mahkemesi kararı Anayasa m. 10 kapsamında ilgisiz bulunması sebebiyle inceleme yapmaması noktasında yerindedir.

Bununla birlikte aile hukukuna ilişkin önemli bir düzenleme olan yoksulluk nafakasının, Ailenin Korunması ve Çocuk Haklarına ilişkin Anayasa m. 41 kapsamında ilgisiz olarak nitelendirilmesi ise şaşırtıcıdır. Nitekim uygulamada süresiz irat şeklinde bağlanan yoksulluk nafakasının sonucu olarak nafaka alacaklısı olan taraf, evliliğin süresi, çocuk olup olmaması gibi faktörler gözetilmeksizin sürekli olarak bir alacak hakkına kavuşmaktadır. Bu sonucun doğurması hem kadın hem erkek olmak üzere her iki taraf için de evliliğe dair verilecek olan kararı etkileyebilecek niteliktedir. Her iki tarafında evlenip evlenmeme kararını etkileyebilecek nitelikte olan bu düzenlemenin Anayasa’nın 41. Maddesi ile ilgisiz olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Uygulamada kendisine sürekli nafaka bağlanan eş, nafakanın kesilmesinden çekindiğinden ikinci bir evlilik yapmaktan kaçınabilecektir ve evlilik dışı fiili birliktelik yaşayabilecektir; ömür boyu nafaka ödemek durumunda kalacağını düşünen eş ise bu olasılıktan çekindiğinden evlilikten kaçınabilecektir. Dolayısıyla ailenin kurulması noktasında, işbu düzenlemenin ailenin korunması amacına hizmet etmediği; hatta uygulamada tam aksi sonuçlar doğurabileceği aşikardır. Bu düzenlemenin Anayasanın 41. maddesi ile ilgisi olmadığını savunmak ise evleviyetle mümkün değildir. Nitekim “Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.” (Anayasa m. 41/1)

Bütün bu hususların yanı sıra, yoksulluk nafakasının süresiz olmasının; nafakanın artırılması, azaltılması veya tamamen ortadan kaldırılması için kanunda yazılı şartların oluşup oluşmadığını kontrol amacıyla eski eşlerin birbirlerinin özel hayatına müdahale anlamına gelebilecek davranışlarda bulunmasına neden olabileceği ve nafaka yükümlüsünü adeta cezalandırmak amacıyla ömür boyu bir işte çalışmaktan kaçınma ve evlilik birliği dışında fiili birliktelik yaşamaya gibi sonuçlar doğurabileceği de gözden uzak tutulmamalıdır. Kısacası, uygulamada yoksulluk nafakasının süresiz olması, evlilik ve aile kurumuna zarar verici niteliktedir.[18]

Anayasa’nın 2. Maddesine göre: “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” Bu hususta ise karşı oy yazısına tamamıyla katılmaktadım. Zira, sosyal devlet anlayışı, devletin sosyal adaletin ve sosyal barışın sağlanması için ekonomik ve sosyal hayata aktif müdahalesini gerekli ve meşru gören bir anlayıştır. Bu anlayış, herkese insan onuruna yaraşır asgari bir hayat seviyesi sağlamayı amaçlar.[19] Dolayısıyla, sosyal bir hukuk devleti, sosyal hak ve siyasi sorumluluk temelli yaklaşımlar ile vatandaşlarının yoksulluğa düşmesinin önüne geçmek suretiyle refah ve güvenliğin gerçekleşmesini sağlamakla yükümlüdür. Devletin bu yükümlülüğününün, evliliğin süresi vs. gibi hiçbir ayrım gözetilmeksizin salt boşanma dolayısıyla bir kişi tarafından gerçekleştirmesini beklemek hakkaniyete aykırı olacaktır.

Bununla birlikte oybirliği ile alınmış olan Anayasa Mahkemesi kararında da belirtildiği gibi yoksulluk nafakası, eşler arasındaki karşılıklı dayanışma yükümlülüğünün evliliğin sona ermesinden sonra da devam etmesi niteliğindedir. Dolayısıyla yoksulluk nafakasının belirlenmesinde, hem evliliğin bitmesinden sonra devam eden dayanışma yükümlülüğü hem de eşler arasındaki bağın mümkün olan en kısa zamanda sona erdirilmesi ilkesi beraber gözetilerek eşlerin menfaatleri arasında denge sağlanmalıdır.[20]

B) ANAYASA MAHKEMESİ KARARININ ANAYASA’NIN 152. MADDESİ İLE BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMESİ

“Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz.” (Anayasa m. 152/4)

Yukarıdaki Anayasal düzenlemeye paralel olarak Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’da da ayrıca bir düzenleme öngörülmüştür. 6216 sayılı Kanunun 41. Maddesi uyarınca, “Mahkemenin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmi Gazetede yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz.”

Bu düzenlemeler ışığında Anayasa Mahkemesi, Anayasaya aykırılığı ileri sürülen kanun hükmü hakkında on yıllık yasağın söz konusu olup olmadığını kendiliğinden araştırıp incelemek ve yasak söz konusu ise, davayı esasa girmeden usulden reddetmek zorundadır. Diğer mahkemelerin de bu on yıllık yasağı itiraz yoluyla başvurularda kendiliğinde göz önünde tutmaları ve yasağın varlığı halinde, kural olarak, önlerindeki davayı Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar geri bırakmak yerine kanun hükmünü uygulayarak yürütmeleri gerekir.[21]

22.11.2001 tarihinde TMK m. 175/1’de yer alan “… süresiz olarak …” ifadesinin Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmuştur. 17.05.2012 tarihinde ise oy çokluğu ile ilgili ifadenin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilmiştir ve bu karar 26.06.2012 tarihinde 28335 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.[22]

Anayasa Mahkemesi, somut norm denetimi sonucunda verdiği bu kararda, itiraz yoluyla yapılan başvuruyu esastan incelemiştir.[23] Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi’nin bu kararda işin esasına girerek red kararı verdiği ve bu kararın yayımlanmasından itibaren on yıl geçmiş olduğu dikkate alındığında, söz konusu ifadenin Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla yeniden Anayasa Mahkemesi’ne başvurulabilmesinin mümkün olduğunu ifade etmek gerekir. (Anayasa m. 152/4)

IV. YOKSULLUK NAFAKASI SÜRESİNİN KANUN KOYUCU NEZDİNDE İNCELENMESİ

Ülkemizin değerli hukukçuları ile fikir alışverişinde bulunmak suretiyle toplantılarını gerçekleştiren Meclis Araştırma Komisyonu’nun 14 Mayıs 2016 tarihli ve 399 sıra sayılı Komisyon Raporu incelendiğinde, yoksulluk nafakasına ilişkin birtakım öneri ve görüşlerin de bulunduğu görülmektedir. Buna göre, ilgili raporun birkaç farklı sayfasında yoksulluk nafakasının süre ile sınırlandırılmasının gerekliliği vurgulanmıştır. [24]

V. YOKSULLUK NAFAKASININ BELİRLENMESİNDE HAKİMİN TAKDİR YETKİSİ VE TALEPLE BAĞLILIK İLKESİ

Taleple bağlılık ilkesi, tarafların talebinden fazlasına mahkemece hüküm verilememesidir. [25] Dolayısıyla hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. (HMK m. 26/1)

Nitekim, uyuşmazlık tarafının maddi hukuktan kaynaklanan bir hakkının, bazı istisnai durumlar haricinde, yalnızca bir kısmının ileri sürülmesine bir engel yoktur. Bu durumda ise mahkeme, taleple bağlılık ilkesinin sonucu olarak talep edilenden fazlasına hükmedemeyecektir.[26]

Her ne kadar taleple bağlılık ilkesi boşanma davalarında mutlak suretle uygulanmasa dahi boşanma davalarında kural olarak taleple bağlılık ilkesi geçerlidir. Diğer bir deyişle davanın geri alınabilmesi, davadan ve feri sonuçlarından feragat edilebilmesi pekala mümkündür.[27] Dolayısıyla yukarıda açıklandığı gibi boşanma davası ile birlikte sürülen, boşanmaya dair ilamın ferisi niteliğindeki yoksulluk nafakası ve ayrı bir davada ileri sürülerek talep edilmiş olan yoksulluk nafakası hakkında da usul hukuku bakımından geçerli olan taleple bağlılık ilkesinin uygulama alanı bulacağına şüphe yoktur.

Dolayısıyla, yoksulluk nafakası talep edilmemişse bu halde yoksulluk nafakasına hükmedilemeyecektir. Bununla birlikte nafaka talep eden eş bu talebini belirli bir süre ile sınırlandırdığı takdirde hakimin, taleple bağlılık ilkesi uyarınca bu taleple bağlı olduğu ve ancak talep edilen süre ile sınırlı olmak üzere nafakaya hükmedebileceği de kuşkusuzdur.[28]

Öğretide ileri sürülen görüşe göre, yoksulluk nafakası süresiz olarak talep edilmiş olsa dahi hakim takdir yetkisini kullanmak suretiyle süreli yoksulluk nafakasına hükmedebilecektir. Bu görüşe göre, TMK m. 175’te boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan eşin süresiz olarak nafaka “isteyebileceği” düzenlenmektedir. Bu hükümden eşin nafaka talebini belirli bir süreyle sınırlandırmasının da mümkün olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Bu durumda kuşkusuz hakim, taleple bağlıdır ve talep sonucundan daha fazlasına karar veremez. Ancak, söz konusu düzenlemeden, nafakanın süresiz olarak talep edilmesi durumunda, hakimin süresiz nafakaya hükmetmek zorunda olup olmadığına dair bir çıkarım yapılamamaktadır. Sonuç olarak, hakimin yoksulluk nafakasının süresi konusunda karar verirken takdir yetkisi bulunduğunu kabul etmek gerekir.[29]

Nitekim Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 144. maddesinde 3444 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle maddedeki yoksulluk nafakasını süre bakımından sınırlayan bir yıllık süre kaldırılarak yerine “…süresiz olarak…” nafaka istenebileceğine dair hüküm getirilmesi, bilinçli bir değişiklik olmasına karşılık; söz konusu değişiklik ile hakime belirli bir süreyle sınırlı olarak nafakaya hükmedebilme konusunda takdir yetkisi bırakılmadığı sonucuna varılması için hukuki bir dayanak bulunmamaktadır. Nitekim, madde metnine göre de nafaka alacaklısı süresiz olarak nafaka “isteyebilir” buna karşılık hakimin “…süresiz olarak…” yoksulluk nafakasına hükmetme zorunluluğuna dair bir hukuki düzenleme bulunmamaktadır.[30]

SONUÇ

Boşanmanın mali sonuçlarından biri olarak düzenlenen ve aynı zamanda da bakım nafakası niteliğinde olan yoksulluk nafakası, evlilik birliği süresince eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün devam ettirilmesi anlamına gelir. Yoksulluk nafakasında amaç zenginleşme değil; boşanma sonucunda yoksulluğa düşen tarafın asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanmasıdır. Kusur noktasında, tazminattan farklı olarak, talep eden eşin daha ağır kusurlu olmaması nafakaya hükmedilebilmesi için yeterlidir. Taleple bağlılık ilkesi uyarınca mahkeme talep olmaksızın kendiliğinden yoksulluk nafakasına hükmedemeyecektir. Bununla birlikte TMK m. 176 uyarınca yoksulluk nafakasının irat biçiminde veya toptan olarak ödenebilmesi mümkündür.

Yoksulluk nafakasına ilişkin TMK m. 175’de yoksulluk nafakasının “süresiz olarak” istenebileceği hükme bağlanmıştır. Yargıtay içtihatlarınca bu ifade hakim için bağlayıcı bir zorunluluk olarak yorumlanmaktadır ve yoksulluk nafakasının süre ile sınırlandırılmaması gerektiği vurgulanmaktadır. Yargıtay’ın söz konusu yorumu güncel toplumsal gereksinimlere uygun değildir. Nitekim uygulamada, yerel mahkemeler tarafından talep edilmesi halinde hakkaniyete uygun olarak ve evliliğin süresi vs. gibi birtakım etkenler gözetilerek toplu yoksulluk nafakasına hükmedilebilmekte ve bu kararlar istinaf mercilerince de onaylanmaktadır.

2001 yılında “…süresiz olarak…” ifadesinin Anayasa’nın 2., 10. ve 41. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Anayasa Mahkemesi tarafından, oy çokluğuyla ve işin esasına girilerek söz konusu ifadenin Anayasa’ya aykırılık teşkil etmediğine karar verilmiştir ve bu karar 2012 yılında Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi’nin bu kararda işin esasına girerek red kararı verdiği ve bu kararın yayımlanmasından itibaren on yıl geçmiş olduğu göz önünde bulundurulsa söz konusu ifadenin Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla yeniden Anayasa Mahkemesi’ne başvurulabilmesi mümkündür. (Anayasa m. 152/4)

Süresiz olarak yoksulluk nafakasına hükmedilmesi özellikle son zamanlarda sıkça gündeme gelmekte ve hakkaniyete uygun olmadığı gerekçesi ile eleştirilmektedir. Nitekim, yukarıda detaylıca açıklanan Anayasa Mahkemesi kararında yer alan karşı oy yazısı ve kanaatimize göre de evliliğin süresi, tarafların yaşları vb. gibi hiçbir etken gözetilmeksizin boşanmadan dolayı yoksulluğa düşecek olan tarafa “süresiz olarak” nafaka bağlanması hakkaniyete aykırıdır. Nitekim, oy çokluğu ile verilen Anayasa Mahkemesi kararında da vurgulandığı gibi, Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “sosyal hukuk devleti” ilkesi doğrultusunda, devletin görevi vatandaşlarına asgari bir yaşama düzeyi sağlamaktır. Bu nedenle de devletin sosyal ve ekonomik yaşama aktif müdahalesi meşru ve gereklidir. Ancak sosyal bir hukuk devleti, sosyal hak ve siyasi sorumluluk temelli yaklaşımlar ile vatandaşlarının yoksulluğa düşmesinin önüne geçmek suretiyle refah ve güvenliğin gerçekleşmesini sağlamakla yükümlüdür. Özellikle, evliliğin süresi dikkate alınmaksızın, sadece boşanmanın gerçekleşmesi sebebiyle, boşanarak aralarındaki hukuki ilişkiyi bitirmiş olmalarına rağmen, eşlerden birinin evlilik birliğinde var olan sorumluluklarının ömür boyu devam etmesi, hakkaniyete uygun değildir.

Aynı zamanda, yukarıda detaylıca açıklanan Anayasa Mahkemesi kararının karşı oy yazısında aynen yer verilen ifadelerle, ”Boşanmadan kaynaklanan bir nafaka alacağının varlığının belli koşullar altında, nafaka borçlusunun veya nafaka alacaklısının yaşamı boyunca, sanki mülkiyet hakkıymış gibi sürekli olması, hak düşürücü süre ve zamanaşımı kavramlarının kabul edildiği bir hukuk sisteminde adalet duygusunu zedelemektedir.”

Bununla birlikte yoksulluk nafakasına süresiz olarak hükmedilmesi “Ailenin Korunması” bakımından da olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Nitekim, kendisine sürekli nafaka bağlanan eş, nafakanın kesilmesinden çekindiğinden ikinci bir evlilik yapmaktan kaçınabilmekte ve evlilik dışı fiili birliktelik yaşayabilmektedir.

2016 yılında gerçekleştirilen Meclis Araştırma Komisyonu toplantısında da yoksulluk nafakasının süre ile sınırlandırılmasının gerekliliği vurgulanmıştır.

Her ne kadar TMK m. 175’de yer alan “…süresiz olarak…” ifadesi yasal olarak değiştirilmemiş ya da iptal edilmemiş olsa da; taleple bağlılık ilkesi doğrultusunda kendisinden nafaka talep edilen tarafça, yoksulluk nafakasının “aylık … TL'den … yıllık toplam … TL toplu olarak ödenmesi” talep edildiği takdirde hakimin toplu nafakaya hükmetmesi önünde bir engel yoktur. Nitekim toplu yoksulluk nafakasına dair yerel mahkemeler tarafından verilen kararlar Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından onanmaktadır. Öğretide yoksulluk nafakası süresiz olarak talep edilmiş olsa dahi hakimin takdir yetkisini kullanmak suretiyle süreli yoksulluk nafakasına hükmedebileceği de savunulmaktadır.

Öğretide, süresiz olarak nafaka istenebileceğine dair bu düzenleme doğrultusunda hakime belirli bir süre ile sınırlı olarak nafakaya hükmetmesi konusunda takdir yetkisi bırakılmadığı sonucuna varılması için madde metninde bir dayanak bulunmadığı savunulmaktadır. Kanunun ruhuna göre yorumlanmasına dayandırılan bu görüşe göre, nafaka alacaklısı süresiz olarak nafaka isteyebilir; ancak hakimin nafakaya süresiz olarak hükmetmesi zorunluluğuna ilişkin yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla süresiz olarak nafaka talep edilmiş olsa dahi hakimin bu talepten daha azına karar vererek belirli süre ile yoksulluk nafakasına hükmetmesi mümkündür. [31] Ancak buna rağmen, kendisinden yoksulluk nafakası talep edilen tarafın, dava veya cevap dilekçesinde, hakkında yoksulluk nafakası ödemesine hükmedilmesi halinde bunun toplu olarak ödenmesine hükmedilmesini talep etmesi yerinde ve lehine olacaktır. Zira hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Ancak duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. (HMK m. 26/1)

Son olarak, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yoksulluk nafakasının toplu olarak ödenmesine ilişkin yerel mahkeme kararının onanmaması durumunda ise Anayasa’nın 148’inci maddesi uyarınca olağan kanun yolları tüketildikten sonra ve yukarıda bahsi geçen Anayasa Mahkemesi kararının yayımlanmasından itibaren on senenin geçmiş olması sebebiyle Anayasa Mahkemesi’ne somut norm denetimi yoluyla yeniden başvurularak “…süresiz olarak…” ifadesinin iptalinin talep edilebilmesi mümkündür.

Av. Melisa GÜLHAN

KAYNAKÇA

Kitaplar

Akıntürk Turgut/Ateş Derya, Türk Medeni Hukuku Aile Hukuku (Cilt 2), 24. Baskı, Beta Yayıncılık, Ankara, 2022.

Akkaya Tolga, Medeni Usul Hukuku Bakımından Boşanma Davası, 1. Baskı, Yetkin Yayıncılık, Ankara, 2017.

Dural Mustafa/Öğüz Tufan/Gümüş Mustafa Alper, Türk Özel Hukuku (Cilt 3, Aile Hukuku), 9. Baskı, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2014.

Erdoğan İhsan, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 4. Baskı, Gazi Kitabevi, Ankara, 2019.

Kayar İsmail, Borçlar Hukuku, 11. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2019.

Kayıhan Şaban/Ünlütepe Mustafa, Medeni Hukuk Bilgisi, 4. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2017.

Kuru Baki/Aslan Ramazan/Yılmaz Ejder, Medeni Usul Hukuku, 25. Baskı, Yetkin Yayıncılık, Ankara, 2014.

Özbudun Ergun, Türk Anayasa Hukuku, 22. Baskı, Yetkin Yayıncılık, Ankara, 2022.

Ruhi Canan/Ruhi Ahmet Cemal, Nafaka Hukuku, 4. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021.

Şıpka Şükran, “Yoksulluk Nafakasının Süresine Eleştirel Bir Yaklaşım”, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi’ye 80. Yıl Armağanı, 1. Baskı, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2018.

Uzun Mine, Yargıtay Kararları Kapsamında Yoksulluk Nafakası, 6. Baskı, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2013.

Makaleler

Baş Seda/Özcan Nisa, Yoksulluk Nafakasında Süre Sorununun Anayasal ve Medeni Hukuk Boyutlarıyla Tartışılması ve Bir Öneri Olarak Boşanma Tazminatı, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2022, C. 4, S. 1, s. 328-383.

Kulaklı Emrah, Yoksulluk Nafakası ve Yoksulluk Nafakasının Süresi Bağlamında Bir Mukayeseli Hukuk İncelemesi, İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2018, C. 5, S. 2, s. 237-268.

Oğuz Habip, Taleple Bağlılık İlkesi Bakımından Yargıtay’ın Bir Kararının İncelenmesi, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, 2016, S. 8, s. 301-316.

Öden Merih, Türk Anayasa Yargısında On Yıl Süreli Denetim Yasağı, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 2000, C. 55, S. 4, s. 47-81.

Yağcı Kürşat, Yoksulluk Nafakasında “Süresizlik” Sorunu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, 2018, C. 76, S. 1, s. 323-358.

Mahkeme Kararları

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2013/9666, K. 2013/10215, T. 17.06.2013 sayılı kararı.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2001/5519, K. 2001/6977, T. 03.05.2001 sayılı kararı.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2295, K. 2020/436, T. 17.06.2020 sayılı kararı.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T. 02.05.1990, 2-111/261 sayılı kararı.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, E. 2018/2622, K. 2018/1201, T. 15.10.2018 sayılı kararı.

Anayasa Mahkemesi, E. 2011/136, K. 2012/72, T. 17.05.2012 sayılı kararı.

İnternet Kaynakları

https://karararama.yargitay.gov.tr/

https://www.hukukihaber.net/aymnin-2011136-e-201272-k-sayili-karari

Diğer Kaynaklar

2016 Meclis Araştırma Komisyonu Raporu. Ankara: Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu. (Yasama Dönemi ve Yılı: 26-1, Sıra Sayısı: 399, Tarih: 14 Mayıs 2016). (http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/sirasayi_sd.sorgu_baslangic). (Erişim Tarihi: 06.08.2023).

-------------

[1]Avukat, Ankara Barosu, Hacettepe Üniversitesi Özel Hukuk Doktora Öğrencisi

[2] Turgut Akıntürk/Derya Ateş, Türk Medeni Hukuku Aile Hukuku (Cilt 2), 24. Baskı, Beta Yayıncılık, Ankara, 2022, s. 302.

[3] İhsan Erdoğan, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 4. Baskı, Gazi Kitabevi, Ankara, 2019, s. 139.

[4] İsmail Kayar, Borçlar Hukuku, 11. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2019, s. 125-126.

[5] “Taraflar arasında görülen boşanma davasının; feri niteliğinde olan nafaka ve tazminatlar yönünden derdest ve davanın devamı sırasında kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davanın açıldığı tarih itibariyle kesinleşmiş bir yoksulluk nafakası mevcut olmadığından, bu nafakanın kaldırılmasının da talep edilemeyeceği…” Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2013/9666, K. 2013/10215, T. 17.06.2013 sayılı kararı.

[6] “Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için miktarın da belirtilmek suretiyle nafakanın açıkça talep edilmesi gerekir. Talep olmaksızın mahkeme bu konuda karar veremez.” Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2001/5519, K. 2001/6977, T. 03.05.2001 sayılı kararı.

[7] “…boşanma ile yoksulluğa düşecek olan eş lehine hükmedilen yoksulluk nafakası boşanma davasında verilen ‘’boşanma hükmü’’ kesinleştikten sonra işlemeye başlayacaktır.” Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2295, K. 2020/436, T. 17.06.2020 sayılı kararı.

[8] “… Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise; evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade etmektedir. Yine tazminat talep eden tarafın kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekmektedir. Diğer maddi koşulu ise tazminat istenenin kusurlu olmasıdır. … Ayrıca madde metninden de anlaşıldığı üzere yoksulluk nafakası isteminde bulunan tarafın kusurunun daha ağır olmaması gerekmektedir. Eş söyleyişle, boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu ya da ağır kusurlu eş lehine yoksulluk nafakasına hükmedilemeyecektir. Yine, yoksulluk nafakası, boşanmadan sonra yoksulluğa düşecek olan tarafı koruma amacına yönelik olduğu içindir ki, boşanmış olan yoksul tarafa verilecek olan yoksulluk nafakası, hiçbir surette diğer tarafa yükletilen bir ceza veya tazminat niteliğinde olmayacaktır. Şayet böyle olsaydı, sadece boşanmada kusuru olan eşten istenebilmesi gerekirdi. Oysa, maddede açıkça belirtildiği gibi, kusursuz eş dahi yoksulluk nafakası ödemekle yükümlüdür.” Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2295, K. 2020/436, T. 17.06.2020 sayılı kararı.

[9] “… TMK’nin 175. maddesinde geçen “yoksulluğa düşecek” kavramından ne anlaşılması gerektiği konusunda yasal bir tanımlama olmaması karşısında bu husus yargısal uygulamada kurallara bağlanmıştır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarihli ve 1998/2-656 E., 688 K.; 16.05.2007 tarihli ve 2007/2-275 E., 275 K.; 20.06.2019 tarihli ve 2017/2-2424, 2019/751 K. sayılı kararlarında; “yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim” gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların “yoksul” kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Başka bir ifadeyle, geçimini kendi mali kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkânından yoksun olan taraf diğer koşulları da varsa yoksulluk nafakası talep edebilecektir. … Yoksulluk nafakasının amacı hiçbir zaman nafaka alacaklısını zenginleştirmek değildir. Yoksulluk nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünülmüştür. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmasının yanı sıra, nafaka talep edilen eşin de nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması, diğer bir ifadeyle kendi kusurundan kaynaklanmamak koşuluyla yoksul olmaması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, yoksulluk nafakasının sosyal ve ahlâki düşüncelere dayanması özelliği, sadece nafaka talep eden tarafa nafaka verilmesinde değil, aynı zamanda nafaka talep edilen tarafın nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması koşulunda da kendisini göstermektedir.” Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2295, K. 2020/436, T. 17.06.2020 sayılı kararı.

[10] Turgut Akıntürk/Derya Ateş, Türk Medeni Hukuku Aile Hukuku (Cilt 2), 24. Baskı, Beta Yayıncılık, Ankara, 2022, s. 302.

[11] Mustafa Dural/Tufan Öğüz/Mustafa Alper Gümüş, Türk Özel Hukuku (Cilt 3, Aile Hukuku), 9. Baskı, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2014, s. 150.

[12] Şaban Kayıhan/Mustafa Ünlütepe, Medeni Hukuk Bilgisi, 4. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2017, s. 324.

[13] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T. 02.05.1990, 2-111/261 sayılı kararı.

[14] Kürşat Yağcı, “Yoksulluk Nafakasında “Süresizlik” Sorunu”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, 2018, C. 76, S. 1, s. 335-338.

[15] Yalnızca bu Bölge Adliye Mahkemesi Kararlarının örneklerinden biri olarak: “Kadının boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği sabittir. TMK'nın 169. Madde çerçevesinde tedbir nafakası verilmesi doğru olduğu gibi, yoksulluk nafakasına da karar verilmesi doğrudur ancak tarafların yaşları, 14/05/2013 tarihinde evlenip boşanma davasının 03/08/2015 tarihinde açıldığı fiili evlilik süresinin az olduğu gözetildiğinde yoksulluk nafakasının süresiz olarak hüküm altına alınması doğru bulunmamıştır. Davacı-davalı erkeğin yoksulluk nafakasına ilişkin istinaf talebinin ise kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin yoksulluk nafakasına ilişkin kararının kaldırılmasına, TMK'nın 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de gözetilerek TMK'nın 176/1. maddesi gereğince davalı-davacı kadın yararına aylık … TL'den … yıllık toplam … TL toplu yoksulluk nafakasının davacı-davalı erkekten tahsili ile davalı-davacı kadına verilmesine, fazlaya dair isteğin reddine karar vermek gerekmiştir.” (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, E. 2018/2622, K. 2018/1201, T. 15.10.2018 sayılı kararı.)

[16] Anayasa Mahkemesi, E. 2011/136, K. 2012/72, T. 17.05.2012 sayılı kararı.

[17] Mine Uzun, Yargıtay Kararları Kapsamında Yoksulluk Nafakası, 6. Baskı, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2013, s. 100.

[18] Seda Baş/Nisa Özcan, "Yoksulluk Nafakasında Süre Sorununun Anayasal ve Medeni Hukuk Boyutlarıyla Tartışılması ve Bir Öneri Olarak Boşanma Tazminatı”, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2022, C. 4, S.1, s. 374-375.

[19] Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, 22. Baskı, Yetkin Yayıncılık, Ankara, 2022, s. 140-148.

[20] Emrah Kulaklı, “Yoksulluk Nafakası ve Yoksulluk Nafakasının Süresi Bağlamında Bir Mukayeseli Hukuk İncelemesi”, İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2018, C. 5, S. 2, s. 261.

[21] Merih Öden, “Türk Anayasa Yargısında On Yıl Süreli Denetim Yasağı”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 2000, C. 55, S. 4, s. 60-61.

[22] Anayasa Mahkemesi, E. 2011/136, K. 2012/72, T. 17.05.2012 sayılı kararı.

[23] Seda Baş/Nisa Özcan, "Yoksulluk Nafakasında Süre Sorununun Anayasal ve Medeni Hukuk Boyutlarıyla Tartışılması ve Bir Öneri Olarak Boşanma Tazminatı”, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2022, C. 4, S.1, s. 359.

[24] 2016 Meclis Araştırma Komisyonu Raporu, Ankara: Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, (Yasama Dönemi ve Yılı: 26-1, Sıra Sayısı: 399, T. 14 Mayıs 2016).

[25] Baki Kuru/Ramazan Aslan/Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 25. Baskı, Yetkin Yayıncılık, Ankara, 2014, s. 304.

[26] Habip Oğuz, “Taleple Bağlılık İlkesi Bakımından Yargıtay’ın Bir Kararının İncelenmesi”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, 2016, S. 8, s. 309-310.

[27] Tolga Akkaya, Medeni Usul Hukuku Bakımından Boşanma Davası, 1. Baskı, Yetkin Yayıncılık, Ankara, 2017, s. 123.

[28] Canan Ruhi/Ahmet Cemal Ruhi, Nafaka Hukuku, 4. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021, s. 49-50.

[29] Şükran Şıpka, “Yoksulluk Nafakasının Süresine Eleştirel Bir Yaklaşım”, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi’ye 80. Yıl Armağanı, 1. Baskı, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2018, s. 17; Kürşat Yağcı, “Yoksulluk Nafakasında “Süresizlik” Sorunu”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, 2018, C. 76, S. 1, s. 340-341.

[30] Kürşat Yağcı, “Yoksulluk Nafakasında “Süresizlik” Sorunu”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, 2018, C. 76, S. 1, s. 354.

[31] Kürşat Yağcı, “Yoksulluk Nafakasında “Süresizlik” Sorunu”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, 2018, C. 76, S. 1, s. 354.