T.C.
Yargıtay
5. Ceza Dairesi
2023/460 E., 2024/11968 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2020/393 Esas, 2022/153 Karar
KATILANLAR : Burcu Artukoğlu, ..., ...
SUÇ : Rüşvet alma, icbar suretiyle irtikap
HÜKÜM : Mahkumiyet (sanıklardan Hasan hakkında değişen suç vasfına göre görevi kötüye kullanma suçundan, Özcan hakkında atılı her iki suçtan)
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanık ... hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığın oluşa uygun olarak sübutu kabul edilen eylemine uyan icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçunun 5237 sayılı Kanun'un 257/1. maddesinde öngörülen cezasının üst sınırı itibarıyla aynı Kanun'un 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirlenen 12 yıllık ilaveli dava zamanaşımı süresine tabi olduğu, suç tarihi ile inceleme günü arasında bu sürenin gerçekleştiği anlaşıldığından hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Yasa'nın 322 ve 5271 sayılı Kanun'un 223/8. maddeleri gereğince sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,
Sanık ... hakkında zincirleme rüşvet alma suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Suçu 5237 sayılı Kanun'un 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işleyen sanık hakkında aynı Kanun'un 53/5. maddesinin uygulanması sırasında, sadece 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kullanmasının yasaklanmasına karar verilmesi yerine, hangi hak ve yetkiye ilişkin olduğu gösterilmeksizin maddenin tümünü kapsayacak ve infazda tereddüt oluşturacak biçimde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 322. maddesi gereğince hüküm fıkrasının 2 numaralı bendinin 8. paragrafının "Suçu 5237 sayılı Kanun'un 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işleyen sanık hakkında aynı Kanun'un 53/5. madde ve fıkrası gereğince, ayrıca, cezasının infazından sonra başlamak üzere 5237 sayılı Kanun'un 53/1-a maddesinde belirtilen hak ve yetkileri kullanmaktan 3 yıl süreyle yasaklanmasına," şeklinde değiştirilmesi suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Sanık ... hakkında zincirleme icbar suretiyle irtikap suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;
Yenice Beldesi Belediye Başkanlığında inşaat mühendisi olarak görev yapan sanığın;
a) Yazlık evine yapı kullanma izin belgesi almak isteyen katılan ...'in başvurusunu çeşitli nedenlerle sürüncemede bıraktığı ve yapı ruhsat süresinin dolmak üzere olduğunu ima ederek yeniden ruhsat almak için birçok masraf yapması gerekeceği yönünde katılan ...'i korkutarak menfaat temin ettiği iddia ve kabul olunan somut olayda;
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından Ceza Muhakemesi Kanunu'nda koruma tedbirleri arasında yer alan teknik araçlarla izleme tedbiri ile tesadüfen elde edilen delillerin ele alınması gerektiği,
5271 sayılı Kanun'un "Tesadüfen elde edilen deliller" başlıklı 138. maddesinin ikinci fıkrasında "Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhâl bildirilir" şeklinde hüküm mevcut olup, 01.06.2005 tarihinden sonra başvurulacak olan iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, soruşturma veya kovuşturma ile ilgili olmayan, ancak 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suç ya da suçlardan birisinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek delilin elde edilmesi durumunda, "tesadüfen elde edilen delil" olarak adlandırılan bu delilin belirtilen suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılmasının mümkün hale getirildiği,
5271 sayılı Kanun'un “Teknik araçlarla izleme” başlıklı 140. maddesinde ise; “Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebepleri bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi hâlinde, şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ve iş yeri teknik araçlarla izlenebilir, ses veya görüntü kaydı alınabilir.” hükmünün bulunduğu, bu maddeye göre şüpheliler hakkında teknik araçlarla izleme kararı verilebilmesi için;
Soruşturma konusu suçun kanunda sayılan suçlardan olması, suçun işlendiği konusunda kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması, başka yolla delil elde edilme olanağının bulunmaması, Hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararı gerektiği, 5271 sayılı Kanun'un 140. maddesi gereğince, alınan teknik araçlarla izleme kararı sonucunda elde edilen delillerin yalnızca bu maddede sayılan katalog suçlar kapsamında yer alan suç bakımından delil olarak kullanılabileceği, katalog suçlar dışında kalan bir suç bakımından ise elde edilen delillerin yargılamada kullanılmasının, maddenin 4. fıkrasının açık hükmü karşısında,
Buna karşılık; 5271 sayılı Kanun'un 138. maddesi, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Birinci Kitap Dördüncü Kısım Koruma Tedbirleri Beşinci Bölüm Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi başlığı altında, aynı Kanun'un 140. maddesi ise Kanunun Birinci Kitap Dördüncü Kısım Koruma Tedbirleri Altıncı Bölüm Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme başlığı altında düzenlendiğinden, “Tesadüfen elde edilen deliller” başlıklı 5271 sayılı Kanun'un 138. maddesi “teknik araçlarla izleme”yi kapsamadığı gibi Kanunda teknik araçlarla izlemeye ilişkin olarak 138. maddedeki düzenlemeye benzer bir hükme yer verilmediğinden, teknik araçlarla izleme sırasında tesadüfen elde edilen delillerin soruşturma veya kovuşturma sırasında 5271 sayılı Kanun'un 217. maddesi kapsamında delil olarak kullanılmasının,
Olanaklı olmadığı anlaşılmakla,
Yukarıdaki açıklamalar ışığında dava konusu somut olay değerlendirildiğinde; sanık ... hakkında 5271 sayılı Kanun'un 140. maddesi gereğince verilmiş teknik araçlarla izleme kararları bulunmakla birlikte bu kararların irtikap suçundan değil rüşvet suçundan alınmış olması karşısında rüşvet suçuyla ilgili elde edilen delillerin katalog suç olmayan irtikap suçu bakımından yasal delil olarak kabul edilemeyeceği nazara alınarak, hukuka aykırı nitelikteki bu deliller dışlanarak mevcut delillerin değerlendirilmesi suretiyle sanığın hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
b) Katılan ... Artukoğlu'na ait iş yerinin yapı ruhsatının bulunmaması ve yola tecavüzlü olması nedeniyle 15.000,00 TL vermemesi halinde iş yerinin faaliyetinin durdurulacağını, parayı vermesi halinde ise herhangi bir işlem yapılmayacağını söyleyerek rüşvet talebinde bulunduğu ancak katılan ... tarafından bu isteğin kabul edilmemesi üzerine sanık hakkında rüşvet almaya teşebbüs suçundan kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda mahkemece sanığın, iş yerine ait bahsedilen aykırılıkları bildiği halde bu iş yerinin faaliyetlerini devam ettirmek isteyen katılan ...'nun içinde bulunduğu zor durumundan faydalanarak ondan menfaat temin etmeye çalıştığı ancak teklifin kabul edilmemesi nedeniyle eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilerek icbar suretiyle irtikaba teşebbüs suçundan mahkumiyetine karar verilmiş ise de; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.03.2010 tarihli ve 2009/5-167-2010/70 sayılı Kararında da açıklandığı üzere; icbar suretiyle irtikap suçunda mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak koşuluyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareketin icbar kavramına dahil olduğu, manevi cebirin, belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağının bulunmaması gerektiği, dosya kapsamı ve somut olayın oluş şekline göre sanığın öğreti ve uygulamada kabul edildiği üzere yasanın öngördüğü anlamda icbar ve ikna boyutuna varan davranışlarının bulunmadığı, bu itibarla irtikap suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, diğer yandan dosya kapsamına göre dava konusu somut olayda rüşvet suçuna dair yeterli delil de bulunmadığı ancak sanığa isnat edilen eylemin sübutu halinde 5237 sayılı Kanun'un 257/1. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği, bu itibarla anılan suç üzerinde de durulup, zamanaşımı süreleri de dikkate alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
Sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 53/5. maddesinin uygulanması sırasında, sadece 53/1-a madde-fıkra ve bendindeki hak ve yetkileri kullanmaktan yasaklanmasına karar verilmesi yerine, hangi hak ve yetkiye ilişkin olduğu gösterilmeksizin maddenin tümünü kapsayacak ve infazda tereddüt oluşturacak şekilde karar verilmesi,
Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA 17.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.