Türk Medeni Kanunu'nun 510’uncu maddesinin ikinci fıkrasında mirasbırakana, kendisine ya da aile üyelerine karşı aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeyen saklı paylı mirasçıyı saklı payından mahrum etme imkânı tanınmıştır. Eğer mirasçı, murisin kendisine ve aile bireylerine karşı, aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmiyorsa mirasçılıktan çıkarılabilir. Ancak mirastan çıkarmanın geçerli olabilmesi yani mirasçının ileride mirasçılıktan çıkarmanın iptali davası açarak saklı payını geri alamaması için bazı şartların sağlanması gerekmektedir.

Birincisi mirasbırakan, saklı paylı mirasçısını aile hukukundan doğan ödevlerini yerine getirmediği için mirasından çıkarıyorsa mirasçının hangi davranışlarıyla bu yükümlülükleri ihlal ettiğini açıklaması gerekir. Yani mirasbırakanın mirasçılıktan çıkarma sebebi teşkil eden somut olaylarla bağlantılı olarak desteklenmeyen soyut ifadelerle yetinmemesi gerekir. Mirasbırakanın “ mirasçım bana karşı ağır suç işlediği için mirasçılığımdan çıkarıyorum ” veya “ bana karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği için mirasçılığımdan çıkarıyorum ” gibi soyut ve genel ifadeleri geçerli çıkarma nedeni olarak kabul edilmemektedir. ( TANYELİ, Mirasçılıktan Çıkarma, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İzmir 2025 sf. 50 )

Yargıtay, çeşitli kararlarında çıkarma sebebinin belirli bir eyleme dayandırılmaması durumunda çıkarma sebebini yeterli kabul etmemektedir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 08.12.2025 tarihli 2025/1105 E. 2025/5220 K. Sayılı ilamında " bu zamana kadar yapmış oldukları maddi ve manevi ezalardan dolayı " cümlesinin müphem olduğu, açık ve somut sebep içermediği gerekçesiyle mirasçılıktan çıkarma işleminin iptaline karar vermiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2019/5571 E. 2021/471 K. Sayılı ilamında da; “çıkarma sebebinin açık olması, belirli bir eyleme, işleme ve davranışa dayanması gerekmektedir. Sadece mirasdan ıskat ettim, miras dışı bıraktım, bana ilgi göstermedi v.b. gibi gerekçesiz sözler yeterli sayılmamalıdır. Çıkarma sebebi kabul edilen olayların, delillerinin gösterilmesi de mirasçının çıkarmaya itirazı halinde diğer tarafa kolaylık sağlayacağından, tasarrufta yer almalıdır.” açıklamalarına yer verilmiştir. ( Dairenin 2015/19402 E. 2017/4866 K. ve 2016/9952 E. 2018/2354 K. Sayılı ilamları da benzer yöndedir. )

İkincisi, aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerin ihlalinin mirasçılıktan çıkarma sebebi oluşturabilmesi için yükümlülüğün önemli ölçüde ihlal edilmiş olması gerekmektedir. Yükümlülüğün önemli ölçüde ihlal edilip edilmediği her somut olayın özelliğine ve ailenin kendine özgü yapısına bakılarak hâkim tarafından takdir edilmelidir. Yükümlülüğün önemli ölçüde ihlalinin mirasçılıktan çıkarma sebebi oluşturabilmesi için ihlale konu davranışın hem objektif hem sübjektif manada aile bağlarını önemli ölçüde zedeleyici bir etkiye sahip olması gerekir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25.09.2024 tarihli 2023/3-53 Esas ve 2024/464 Karar sayılı kararında; " mirasçılıktan çıkarmaya ilişkin sebep konusunda; "suçun ağır olma hâli" ile "aile hukuku yükümlülüklerinin önemli ölçüde ihlâli" birbiriyle uyumlu ve orantılı şekilde yorumlanmalıdır. Aksi takdirde ilk bentte mirastan çıkarma koşulu çok ağır şartlara tâbi iken, ikinci bentte daha esnek ve kolay şekilde saklı paydan yoksun bırakılma sonucu doğabilir ki bu durumun, söz konusu düzenlemeyle sağlanmak istenen miras bırakan ve mirasçının hakları arasındaki dengeye hizmet etmeyeceği açıktır. Bu nedenle; aile hukukundan doğan yükümlülüklerin önemli ölçüde yerine getirilmemiş olması, ağır bir suç işlenmiş gibi miras bırakanın mirasçısını saklı payından mahrum bırakarak cezalandırmasını haklı kılacak ağırlık ve yoğunlukta olmalı, bazı yükümlülüklerin ihlâl edilmiş olması tek başına yeterli kabul edilmemeli ve ağır bir ihlâlin varlığı aranmalıdır. Aksi takdirde mirasçılıktan çıkarma, miras bırakanın mirasçılarına karşı kullanabileceği bir baskı aracına dönüşebileceği gibi kötüye kullanmaya da açık hâle gelebilecektir. Ayrıca mirasçının eyleminin objektif olarak aile bağını koparacak nitelikte olması yeterli değildir; eylemin fiilen yani sübjektif olarak da aile bağlarını koparıp koparmadığı irdelenmelidir. Neticeten her iki çıkarma sebebinde de hâkim, taraflarca sunulan ispat araçlarıyla dosyaya yansıyan vakıaları her somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirmeli ve mirasçının kanun koyucunun miras bırakının tasarruf özgürlüğüne karşı koruduğu saklı payından dahi mahrum olmasını gerektirir bir durumun var olup olmadığını ortaya koymalıdır. " açıklamalarında bulunulmuştur.

Yargıtay; verdiği kararlarında aile yükümlüğünü ihlal durumunda, hangi davranışlarla bu durumun ihlal edildiğinin en ince ayrıntısına kadar araştırılması ve incelenmesi gerektiğine hükmetmiştir. Örneğin Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 15.09.2025 tarihli 2025/127 E., 2025/3607 K. Sayılı ilamında; mirasçının mirasbırakanın ikinci evliliğini yapmadan önce onun evinde oturduğu, mirasbırakanın ikinci evliliğinden sonra mirasbırakan ile mirasçı ve mirasçının yeni eşi arasında mirasçının ikamet ettiği ev nedeniyle husumet meydana geldiği, bahse konu evin diğer mirasçılardan birine verildiği ve tapusunun olay dışında başka kişi adına devredildiği için mirasçının mirasbırakana küstüğü hatta cenazesine dâhi gelmediği olayda mirasçılıktan çıkarmayı gerektirecek unsurların oluşmadığı değerlendirilmiştir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 15.05.2025 tarihli 2024/4654 E., 2025/2660 K. sayılı ilamında ise; akciğer kanseri tedavisi gören murisin; kanser olduktan sonra kendisine bakıp gerekli ilgiyi göstermeyen eşini mirasçılıktan çıkarıp taşınmazını ve diğer tüm malvarlığını abisine vasiyet ettiği olayda; akciğer kanseri tedavisi görmekte iken eşin kanser rahatsızlığı olan eşini çalışma gerekçesiyle terk edip evinde ve hastanede yalnız bırakıp arayıp sormaması, maddi ve manevi hiçbir ihtiyacını karşılamaması halinde bile mirasçılıktan çıkarmanın geçersiz olabileceği ifade edilmiştir.

Üçüncüsü, mirasbırakanın saklı paylı mirasçısını mirasından ıskat edebilmesi için mirasçının aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerini kendi kusuruyla ihlal etmesi gerekmektedir. Mirasçının murisin yanına gittiği zamanlarda murisin mirasçıyla görüşmek istemediğini bildirip aralarındaki ilişkiye son verdiği varsayımında mirasçının kusurundan bahsedilemeyecektir.

Diğer yandan toplumda yaygın olarak ebeveynlerin, çocuklarının rıza göstermedikleri bir kişiyle yaptıkları evlilikler nedeniyle mirasçılıktan çıkarma yoluna gittikleri bir gerçektir. Ancak doktrinde de kabul gördüğü üzere mirasçının evden ayrılması, mirasbırakanın istemediği bir ilişki veyahut evlilik birliği kurması, istemediği bir mesleği seçmesi, yasal haklarını kullanması mirasçılıktan çıkarma nedeni sayılmaz. (SEROZAN/ ENGİN, Miras Hukuku, Seçkin Yayınları, Ankara 2021, s. 387; KARTAL, Yargıtay Kararları Işığında Mirasçılıktan Çıkarmanın Geçerlilik Şartları, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 30, Sayı:2, 2022, s.616- 617)

Doktrin bu şekilde olmakla birlikte Yargıtay kararlarında kusur meselesine dar açıyla değil geniş açıyla yaklaşıldığından dolayı birtakım yorum farklılıklarının olduğunu görmekteyiz. Bu doğrultuda farazi olarak aynı olay özelinde mirasçı hem murisin istemediği bir evlilik yapmış hem de murise karşı kötü davranışlar sergilemiş olabilir. Bu durumda mirasçının murise karşı olan davranışlarının mirastan yoksun bırakılmasını gerektirecek düzeyde görülmesi halinde mahkemelerce mirastan çıkarma işlemi isabetli bulunmaktadır.

Ancak bizce mirasçı tarafından evlilik başta olmak üzere murisçe tasvip edilmeyen tercihlerde bulunulmasından önce muris/mirasçı ilişkileri gayet iyiyken bu olay sonrasında ilişkiler bozulmaya başlamışsa, yani ilişkiyi olumsuz etkileyen sürecin orijini evlilik olayına dayandırılmaktaysa yine mirasçının mirastan yoksun bırakılması adaletsiz sonuçlara yol açabilecektir. Zira modern toplumda bireyin kendi seçimlerine saygı duyulmasını isteme hakkı vardır. Bireysel özerklik olarak adlandırılan bu hak, toplumsal yaşamın yapı taşlarından biridir. Bireyin kendi yaşam tarzını, mesleğini ve ilişkilerini kendi özgür iradesiyle belirlemesi, toplumsal esnekliğin ve hoşgörünün bir göstergesi olarak kabul edilir. Bireyin seçimlerini yaparken geliştirdiği kişisel sınırlar, özellikle kültürümüzün de içinde bulunduğu doğu toplumlarında geleneksel değerler ile bireysel özgürlükler arasında çatışma doğurabilmektedir. Dolayısıyla bu çatışmanın başlangıcı da mirasçının seçimlerine indirgendiğinde mirasçıyı mirastan yoksun bırakmak doğru bir düşünce olmayacaktır. Yine de bir hususun altını çizmekte fayda vardır ki o da şudur; Bu durum sadece mirasçının aile hukukundan kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde geçerlidir. Aksi takdirde mirasçının murise ya da onun yakınlarına karşı ağır suç işlemesi halinde geçerli değildir.

Mehmet Koçkavak

Av. Mehmet KOÇKAVAK