T.C.
Yargıtay
8. Hukuk Dairesi
2018/15973 E., 2021/2157 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili; tapuda ... ili, ... İlçesi, ... Köyü 11 parsel nosu ile kayıtlı bulunan taşınmazın müştereken vekil edenlerine ait olduğunu, dava konusu bu taşınmazın 51.399,55 m²’sine davalı idarece kamulaştırmasız olarak el atıldığını ve davalı idare aleyhine ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/271 Esas ve 2013/19 Karar no’lu dosyası ile kamulaştırmasız el atmadan dolayı tazminat davası açıldığını belirterek fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydı ile ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/271 Esas ve 2013/19 Karar no’lu dosyasının kesinleşme tarihi olan 2012 yılından başlamak üzere bilirkişi tarafından maddi olarak tam miktar çıktıktan sonra ıslah edilmek üzere şimdilik 10.000 TL ecrimisilin her yıla ilişkin bedelin ilişkin olduğu yıldan itibaren hesaplanacak faizi ile birlikte talep ve dava etmiştir.
Davacılar vekilinin, 24.02.2014 tarihinde ecrimisil talebini 69.598,77 TL olarak ıslah ettiği ve ıslah harcını yatırdığı görülmüştür.
Davalı vekili; görev, derdestlik, kesin hüküm, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davacıların belirttiği gibi daha önce dava açıldığını, bu konuda yeniden dava açılmasının usule ve yasaya aykırı olup kesin hüküm itirazlarının öncelikle incelenmesini, taşınmazın mülkiyetinin 29.07.2011 tarihi itibari ile Maliye Hazinesine geçtiğini ve tazminat bedelinin ilgili icra dairesine ödendiğini, bu nedenle 2011 ve 2012 yıllarına ve geriye dönük 5 yıla ilişkin olarak ecrimisil talep edilmesinin usule ve yasaya aykırı olduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, yapılan yargılama neticesinde; davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelemesinde;
Gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan hak sahibinin, hak sahibi olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK'nin 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı kararı)
Hemen belirtelim ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere ve HMK'nin 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir.
Bu nedenle, özellikle tarım arazilerinin haksız kullanımı nedeniyle ürün esasına göre talep varsa, bu konudaki resmi veriler, taşınmazın bulunduğu bölgede ekilen tarım ürünlerinin neler olduğu tarım il veya ilçe müdürlüğünden sorulmalı, ekildiği bildirilen ürünlerin ecrimisil talep edilen yıllara göre birim fiyatları ve dekara verim değerleri, hal müdürlüğünden ilgili dönem için getirtilmeli, bölgede münavebeli ekim yapılıp yapılmadığı, taşınmazın nadasa bırakılıp bırakılmadığı tespit edilmelidir.
Somut olayda, yukarıda açıklanan kriterlere göre araştırma ve inceleme yapılması yerine bilirkişi raporunda taraflar arasında görülen ve yukarıda bahsi geçen kamulaştırmasız el atmadan kaynaklı bedel davasındaki 2012 yılı rakamları baz alınarak, bir yıllık ürün net geliri beş yıla dönüştürülerek, bin metrekare tarım arazisinin bir yıllık toplam getirisinin bulunup, beş yıllık üretim değerinin hesaplanıp, bu şekilde hesaplama yapılması doğru görülmemiştir.
Bilindiği gibi, kamulaştırma kararı alınmadan veya kamulaştırma işlemleri tamamlanmadan taşınmaza el koyan idarenin haksız işgalci konumunda olacağı sabittir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.09.2019 tarihli ve 2017/1-1273 Esas, 2019/911 Karar sayılı kararında da değinildiği üzere, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmaz mal malikinin, idarenin bu fiili durumuna razı olup, bedeli mukabilinde taşınmazın mülkiyetini idareye devretme iradesini ortaya koyduğu, eş söyleyişle kamulaştırmasız el koyma karşılığının tahsili talebiyle dava açtığı tarihe kadar idarenin taşınmaza el atması haksız fiil niteliğindedir. Sonuç olarak kamulaştırmasız el atma nedeniyle mal sahibi, taşınmazın dava tarihindeki değerini isteyebileceği gibi, ecrimisil de isteyebilir. Ancak kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasından sonraki dönem için ecrimisil istenemeyeceği de kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince; her ne kadar davacı taraf son 5 yıla ilişkin ecrimisil talep etmiş ise de, az yukarıda açıklanan ilke ve esaslar dahilinde, son 5 yılın başlangıcı 28.01.2008 tarihi olmasına göre, bu tarihten başlamak üzere kamulaştırmasız el atma davasının açıldığı tarih olan 29.07.2011 arası dönem için ecrimisil hesabı yaptırılıp hükme bağlanması gerekirken 2008 yılı için 25 gün ecrimisil hesabı yapılması doğru görülmemiştir.
O halde, mahkemece yapılacak iş, kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminat davasının açıldığı tarih göz önüne alınarak, az yukarıda bahsedilen ilkeler ışığında, dava konusu taşınmazın el atılan bölümü açısından kazanılmış haklar da gözetilmek kaydıyla davalı aleyhine ecrimisile hükmetmek olmalıdır. Açıklanan tüm bu hususlar göz önüne alınmadan, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacı vekilinin temyiz itirazlarının bozma nedenine göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 10.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi