MAKALE

12. Yargı Paketi Taslağının Bir Kısım Maddelerinin Tazminat ve Sigorta Hukukuna Etkileri: Hak Arama Özgürlüğü, Tazminat Hesapları ve Faiz Uygulamaları Açısından Bir Değerlendirme

Abone Ol

Giriş

22/06/2026 tarihinde TBMM'ye sunulan "Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi", usul hukuku ve tazminat hukukuna ilişkin önemli değişiklikler içermektedir. Özellikle iş kazaları ve sigorta hukuku uygulamasında yoğun şekilde karşılaşılan trafik kazaları, destekten yoksun kalma tazminatı ve sürekli iş göremezlik tazminatı davaları bakımından teklifin önemli sonuçlar doğurması beklenmektedir.

Taslak incelendiğinde, bir yandan uygulamada uzun süredir tartışılan bazı sorunlara çözüm getirilmeye çalışıldığı, diğer yandan ise zarar görenlerin tazminata erişimi ve tam tazmin ilkesi bakımından yeni tartışmaların ortaya çıkabileceği görülmektedir.

Bu çalışma tazminat hukuku ve bazı usul hukuku düzenlemeleri ile sınırlı bir incelemeyi kapsamaktadır.

I. Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması

“Madde 20- 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı hukuk muhakemeleri kanununun 107. Maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.”

Taslağın en dikkat çekici yönlerinden biri, uygulamada yaygın olarak kullanılan HMK.107. maddedeki belirsiz alacak davası kurumunun kaldırılmasıdır.

Bilindiği üzere özellikle bedensel zarar davalarında davacıların zararın gerçek miktarını dava açılış tarihinde bilmesi çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Bu nedenle belirsiz alacak davası, zarar miktarının bilirkişi incelemesi sonucunda ortaya çıkacağı durumlarda önemli bir koruma mekanizması işlevi görmekteydi.

Ancak uygulamada hangi davaların belirsiz alacak davasına konu olabileceği, hangi durumlarda bu davanın açılmasında hukuki yarar bulunduğu ve sonradan yapılan talep artırımlarının sonuçları konusunda ciddi içtihat farklılıkları ortaya çıkmıştır.

Taslağın bu kurumu kaldırması ilk bakışta hak arama özgürlüğünü daraltıyor gibi görünse de, aşağıda değinileceği üzere kısmi davaya ilişkin zamanaşımı düzenlemesi ile birlikte değerlendirildiğinde uygulamadaki karmaşanın azaltılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır.

Önemli belirtmek gerekir ki bu madde, yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanmaya devam edilecektir.

II. Kısmi Davada Zamanaşımının Bakiye Alacak İçin de Kesilmesi

“Madde 21- 6100 sayılı kanunun 109. Maddesini aşağıdaki fıkra eklenmiştir. (4) Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.”

Taslağın en olumlu düzenlemelerinden biri kuşkusuz budur.

Mevcut sistemde kısmi dava açılması halinde zamanaşımının yalnızca dava konusu yapılan bölüm bakımından kesildiği kabul edilmekte, bakiye alacak yönünden ise uygulamada çeşitli tartışmalar ve hak kaybı riskleri ortaya çıkabilmektedir.

Özellikle uzun süren bilirkişi incelemeleri nedeniyle davacının gerçek zararının sonradan netleşmesi halinde, bakiye alacağın zamanaşımına uğrayabileceği yönündeki tartışmalar ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Yeni düzenleme ile dava açılması halinde alacağın tamamı yönünden zamanaşımının kesilmiş sayılması öngörülmektedir.

Bu değişiklik;

  • Hak kayıplarını azaltacaktır.
  • Belirsiz alacak davasının kaldırılmasının olumsuz etkilerini dengeleyecektir.
  • Davacı vekillerinin usulî risklerini azaltacaktır.
  • Mahkemelerin hukuki yarar tartışmalarıyla vakit kaybetmesini önleyecektir.

Bu yönüyle teklifin zarar görenler lehine önemli bir kazanım sağladığı söylenebilir.

III. Bedensel Zararlarda Faiz Uygulamasının Değiştirilmesi

“Madde 19 - 11.01.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar kanununun 55. Maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten; zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinmediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir.”

Taslağın en tartışmalı düzenlemesi hiç şüphesiz budur.

Mevcut uygulamada ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı ile sürekli iş göremezlik tazminatının tamamına, haksız fiil/dava ya da temerrüt tarihinden itibaren faiz işletilmektedir. Yargıtay’ın tüm yerleşik içtihatları da bu yöndedir. Ancak taslak ile birlikte bedensel zarar tazminatlarında faiz başlangıcına ilişkin yerleşik uygulamadan önemli ölçüde uzaklaşılmaktadır.

Borçlar Kanununun 55.maddesine eklenen taslak fıkra, zararı iki bölüme ayırmaktadır:

  • Bilinen dönem zararı
  • Bilinmeyen/gelecek dönem zararı

Yeni sisteme göre;

  • Bilinen dönem zararına kaza/temerrüd tarihinden itibaren,
  • Gelecek dönem zararına ise karar tarihinden itibaren faiz uygulanacaktır.

Bilinen dönem, zarar görenin veya desteğin gelirinin somut verilerle belirlenebildiği, olay tarihinden aktüerya bilirkişisinin hesaplama yaptığı tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Gelecek dönem ise hesap tarihinden başlayarak zarar görenin veya desteğin muhtemel yaşam süresi, çalışma süresi ve diğer aktüeryal varsayımlar esas alınarak geleceğe yönelik olarak hesaplanan dönemi ifade eder. Bedensel zarar hesaplarında tazminatın büyük kısmı çoğu zaman gelecek dönem zararından oluşmaktadır. Dolayısıyla taslaktaki faiz düzenlemesinin ekonomik etkisi çok büyüktür. Çünkü faizden mahrum bırakılan kısım genellikle tazminatın küçük bir bölümü değil, çoğu durumda büyük kısmıdır.

Bu düzenlemenin gerekçesi, gelecekte doğacak zararlar için geçmişe yönelik faiz işletilmesinin hakkaniyete uygun olmadığı düşüncesine dayanmaktaysa da bu yaklaşım eleştiriye açıktır.

Şöyle ki; aktüeryal hesaplarda gelecekteki zarar zaten peşin sermaye değeri esas alınarak ve iskonto yöntemleri kullanılarak bugünkü değere indirgenmektedir. Başka bir ifadeyle gelecekte elde edilecek gelirler hesaplama sırasında zaten bugüne çekilmektedir.

Bu durumda hem iskonto uygulanması hem de karar tarihine kadar faiz verilmemesi, zarar gören aleyhine (iş kazası veya trafik kazası mağdurları açısından) çifte bir indirime yol açabilecek ve mağduriyet artırıcı bir unsur olarak karşımıza çıkacaktır.

Özellikle uzun yıllar süren yargılamalarda, yüksek enflasyon ortamında hak sahiplerinin önemli ölçüde faiz kaybına uğraması söz konusu olacaktır.

Ayrıca bu düzenleme, belirli yönleriyle HMK'da belirsiz alacak davasının kabul edilmesinden önceki dönemde uygulanan ve davacılar aleyhine sonuçlar doğuran sisteme kısmen benzemektedir. Nitekim geçmiş uygulamada, dava dilekçesinde talep edilen kısım için dava veya temerrüt tarihinden itibaren faiz işletilirken, sonradan ıslahla artırılan bölüm için faiz ancak ıslah tarihinden itibaren yürütülmekteydi. Belirsiz alacak davasının kabulüyle birlikte, özellikle miktarı dava tarihinde tam olarak belirlenemeyen bedensel zarar davalarında bu sakınca büyük ölçüde giderilmiş ve artırılan kısım bakımından da dava veya temerrüt tarihinden itibaren faiz uygulanması benimsenmiştir. Taslak düzenleme doğrudan bu sisteme dönüş anlamına gelmemekle birlikte, bedensel zarar tazminatının önemli bir bölümünü oluşturan gelecek dönem zararını karar tarihine kadar faizsiz bırakarak, ekonomik sonuçları itibarıyla hak sahipleri aleyhine benzer bir etki doğurabilecek niteliktedir.

Bu nedenle düzenleme;

  • Sigorta şirketleri lehine,
  • Güvence Hesabı lehine,
  • Haksız fiil sorumluları lehine,

olmakla birlikte;

  • Destekten yoksun kalanlar,
  • Sürekli iş göremez hale gelenler,
  • Mirasçılar

bakımından önemli gelir kayıpları doğurabilecek niteliktedir.

Bedensel zarar hesaplamalarında işleyecek dönem zararının karar tarihine kadar faizsiz bırakılması, yargılamanın uzamasından kaynaklanan ekonomik sonucun zarar gören yerine sorumluya yüklenmesi sonucunu doğurabilecektir. Başka bir ifadeyle, davanın dört veya beş yıl sürmesi halinde ortaya çıkan finansman avantajından zarar gören değil, sorumlu taraf yararlanmış olacaktır. Bu durum ise tam tazmin ilkesinin yanında, haksız fiil hukukunun caydırıcılık fonksiyonu bakımından da tartışma yaratabilecektir.

Anayasa Mahkemesi'nin KTK m.90 kapsamında öngörülen bazı özel hesaplama yöntemlerini mülkiyet hakkı ve gerçek zararın karşılanması ilkesi bakımından Anayasa'ya aykırı bularak iptal ettiği göz önüne alındığında, faiz başlangıcını öteleyen bu düzenlemenin de mülkiyet hakkı ve tam tazmin ilkesi ışığında iptal riski taşıdığı ifade edilebilir.

Bu arada belirtmek gerekir ki TBK. 55. Maddede yapılan bu değişiklik, söz konusu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar hakkında uygulanacaktır.

IV. Kısmi Ödemelerde Oransal Mahsup Sistemine Geçilmesi

Madde-19 - 11.01.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar kanununun 55. Maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. Çalışma gücünün azalmasından ya da getirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplara bağlı tazminatlar için ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar ödenen bedel, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilir.

Borçlar Kanunu 55.maddeye eklenen taslak fıkrada yer alan bir diğer önemli yenilik, kısmi ödemelerin mahsup yöntemidir.

Mevcut uygulamada zarar veren ya da sigorta şirketince davadan önce yapılan ödeme, yarar ve zararın denkleştirilmesi ilkesi gereğince ödeme tarihinden, davadaki hesap tarihine kadar güncellenmekte ve güncellenmiş tutar yeni hesaplanan zarardan düşülmektedir.

Taslak da ise farklı bir sisteme geçilmektedir. Buna göre;

Ödeme tarihindeki toplam zarar hesaplanacak, yapılan ödemenin bu zararı karşılama oranı bulunacak, daha sonra hesap tarihindeki güncel zarar tespit edilerek aynı oran üzerinden mahsup yapılacaktır.

Örneğin ödeme tarihinde hesaplanan zarar 1.000.000 TL, yapılan ödeme 300.000 TL ise zararın %30'unun karşılandığı kabul edilecektir. Daha sonra hesap tarihindeki zarar 1.200.000 TL olarak bulunursa, mahsup miktarın %30’u olan 360.000 TL üzerinden yapılacaktır. Mevcut sistemde Yargıtay kararlarına göre önce ödeme tarihindeki tazminat miktarının bulunup, miktar yetersizse günümüz verileri ile hesaplama yapıldıktan sonra, ilk ödemenin güncellenerek düşülmesi uygulamasından nispeten daha karmaşık ve sorunlara yol açması sebebiyle vazgeçilmesi tarafımızca olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.

V. Kanuni Faiz Sisteminin Yeniden Düzenlenmesi

“Madde 11- 04.10.1984 tarihli ve 3095 sayılı kanuni faiz ve temerrüt faizine ilişkin kanunun birinci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. MADDE-1- 11.01.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar kanunu ile 13.01.2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na göre faiz ödenmesi gereken hallerde miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının%80’i üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın %80’i geçerli olur”

Taslağın en olumlu düzenlemelerinden biri kanuni faiz oranına ilişkindir.

Yasal faiz oranı 01/01/2006 dan 01/06/2024 e kadar %9 olarak, 01/06/2024’den bu güne kadar ise %24 olarak uygulanmaktaydı.

Ancak Anayasa Mahkemesi tarafından 22/07/2025 tarihinde mülkiyet hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle iptal edilen mevcut kanuni faiz oranı uzun yıllar ekonomik gerçekliklerin oldukça gerisinde kalmakta ve özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde alacaklıların uğradığı reel kayıp ciddi boyutlara ulaşmaktaydı.

Yeni düzenlemeye göre kanuni faiz;

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranına endekslenmektedir.

Bu sistem:

  • Ekonomik koşullara daha hızlı uyum sağlayacaktır.
  • Enflasyon karşısında alacaklıyı daha iyi koruyacaktır.
  • Mahkeme kararlarının reel değerini artıracaktır.
  • Tazminat hukukunun telafi edici işlevini güçlendirecektir.

Örneğin Haziran 2026 itibari ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın önceki yılın yani 31 Aralık’2025’in kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı 38.75 olduğundan onun %80’i olan %31 yasal faiz oranı olarak uygulanacaktır. 30 Hazirandan itibariyle reeskont faiz oranının beş puandan fazla değişmesi halinde o oranın %80’i esas alınacaktır.

Bu yönüyle teklifin alacaklılar ve hak sahipleri bakımından eskisine nazaran olumlu sonuçlar doğuracağı değerlendirilmektedir.

VI. İlk derecenin verdiği görevsizlik ve yetkisizlik kararları hakkında Yargıtay’ın bozma kararı veremeyeceği

“Madde 27- 6100 sayılı kanunun 371. Maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. (2) Bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararlar hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin sadece görevsiz veya yetkisiz olduğu gerekçesiyle bozma kararı verilemez.”

Taslağın usul hukukuna ilişkin yaptığı en önemli düzenlemelerden bir tanesi de hukuk muhakemeleri kanununda yapılan değişikliklerdir. Buna göre HMK 371. Maddeye eklenen fıkra ile birlikte, ilk derece mahkemelerinin sadece görevsiz veya yetkisiz olduğu gerekçesiyle bozma kararı verilemez hükmü getirilmiştir. Bu düzenlemeyle, ilk derece mahkemelerinin verdiği görevsizlik ve yetkisizlik kararlarının istinaf incelemesinden geçmesi yeterli görülerek, bu kararların ayrıca Yargıtay denetimine tabi tutulmasının önüne geçilmektedir. Bu isabetli bir değişikliktir. Uygulamada, davanın esası hakkında uzun süre yargılama yapıldıktan ve hatta yıllar geçtikten sonra Yargıtay tarafından görev veya yetki yönünden bozma kararları verilebilmekte, bu durum ise yargılamanın sil baştan başlamasına ve ciddi zaman kayıplarına neden olabilmekteydi. Düzenlemenin amacı, bu tür usulü tartışmaların erken aşamada kesinleştirilmesini sağlamaktır.

VII. İstinaf Mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını değiştirip yeni bir karar vermesi halinde artık temiz yoluna gidilebileceği

“Madde 26 - 6100 sayılı kanunun 362. Maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. (3) Bölge adliye mahkemesinin yaptığı inceleme sonucunda istinaf başvurusunun kısmen veya tamamen kabul edilerek yeniden esas hakkında verilen karar, miktar veya itibarıyla 341. Maddenin ikinci fıkrasına düzenlenen parasal sınırın üzerinde olması halinde temiz edilebilir. Bu kararın, miktar veya değeri itibari ile 341. Maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen parasal sınırı geçmemesi halinde temiz yoluna başvurulamaz.”

Anayasa Mahkemesi 26.02.2026 tarihinde HMK 362. Maddesinin birinci fıkrasının a bendindeki “istinaf başvurusunu kısmen veya tümden kabulü hali” yönünden iptaline karar vermişti. Şimdi yapılan bu düzenlemeyle istinaf mahkemesinin bozup yeni bir karar vermesi halinde ve miktarın 2026 yılı için 50.000 TL’nin üzerinde olması durumunda, miktar temyiz sınırının altında olsa bile temyiz edilebilecektir. Bu düzenleme de yeni bir karar veren istinaf Mahkemesi kararının Yargıtay tarafından denetlenmesinin önünü açması açısından doğru ve yerinde olmuştur. Önceki haliyle ilk derece mahkemesinin kararını değiştiren İstinaf Mahkemesi kararı, miktarı temyiz sınırının (yani bugün itibari ile 682.000 TL’nin) altında ise karar temyiz edilemiyordu.

Sonuç

Onikinci Yargı Paketi taslağı tazminat ve usul hukuku bakımından TBK. 55.Maddedeki düzenleme hariç ağırlıklı olarak olumlu sonuçlar doğurabilecek önemli değişiklikler içermektedir. Kanaatimizce;

1. Belirsiz alacak davasının kaldırılması tek başına olumsuz görünmekle birlikte, kısmi davada zamanaşımının tüm alacak bakımından kesilmesiyle önemli ölçüde dengelenmektedir.

2. Oransal mahsup sisteminin basitliği sebebiyle uygulama birliği bakımından faydalı olacağı değerlendirilmektedir.

3. Kanuni faizin reeskont oranına bağlanması yerinde ve gecikmiş bir reform niteliğindedir.

4. İlk derecenin verdiği görevsizlik ve yetkisizlik kararları hakkında Yargıtay’ın bozma kararı veremeyeceği düzenlemesi, yargılamayı uzatan bir engelin kaldırılması anlamına geldiğinden yerindedir.

5. İstinaf Mahkemesinin ilk derece mahkeme kararını değiştirip yeni bir karar vermesi halinde temyiz yoluna gidilebilmesi hak arama özgürlüğü açısından değerlendirildiğinde olumlu bir gelişmedir.

6. Buna karşılık bedensel zararlarda gelecek dönem zararına, karar tarihinden itibaren faiz uygulanması, gerçek zarar/tam tazmin ilkeleri bakımından en ciddi tartışma alanını oluşturmaktadır.

Türk Borçlar kanunu 55. Maddeye eklenecek bu fıkra ile birlikte; özellikle ölüm ve ağır yaralanma dosyalarında bu düzenlemenin yasalaşması halinde, haksız fiil sorumlusunun ve sigorta şirketlerinin faiz yükü önemli ölçüde azalacak, buna karşılık hak sahiplerinin elde edeceği toplam tazminat miktarında kayda değer düşüşler meydana gelecektir. Bu nedenle teklifin en fazla tartışılacak ve muhtemelen yargısal denetime konu olabilecek kısmının tazminat hesaplamalarında işleyecek dönem faizinin olay/dava/temerrüt tarihi yerine karar tarihinden itibaren işleyeceğine ilişkin düzenleme olacağı değerlendirilmektedir.

Av. Arb. Mehmet DEMİRAYAK

Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakemi