MAKALE

TÜRKİYE'NİN UZAYA ERİŞİMİNİ KOLAYLAŞTIRACAK YENİ GEÇİT: SOMALİ UZAY ÜSSÜ

Abone Ol

Uzay Üssü... Gündelik hayatımızda duymaya aşinalık kazanacağımız yeni kavram. Türkiye ve Somali arasında imzalanan iş birliği anlaşması neticesinde Somali’de tahsis edilen arazi üzerinde Türkiye’ye ait olan bir uzay üssü kurulması için gereken inşa faaliyetlerine başlandı. Türkiye’nin Ulusal Uzay Programının bir parçası olan ve ülkemizin uzaya erişimini önemli ölçüde kolaylaştıracak geçit niteliğini taşıyan bu yeni kavram, toplumumuzda merak da uyandırdı. Biz de bu makalemizde Somali’de kurulması planlanan ve 2028 yılında faaliyete geçeceği tahmin edilen uzay üssünden ve bu üssün işletilmesi ve faaliyetleri sebebiyle doğabilecek uluslararası hukuki sorumluluklardan bahsedeceğiz.

UZAY ÜSSÜ(UZAY LİMANI) NEDİR? NEDEN SOMALi?

Uzay üssü(spaceport/cosmodrome), dünya yörüngesine veya gezegenler arası yörüngeye uzay aracı fırlatma yeteneğine sahip olan alanlara denir.[i] Bununla birlikte özellikle devlet dışı ticari tüzel kişilerin bu alanda boy göstermesiyle yörünge altı uçuşlar için olan roket fırlatma arazileri de uzay üssü olarak adlandırılmaktadır.

Ülkemizin salt kendi karar mekanizmalarını kullanarak uzaya erişme yeteneğine sahip olması; özel sektörün uzay faaliyetlerinde inisiyatifi ele almasını öngören new space(yeni uzay) akımına geçişi kolaylaştıracak ve bu da geleneksel, devlet eliyle yürütülen uzay faaliyetlerinin ekonomik yükünden kurtulmaya imkan tanıyacaktır.[ii] Diğer bir husus olarak ülkemizin sahip olacağı uzaya bağımsız bir şekilde erişebilme yeteneği, uluslararası alanda politik nüfuzumuzu artırmanın yanı sıra güçlü, sürdürülebilir, rekabetçi bir Türk uzay sektörü kurulmasına imkan sağlayacaktır.[iii]

Uzay üssünün neden Türkiye’ye değil de Somali’ye kurulmasında hukuki sebeplerden daha çok teknik sebepler rol oynamaktadır. Detayları makalemizin konusunu oluşturmayan ve yüzeysel olarak değineceğimiz bu sebeplerin başlıcaları; Somali’nin okyanus kıyısında olması sebebiyle azimuth limitasyonunun(fırlatılan uzay aracının yeryüzünden atmosfer dışına çıkarken uçuş rotasının güvenlik ve coğrafi sebeplerle sınırlandırılması) diğer muhtemel uzay üssü konumlarına göre daha verimli olması, ekvatora yakınlık sebebiyle yakıt tasarrufunun sağlanması, yer sabit yörüngeye yapılacak fırlatmalar için elde edilecek avantaj, iklimsel elverişlilik, fırlatma yapılacak bölgede nüfus yoğunluğunun azlığı olarak gösterilebilecektir.

TÜRKİYE ve SOMALİ’NİN UZAY ÜSSÜ FAALİYETLERİ SEBEBİYLE SAHİP OLDUĞU SIFAT ve BU SIFAT SEBEBİYLE DOĞABİLECEK SORUMLULUK

Türkiye ve Somali devletlerinin altında imzasının bulunduğu[iv] 1972 tarihli “Uzaya Fırlatılan Cisimler İçin Sorumluluk Sözleşmesi”nin Madde 1(c) bendinde fırlatan devlet(launching state) tanımı yapılmıştır. Bu hükme göre fırlatan devlet; “Uzay cismini fırlatan veya fırlattıran devleti, Ülkesinden veya tesislerinden uzay cismi fırlatılan devleti....... içerir.” olarak tanımlanmıştır. Buradan anlaşılacağı üzere uzay üssünden fırlatılan bir cisim sonucunda üçüncü kişi veya devletlerin uğrayacağı zararlardan fırlatan devletlerin tamamı müteselsilen sorumlu tutulabilecektir. Bu fırlatan devletlerin kendi aralarında yapmış oldukları sorumsuzluk sözleşmeleri mağdur üçüncü kişi ve devletlere karşı ileri sürülemeyecek, yalnızca kendi iç ilişkilerinde bu sözleşmeler geçerlik kazanacaktır. Elimizdeki mevcut duruma baktığımızda ise her ne kadar kurulacak üs Türkiye’nin denetimi ve yönetimi altında faaliyet gösterecek olsa da Türkiye ve Somali fırlatan devlet sıfatını haiz olacak ve uluslararası hukukta bu sıfatla muhatap alınacaktır. Öyle ki salt Somali devletinin yapmış olduğu hata sebebiyle doğan zarardan Türkiye(ya da tam tersi) sorumlu tutulabilecek ve Türkiye’den zararın karşılanması talep edilebilecektir. Ancak zararın karşılanmasından sonra fırlatan devletlerin kendi aralarında rücu faaliyetlerinde bulunmalarının önünde bir engel bulunmamaktadır. Bu anlatılar sebebiyle yalnız üssü işleten Türkiye’nin değil bir diğer fırlatan devlet sıfatını haiz olan Somali’nin de yerine getirmekle yükümlü olduğu uluslararası yükümlülükleri dikkate alarak beklenen tedbirleri almak uzaya erişim faaliyetlerinin sürdürülebilirliği için elverişli ve gerekli olacaktır.

Bahsi geçen durumu somutlaştırmak için kullanabileceğimiz, Türkiye’nin altında imzasının bulunmaması sebebiyle yükümlü olmadığı ancak Somali devletinin imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelere örnek olarak UNCLOS(BM Deniz Hukuku Sözleşmesi) gösterilmesi mümkündür. Bu sözleşmede genel olarak uzay limanları veya deniz, okyanus kenarına kurulacak olan uzay limanlarıyla ilgili bir hüküm bulunmamaktadır. Yine de deniz kenarları ve okyanus habitatlarının, kişi veya devletler tarafından gerçekleştirilen faaliyetlerin olumsuz etkilerden korunması için sözleşmeye eklenen ve devletlere pozitif ve negatif yükümlülükler yükleyen hükümler bulunmaktadır. Örneğin sözleşmenin 194. Maddesi deniz çevresinin kirlenmesinin önlenmesi, kontrolü ve deniz çevresinde kirliliğin azaltılması için alınacak tedbirleri düzenlemekte, taraf devletlere doğabilecek çevresel zararların önüne geçilmesi için proaktif davranma yükümlülüğü getirmektedir. Bu yükümlülüklerin ağır ihlali halinde sözleşmeye taraf devletler ITLOS(Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi) önünde sorumlu tutulabilecek, hatta ilgili faaliyetlerin durdurulmasına karar verilebilecektir. Söz gelimi, Somali’ye kurulacak olan uzay üssünün fırlatma operasyonları sırasında meydana gelebilecek; uzay aracı parçalarının ulusal ve uluslararası sulara düşmesi ve termal etkileri, yakıt atıkları gibi toksik maddelerin okyanusa karışması ve bu maddelerin deniz canlıları tarafından tüketilmesi, fırlatmalar sebebiyle deniz yaşamı üzerinde doğacak akustik sonuçlar gibi başlıklarda fırlatan devletlerin sorumluluğu doğma ihtimali bulunmaktadır.[v] Yapılması gereken fırlatma faaliyetleri kapsamında doğabilecek zararları öngörüp uygun tedbirleri almak olacaktır.

Diğer yandan fırlatma faaliyeti sonucu zararın meydana geldiği yerin, fırlatan devletin sorumluluğunun belirlenmesinde dikkate değer bir etkisi bulunmaktadır. Öyle ki eğer fırlatılan uzay aracı uzaya girmeksizin(deniz seviyesinden itibaren 100 km içinde) üçüncü bir kişi veya devlete zarar vermesi halinde fırlatan devletin kusursuz sorumluluğu bulunacaktır. Ancak fırlatılan bu cisim eğer uzaya(100 km+) giriş yaptıktan sonra bir zarar meydana getirirse bu noktada kusur sorumluluğu devreye girecek, fırlatan devletin sorumlu tutulabilmesi kusurlu davranışıyla mümkün olabilecektir.[vi] Fırlatma faaliyetleri kapsamında verilen zararı karşılama yükümlülüğünün gerekçelerini uluslararası hukukun genel ilkeleri ve Sorumluluk Sözleşmesi’nin ilgili hükümleri oluşturmaktadır. Yargı organları önünde hak iddia etmekten ziyade genellikle zarar gören devlet, zarardan sorumlu olan devletten bu zararın giderilmesini ikili, siyasi ilişkiler vasıtasıyla talep etmektedir, ki bu da bir tercih meselesidir. Bu husus için “Kosmos 954” olayı gösterilebilecek en güzel örneklerden birini teşkil etmektedir. Dönemin Sovyetler Birliğine ait olan ve nükleer reaktörle çalışan Kosmos 954 keşif uydusu, 24 Ocak 1978 tarihinde teknik bir arıza sebebiyle kontrolsüz bir şekilde Atmosfere giriş yapar. Atmosferin yoğun tabakasında yanması umulan ancak tam olarak yanmayan söz konusu uydu Kanada hava sahasına ulaşır. Bu radyoaktif uydu enkazının Kanada’nın kuzeybatı kısmına dağılması sonucu yaklaşık 6 milyon Kanada Doları zarar oluştuğu tespit edilmiştir. Bunun üzerine Kanada, uluslararası hukukun genel ilkeleri ve “Uzay Cisimlerinin Yol Açtığı Zarardan Doğan Uluslararası Sorumluluk Sözleşmesi” temelinde bahsi geçen zararının giderilmesi talebinde bulunur. Devam eden süreçte iki ülke arasında yapılan anlaşma ile Sovyetler Birliğinin Kanada’ya tazminat ödemesi kararlaştırılmış ve Sovyetler birliği sırf fırlatan devlet sıfatını haiz olduğu için kontrolden çıkan uzay aracının sebep olduğu zararlardan sorumlu tutulmuştur.[vii]

SONUÇ

Bu kısa makalemizde hukuki ve siyasi olarak karşılaşacağımız uzay üssü kavramı ve bu yerleşkenin işletilmesinden doğabilecek sorumluluk hakkında fikir oluşturulmasına katkı sağlamayı amaçladık. Bu anlatılan hususlara benzer olarak Somali ve Türkiye arasında sorumluluk paylaşımının nasıl olacağı, kurulacak uzay üssünde gerçekleştirilen özel sektör faaliyetlerinin denetlenmesi, uzay faaliyetleri ve uzay üssünün tabi olacağı hukuki rejimin düzenlenmesi, zarar doğmuşsa bu zararın belirlenmesinde yol haritasının kararlaştırılması gibi dikkat edilecek birçok husus bulunmaktadır. Yolun başındayken bu hususlara uygun kriterlerin ortaya konulması ve müdahale edecek organların oluşturulması, problemlerin ortaya çıkmaları durumunda izlenecek adımları belirlemede kolaylık sağlayacaktır.

YASİR ONUR TOPAL

------------

[i] Spaceport of the worlds, Robert, Thomas g.

[ii] The evolving ecosystem of new space, jeff foust

[iii] Türkiye'nin Yurt Dışına Uzay Limanı Kurması-Seta|Perspektif, Tuğrul Çakır.

[iv] TC DIŞ İŞLERİ BAKANLIĞI – https://www.mfa.gov.tr/uzay.tr.mfa

[v] Spaceports on Coastal Areas and Spaceflights: Legal Considerations on the Protection of Marine Environment, Anne-Sophie MARTIN.

[vi] Convention on Internatioal Liability for Damage Caused by Space Objects – Article IV

[vii] Settlement of claim between Canada and the USSR for damage caused by “Cosmos 954”-1981