KARARLAR

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2024/4654 E., 2025/2660 K. sayılı kararı

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 15.05.2025 tarihli, 2024/4654 E., 2025/2660 K. sayılı kararı

Abone Ol

T.C.

Yargıtay

7. Hukuk Dairesi

2024/4654 E., 2025/2660 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/561 E., 2024/1447 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/274 E., 2021/426 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilin tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan öninceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimince hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının eşi olan muris ...'in 15.01.2017 tarihinde vefatı sonrasında Mersin 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/120 Esas sayılı dosyasından 05.06.2018 tarihinde usule aykırı biçimde açıklanan "09.12.2016 tarihli el yazılı vasiyetnamenin" hatalarla dolu ve hukuka aykırı olup ayrıca gerekli şartları da taşımadığından iptali gerektiğini, şöyle ki muris ...'in vasiyetnameyi düzenlediği tarihte tasarruf ehliyetinin bulunmadığını, kanser tedavisi görmekte iken vasiyetnamenin murise dikte ettirildiğini, vasiyetname içeriğinin, üzerindeki karalamaların, düzeltmelerin ve düzensizliklerin bu iddialarını doğruladığını, eldeki davaya konu iptali talep edilen vasiyetname ile davacının mirasçılıktan çıkarılmak istendiğini, ancak davacının mirasçılıktan çıkarılmasını gerektirecek ve mahkeme kararı ile kesinleşmiş herhangi bir kusurunun ya da davranışının olmadığını, müvekkilinin aile hukukundan kaynaklanan tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini, vasiyetname metninde müvekkili aleyhine ileri sürülen sebeplerin doğru olmadığını, vasiyetnamede tanık olarak imzası bulunan ...'ın boşanma davasında davalının avukatı olduğunu, diğer tanık Bilal Akarsu'nun ise yaşı itibariyle tanıklık yapma ehliyetinin bulunmadığını, lehine vasiyetname düzenlenen davalı ...'nun hileli biçimde terekeden para kaçırıp zimmetine geçiren birisi olduğunu ileri sürerek; 09.12.2016 tarihli el yazılı vasiyetnamenin iptalini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı vekilinin 30.03.2017 tarihinde ve 20.04.2017 tarihinde katıldığı boşanma davasına ilişkin celselerde vasiyetnameden ve iptal sebebinden haberdar olduğunu, eldeki vasiyetnamenin iptali istemli davanın açıldığı 28.06.2018 tarihinde ise vasiyetnamenin iptali davası için gerekli bir yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunu, davanın öncelikle bu sebeple reddi gerektiğini, muris ... tarafından davacı ... aleyhine Adana 4. Aile Mahkemesi'nde 2016/642 Esas sayılı açılan boşanma davasının devamı sırasında ...'in 05.01.2017 tarihinde vefat ettiğini, kanser tedavisi gören muris ...'in, ölmeden önce hastanede 09.12.2016 tarihinde kendi el yazısıyla vasiyetname düzenleyerek kanser hastası olduktan sonra kendisine bakıp gerekli ilgiyi göstermeyen davacıyı mirasçılıklan çıkardığını, taşınmazını ve diğer tüm malvarlığını abisi ...'ya vasiyet ettiğini, muris ...'in vasiyetnamenin tanzimi tarihi olan 09.12.2016 tarihinde hukuki işlem ehliyetine sahip olup akciğer kanseri tedavisi görmekte iken vefat ettiğini, ruhsal veya psişik rahatsızlığı bulunmadığını, algılama ve kavrama yeteneğinin mevcut olup davacı tarafın murisin hukuki işlem ehliyetinin bulunmadığı yönündeki iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, vasiyetname tanıklarının da fiil ehliyetlerinin bulunuyor olup tanıklık için yasal engellerinin bulunmadığını, vasiyetnamenin murisin kendi el yazısı ile yazılıp ve imzalandığını, davacının ise kanser rahatsızlığı olan eşini en zor zamanlarında ve ölümle savaşırken, çalışma bahanesiyle terk ettiğini, evinde ve hastanede yalnız bırakıp arayıp sormadığını, maddi ve manevi hiçbir ihtiyacını karşılamadığını belirterek; davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Davacının, vasiyet eden/muris ...'in eşi olup müşterek çocuklarının bulunmadığı, muris ...'in 15/01/2017 tarihinde vefat ettiği, muris tarafından düzenlenen 09.12.2016 tarihli vasiyetnamenin Mersin 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/120 Esas - 2018/1149 Karar sayılı dosyasından vasiyetnamenin açılıp okunduğunun tespitine dair verilen kararın kesinleştiği, 09.12.2016 tarihli vasiyetnamenin vasiyet eden tarafından bizzat el yazısıyla iki şahit huzurunda usulüne uygun düzenlendiği, vasiyetnamede şekil noksanlığı bulunmadığı, Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunca düzenlenen 17.05.2021 tarihli raporda da vasiyet edenin vasiyetin düzenlendiği tarihte fiil ehliyetine sahip olduğunun tespit edildiği, davacının 03/08/2016 tarihinde Adana 4. Aile Mahkemesinin 2016/642 Esas sayılı dosyası ile vasiyetnameden haberdar olduğu ve vekilinin ise Mersin 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin dosyasına 07.03.2017 tarihinde dilekçe ibraz ettiği, vasiyetnamenin açılıp okunduğunun tespitine ilişkin ilamın ise 30.03.2021 tarihinde kesinleştiği, hak düşürücü sürenin bu tarihten itibaren başladığı, eldeki davanın 28.06.2018 tarihinde hak düşürücü süre içerisinde açıldığı, davacının fiil ehliyeti yokluğu, şekil noksanlığı ve mirastan ıskat sebeplerinin bulunmadığı iddialarını ispatlayamadığı..." gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiştir.

IV.İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak esas yönünden yeniden hüküm kurulmak suretiyle; "...Mersin 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/120 Esas sayılı vasiyetnamenin açılması istemli dava dosyasına, davacı ... vekili sıfatıyla 07.03.2017 havale tarihli dilekçe sunularak vasiyetnamenin iptale tabi olduğunun beyan edildiği, bu haliyle davacı tarafın vasiyetnameyi ve iptal sebeplerini 07.03.2017 tarihinde Mersin 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/120 Esas sayılı dosyası ile öğrendiği, vasiyetnamenin iptali davasının ise bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 28.06.2018 tarihinde açıldığı, o halde mahkemece bir yıllık hak düşürücü sürenin dolmuş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı kabul edildiği..." gerekçesiyle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; Mersin 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.11.2021 tarihli ve 2018/274 Esas 2021/426 Karar sayılı kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 hükmü gereğince kaldırılarak; davanın esası ile ilgili olarak yeniden aşağıdaki hükmün kurulmasına; davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunmuştur.

A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; müvekkili ... ile murisin karşılıklı dairelerde komşu olarak ikamet ederken tanışıp 18.10.2008 tarihinde evlendiklerini, müşterek çocuklarının olmadığını, müvekkilinin evlenmeden önce ve evlendikten sonrada uluslararası yük ve yolcu taşıyan gemilerde ve her seferinde mecburen üç - dört ay açık denizde bulunan gemilerde çalıştığını, vasiyet eden ...'in 2015 yılında akciğer kanserine yakalandığını, tedavisi sürecinde müvekkilinin eşinin yanında olduğunu, 17.12.2015 tarihinde ilk ameliyatını olup daha sonra ikinci kez hastalanarak vefat ettiğini, bu durumlardan müvekkilinin sorumlu tutulmak istendiğini, Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesince sunulan ve sonuç olarak “...’in işlem tarihi olan 09.12.2016 tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğu” yönündeki raporun eksik ve yetersiz inceleme sonucu yazıldığını, Adana ... Hastanesinin 19 Mart 2019 tarihli kanser hastalarına psikolojik destek adlı makalesinde, dördüncü evre kanser hastalarının karşılaştıkları ileri derece psikolojik rahatsızlıklardan bahsedip bir psikolog destediği alması gerektiğinden bahsedildiğini, bu sebeplerle Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu raporuna mahkeme nezdinde itiraz edildiğini ancak mahkemece taleplerinin reddedildiğini, müvekkilinin eşi ... tarafından düzenlenen vasiyetnamede müvekkilini mirasından ıskat etme nedenleri olarak, özetle hastalığında bakmadığı, çalışma bahanesi ile gittiği vs. gibi nedenler ileri sürüldüğünü, ancak bunların gerçeği yansıtmadığını, vasiyet edilen ...’nun iki yalancı şahitle ...’e attığı iftiradan Adana 13. Adana Asliye Ceza Mahkemesi kararından sonra Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin de kesinleşmiş kararı ile beraat ettiğini belirterek; kararın bozulmasını istemiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; ehliyetsizlik, şekil noksanlığı ve mirasçılıktan çıkarma nedenlerinin bulunmadığı sebeplerine dayalı olarak açılan vasiyetnamenin iptali istemine ilişkindir.

1. Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince; 07.03.2017 tarihli dilekçeyle davacının vasiyetnameyi öğrendiği kabul edilerek davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine yönelik hüküm kurulmuş ise de, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu uyarınca vasiyetnamenin açılıp okunarak vasiyetnamenin tamamından haberdar olunmasıyla öğrenme süresi başlayacağı için 07.03.2017 tarihli dilekçe kapsamının "öğrenme" olarak kabul edilip süre yönünden davanın reddedilmesi doğru değildir. Vasiyetnamenin açılması davasının kesinleştiği tarih itibariyle eldeki dava hak düşürücü süre içerisinde açılmış olup işin esasının incelenmesi gerekmektedir.

2. Kanun koyucu, miras bırakanın irade özgürlüğüne büyük önem verdiğinden, miras bırakanın iradesinin öldükten sonra da ayakta tutulmasını ve değer taşımasını, yapacağı ölüme bağlı tasarrufların hukuk düzenince korunmasına bağlamıştır (... Kılıçoğlu: Miras Hukuku, Ankara 2018, s. 32). Bu tür hukuki işlemlerin ölüme bağlı tasarruf olarak adlandırılmalarının sebebi, miras bırakanın terekesine ilişkin olmalarıdır.3. Vasiyetnameler de, bir kimsenin (gerçek kişi) bizzat yapacağı ölüme bağlı bir tasarruf olup amacı bütün mamelekinin veya muayyen bir malının mülkiyetini gerçek veya tüzel bir şahsa devredilmesini sağlamaya yönelik tek taraflı bir hukuksal işlemdir (Hukuk Genel Kurulunun 14.10.2021 tarihli, 2020/14-540 Esas, 2021/1223 Karar sayılı kararı).

4. Miras bırakan vasiyetname ile mal varlığı üzerinde ölümüne bağlı tasarrufta bulunurken, bu tasarruf nedeniyle saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar da belli koşullarla kanun koyucu tarafından korunmuş ve 4721 sayılı Kanun'un 560 ıncı maddesinde miras bırakanın tasarruf oranını (nisabını) aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilecekleri hükme bağlanmıştır. Saklı pay ihlâlinin yaptırımı tenkistir ve ancak mirastan feragat, mirasçılıktan çıkarma ve mirastan yoksunluk gibi istisnai hâllerde, miras bırakanın tasarruf oranı (nisabı) genişler. Ne var ki bu hâllerde dahi miras bırakanın tasarruf oranının genişlemesi mutlak değildir.

5. Gelinen aşamada somut olayda, uyuşmazlık noktasını teşkil eden mirasçılıktan çıkarma ile ilgili kavram ve hükümlerin ortaya konulmasında fayda vardır. Türk Medeni Kanunu'nun 510 ve devamı maddelerinde düzenlenen mirasçılıktan çıkarma; kanunun aradığı anlamda aile bağına layık olmadığını gösteren kimseye uygulanan bir "medeni hukuk yaptırımı", bir çeşit özel hukuk cezasıdır. Davranışlarıyla miras bırakan ile arasındaki sıkı ve yoğun aile bağlarını koparan mirasçıyı, miras bırakanın tasarruflarına karşı korumakta ısrar etmek anlamlı olmayacağından, belli koşullar dâhilinde kanun koyucu miras bırakana ölüme bağlı tasarrufuyla mirasçısını mirasından tümüyle uzaklaştırma imkânı tanımıştır. Cezai mirasçılıktan çıkarma olarak isimlendirilen bu durumun şartları 4721 sayılı Kanun'un 510. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre;

“Aşağıdaki durumlarda mirasbırakan, ölüme bağlı bir tasarrufla saklı paylı mirasçısını mirasçılıktan çıkarabilir:

1. Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse,

2. Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemişse.”

6. Görüldüğü üzere; mirasçılıktan cezai çıkarmanın iki temel şartı bulunmaktadır: Bunlar, çıkarma sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ve çıkarmanın ölüme bağlı tasarruf biçiminde yapılmasıdır. Miras bırakanın bu sebebe dayanabilmesi için, mirasçının mutlaka suçtan mahkûm olması gerekmez. Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere, bu sebebin varlığının kabul edilebilmesi için suçun "ağır" olması aranmıştır. Hâkimin suçun ağırlığı konusunda takdir yetkisini kullanırken ceza hukuku kuralları bağlamında değil, işlenen fiilin aile bağlarına yaptığı etki bakımından medeni hukuk esaslarına göre değerlendirmede bulunması gerekir. Mirastan çıkarma için ikinci sebep ise; mirasçının, miras bırakana veya miras bırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemiş olması hâlidir. Aile üyelerinin birbirlerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerine ilişkin olarak Medeni Kanunda, somut olayı da ilgilendiren pek çok hüküm bulunmaktadır. Somut uyuşmazlıkla ilgili olan mirasçılıktan çıkarmaya ilişkin bu ikinci sebep; ilkine kıyasla daha genel nitelikli olmakla birlikte, kanun koyucunun amacına bakıldığında ilk bentte aranan "suçun ağır olma hâli" ile ikinci bentte düzenlenen "aile hukuku yükümlülüklerinin önemli ölçüde ihlâli" birbiriyle uyumlu ve orantılı şekilde yorumlanmalıdır. Aksi takdirde ilk bentte mirastan çıkarma koşulu çok ağır şartlara tâbi iken, ikinci bentte daha esnek ve kolay şekilde saklı paydan yoksun bırakılma sonucu doğabilir ki bu durumun, söz konusu düzenlemeyle sağlanmak istenen miras bırakan ve mirasçının hakları arasındaki dengeye hizmet etmeyeceği açıktır. Bu nedenle; aile hukukundan doğan yükümlülüklerin önemli ölçüde yerine getirilmemiş olması, ağır bir suç işlenmiş gibi miras bırakanın mirasçısını saklı payından mahrum bırakarak cezalandırmasını haklı kılacak ağırlık ve yoğunlukta olmalı, bazı yükümlülüklerin ihlâl edilmiş olması tek başına yeterli kabul edilmemeli ve ağır bir ihlâlin varlığı aranmalıdır. Aksi takdirde mirasçılıktan çıkarma, miras bırakanın mirasçılarına karşı kullanabileceği bir baskı aracına dönüşebileceği gibi kötüye kullanmaya da açık hâle gelebilecektir. Ayrıca mirasçının eyleminin objektif olarak aile bağını koparacak nitelikte olması yeterli değildir; eylemin fiilen yani sübjektif olarak da aile bağlarını koparıp koparmadığı irdelenmelidir. Neticeten her iki çıkarma sebebinde de hâkim, taraflarca sunulan ispat araçlarıyla dosyaya yansıyan vakıaları her somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirmeli ve mirasçının kanun koyucunun miras bırakının tasarruf özgürlüğüne karşı koruduğu saklı payından dahi mahrum olmasını gerektirir bir durumun var olup olmadığını ortaya koymalıdır. (Hukuk Genel Kurulunun 25.09.2024 tarihli, 2023/3-53 Esas - 2024/464 Karar sayılı kararı.)

7. Mirasçılıktan çıkarma sebeplerine ilişkin bu açıklamalardan sonra mirasçılıktan çıkarılmanın sonuçları ve bu duruma itirazın koşulları üzerinde durulmalıdır. Türk Medeni Kanununun mirasçılıktan çıkarmanın "Hükümleri" başlıklı 511. maddesine göre; miras bırakanın ölüme bağlı tasarrufuyla mirasçılıktan çıkarılan kimse; saklı pay da dâhil olmak üzere mirastan pay alamaz ve tenkis davası açamaz. Mirasçılıktan çıkarmada, kural olarak mirasçılıktan çıkarılan saklı paylı mirasçı da dikkate alınarak saklı paylar hesaplanır ancak mirasçılıktan çıkarılan saklı paylı mirasçıya isabet eden saklı pay oranı, miras bırakanın tasarruf oranına (nisabına) eklenir. Miras bırakan aksi yönde bir tasarrufta bulunmamışsa, mirastan çıkarılan kişinin miras payı sanki o miras bırakandan önce ölmüş gibi varsa kendi alt soyuna, yoksa miras bırakanın diğer yasal mirasçılarına geçer (m. 511/2). Yine maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, mirasçılıktan çıkarılan kimsenin altsoyu, o kimse miras bırakandan önce ölmüş gibi saklı payını isteyebilir.

8. Kanun koyucu böyle bir sonuç doğurabilecek söz konusu ölüme bağlı tasarrufa karşı mirasçılara tasarrufun iptali imkânı sağlayan bazı haklar tanımıştır. Bunlardan ilki daha genel koşullar içeren ve 4721 sayılı Kanun'un 557-559. maddelerinde düzenlenen "Ölüme bağlı tasarrufların iptali" hükümleridir. Anılan 557. maddede ölüme bağlı tasarrufun iptali sebepleri sınırlı olarak sayılmıştır: Buna göre ehliyetsizlik, vasiyetnamenin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması, tasarrufun içeriğinin bağlandığı koşullar veya yüklemelerin hukuka veya ahlâka aykırı olması ve tasarrufun kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmış olması hâllerinden birinin mevcut olduğu iddiasıyla açılacak bir dava ile vasiyetnamenin tamamen yahut kısmen iptali mümkün olabilecek, mirasçı yalnızca saklı payını değil, miras payını alabilecektir.

9. Kanun'un 512. maddesinde ise ölüme bağlı tasarrufla mirasçılıktan çıkarılmanın söz konusu olduğu duruma özgü bir hâl düzenlenmiştir. Buna göre;
"Mirasçılıktan çıkarma, mirasbırakan ancak buna ilişkin tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmişse geçerlidir.
Mirasçılıktan çıkarılan kimse itiraz ederse, belirtilen sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer.
Sebebin varlığı ispat edilememiş veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse tasarruf, mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir; ancak, mirasbırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapmışsa, çıkarma geçersiz olur". Kanun koyucu maddenin birinci fıkrasında, genel iptal sebeplerinden farklı şekilde, bir geçerlilik koşulu öngörmüştür: Mirastan çıkarmanın geçerli olabilmesi için miras bırakan ortaya koyduğu bu iradesini gerektiren sebepleri tasarrufunda açıklamak zorundadır (m. 512/1). Mirasçılıktan çıkarılan mirasçı Kanun'un 512/2 maddesi hükmü çerçevesinde söz konusu ölüme bağlı tasarrufa itiraz edebilir. Bu durumda ispat yükü çıkarmadan yararlanan mirasçı veya vasiyet alacaksına aittir. Bir başka deyişle, vasiyetnamelerde açıklandığı üzere, davacının mirasçılıktan çıkarılması sebeplerinin var olduğunun ispatı, çıkarmadan yararlanan davalı mirasçıya düşmektedir. Mirasçılıktan çıkarılan kişinin itirazı üzerine, çıkarma sebebinin varlığı karşı tarafça ispat edilemezse veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse tasarruf Kanun'un 512/3 maddesi gereği ancak mirasçının saklı payı dışında yerine getirilebilir. Başka bir anlatımla bu durumda ölüme bağlı tasarruf tümden geçersiz hâle gelmez, mirasçılıktan çıkarılması yerinde görülmeyen mirasçının saklı payı dışında miras bırakanın iradesi yerine getirilir. Ancak mirastan çıkarılan kişi, miras bırakanın çıkarma sebebi konusunda açık bir yanılgıya düştüğünü ispat edebilirse çıkarma geçersiz olacak (md. 512/3); bu hâlde mirasçı sadece saklı payını hak etmeyecek, miras payını alabilecektir.

10. Konuyla ilgili bu açıklamalardan sonra somut olaydaki durum ortaya konulmalıdır. Davacı taraf genel iptal koşullarının var olduğu iddiasından başka, mirasçılıktan çıkarma sebebi olarak vasiyetnamede bahsi geçen hususların gerçekle bağdaşmadığını ileri sürerek 4721 sayılı Kanun'un 512 nci maddesi anlamında itirazda bulunmuş, bu iddiaya karşı ispat yükü üzerine düşen davalı tarafça vasiyetnamede belirtilen hususlara ilişkin bir takım deliller sunulmuştur.

11. Mirasbırakan dava konusu 09.12.2016 tarihli el yazılı vasiyetnamede; "Eşim ...'i mirasımdan ve mirasçılığımdan çıkarıyorum. Malvarlığımın hiçbir şekilde ona intikal etmesini istemiyorum. Kanser hastası olduktan sonra bana bakmamış, benimle ilgilenmemiş, beni yalnız bırakmıştır. En çok bakım ve sevgiye ihtiyacım olduğu zamanda çalışma bahanesiyle evden gitmiştir. Bu halde dahi telefonla/mesajla hakaret ederek beni rahatsız etmiş, beni bu durumda bırakan eşim ...'in mirasımdan, malvarlığımdan, emekli aylığımdan hiçbir şey almasını istemiyorum, mirasçılığımdan çıkarıyorum. Adıma kayıtlı ...3314 parseldeki B Blok, 6 numaralı bağımsız bölümü, tüm malvarlığımı, mirasımı, her zaman yanımda, destek olan ağabeyim ...'ya bırakıyorum. Bu taşınmaza eşim ...'ın hiçbir katkısı olmamıştır. SGK'dan aldıklarım, alacaklarım, emekli maaşımla ilgili herhangi bir ödemenin eşime verilmemesini istiyorum..." ifadelerini kullanarak, davacı eşini mirasçılıktan çıkarmak istediğini belirtmiştir.

12. O hâlde; Mahkemece davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığı gözetilerek öncelikle vasiyetnamenin iptali bakımından davacının ileri sürdüğü nedenlerin irdelenmesi, sonrasında mirastan/mirasçılıkta çıkarma (ıskat) koşullarının oluşup oluşmadığı, yani; dava konusu vasiyetname ile mirasbırakanın, davacı eşi ...'ı mirastan çıkarma sebebi olarak ileri sürdüğü vakıaların, mirasçılıktan çıkarma sebebi sayılabilecek nitelik ve nicelikte bulunup bulunmadığı, davacı ...'ın, eşi mirasbırakana karşı mükellef olduğu aile hukukundan doğan yükümlülüklerini büyük ve kusurlu davranışlarla ihmal edip etmediği gözetilerek öncelikle bir karar verilmesi gereklidir. Mirasbırakanın, eşi olan davacı hakkında gösterdiği sebeplerin, mirasçılıktan çıkarma sebebi sayılabilecek nitelik ve nicelikte bulunmadığına mahkemece kanaat getirilmesi halinde; 4721 sayılı Kanun'un 512. maddesinin 3. fıkrasının ilk cümlesi uyarınca mirasçılıktan çıkarmanın tasarruf nisabı oranında geçerli olacağı gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR
1.Yukarıda "değerlendirme ve gerekçe" başlığı altında açıklanan sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.05.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.