Hukuk devletinde polis, temel hak ve hürriyetlerin koruyucusu ve güvencesidir. Polislik faaliyetleri bir yönüyle temel hak ve hürriyetleri sınırlandırırken diğer yönüyle bu hak ve hürriyetleri korumayı amaçlamaktadır. Polisin zor kullanma yetkisi her iki bağlamda da gerekli olmasına rağmen bir o kadar da tartışmalı bir alandır. Zor kullanma yetkisine uygulamada çoğu zaman başvurulmamasına rağmen zor kullanma yetkisinde sınırın aşıldığı olaylar kamuoyunun dikkatini hızlıca çekerek bu yetkiyle ilgili tartışmalara neden olabilmektedir.

Zor kullanma araçları içinde silahın kullanımı ise PVSK m.16’da özel olarak düzenlenmektedir. Silah kavramının hukuk dilinde farklı anlamları bulunmaktadır. Silah mevzuatı bakımından ayrı bir silah tanımı, ceza hukuku uygulamasında ayrı bir silah tanımı bulunmaktadır. Kanunda silah kavramı tanımlanmasa da PVSK m. 16’da geçen silah, kolluğun envanterinde olan her türlü ateşli silahı ifade etmektedir.

Silah kullanılabilecek durumlar ise hali hazırdaki PVSK m.16’ya göre

Polis;

a) Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında,

b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde,

c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde,

d) (Ek: 27/3/2015-6638/4 md.) Kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara ve kişilerin tek tek veya toplu halde bulunduğu açık veya kapalı alanlara molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran veya saldırıya teşebbüs edenlere karşı, saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde, silah kullanmaya yetkilidir.

Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.

Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir” şeklinde düzenlenmektedir.

Ateşli silahın kullanılması durumunda muhatabın hayat hakkı sonlanabileceğinden dolayı silah kullanmak, zor kullanmanın son çaresidir.

Gerçek hayatta polisler, çok stresli ve öngörülemeyen kavgaların ve arbedelerin içinde kalabilmektedir. Hatta bazı olaylarda polislere mukavemet neredeyse «linç» düzeyine yaklaşabilmektedir. Bu olaylar içinde kalan polis, her ne kadar takviye kuvvet isteyerek krizi yönetmeye çalışsa da bazen olaylar çok hızlı bir şekilde tetiklenebilmektedir. Böyle bir kaotik durumda polis, kanunun kendisine verdiği yetki sınırlarına uygun olarak biber gazı, cop veya silah kullanarak kendini kontrolsüz ve saldırgan gruptan kurtarmaya çalışmaktadır (meşru savunma).

Bu olaylar esnasında istenmeyen olaylardan birisi de özellikle uyarı amaçlı ateş eden polisin, kavga nedeniyle etraftakilerin polisin eline saldırıp silahı ele geçirmeye çalışması anında silahın ateş alması sonucu yaşanan ölüm veya yaralanma olaylarıdır. Ölen veya yaralanan kişi, kavga esnasında polise saldıran kişi olabileceği gibi saldırgan grup içinden biri veya olayla ilgisi olmayan üçüncü bir kişi olabilir.

Böyle olaylarda olayın ilk şüphelisi, polis olarak görülmektedir. Çünkü ölüme veya yaralanmaya neden olan silah, polise aittir. Oysaki ceza hukuku bakımından cezalandırılmayı hak eden fiil, sadece “illi (nedensel)” değil, “gai” bir olay olup, belirli bir amaca yönelen iradi insan davranışı olması gerekir. Hareketin iradi olmadığı durumlarda, taksir nedeniyle bile cezalandırma mümkün değildir. Dolayısıyla bu olaylarda meydana gelen neticeden polisin sorumlu tutulabilmesi için silahı, polisin iradi olarak ateşleyip ateşlemediğinin açıklığa kavuşturulması gerekir. Eğer polisin iradi bir fiili yoksa, silah kavga esnasında irade dışı ateş almışsa, ceza sorumluluğundan bahsedilemez.

Konuyla ilgili örnek bir olayda Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2021/1742 E., 2021/4196 K. sayılı kararında;

"...Olay günü, iki grup arasında çıkan husumet sonrasında kolluk tarafından olaya müdahale edildiği, gruplardan bir şahsın zırhlı araç ile muayeneye götürülmesini takiben evine bırakılacağı esnada, karşı gruba ait şahısların özel otomobilleri ile zırhlı aracın önünü kesmeye çalıştığı, zırhlı aracın ... İlçe Emniyet Müdürlüğü önüne dönüş yapması üzerine emniyet binası önünde 90-100 kişilik grup tarafından diğer gruba mensup kişilere ulaşmak için taş, sopa ve silahlar ile polis memurlarına saldırıldığı, ... İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil Büro Amirliği'nde görevli polis memuru sanığın başka bir polis memuruna saldıran birkaç şahıs olduğunu görmesi üzerine havaya ateş açtığı, ancak şahısların saldırıya devam etmesi nedeniyle şahıslardan birini ensesinden çektiği, bu şahsın sanığın boynunu sıkmaya başladığı, sanığın kurtulmak için havaya ateş etmek üzere silahını havaya kaldırdığı sırada başka bir şahsın sanığın eline sert bir şekilde vurması üzerine sanığın elinin aşağıya düşüp silahının ateş alması sonucu kalabalık içerisinde bulunan bir kişinin mermi isabet etmesi nedeniyle hayatını kaybetmesi şeklinde meydana gelen olayda,…

Bu açıklamalar ışığında somut olayı değerlendirdiğimizde;

Polis memuru olan sanığın olay sırasında görevi gereği kanun hükmünü yerine getirdiği ancak bu sırada kastı olmaksızın görev sınırını aştığı, eyleminin taksirle ölüme neden olma suçu kapsamında kaldığı kanaati ile mahkemece mahkumiyet kararı verilmiş ise de; sanığın havaya ateş açmak için silahını havaya kaldırdığı esnada kalabalık içerisinde bulunan bir kişinin sanığın eline vurması neticesinde sanığın elinin aşağıya doğru yöneldiği, eline aldığı darbe nedeniyle tetikte bulunan parmağın istemsiz olarak hareket etmesi sonucu silahın ateş almasının olağan olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde; 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Yasasının 16. maddesi uyarınca silah kullanma yetkisi bulunan polis memuru olan sanığın, kanun hükmünü yerine getirdiği ve bunu yaparken de hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmadığının anlaşılması karşısında, beraatine karar verilmesi yerine, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde mahkumiyet kararı verilmesi;..."

Kanuna aykırı olarak değerlendirilmiştir.