banner648

I. Genel Olarak

Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308/A maddesinin, Anayasanın 2., 10., 13. ve 16. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’nde itiraz (somut norm denetimi) yoluna başvurmuş, Anayasa Mahkemesi de 26.01.2022 tarihli, 2021/48 E. ve 2022/7 K. sayılı kararında oybirliğiyle CMK m.308/A’nın ilk cümlesinde yer alan hükmün iptaline karar vermiştir.

Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi iptal kararına konu hükmün yer aldığı CMK m.308/A’nın tümü ile iptalini talep etmiş, ancak Anayasa Mahkemesi; 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesi, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 46. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi ile yine İçtüzüğün 49. maddesi hükümlerine dayanarak, itiraz başvurusunu yapan Mahkemenin iptalini istediği CMK m.308/A maddesinin yalnızca birinci cümlesinin Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduğunu gerekçelendirdiğini, hükmün diğer kısımlarını ise bu şekilde gerekçelendirmediğini belirterek, yaptığı ilk incelemede sadece hükmün ilk cümlesinin esasının incelenmesine karar vermiş ve bu cümlenin “sanığın aleyhine itirazlar” yönünden iptaline karar vermiştir.

Belirtmek gerekir ki; Anayasa Mahkemesi yazımıza konu CMK m.308/A maddesinin birinci cümlesini iptal ettiğini kararında, Anayasanın 153. maddesinin 3. fıkrasında bulunan; “Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin 3. fıkrasında yer alan; “Mahkeme gerekli gördüğü hallerde, Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabilir.” hükümleri uyarınca, CMK m.308/A’nın birinci cümlesinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuki boşluğun kamu yararını ihlal edebileceği gerekçesiyle, iptal kararının Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihten başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.

Bu sebeple; ilgili iptal hükmünün Resmi Gazete’de yayımlandığı 14 Nisan 2022 tarihinden dokuz ay sonra, yani 14.01.2023 tarihinden itibaren yürürlüğe gireceğinde bir tartışma bulunmamaktadır. Bu tarihe kadar iptal edilen CMK m.308/A’nın birinci cümlesi halihazırda yürürlükte olduğundan, gerek sanık lehine ve gerekse sanık aleyhine olarak CMK m.308/A uyarınca bölge adliye mahkemesi cumhuriyet başsavcılığı itirazı yapılması mümkün olacak ve bu itirazlar incelenerek karara bağlanabilecektir. Bunun yanında; usul hükümlerinin derhal ve ileri uygulanacağında, geçmişe yönelik olarak uygulanamayacağında tereddüt bulunmadığından, CMK m.308/A’ya ilişkin olarak bölge adliye mahkemesi başkanlar kurulu tarafından iptal kararı yürürlüğe girmeden önce verilecek kararlar ise iptal kararından etkilenmeyecektir, çünkü bu aşamada ortada henüz yürürlüğe girmiş bir iptal kararı bulunmamaktadır.

Bu yazımızda; bir olağanüstü kanun yolu olan CMK m.308/A düzenlemesine ilişkin genel açıklamalara yer vererek, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı hakkında görüşümüzü açıklayacağız.

II. CMK m.308/A

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının itiraz yetkisi” başlıklı 308/A maddesi; 20.07.2017 tarihinde kabul edilen ve 05.08.2017 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerinin İşleyişinde Ortaya Çıkan Sorunların Giderilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 5271 sayılı Kanuna eklenmiştir. Yargıtay ceza daireleri tarafından verilen kararlara karşı CMK m.308 ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına tanınan ve bir olağanüstü kanun yolu olan itiraz başvurusu yetkisi, böylelikle bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından verilen kesin nitelikli kararlar açısından bölge adliye mahkemesi cumhuriyet başsavcılıklarına da tanınmıştır. CMK m.308/A da bir olağanüstü kanun yolu olarak öngörülmüştür.

CMK m.308’de itiraz yetkisi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına verilmiş, yani bu itiraz yolu ile ilgili olarak Başsavcı makam olarak yetkilendirilmişken, CMK m.308/A maddesinde ise yetki bölge adliye mahkemesi cumhuriyet başsavcılığına dolayısıyla makama verilmiştir[1].

7035 sayılı Kanunla eklenen m.308/A’nın ilk haline göre; BAM ceza dairelerinin kesin nitelikli kararlarına karşı olağanüstü başvuru yetkisi bulunan BAM cumhuriyet başsavcılığının yaptığı itirazla ilgili karar verme yetkisi kararına karşı olağanüstü başvuruda bulunulan ilgili BAM ceza dairesine ait iken, bu durumun, yani dairenin kendi kararı ile ilgili tekrar bir inceleme yapmasının beklenmesinin etkili bir yasa yolu olmasının mümkün olmayacağı sebebiyle, 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla yapılan değişiklikle itirazın ilgili daireye gönderilmesi, dairenin kararını incelemesi ve yerinde görürse kararını düzeltmesi yerinde görmezse ise dosyayı incelenmek üzere ceza daireleri başkanlar kurula göndermesi ve kurulun vereceği kararın kesin olması şeklindeki düzenleme CMK m.308/A’ya eklenmiştir[2].

Düzenlemenin halihazırdaki son haline göre CMK m.308/A uyarınca itiraz, hukuka aykırı karar verdiğine kanaat getirilen ceza dairesine yapılır. İlgili bölge adliye mahkemesi ceza dairesi, en kısa sürede itirazı inceler ve kendi kararını yerinde gördüğü takdirde, başsavcılık itirazının incelenmesi için dosyayı ceza daireleri başkanlar kuruluna gönderir. Kurula gönderilen itiraz hakkında, kararına itiraz edilen dairenin başkanı veya görevlendireceği üye tarafından kurula sunulmak üzere bir rapor hazırlanır.

Ceza daireleri başkanlar kurulu; itirazda belirtilen nedenleri yerinde gördüğü takdirde, hukuka aykırılığın giderilmesi için kararı dairesine geri gönderir. Kurulun verdiği karar kesin olup, bu karara direnilemez ve kararın gereğinin yerine getirilmesinden kaçınılamaz.

Ceza daireleri başkanlar kurulu, dörtten fazla ceza dairesi olan bölge adliye mahkemelerinde Hakimler ve Savcılık Kurulu tarafından daire başkanları arasından belirlenir ve dört üyeden oluşur. Ceza dairesi sayısı dört ve dörtten az olduğunda, başkanları kurulu tüm daire başkanlarından oluşur.

Başkanlar kurulunun bu maddeye ilişkin çalışma usul ve esasları, Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenir. Ceza dairesinin önceki kararını düzeltmesi sonucunda verdiği karara karşı bölge adliye mahkemesi cumhuriyet başsavcılığı, aynı konu ile ilgili olarak tekrar olağanüstü itiraz yoluna başvuramaz[3].

III. Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi

i. Aynı Fiilden Dolayı Birden Fazla Yargılanmama veya Cezalandırılmama (Ne Bis In Idem) İlkesi

Anayasa Mahkemesi; bu ilkeyle, adil/dürüst yargılanma hakkı kapsamına giren cezai süreçler yönünden hukuki güvenliğin sağlanmasının amaçlandığını, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ek 7 No’lu Protokol’de ayrı bir hak olarak düzenlenmiş olmasına rağmen, İHAM kararlarında bu ilkenin adil/dürüst yargılanma hakkı ile ilgili özel güvence sağladığını belirtmiştir[4]. Bu ilkenin uygulanabilmesi için AYM dört kriter belirlemiştir. AYM’nin 04.11.2021 tarihli ve 2019/4 E. 2021/78 K. sayılı kararında açıklanan dört kritere göre;

1- “Ceza” ile ilgili bir yargılama süreci olmalı,

2- Bu süreç kesin/kesinleşmiş mahkumiyet veya beraat hükümleri ile sonuçlanmış olmalı,

3-Tekrar “ceza” ile ilgili bir yargılama süreci işletilmeli,

4- Farklı yargılama süreçleri aynı fiile ilişkin olmalıdır.

AYM; “ceza” ile ilgili yargılama süreçlerinin her durumda Ceza Yargılaması Hukuku anlamında bir süreç olarak öngörülmesinin şart olmadığını, bu kavramın Anayasal anlamda özerk bir yoruma tabi olması gerektiğini ilgili kararlarında[5] belirtmiş, “ceza” kavramının idari vergi cezalarını da kapsadığını ifade etmiştir.

Kesin olma/kesinleşme de AYM’nin özerk yorumuna tabi olup, bu kavramlardan anlaşılması gereken Mahkemeye göre; ilgili kararın kanun yolu öngörülmemesi nedeniyle verildiği anda kesin olması veya olağan kanun yolları tüketilerek veya bunlara başvuru için öngörülmüş sürelerde başvuru yapılmadan geçirilerek kesinleşmiş olmasıdır. Bununla birlikte AYM; isnadın esası incelenmeden verilen, kişinin cezai sorumluluğu ile ilgili tespit içermeyen kararların, örneğin zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın bu ilke bakımından “beraat kararı” olarak nitelendirilemeyeceğini belirtmektedir.

AYM; iki kere cezalandırma ve tekrar (yeniden) cezalandırmanın birbirinden farklı olduğunu, ilkenin bir kişiye aynı fiilden iki kere ceza verilmemesini değil kişinin aynı fiilden tekrar (yeniden) yargılanmamasını ve bu yargılamaya bağlı olarak cezalandırılmamasını belirttiğini ifade etmektedir.

Son olarak aranması gereken kriterin “aynı suç” değil “aynı fiil” olması gerektiğini vurgulayan Mahkeme; tek bir fiilin cezaya ilişkin iki farklı düzenlemede aynı biçimde ele alınması durumunda birebir aynı olma halinden söz edileceğini, düzenlemelerde bazı farklılıklar bulunmakla birlikte, bu farklılıkların önemsiz olması halinde ise büyük ölçüde aynı olma halinden bahsedileceğini belirtmektedir[6].

Sonuç olarak; ancak bu dört koşulun birlikte gerçekleşmesi durumunda ilkeye aykırılık oluşacağını ifade eden Mahkeme, gerek İHAM ve gerekse Türk Hukuku’nda, bazı özel durumların varlığı halinde bu ilkeye aykırılık oluşmayacağını kabul etmektedir. İHAS EK 7 No’lu Protokol m.4/2’de yer alan ve Türk Hukuku’nda kanunlarda kabul edilen “yeni delil ortaya çıkması” ile “davanın sonucunu etkileyebilecek esaslı bir kusurun varlığı” ilk iki istisnai durum olarak değerlendirilmektedir. Üçüncü istisnai durum ise, İHAM içtihatları ile geliştirilen, cezaya ilişkin süreçlerin bir bütünün parçaları olacak şekilde bağlantılı bir biçimde yürütülmesidir[7].

Üçüncü istisnai durum değerlendirilirken İHAM içtihadı doğrultusunda AYM’ye göre şu hususlar dikkate alınmalıdır:

1- Birden fazla sürecin hukuka aykırı aynı fiilin farklı yönlerini ele almak üzere birbirini tamamlayıcı farklı amaçlar takip edip etmediği,

2- Aynı fiile ilişkin birden fazla sürecin yürütülebileceğinin öngörülebilir olup olmadığı,

3- Birden fazla süreç arasında mümkün olduğunca delillerin toplanması ve değerlendirilmesi ile olguların tespitinde yeterli etkileşim sağlanıp sağlanmadığı, bu kapsamda birden fazla bağımsız süreç yürütüldüğü izlenimi verecek şekilde herhangi bir tekrarın oluşmasından kaçınılıp kaçınılmadığı, özellikle farklı yetkili makamlar tarafından bir süreçte tespit edilen olguların diğer süreçte de kullanılmasına özen gösterilip gösterilmediği,

4- Kişilerin, haklarında yürütülen birden fazla süreç sonunda tek bir süreç yürütülmüş olsaydı karşılaşacakları külfete göre aşırı bir külfet yüklenmesini önlemek için ilk olarak kesinleşen süreçte uygulanan yaptırımın sonradan kesinleşende dikkate alınıp alınmadığı,

5- Dört maddede unsurlarına yer verilen maddi yönden bağlantının sağlanması halinde her iki sürecin zaman yönünden de bağlantılı olup olmadığı.

AYM ve İHAM’ın “ne bis in idem” ilkesi görüşü açıklandıktan sonra işbu yazımıza konu olan itiraza dönersek; AYM, CMK m.308/A hükmünün “ne bis in idem” ilkesine aykırılığın gündeme gelebilmesi için gerçekleşmesi gereken dört kriteri sağladığı sonucuna ulaşmış ve yukarıda açıklanan üç sebeple sınırlandırılmadığını belirtmiştir. Bu nedenle itiraz yetkisinin, hem açıklanan istisnalar kapsamındaki sebeplerle ve hem de başka bazı sebeplerle kullanılmasının mümkün olacağını belirtmiştir.

İlgili kuralın; sadece sanık aleyhine değil, sanık lehine de yapılmasına imkan tanıdığını belirten AYM, sanık aleyhine kesinleşmiş bir karardan sonra yukarıda belirtilen istisnalar olmadığı halde yeni bir yargılama yapılmasını aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesine aykırı bulmuş, ancak sanık lehine yapılacak itirazlar yönünden bu durumun sözkonusu olmadığı sonucuna ulaşmıştır.

ii. “Silahların Eşitliği” ve “Çelişmeli Yargılama” İlkeleri

Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usuli haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmektedir[8].

Çelişmeli yargılama ilkesi; silahların eşitliği ilkesi ile yakından ilişkili olup, bu iki ilke birbirini tamamlar niteliktedir. Bu ilke, kural olarak bir hukuk veya ceza davasında taraflara, gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme imkanı vermektedir.

AYM; CMK m.308/A gereğince, sanık hakkında bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinin kesin nitelikte verilen kararlarının sanığın aleyhine de olmak üzere değişebileceğini, ancak bununla birlikte verilen kararlara karşı yapılan itirazlardan sanığın haberdar edilmesini sağlayan herhangi bir mekanizmanın öngörülmediğini belirtmiştir. Bu itibarla; sanığın yapılan itirazdan haberdar olmamasının ve itiraza karşı savunmalarını bildirmemesinin adalet duygusunu rencide edeceğini ve davanın tarafları arasındaki adil dengeyi bozacağını değerlendiren mahkeme, bu imkandan mahrum bırakılmanın korunmaya değer üstün bir kamu yararı ile de açıklanamadığını ifade etmektedir.

İtiraz konusu kuralın düzenlendiği kanun yolu ile benzer sonuçlara sahip olan Yargıtay Cumhuriyet başsavcılığının itiraznamelerinin ve tebliğnamelerinin sanığa tebliğ edilmemesini, sanığın Yargıtay önündeki başarı şansını zedeleyen her türlü mütalaadan haberdar edilme hakkına sahip olması ve tebliğnamenin niteliğine rağmen sanığa tebliğnameye karşı yazılı görüş bildirme olanağının tanınmadığı gerekçesiyle, sözkonusu ilkeleri ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır[9].

Açıklanan tüm bu hususlarla AYM, itiraza konu CMK m.308/A’nın “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleriyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşmıştır.

IV. Değerlendirmemiz

Olağanüstü kanun yolları, şüphe yenildikten ve muhakeme sona erdikten sonra devreye giren kanun yollarıdır[10]. Birey; ilk derece mahkemesi sonrasında incelemeyi ikinci derece mahkemesi sıfatıyla yapan bölge adliye mahkemesi ceza dairesine karşı yasal şartları varsa “olağan kanun yolu” adı altında temyize başvurmakta, temyiz incelemesinin de aleyhine sonuçlanması durumunda, Başsavcı itirazı, yargılamanın yenilenmesi veya Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunma adlı olağanüstü kanun yollarını kullanabilmektedir[11].

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, 15.04.2014 tarihli, 2013/12-338 E. 2014/183 K. sayılı kararına göre; “Olağanüstü olmak, kesinleşmiş kararlara karşı istisnai bir denetim yolu sağlamak demektir. Başsavcının itirazı yolunun ‘istisnai’ olması, eğer başka denetim yolu varsa, onun kullanılmasını gerektirir”.

Belirtmeliyiz ki; hükmün kesin olması hatalı kararların verilemeyeceği anlamına gelmemekle birlikte, hukuki güvenliğin sağlanması için kusursuz olmayan bu kararların bir ihlal oluşturmaması için kanun koyucular tarafından, düzeltme imkanı getirilmiştir. Hukuka aykırı olduğu anlaşılan bir kararın hukuksal değer ifade etmesi ve karardaki hukuka aykırılıkların düzeltilmesi imkanının bulunmaması, gerek davanın tarafları ve gerekse kararı veren merci için büyük bir sorunu gündeme getirmektedir. Bu itibarla; CMK m.308/A’da bölge adliye mahkemesi cumhuriyet başsavcılığının itiraz yetkisini öngören ve AYM kararına konu kanun yolu, istinaf incelemesinin sağlıklı yapılmaması durumuna yönelik olarak düzenlenmiş olup, adli hataların önlenmesinde önemli bir işleve sahiptir[12].

İHAS m.6’da güvence altına alınan adil/dürüst yargılanma hakkı; hukukun üstünlüğü ile adalete erişimi koruyan ve kişilerin ceza muhakemesinin ilk aşaması olan soruşturmanın başından itibaren açık ve adil bir şekilde yargılanmalarını teminat altına alan mutlak bir hak olup, kişilerin hukuk devleti kuralları içinde makul sürede yargılanmasını öngörür. Adil/dürüst yargılanma hakkı; “hukuk devleti” ilkesinin bir gereği olup, bireyler için bir hak, devlet için ise bir görevdir. Adil/dürüst yargılanma hakkının amacı; yargılamanın doğru, hakkaniyete uygun ve adil bir biçimde yerine getirilmesini sağlamaktır.

Hukukumuzda ve diğer uluslarda hukuka aykırı bir hükmün önlenmesi için öngörülen “olağanüstü kanun yollarını”, “aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırmama” ilkesi kapsamında değerlendiren AYM yorumu, bu kanun yolunun işlevini etkisiz hale getirecektir. Böyle bir yorum; yalnızca CMK m.308/A’da düzenlenen bölge adliye mahkemesi cumhuriyet başsavcılığının itirazı yetkisi olan olağanüstü kanun yolunun değil, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda bulunan diğer olağanüstü kanun yollarını da “aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırmama” ilkesi kapsamında tartışmaya açabilecektir. AYM’nin bu ilke kapsamında yaptığı yorumun olağanüstü kanun yollarının amaç ve mantığına aykırı olduğunu, olağanüstü kanun yollarının zaten yargılamanın esasında bulunan bir hukuki hata veya kusur sebebiyle getirildiğini ve olağanüstü kanun yollarının tümünde önceki fiile ilişkin yargılama yapıldığını, yeni delil ortaya çıkması durumunda da aynı hususların geçerli olduğunu, bu durumun aynı fiilden dolayı ikinci kez yargılama yapılması değil, aynı yargılamanın yeniden açılıp devam ettirilmesi anlamında olduğunu düşündüğümüzü söylememiz gerekmektedir.

AYM’nin; CMK m.308/A’da yer alan olağanüstü kanun yoluna başvuruda bulunulması durumunda itirazın sanıklara tebliğ edilmemesinin “silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama” ilkelerine aykırılığı oluşturduğu yönündeki gerekçesini haklı ve yerinde bulmakla birlikte, “ne bis in idem” ilkesine aykırılık oluşturduğu gerekçesine ise katılmadığımızı ifade etmek isteriz.

Son olarak belirtmeliyiz ki; AYM’nin verdiği iptal kararı dokuz ay sonra yürürlüğe girecek ve böylelikle CMK m.308/A hükmünün ilk cümlesi mülga olacaktır. Bu süreç içerisinde kanun koyucu CMK m.308/A’ya yeni bir düzenleme getirmediği takdirde, iptal kararının yürürlüğe gireceği 14.01.2023 tarihinden itibaren, her ne kadar ilgili hüküm sanık aleyhine itirazlar yönünden iptal edilse de mülga olacağından, gerek sanık aleyhine ve gerekse sanık lehine bu olağanüstü kanun yoluna başvurulması mümkün olmayacaktır. Böyle bir hukuki boşluğun doğmaması için, kanun koyucunun AYM kararında belirtilen hususları dikkate alarak iptal kararının yürürlüğe girmesi öncesinde yeni düzenleme yapması gerektiğini düşünmekteyiz.

Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin sadece hukukilik denetimi değil, maddi vaka incelemesi de yaptığı, hukukilik denetimi ile sınırlı inceleme yapan Yargıtay ceza dairelerinden ayrı tutulması gerektiği, bu nedenle aynı sorunun CMK m.308 bakımından yaşanmayacağı ileri sürülebilirse de, hem temyiz incelemelerinin fiili ve hem de CMK m.289/1-g’de geçen CMK m.230 yönünden gerekçeli kararın temyizen incelenebilmesinin mümkün olması, bunun da sadece hukukilik denetimini değil, maddi vaka incelemesini de gündeme getirebilmesi, yine “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince temyiz incelemesinin yalnızca hukukilik denetimi ile sınırlı yapılamayacağına dair görüş de dikkate alındığında, AYM’nin iptal kararıyla sonuçlanan CMK m.308/A sorununun, CMK m.308 bakımından da dikkate alınabileceği gözardı edilmemelidir. Bu konuda kanaatimiz nettir; ister kararın esasını etkili maddi vaka ve isterse hukuki hata olsun amacın maddi hakikate ve adalete ulaşmak olduğu vaziyette, bu tür hataların geniş şekilde sanık lehine ve sınırlı şekilde de sanık/hükümlü aleyhine düzeltilebilmesi için, CMK m.308 ve m.308/A’ya ihtiyaç vardır. Dürüst/adil yargılanma hakkı ile bu hak kapsamında güvence altında bulunan savunma hakkının korunması için gerekli usuli güvencelerin alınması kaydıyla, itiraz yoluyla olağanüstü kanun yolu denetiminin yapılmasının “ne bis in idem” ilkesini ihlal etmeyeceğini ifade etmek isteriz.

Prof. Dr. Ersan Şen

Stj. Av. Cem Serdar

Stj. Av. Berra Berçik

(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

----------------

[1] Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık, 9. Baskı, Ankara, 2021, s.1002.

[2] Mustafa Artuç, Pratik Ceza Muhakemesi Kanunu, Adalet Yayınevi, 4. Baskı, Ankara, 2021, s.1484, 1485.

[3] Cengiz Apaydın, Ceza Muhakemesine Egemen İlkeler Işığında Olağan ve Olağanüstü Kanun Yolları, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2020, s.224.

[4] 27.03.2019 tarihli ve 2018/9115 başvuru numaralı Ünal Gökpınar kararı

[5] 14.03.2019 tarihli ve 2019/16 E. 2019/15 K. sayılı AYM kararı, 07.07.2015 tarihli ve 2013/4324 başvuru numaralı Gür-Sel İnşaat Malzemeleri San. Tic. Ltd. Şti.

[6] İHAM 10.02.2009 tarihli ve 14939/03 başvuru numaralı Zolotukhin/Rusya §77-84, 15.11.2016 tarihli ve 24130/11 ve 29758/11 başvuru numaralı A ve B/Norveç kararı §108

[7] 15.11.2016 tarihli ve 24130/11 ve 29758/11 başvuru numaralı A ve B/Norveç kararı §130

[8] 16.05.2013 tarihli ve 2013/1134 başvuru numaralı Yaşasın Aslan kararı, 20.02.2014 tarihli ve 2012/603 başvuru numaralı Faik Gümüş kararı, 06.03.2014 tarihli ve 2013/4424 başvuru numaralı Abdullah Özen kararı

[9] 09.10.2019 tarihli ve 2017/14871 başvuru numaralı Hacı Karabulut AYM kararı, 30.12.2014 tarihli ve 2013/5957 başvuru numaralı Gürhan Nerse AYM kararı

[10] Ersan Şen/Ali Kemal Yıldız ve Diğer Müellifler, Ceza Avukatının Başvuru Kitabı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2022, s.520

[11]Ersan Şen, Derdest Olağanüstü Kanun Yolu Nedeniyle Bireysel Başvuru Reddi, https://www.hukukihaber.net/derdest-olaganustu-kanun-yolu-nedeniyle-bireysel-basvuru-reddi-makale,6546.html Erişim Tarihi: 20.04.2022

[12] Cengiz Apaydın, Ceza Muhakemesine Egemen İlkeler Işığında Olağan ve Olağanüstü Kanun Yolları, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2020, s.222

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.