Ceza Genel Kurulu Kararı Işığında Maddi Gerçeğin Araştırılması İlkesi
Bir ceza yargılamasını düşünelim. Sanıklar hakkında ağır bir suç isnadı bulunmaktadır. Yerel mahkeme tarafından mahkûmiyet hükmü kurulmuş, bu hüküm istinaf incelemesinden geçerek hukuka uygun bulunmuş ve nihayet temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay tarafından onanmıştır.
Artık dosya, görünüşte kesinleşme aşamasına gelmiştir.
Ancak bu noktada devreye giren bir itiraz, tüm süreci tersine çevirebilir mi? Yargıtay tarafından onanan bir mahkûmiyet hükmü, yeniden değerlendirilerek ortadan kaldırılabilir mi? Ve en önemlisi, eksik inceleme ile verilen bir mahkûmiyet hükmü, en üst yargı mercii tarafından dahi sürdürülebilir mi?
İşte bu sorular, Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/1-424 E., 2026/118 K. sayılı kararda açık bir şekilde cevap bulmaktadır.
Somut olayda, sanıklar hakkında kasten öldürme suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri;
- İlk derece mahkemesinde kurulmuş,
- İstinaf başvuruları esastan reddedilmiş,
- Ve nihayet Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından temyiz incelemesi sonucunda onanmıştır.
Bu aşamadan sonra, müdafilik kapsamında yapılan başvuru üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz yoluna gitmiş ve dosya Ceza Genel Kurulu önüne taşınmıştır.
İtirazın temelinde, olayın karşılıklı silahlı çatışma niteliğinde gerçekleştiği ve bu nedenle haksız tahrik hükümlerinin değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Ne var ki Ceza Genel Kurulu, uyuşmazlığı yalnızca bu çerçevede ele almamış; daha temel bir soruya odaklanmıştır:
Sanıkların suçu işlediği, her türlü şüpheden uzak biçimde ortaya konulmuş mudur?
Ceza muhakemesinin temel amacı, maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bu amaç doğrultusunda mahkeme;
- Tüm delilleri toplamak,
- Deliller arasındaki çelişkileri gidermek,
- Olayın oluş şeklini hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya koymak zorundadır.
Nitekim Ceza Genel Kurulu kararında da açıkça vurgulandığı üzere;
eksik araştırma ve inceleme ile mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı gibi, beraat kararı verilmesi de mümkün değildir.
Somut olay bu ilke çerçevesinde değerlendirildiğinde, dosyada birçok kritik eksikliğin bulunduğu görülmektedir.
Öncelikle, olayın gerçekleştiği alanın coğrafi yapısı ve tarafların konumları belirlenmeden hüküm kurulmuştur. Oysa sanık müdafii tarafından açıkça talep edilen keşif işlemi, mahkeme tarafından “dosyaya katkı sağlamayacağı” gerekçesiyle reddedilmiştir.
Halbuki olay;
- Geniş bir coğrafi alanda gerçekleşen,
- Birden fazla kişinin katıldığı,
- Silahlı çatışma niteliği taşıyan karmaşık bir yapıya sahiptir.
Bu tür olaylarda, keşif yapılmaksızın maddi gerçeğe ulaşılması çoğu zaman mümkün değildir.
Bununla birlikte dosyada yer alan teknik bulgular da ciddi şüpheler içermektedir.
Balistik incelemelerde;
- Olay yerinde bulunan kovanların sanıkların silahlarıyla eşleşmediği,
- Maktulün bulunduğu yer ile sanıkların bulunduğu iddia edilen yer arasında ciddi mesafe bulunduğu,
- Silahın etkili menzili dikkate alındığında bu mesafeden isabetin tartışmalı olduğu tespit edilmiştir.
Ayrıca, tarafların yaralanma zamanı ile maktulün ölüm zamanı arasında da netlik bulunmamaktadır. Bu hususun aydınlatılması için gerekli olan iletişim kayıtlarının (HTS) tam olarak incelenmediği anlaşılmaktadır.
Tüm bu eksiklikler birlikte değerlendirildiğinde, olayın faili ve oluş şekli konusunda kuşkunun giderilemediği açıktır.
Ceza Genel Kurulu da bu noktadan hareketle, öncelikle maddi gerçeğin tam olarak ortaya konulması gerektiğini belirtmiş ve şu tespiti yapmıştır:
Failin kim olduğu kesin olarak belirlenmeden ve tüm deliller eksiksiz şekilde toplanmadan mahkûmiyet hükmü kurulamaz.
Bu kapsamda;
- Olay yerinde keşif yapılması,
- Atış mesafesi ve isabet imkânının bilimsel olarak tespit edilmesi,
- Zaman çizelgesinin netleştirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Yapılan değerlendirme sonucunda Ceza Genel Kurulu;
- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin onama kararını kaldırmış,
- Bölge Adliye Mahkemesi kararını incelemeksizin,
- Eksik araştırma nedeniyle hükmü bozmuştur.
Bu kararla birlikte, kesinleşme aşamasına gelmiş bir mahkûmiyet hükmü ortadan kaldırılmış ve dosya yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmiştir.
Bu karar, ceza yargılamasında savunma makamının rolünü de açıkça ortaya koymaktadır. Zira yargılamanın her aşamasında;
- Eksik incelemelerin tespiti,
- Deliller arasındaki çelişkilerin ortaya konulması,
- Usule aykırılıkların ısrarla ileri sürülmesi dosyanın seyrini tamamen değiştirebilmektedir.
Nitekim somut olayda da, yapılan itiraz neticesinde yalnızca hukuki nitelendirme değil; dosyanın temel dayanağı olan maddi vakıa dahi yeniden tartışma konusu yapılmıştır.
Sonuç olarak; ceza yargılamasında maddi gerçeğin eksiksiz şekilde ortaya konulması, adil yargılanma hakkının vazgeçilmez bir unsurudur.
Bu nedenle, eksik araştırma ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin hukuken geçerliliğini sürdürmesi mümkün değildir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından verilen bu karar da, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin ve maddi gerçeğin araştırılması zorunluluğunun, en üst yargı mercii tarafından dahi titizlikle korunduğunu göstermektedir.
Aksi yöndeki uygulamalar, yalnızca bireysel hak ihlallerine yol açmakla kalmayacak; aynı zamanda ceza adalet sistemine duyulan güveni de zedeleyecektir.
Bu nedenle benzer durumlarla karşılaşan kişilerin, süreci dikkatle değerlendirmeleri ve uzman bir ceza avukatından destek almaları büyük önem taşımaktadır.

Av. Mehmet Faruk ÖZER





