T.C.
Yargıtay
3. Hukuk Dairesi
2012/8111 E., 2012/13537 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:SULH HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde vasiyetnamenin açılması ve mirasçılık belgesi verilmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesinde, dava konusu ...'da bulunan taşınmazın önce ...vatandaşı ... adına kayıtlı iken, 17/08/1963 tarihli vasiyetname ile bu evi dava dışı ... uyruklu ...'a vasiyet ettiğini, ... 1968 yılında mirasçısı olmadan vefat etmesi nedeniyle dava konusu taşınmazın ... adına tescil edildiğini, ... ise bu evde yıllarca oturduktan sonra 05/05/1989 tarihli vasiyetname ile davacıya vasiyet ettiğini belirterek,
1- ...'a ait 17/08/1963 tarihli vasiyetnamenin okunmasını,
2- Vasiyetnamenin 5.maddesinde yazılı ...'daki evin davacıya ait olduğunun tespitini,
3- Davacıya bu taşınmaz ile ilgili mirasçılık belgesi verilmesini talep etmiştir.
Davaya ihbar olunan ... vekili cevabında, ...'nın ... uyruklu olması nedeniyle ...'ın öldüğü 1968 yılında yürürlükte bulunan kanuna göre ... Uyruklu kişilerin vasiyetname ile olsa da mal iktisap edemeyeceğini beyan etmiştir.
Mahkemece; ... uyruklu ...'nın malik olmadığı taşınmazın vasiyetname ile davacıya bırakamayacağı ve ...'nın terekesinde olmayan taşınmaz hakkında mirasçılık belgesi verilemeyeceğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.Dosya kapsamına göre, ...'un 07/08/1963 tarihinde düzenlediği vasiyetnamenin 5.maddesinde ...'da bulunan tüm gayrimenkullerini ... ve ...'ya bıraktığını, ...'nın 1983 yılında vefatından sonra, ...'nın 05/05/1989 tarihinde düzenlediği resmi vasiyetname ile ...da 60 parsel dışındaki tüm gayrimenkullerini yeğeni ...'a (davacıya) bıraktığını" beyan etmiştir.Dava konusu taşınmazın tapu kaydına göre,... adına 1954 tarihinde tescil edildiği, ...'ın mirasçısı olmadığı için ... adına 03/04/2006 tarihinde kaydedildiği anlaşılmaktadır.
Davada, davacıya 05/05/1989 tarihli ... tarafından düzenlenen vasiyetname ile bırakılan taşınmazın önceki maliki ...'ın düzenlediği 07/08/1963 tarihli vasiyetname ile ...'ya bırakılması nedeniyle bu taşınmazın davacıya ait olduğunun tespiti talep edilmektedir. Birinci uyuşmazlık, belirtilen bu talebin tenfiz niteliği taşıyıp taşımadığı isteminin tenfiz niteliğinde olduğu, oysa davanın hasımsız olarak açıldığı açıktır.
İkinci uyuşmazlık, dava konusu taşınmazın ... adına tescilin geçerli hukuki bir nedene dayanıp dayanmadığı, tescilden önce davacı murisi ... vatandaşının bu taşınmaz yönünden vasiyet alacaklısı sıfatını taşıyıp taşımadığı, dolayısı ile davacı lehine düzenlenen vasiyetnamenin bu taşınmaz yönünden geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.1062 sayılı Mukabele-i Bilmisil Kanunu ve bu Kanuna göre çıkarılmış olan 02/11/1964 tarihli 6/3801 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile mütekabiliyet (karşılıklılık) esasına göre ... uyruklu şahısların, Türkiye'deki taşınmaz malları üzerinde mülkiyete ve mülkiyetten gayri ayni haklara ilişkin ve bu sonucu doğurabilecek bilcümle temliki tasarruflarının durdurulması ve buna bağlı sınırlamalar getirilmesi ve bu hususların mahkemelerle sair adli ve idari merciler tarafından göz önünde bulundurulması ve bu kararname hükümlerine aykırı düşecek muameleler tespit olunduğu takdirde durumun derhal mahalli Maliye Dairesine bildirilmesi kararlaştırılmıştır.... Hükümetinin her çeşit tedbir ve muamelelerine karşılık olmak üzere, düzenlenen bu kararname el koyma amaçlı olmayıp, sadece ... uyruklu kişilerin Türkiye'deki taşınmaz mallar üzerindeki temliki tasarruflarının durdurulması amaçlanmıştır. ... uyrukluların mülkiyet hakkını ortadan kaldıran veya mülkiyet hakkının kullanılması ile ilgili olarak yapabilecekleri borçlandırıcı işlemleri tamamen geçersiz ve hükümsüz kılan bir düzenlemeye karar namede yer verilmemiştir.
Nitekim, bu husus Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1990/2-648 E.- 1991/65 K.sayılı kararında kabul edilmiş ve "gerek anılan Kanunda, gerekse 1964 tarihli Kararnamede sadece ... uyruklu kişilerin Türkiye'de bulunan malları üzerindeki mülkiyet ve mülkiyetten gayrı ayni haklara ilişkin olarak temliki tasarrufların durdurulması amaçlanmış olup, sadece mülkiyeti geçiren işlemler geçici bir süre durdurulmuştur..." şeklinde ifade edilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, "temliki tasarruf" sözcüğü, hukukta kazandırıcı işlem, başka bir ifadeyle, mülkiyet geçiren işlem, yani taşınmazlarda tescil ve taşınırlarda teslim işlemini ifade eder; "durdurma" sözcüğü de Türkçede "şimdilik ve geçici bir süre için önlem alma" manasında kullanılır. Şu hale göre, anılan Kanunun ve Kararnamenin amacı temliki tasarruflar dışındaki hukuksal işlemleri temelinden geçersiz kılmak değildir. Öyleyse gerek satış vaadi gibi hayatta iken hüküm ifade eden borçlandırıcı işlemler gerekse mirasçı nasbi ve muayyen mal vasiyeti gibi tasarruflar birer borç doğurucu işlem olarak geçerlidirler ve hukuki sonuçlarını meydana getirirler.
Ne var ki, 1964 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi gereğince temliki tasarruflar durdurulmakla, borç doğuran bu hukuksal işlemlerin ifası ve yerine getirilmesi, yani taşınmazların satışı vaad edilen yahut mirasçı nasb edilen, vasiyet edilen adına tapuya tescili, talep edilemeyeceğinden, Kararname yürürlükte bulunduğu süre içinde adli ve idari makamlar bu işlemleri yapamayacaklarından, bu kararname yürürlükte olduğu sürece anılan işlemlerin gerçekleşmesi olanaklı değildir.
Ayrıca, bu Kararnamenin getirdiği önlemler geçici olduğu gibi; yine bu kararnameye dayanılarak verilen mahkeme kararı dahi geçici niteliktedir ve bir hakkın varlığını veya yokluğunu tesbit eden veya bir hakkı ihdas eden yahut ortadan kaldıran kesin hüküm niteliğinde değildir.
Nitekim, "...temliki tasarrufların durdurulması ile ilgili "1964 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi, 03/02/1988 tarih,88/12592 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlükten kaldırılmış; bu kararnameye ek olarak çıkarılan Bakanlar Kurulu'nun 23/03/1988 tarih, 1998/12757 sayılı kararnamesi ile de:" Yürürlükten kaldırılmış bulunan 02/11/1964 tarih 6/3801 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi zamanında, ölüme bağlı tasarruf yolu ile lehlerine hak tesisi amaçlanan kişiler veya veraset yolu ile yasal mirasçılar adına tescil edilmemiş olan gayrimenkullerin anılan kişiler adına tesciline imkan sağlanması" kararlaştırılmış ve bu kararname 24/03/2008 gün ve 1964 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmıştır.
Böylece, siyasi organ artık bundan sonra 1964 tarihli Kararnamede öngörülen önlemlerin devamını gerekli görmemiş ve bu kararname nedeniyle gerçekleşemeyen tescil işlemine düzenlediği yeni bir Kararname ile açıkça olanak sağlamıştır. Yukarıda ayrıntılı bir biçimde açıklanan nedenler karşısında, 1964 tarihli Kararname döneminde yapılan borçlandırıcı işlemlerin geçerliliğini koruduğu, kuşkusuzdur; tescil engeli de yeni bir Kararname ile açıkça ortadan kaldırılmıştır.
Bunun doğal sonucu olarak, o tarihe kadar durdurulmuş olan temliki tasarrufların icrasına, yani geçerli bir satış vaadi veya vasiyetnamenin ifasına herhangi bir hukuksal engel kalmamış; hatta yapılan yeni düzenleme ile geçmişte yapılamayan tescil işleminin ilgilileri adına gerçekleştirilmesinin yolu açılmıştır.
Hal böyle olunca, kural olarak, talep üzerine yargı organlarınca, "Başkaca hukuksal bir engel mevcut olmadığı takdirde" tescile veya davacının dava dilekçesindeki talepleri doğrultusunda karar verilmesine yasal bir engel bulunmamaktadır (HGK'nın 01.02.2012 tarih, 2011/3-595 E., 2012/33 K.).Türkiye'de bulunan taşınmaz hakkında Türk Hukuku uygulanacağı (2675 sayılı MÖHUK'nun 22/1.maddesi, 5718 sayılı Kanunun 25, 42, 50. maddeleri); yabancı uyruklu gerçek kişilerin karşılıklı olmak ve kanuni sınırlamalara uyulmak şartıyla Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde taşınmaz edinebilecekleri (2644 sayılı Tapu Kanununun 35.maddesi); kanuni miras yoluyla edinmede de aynı koşul ve sınırlamalar aranacağı gözetilmelidir.
Kural olarak, taşınmaz mülkiyetinin naklini içeren bir vasiyetnamenin uygulanması için vasiyet edilen malın vasiyetçinin terekesinde olması gerekir. Davada, sözkonusu taşınmazın önce vasiyet edene intikali, ardından da davacı adına geçişi yönünden başkaca bir engel bulunup bulunmadığı araştırılmamış olup, uyuşmazlık konusudur.
Buna göre, 1.talep yönünden vasiyetname yoluyla mülkiyet edinmede; ...'nın ...'un vasiyet alacaklısı sıfatıyla vasiyete konu edilen malı iktisap edip edemeyeceği ve bu iktisaba engel başkaca hukuki bir neden olup olmayacağı hususunda, ikinci talep yönünden ise, vasiyetnamenin tenfizi davasının olup olmadığı hususunun HUMK.nun 75/2, 179/3 maddeleri, 6100 sayılı HMK.nun 31.maddesine göre mahkemece, davayı aydınlatma görevi yerine getirilmemiştir.
Dava dilekçesinde yer alan birinci talepte "...'a ait 17.08.1963 tarihli vasiyetnamenin açılıp okunması" istenildiğine göre, bu talep ile dava dilekçesinin 2.sırasında yer alan vasiyetnamenin tenfizine yönelik taleple birlikte değerlendirilip incelenmesi doğru görülmemiştir. Zira, TMK.nun 600 vd.maddeleri gereğince vasiyetnamenin tenfizi talep edilebilmesi için mahkemece, "Vasiyetnamenin açılıp okunmasına" karar verilmiş, geçerli ve kesinleşmiş vasiyetnamenin bulunması gerekir. (1, 2) Öncelikle, vasiyetnamenin okunmasıyla ilgili talebin araştırılıp sonuçlandırılması gerekir.
Başka bir deyişle vasiyetnamenin açılıp okunması hakkında bir karar verilmeden vasiyetnamenin tenfizi hakkında inceleme yapılması doğru görülmemiştir.
Dava dilekçesinin, ikinci sırasında yer alan "Vasiyetnamenin 5.maddesinde yazılı ...'daki evin davacıya ait olduğunun tespiti" talebinin 17.08.1963 tarihli vasiyetnamenin tenfizi (vasiyetnamenin yerine getirilmesi) niteliğinde olduğuna göre, yukarıda açıklanan bilgiler ışığında, davacının birinci sıradaki talebi hakkında bir karar verilmeden birlikte değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinin incelenmemesi doğru görülmemiştir. (3, 4) Ayrıca, mahkemenin görevi kamu düzeni ile ilgili olup, yargılamanın her aşamasında re'sen görevli mahkemenin araştırılıp, belirlenmesi gerekir. Bu durumda, vasiyetin tenfizi talep edilen taşınmazın dava tarihindeki değerinin araştırılarak görevli mahkemeyi belirledikten sonra davanın esasına girilmelidir. Mahkemece; ikinci sıradaki talep yönünden öncelikle görevsizlik kararı verilip, birinci talep konusunda verilecek kararın sonucu beklenilmelidir.Davacının, üçüncü talebi ise "Mirasçılık belgesi" verilmesi yönündedir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunun'nun 598.maddesi hükmünde, başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere sıfatlarını gösterir bir belge verileceği, ölüme bağlı tasarrufla mirasçı olarak atanan ya da kendisine muayyen mal vasiyet edilen kişilerin bu olgunun kendilerine bildirilmesinden başlayarak bir ay içinde atanmış mirasçı veya vasiyet alacaklısı olduğunu gösterir bir belge verileceği açıklanmıştır. (5, 6) Kural olarak mirasçılık belgesi verilmesi istemine ilişkin davalar çekişmesiz yargıya tabi olduğundan hasımsız olarak açılması gerekir. Ne var ki, davacının mirasçı sıfatına karşı çıkan veya miras payının az veya çok olduğunu öne sürerek uyuşmazlık yaratan kişilerin varlığı halinde mirasçıların sıfatlarında ve miras paylarının belirlenmesinde çekişme meydana gelmiş olacağından bu gibi durumlarda çekişmenin tarafı olan diğer mirasçı veya kişilerin de hasım gösterilerek hasımlı dava açılabileceği, açılacak böyle bir davanın çekişmeli yargıya tabi olacağı ve verilecek hükmün davanın tarafları yönünden kesin hüküm oluşturacağı kuşkusuzdur. Mirasçılık belgesi verilmesi talebinin vasiyetin açılıp okunması, vasiyetnamenin tenfizi ile birlikte değerlendirilmesinin yapılmadığı belirlenmiştir. (7)Tapu Kanununun 35.maddesinde "Tahdidi mutazammın kanuni hükümler yerinde kalmak ve karşılıklı olmak şartıyla yabancı hakiki şahıslar Türkiye'de gayrimenkul mallara temellük ve tevarüs edebilirler" hükmü yer almaktadır. Gerek bu hüküm ve gerekse 2675 sayılı Kanununun ve 5718 syaılı Kanunda yukarıda açıklanan hükümleri sebebiyle yabancı unsurlu veraset davalarında, hak ehliyetini tesbit bakımından kanuni tahditler ve mütekabiliyet (ülkeler arasında karşılıklı işlem) esaslı unsurlardandır. (8) Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan müzakereler sırasında veraset belgesinin münhasıran bir irs ilişkisi belgesi olduğu, mirasçıların yabancı olduğunun belirlenmesi ile yetinilmesi görüşü bazı üyeler tarafından ileri sürülmüş ise de; özellikle taşınmaz mallar bakımından mirasçının mülkiyet hakkını tescilsiz iktisap edeceği (MK.633) kuralının Medeni Kanun tarafından benimsenmiş olması ve Tapu Sicil Nizamnamesinin 19 ve Tapu Kanunu'nun 37.maddesi uyarınca kendisine Türk Mahkemelerinden alınmış veraset belgesi ibraz edilen Tapu Memurunun intikal işlemini ret etmesinin mümkün olmayışı karşısında, bu görüş çoğunlukla kabul edilmemiştir. Bu itibarla ve özellikle taşınmaz mallar bakımından, mirasın açıldığı tarih itibariyle, ilgililerin mirasçı olma ehliyetine sahip olup olmadıkları araştırılması gerekir (H.G.K. 28/12/1994 tarih 1194/2-625, 1994/905 sayılı karar).
Buna göre, vasiyetnamenin açılıp okunması ve mirasçılık belgesinin verilmesi ile ilgili davaların hasımsız olarak değil, taraf teşkili sağlandıktan sonra görülmesi gerekir. 6100 sayılı HMK.nun 114/1-d maddesinde taraf teşkili dava şartıdır. Mahkemece; bu yönde de araştırma yapılmadan ve HMK.nun 115/1, 2, 3. maddeleri gereğince dava şartlarının oluşup oluşmadığı incelenmeden Hazinenin davaya ihbar edilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması yukarıda ayrı ayrı belirtilen diğer bozma sebepleri gereği ile hükmün bozulması gerektirmiştir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 29/05/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.




