Medeni muhakeme hukukunda dava çeşitleri farklı sınıflandırılmalara tabi tutulmaktadır. Bu sınıflandırmalara göre, davalar; mahkemeden istenilen hukuki korumaya yönelik (eda, inşai, tespit davası, belirsiz alacak) davalar, dava konusu malın niteliğe göre (taşınır, taşınmaz, gayri maddi mal) davalar, dava konusu edilen hakkın niteliğine özgü (ayni hak, şahsi hak, fikri mülkiyet hak vs.) Davalar, talep sonucunun niceliğine göre (terditli, seçimlik, objektif dava birleşmesi, mütelahik, kısmi) davalar olmak üzere belirli kategorilere göre ayrılmaktadır. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda bu şekilde bir sınıflandırma mevcut değildir.

Yukarıda yapmış olduğumuz dava sınıflandırmaları içerisinde talep sonucunun niceliğine(sayısına) göre, dava türlerinden birisi de yazımızın asıl konusunu oluşturan terditli(kademeli) davadır. Terditli dava diğer bir adıyla kademeli dava, davacının aynı davalıya karşı aralarında hukuki veya ekonomik bağlantı olan birden fazla talebini aslilik- fer’ilik yaratmak suretiyle aynı dava dilekçesi ile açmış olduğu bir dava türüdür (HMK m111)[1]. Diğer bir ifade tarzı ile davacı taraf, aynı davalı hakkında aralarında çeşitli sebeplerden dolayı hukuki ve/veya ekonomik bağlantı olan birden fazla talebini öncelik-sonralık ilişkisi kurmak suretiyle mahkemeden öncelikle asli talebi hakkında karar vermesini bunun mümkün olmaması halinde feri yani sonraki talebi hakkında yargılama yapıp karar vermesini içeren aynı dava dilekçesi ile davalı aleyhine açılan bir davadır. Uyuşmazlık hakkında yargılama yapıp karar verecek olan yetkili ve görevli mahkeme, davacının terditli şekilde açmış olduğu davada öncelikle asli-önceki talebi hakkında değerlendirme yapacak olup; mahkeme davacının asli talebi hakkında esastan ret kararı vermeden önce feri yani sonraki talebini inceleyemez ve feri talebi hakkında olumlu veya olumsuz surette hüküm tesis edemez.

Terditli dava uygulamada genellikle, taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinde, resmi şekle uyulmaksızın yapılan taşınmaz satışı sözleşmelerinde, alım, ön alım ve geri alım sözleşmelerinde, haksız yapı kurumunda, taşkın yapı kurumunda, geçerli bir hukuki sebep olmaksızın (ehliyetsizlik, şekle aykırılık, yanılma, aldatma, korkutma, gabin, yetkisiz temsil, muvazaa vs.) Taşınmazın tapuda tescil yapılması durumunda, tenkis kurumunda, sözleşmelerin değişen şartlara uyarlanması, ölüme bağlı tasarrufun iptali gibi durumunda karşımıza çıkmaktadır. Burada saymış olduğumuz uyuşmazlıklarda, davacılar öncelikle tapunun iptali ve adına tescilini bunun mümkün olmaması halinde tazminata hükmedilmesini dava ve talep etmektedirler. Ancak şunu hemen belirtmekte fayda vardır; bu paragrafta saymış olduğumuz terditli davaya örnek göstermiş olduğumuz durumlar veya uyuşmazlıklar tamamen örnek niteliğinde olup; sınırlı sayıda değildir. Bu itibarla terditli davanın uygulandığı veya uygulanabilecek olan uyuşmazlıklar ya da durumlar çoğaltılabilir.

Terditli davanın genel olarak tanımı, özellikleri, dava çeşitleri içerisinde ki yeri ve bu davaya özgü örnek uyuşmazlıklar hakkında açıklamalarda bulunduktan sonra şimdi yazımızın asıl konusuna geçeceğiz.

Bilindiği üzere, hukuk mahkemeleri, kanunda yer alan istisnai haller dışında yargılama giderlerini davada haksız çıkan diğer bir ifade ile aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilmesine karar vermektedir (HMK m. 326/1)[2]. Bu itibarla davayı kaybeden taraf yargılama giderlerinden sorumludur. Tabi şunu belirtmekte fayda vardır ki; bu mutlak bir sorumluluk değildir. Kanunda yer alan istisnalar varsa veya davacı kısmen haklı çıkması halinde yargılama giderinden davalı taraf duruma göre, kısmen veya tamamen sorumlu tutulmayacaktır. Yargılama giderlerinin kapsamına nelerin girmiş olduğu HMK m. 323/1 maddesinde şu şekilde maddeler halinde belirtilmiştir; (1) Yargılama giderleri şunlardır: a) Başvurma, karar ve ilam harçları, b) Dava nedeniyle yapılan tebliğ ve posta giderleri, c) Dosya ve sair evrak giderleri, ç) Geçici hukuki koruma tedbirleri ve protesto, ihbar, ihtarname ve vekâletname düzenlenmesine ilişkin giderler, d) Keşif giderleri, e) Tanık ile bilirkişiye ödenen ücret ve giderler, f) Resmî dairelerden alınan belgeler için ödenen harç, vergi, ücret ve sair giderler, g) Vekil ile takip edilmeyen davalarda tarafların hazır bulundukları günlere ait gündelik, seyahat ve konaklama giderlerine karşılık hâkimin takdir edeceği miktar; vekili bulunduğu hâlde mahkemece bizzat dinlenmek, isticvap olunmak veya yemin etmek üzere çağrılan taraf için takdir edilecek gündelik, yol ve konaklama giderleri, ğ) Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti, h) Yargılama sırasında yapılan diğer giderler.

Görüldüğü üzere, yargılama giderlerinin içerisine vekil ile takip edilen hallerde kanun gereği takdir edilecek olan vekalet ücreti de bulunmaktadır. Bu kapsamda davacının terditli şekilde açmış olduğu davada mahkemenin davacının asli-önceki talebinin esastan reddine karar verilmesi halinde davalının kendisini bu davada bir vekil ile temsil ettiriyor olması halinde mahkeme davacının asli talebinin reddine dair karar sebebiyle davacı aleyhine davalı vekil yararına vekalet ücretini hükmedilecek midir? Tabi ki hayır. Zira, davacı her ne kadar dava dilekçesinde aynı davalıya karşı aralarında çeşitli nedenlerden dolayı maddi ve/veya hukuki nitelikte bağlantı olan birden fazla talebini aslilik ve ferilik ilişkisi kurmak suretiyle tek bir dava dilekçesi ile dava açmış ise de burada objektif dava birleşmesinden farklı olarak açılmış tek bir dava vardır. Her ne kadar davacının dava dilekçesinin talep ve sonuç kısmında birden fazla talebini aralarında aslilik ve ferilik ilişkisi kurmak suretiyle bir araya getirilerek dava açılmış ise de davacı taraf, bu davada ki muradı öncelikle asli talebi hakkında olumlu bir şekilde karar verilmesini sağlamak bunun olmaması halinde feri talebi hakkında olumlu bir karar verilmesini sağlamaktır. Davacı taraf bu nitelikte ki davasında yanılanın aksine aynı anda hem asli hem de feri talebi hakkında karar verilmesini istememektedir. Sadece asli ve feri taleplerinden birisi hakkında hakkın da olumlu bir karar alınmak istenmektedir. Bu sebepledir ki davacının terditli dava şeklinde açmış olduğu davada, mahkeme davacının asli talebinin esastan reddine karar verilmesi halinde davalı kendisini bu davada bir vekil ile temsil ediyorsa o durumda davalı vekili yararına dava konusunun niteliğine göre (konusu para ile değerlendirilen ya da değerlendirilmeyen) maktu ya da nispi avukatlık vekalet ücretine hükmetmemesi gerekmektedir. Mahkeme bu durumda davacının asli talebinin esastan reddine karar vermesi halinde feri talep hakkında değerlendirme ve yargılama yapacak, yapmış olduğu bu yargılama sonucunda davacının feri talebinin de kısmen yada tamamen reddine karar vermesi halinde o durumda davalı kendini vekil ile temsil ediyorsa mahkeme davalı vekili yararına duruma göre, davanın tamamen veya kısmen reddedilen kısım yönünden kanun ve karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi üzerinden maktu ya da nispi vekalet ücretine hükmedecektir. Ancak uygulama da mahkemeler bu tarz davalarda davacının asli talebinin esastan reddine karar vermesi halinde davacı tarafın feri talebi hakkında tamamen kabul kararı vermiş olsa da davalının varsa vekili yararına vekalet ücretine hükmetmektedir. Oysa az yukarıda da detaylı bir şekilde anlattığımız üzere, davacı taraf her ne kadar dava dilekçesinde aynı davalı hakkında ki hukuki veya ekonomik bağlantılı birden fazla talebini aslilik-ferilik ilişkisi yaratmak suretiyle dava açmış ise de ortada sadece bir tane dava açılmış sayılır. Bu yüzden sadece tek bir vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir[3]. Nitekim yüksek mahkemede istikrar kazanmış kararlarında bu hususu dile getirmiştir; Dava terditli olarak açılmış olup, ilk talep ...... iptal-tescil, bu talebin yerinde görülmemesi halinde 20.000 TL alacağa hükmedilmesine ilişkindir. Mahkemece ...... iptal-tescil talebinin reddine, alacağa yönelik talebin ise kısmen kabulü ile 20.000 TL'nin kabulüne, bozmadan sonra ıslah yapılamayacağından ıslah talebinin reddine karar verilmiştir. Terditli (kademeli) olarak açılan davalarda ilk talebin reddine bağlı olarak ikinci talep hakkında kabul kararı verilmesi durumunda iki ayrı dava için iki ayrı harç ve yargılama giderlerine hükmedilemez. İkinci talep hakkında verilen karara göre harç, vekalet ücreti ve diğer yargılama giderleri hakkında hüküm kurulur. Her ne kadar mahkemece, ikinci talep olan alacak talebi hakkında kısmen kabul hükmü kurulmuşsa da aynı hükümde bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı da belirtildiğine göre mahkemenin ikinci talep hakkında kabul kararı verdiğinin kabulü gerekir. Bozmadan sonra ıslah yapılamayacağından, kabul edilen 20.000 TL'den ayrı fazla istek yönünden red kararı verildiği kabul edilemeyeceğinden, reddedilen bölüm üzerinden davalı lehine vekalet ücreti hükmedilmesine ilişen Dairenin 27.03.2018 tarihli ve 2016/2892 Esas-2018/9983 Karar sayılı ilamı maddi hataya dayalı olup kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün tümüyle onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 Sayılı HUMK'un 442. maddesi gereğince, yukarıda açıklanan sebeple davacı vekilinin karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairenin 27.03.2018 tarih, 2016/2892 Esas-2018/9983 Karar sayılı düzeltilerek onama ilamının tamamen KALDIRILMASINA, usul ve kanuna uygun olan yerel mahkeme hükmünün ONANMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine ve 1.366,20 TL onama harcının da davalıdan alınmasına, 12.12.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (T.C. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ, E. 2018/12122, K. 2018/20052, T. 12.12.2018, ayrıca bakınız; T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ, E. 2011/17417,K. 2012/11201,T. 30.4.2012

Ayrıca son olarak şunu belirtmekte fayda vardır; davacı tarafından terditli şekilde açılan davada mahkeme yapmış olduğu yargılama sonucunda davacının asli talebinin kabulüne karar vermesi halinde mahkeme davacının feri talebinin reddine karar verildiği anlamına gelmez. Bu durumda da davalının varsa vekili yararına vekalet ücretine hükmedilmez.

-----------------

[1] HMK m. 111; (1) Davacı, aynı davalıya karşı birden fazla talebini, aralarında aslilik-ferîlik ilişkisi kurmak suretiyle, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının bulunması şarttır.

(2) Mahkeme, davacının asli talebinin esastan reddine karar vermedikçe, fer’î talebini inceleyemez ve hükme bağlayamaz.

[2] HMK m. 326/1; Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.

[3] Ayrıntılı bilgi için ayrıca bknz; RÜZGARESEN Cumhur, “Terditli Davada Yargılama Harç ve Giderleri”, SÜHFD., C. 28, S. 3, 2020, s. 1005-1026.