Yapay zekâ teknolojilerinin gelişimi, günlük yaşamı kolaylaştıran pek çok yeniliği beraberinde getirmiş olsa da, bu teknolojilerin kötüye kullanım alanları özellikle hukuk dünyasında ciddi tartışmalara yol açmaktadır. Son yıllarda sıklıkla karşılaşılan derin sahte (deepfake) içerikler, kişilerin gerçekte hiç yapmadıkları eylemleri yapmış gibi gösteren görüntü ve ses kayıtlarının üretilmesini mümkün kılmakta; bu durum bireylerin sosyal, mesleki ve kişisel itibarlarını hedef alan yeni bir itibar suikastı biçimi ortaya çıkarmaktadır.
Yapay zekâ ile üretilen bu sahte içerikler çoğu zaman yalnızca bir yanlış bilgilendirme aracı değil; kişilere karşı hakaret, tehdit, şantaj, cinsel saldırı isnadı ve sosyal linç gibi çok sayıda suçun işlenmesinde kullanılan güçlü bir araç hâline gelmektedir. Bu tür içeriklere maruz kalan kişiler açısından asıl yıkıcı etki ise çoğu zaman ceza yargılamasından önce gerçekleşmekte; kişinin itibarı kısa sürede geri dönüşü zor biçimde zedelenmektedir.
Sahte İçeriklerin Ceza Hukuku Bakımından Değerlendirilmesi
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda derin sahte görüntü veya ses içeriği üretimini doğrudan suç olarak düzenleyen özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte bu durum, sahte içeriklerin cezasız kaldığı anlamına gelmemektedir. Zira bu tür içerikler, mevcut suç tiplerinin işlenmesinde araç olarak kullanılabilmektedir. Yapay zekâ yoluyla üretilen sahte görüntü ve ses kayıtları, mağdur hakkında gerçekte hiç yaşanmamış fiillerin yaşanmış gibi gösterilmesine imkân tanımakta ve bu suretle birden fazla hukuki değeri aynı anda ihlal etmektedir.
a. KVKK açısından
Sahte teknolojilerinde kullanılan ses ve görüntüler, hukuki anlamda kişisel veri niteliği taşımaktadır. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda kişisel veri, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi olarak tanımlanmıştır. Bu kapsamda bir kişinin sesi, yüzü, görüntüsü ve biyometrik özellikleri kişisel veri olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla bir kişinin sesinin veya görüntüsünün rızası dışında kullanılarak yapay zekâ yoluyla sahte bir içerik üretilmesi, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi veya yayılması suçunu gündeme getirebilecektir.
b. TCK açısından
Ancak uygulamada burada önemli bir ayrım yapılmaktadır. Kişinin sesi veya görüntüsü, herkesin erişimine açık olmayan, özel hayat alanına ilişkin bir kaynaktan elde edilmişse, TCK m. 136 kapsamında suç oluşabilecektir. Buna karşılık, kişinin kendi rızasıyla herkese açık şekilde paylaştığı sosyal medya içeriklerinden elde edilen görüntülerle sahte içerik üretilmesi hâlinde, kişisel verilerin korunmasına ilişkin suçların oluşup oluşmadığı somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Bununla birlikte, görüntünün herkese açık bir kaynaktan elde edilmiş olması, içeriğin manipülatif ve yanıltıcı biçimde yeniden üretilmesini her durumda hukuka uygun hâle getirmemektedir.
Sahte içeriklerin cinsel içerik taşıması hâlinde ise hukuki koruma daha da önem kazanmaktadır. Yargıtay uygulamasında cinsel yaşama ilişkin görüntü ve sesler, kişinin gizli yaşam alanı kapsamında kabul edilmekte ve rıza dışında ifşa edilmeleri özel hayatın gizliliğini ihlal suçu olarak değerlendirilmektedir. Gerçek bir görüntüye dayanmayan, ancak gerçeğe ayırt edilemeyecek derecede inandırıcı biçimde üretilmiş sahte cinsel içerikler de, mağdur açısından aynı hatta çoğu zaman daha ağır sonuçlar doğurmaktadır.
Sahte İçeriklerde İtibar Kaybının Hukuki Boyutu
Sahte içeriklerin yol açtığı zarar, çoğu zaman yalnızca belirli bir suç tipinin unsurlarıyla sınırlı kalmamaktadır. Özellikle toplumda saygınlığı bulunan, mesleki itibarı olan veya kamusal alanda tanınan bir kişinin, yapay zekâ aracılığıyla üretilmiş cinsel içerikli bir fotoğraf veya video ile ilişkilendirilmesi hâlinde, mağdurun uğradığı zarar sadece cinsel taciz isnadıyla sınırlı değildir. Bu tür içerikler, kişinin ahlaki değerleri, kişiliği ve güvenilirliği hakkında gerçeğe aykırı bir algı yaratmakta; mağdur, henüz herhangi bir yargılama yapılmadan sosyal çevresi nezdinde mahkûm edilmektedir.
Bu noktada derin sahte içerikler, ceza hukukunda düzenlenen suç tiplerinin ötesinde, kişinin toplumsal itibarını hedef alan sistematik bir saldırı niteliği kazanmaktadır. Ceza yargılaması sonucunda fail hakkında verilecek bir mahkûmiyet kararı dahi, çoğu zaman toplum nezdinde oluşan olumsuz algıyı tamamen ortadan kaldırmaya yetmemektedir. Bu yönüyle itibar kaybı, yalnızca ceza hukukunun değil, kişilik haklarının ağır ihlali kapsamında değerlendirilmesi gereken bağımsız bir zarar alanı olarak ortaya çıkmaktadır.
Hukuki ve Cezai Açıdan Alınabilecek Önlemler
Derin sahte içeriklere maruz kalan kişiler açısından zaman kritik öneme sahiptir. Zira bu tür içerikler kısa sürede yayılmakta ve kişinin itibarı üzerinde telafisi güç zararlar doğurabilmektedir. Bu nedenle mağdurun, gecikmeksizin hukuki ve cezai yolları birlikte işletmesi gerekmektedir.
Bu kapsamda atılabilecek başlıca adımlar şunlardır:
- İçeriğin kaybolmasını önlemek amacıyla noter aracılığıyla delil tespiti yapılması,
- İçeriği üreten ve yayan kişiler hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulması,
- Kişilik haklarının ihlali nedeniyle Sulh Ceza Hâkimliğinden erişimin engellenmesi ve içeriğin kaldırılmasının talep edilmesi,
- Kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde işlenmesi sebebiyle Kişisel Verileri Koruma Kurumu’na başvuru yapılması,
- Uğranılan zararların giderilmesi amacıyla maddi ve manevi tazminat davası açılması.
Bu adımların birlikte ve eş zamanlı şekilde atılması, hem mağdurun korunması hem de failler açısından caydırıcılığın sağlanması bakımından büyük önem taşımaktadır.
Av. Muhammet Berat IŞIKGÖR






