banner644

Ceza kanunlarında yapılan değişiklikler sonrası fail lehine ortaya çıkabilecek lehe hükümlerin tatbiki amacıyla bitip kesinleşmiş, “hükümlü” sıfatı alınmış dosyalar yönünden uyarlama davalarının gündeme geldiği, 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu yerine kabul edilen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümleri ile ilgili olarak da 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un “Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul” başlığı altında 9. maddenin düzenlendiği, ancak bu maddenin 5237 sayılı Kanunun lehe hükümlerinin tatbiki ile sınırlama uygulanabileceği, nitekim bu hususun 5252 sayılı Kanunun 1. ve 2. maddelerinde belirtildiği, 5237 sayılı Kanunun “Özel kanunlarla ilişki” başlıklı 5. maddesi atfı ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Kaçakçılık Suçları ve Cezaları” başlıklı 359. maddesinde yapılan değişiklikler bakımından 5252 sayılı Kanunun 9. maddesinin tatbikini mümkün kılmadığı, çünkü 5. maddenin yalnızca Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümleri ile sınırlı uygulanabileceği, ancak bu maddenin 5252 sayılı Kanunu ve 213 sayılı Kanunu kapsamadığı, bu nedenle 7394 sayılı Kanunun 4. maddesiyle VUK m.359’da yapılan değişikliklerin şüpheli, sanık ve hükümlü lehine uygulanabilmesi için yine 7394 sayılı Kanunun 6. maddesiyle 213 sayılı Kanuna eklenen geçici m.34’ün gözönünde bulundurulması ve bu hükme göre uyarlama dosyaları ile davalarının görülüp karara bağlanması gerektiği tartışmasızdır.

“7394 sayılı Kanunla Yapılan Vergi Usul Kanunu Değişiklikleri” başlıklı yazımızda, VUK m.359’da yapılan değişikliklere ve bunların sonuçlarına ilişkin açıklamalarımıza yer vermiştik. Bu defa kısaca VUK geçici m.34’ün, suç/dava zamanaşımı ile bitip kesinleşen davalar yönünden nasıl tatbik edileceği ve VUK m.359’da yapılan lehe değişikliklerin ne şekilde uygulanacağı üzerinde duracağız. Kanun değişikliği aleyhe olmuşsa, zaten bu tür bir değişiklik failin aleyhine geriye dönük uygulanamaz.

Yazının ilk paragrafını dikkate alarak, 213 sayılı VUK m.359’da yapılan değişiklikler yönünden 213 sayılı Kanuna eklenen geçici m.34’ün uygulanacağında tartışma bulunmamaktadır. Kesinleşen dosyalar yönünden 5252 sayılı Kanunun 9. maddesinin 4. fıkrasına benzer bir hüküm 7394 sayılı Kanunun 6. maddesiyle 213 sayılı Kanuna eklenen geçici m.34’de yer almadığından[1], esasen kesinleşen dosyalarla ilgili 7394 sayılı Kanunun 4. ve 6. maddelerinde lehe hükümlerin uygulanabileceğine dair hüküm bulunmasa da, fail ve dolayısıyla hükümlü lehine yapılan değişiklikler TCK m.5 ve m.7 gereğince burada da tatbik edilecektir. Çünkü burada; zamanaşımının işlemeyeceğine dair olumsuz sonuca varabilmemizi mümkün kılacak bir hüküm olmadığı gibi, aksine TCK m.5 ve m.7 sebebiyle failin lehine yapılan değişikliklerin tatbikini zorunlu kılan hükümler bulunmaktadır.

Uyarlama davası; VUK m.359’da yapılan ceza sürelerinde değişiklik, ödemeye bağlı ceza indirimi ile müteselsil/zincirleme suça ilişkin şartların belirlenmesinde duruşma açılmak suretiyle davanın görülmesini gerekli kılar. Nitekim geçici m.34’ün 5., yani son fıkrasında bu yönde bir düzenlemeye ve duruşma açılması gereğine yer verildiği görülmektedir.

Geçici m.34’de 5252 sayılı Kanunun 9. maddesinin 4. fıkrasına benzer bir hüküm bulunmadığından, yapılan değişiklikle açılan uyarlama davası ve yapılacak duruşma sürecinde suç/dava zamanaşımı işlemeye devam edecektir. Çünkü bu durumda mahkumiyet kararının kesin hüküm etkisi kalkmış ve dava yeniden görülmeye başlamış olmakla, bunun aksini gösteren bir hüküm de 7394 sayılı Kanun değişikliğinde öngörülmediğinden, suç/dava zamanaşımına ilişkin hükümlerin uygulanmayacağına dair bir sonuca gidilemez, yani kesinleşen bir dosyada duruşma açılmakla zamanaşımı yeniden işlemeye başlar ve uyarlama davası süreci kesinleşinceye kadar devam eder, eğer bu süreçte dava zamanaşımı dolarsa davanın düşmesine karar verilir.

Dava süresi, TCK m.66’da öngörülen süreler ile m.67’de tanımlanan durma veya kesilme koşullarına göre hesaplanır. Dava zamanaşımında azami süre geçilemez. Örneğin, cezanın üst haddine göre toplam süre 12 yıldır. Yeni ceza süresinin 8 yıla çekilmesi, TCK m.7 gereğince dava zamanaşımı yönünden fail aleyhine 22,5 yıl olarak tatbik edilemez. Bu görüşü destekleyen, fakat karşı görüş olarak dava zamanaşımının lehe olan süre üzerinden baştan itibaren uygulanması gerektiği ileri sürülebilir. Bu görüşün yasal dayanağının olmadığını ifade etmek isteriz.

Uyarlama davası olarak adlandırılan ve failin lehine olabilecek hükümlerin olup olmadığının, varsa bunların tatbikini öngören ceza kanunlarının fail lehine uygulanması amacıyla kesinleştiği halde tekrar açılan dava ve buna bağlı duruşma sırasında, dosya tekrar açıldığından sadece değişikliklerle sınırlı bir inceleme ve uygulama yapmakla yetinilmemeli, gerek bu değişikliklerin tatbiki ve gerekse tekrar başlayan kovuşturma sırasında dikkat çeken veya CMK m.206 ve m.207 uyarınca dosyaya sunulan deliller, durum değişiklikleri ve kesinleşme öncesinde yapılan yargılama sürecinde fark edilen lehe olabilecek maddi ve hukuki hatalar da giderilmeli, işin esasına girilmeli, yalnızca usule ilişkin bir müdahale yapıldığından bahisle salt lehe değişikliklerin olup olmadığını ve varsa bunların faile tatbiki ile yetinilmemeli, yeniden duruşma açıldığından eksik veya hatalı olan hususlar da giderilmeli, böylelikle yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak gözönünde bulundurulacak hususlar da dahil olmak üzere, davanın esasına etkili tespitlerin dikkate alınması suretiyle maddi hakikate ve adalete ulaşılmalıdır.

Elbette “uyarlama davası” olarak bilinen dava ile bu süreçte başlayan duruşmada, kovuşturma deyim yerinde ise sil baştan, yani tüm kovuşturma süreci iş ve işlemleri tekrarlanmak suretiyle yapılmaz. Esas olan; lehe kanun değişikliklerinin tespiti ile somut olaya ve faile tatbikinden ibarettir, ancak yeniden görülecek duruşma sırasında tespit edilen hatalar ve yeni ortaya çıkan lehe hususlar varsa, maddi hakikate ve adalete ulaşılması amacıyla elbette bunlar incelenmeli ve gözönünde bulundurulmalıdır.

(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

-------------------

[1] 6455 sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 64. maddesi ile 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na eklenen geçici m.8’de öngörüldüğü şekilde, lehe değişikliklerde TCK Yürürlük Kanunu m.9’un uygulanacağına dair bir hükme VUK m.359 değişikliğinde yer verilmediği görülmektedir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
. 2 ay önce

Sanığın talebi olmaksızın etkin pişmanlıktan faydalandırılabilir mi? Etkin pişmanlıktan faydalanabilmek ödeme yapılmasına bağlı ise, ödeme yapılmadan uyarlama yargılaması söz konusu olur mu? Cezanın üst sınırının artması sanık aleyhine olduğundan, uyarlama yargılaması sırasında sadece kanunun lehine olan kısımlarının parça parça alınarak kullanılması mümkün müdür?