|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
NUR GÖZÜKÜÇÜK BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2020/40204) |
|
Karar Tarihi: 11/2/2026 |
|
R.G. Tarih ve Sayı: 17/7/2026 - 33312 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Hasan Tahsin GÖKCAN |
|
Üyeler |
: |
Recai AKYEL Selahaddin MENTEŞ Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL |
|
Raportör |
: |
Şermin BİRTANE |
|
Başvurucu |
: |
Nur GÖZÜKÜÇÜK |
|
Vekili |
: |
Av. Ahmet AKGÜL |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, yeminli mali müşavir hakkında uygulanan mesleki kısıtlamanın kaldırılması istemiyle açılan davanın incelenmeksizin reddi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 30/12/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, Hazine ve Maliye Bakanlığı (davalı idare) tarafından hiçbir bildirimde bulunulmadan hakkında tedbir-kısıtlama (koda alma) şeklinde uygulama yapıldığını, temsil ettiği mükelleflerinden bazılarının sözleşmelerini iptal etmeleri üzerine hakkında kısıtlama olduğunu öğrendiğini belirterek Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığına (Başkanlık) tedbirin kaldırılması ve doğan zararların giderilmesi amacıyla yazılı başvuru yapmıştır. Yapılan başvuruya herhangi bir yanıt verilmemiş ve başvuru zımnen reddedilmiştir. Başvurucu, zımnen redde ilişkin işlemin iptali ile maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebiyle Ankara 17. İdare Mahkemesinde dava açmıştır.
6. Dava dilekçesinde başvurucu; meslek mensupları hakkında mevzuatta yer almayan herhangi bir yetkinin kullanılmasının ve kısıtlama uygulanmasının kanunilik ilkesinden yoksun olduğunu, kısıtlama işlemi sonucunda, sözleşme karşılığında yaptığı işlemlerin (tasdik, teyit ve bilgi yazıları) askıya alındığını, geciktirildiğini ve söz konusu tedbir nedeniyle sözleşme yaptığı mükelleflerin vergi iade tutarlarını alamadığını, bunun sonucunda yaptıkları sözleşmeleri iptal etme ve başka bir yeminli mali müşavirle çalışma yolunu seçtiklerini, müşteri çevresinin giderek azaldığını, bundan dolayı mesleki ve sosyal çevresinde sakıncalı ve kuşkulu bir meslek mensubu durumuna düştüğünü belirtmiştir.
7. Ankara 17. İdare Mahkemesince 22/11/2019 tarihinde davanın incelenmeksizin reddine karar verilmiştir. Kararda, davalı idare tarafından vergi kaybına sebep olduğu değerlendirilen, daha evvel disipline sevki bulunan veya durumları riskli görülen yeminli mali müşavirlerin listesinin oluşturulduğu, tüm vergi dairesi başkanlıkları ve defterdarlıklara gönderilen 13/7/2017 tarihli yazı ile bu müşavirlerin düzenlediği tüm tasdik raporlarının Başkanlığa gönderilmesi ve verilecek talimata göre işlem yapılmasının bildirildiği, başvurucunun da söz konusu listede yer aldığı belirtilmiştir. Dava konusu edilen işlemin Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından tüm vergi dairesi başkanlıkları ve defterdarlıklara gönderilen bir iç yazışma olduğu, davacının mesleki faaliyetine yönelik bir ceza veyahut müeyyide içermediği, görev ve yetkilerine kısıtlama getirilmediği açıklanmıştır. Bu sebeple söz konusu işlemin kesin ve yürütülebilir bir işlem olmadığı ve tek başına hukuki sonuçlar doğurmadığı, dolayısıyla idari davaya konu olmasının mümkün olmadığı ifade edilmiştir.
8. Başvurucu istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu; işlemin sadece bir iç işlem olmadığını, hakkında hukuki sonuç doğuran ve menfaatini doğrudan ihlal eden kesin ve yürütülebilir bir işlem olduğunu, sözleşme yaptığı mükellefe ait katma değer vergisi iade talebi hakkında vergi müdürlüğünce isminin kısıtlı yeminli mali müşavirler listesinde yer aldığı gerekçesiyle işlem yapılmadığını belirtmiştir. Bu hususla ilgili olarak Diyarbakır Gökalp Vergi Müdürlüğünün 3/1/2020 tarihli yazısını sunmuştur.
9. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi 28/10/2020 tarihli kararla istinaf istemini reddetmiş ve kararı onamıştır.
10. Başvurucu, nihai kararı 5/12/2020 tarihinde öğrendikten sonra 30/12/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
11. Öte yandan başvurucu, Diyarbakır Gökalp Vergi Müdürlüğünün 3/1/2020 tarihli yazısında kısıtlı YMM listesinde isminin yer aldığı şeklindeki işlemin iptali için Ankara 6. İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme 22/2/2022 tarihinde dava konusu idari işlemin başvurucunun hak ve menfaatlerini etkileyecek sonuçlar doğuracağını, idari davaya konu olacak nitelikte kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem olduğunu belirtmiştir. Ayrıca davacının tasdik yetkisini kötüye kullandığının tespit edilmesi durumunda 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu'nda belirtilen disiplin cezalarının uygulanmasının mümkün olduğu, mevzuatta yeminli mali müşavirlerin kısıtlı yeminli mali müşavirler listesine alınması şeklinde bir düzenleme bulunmadığı, dolayısıyla dava konusu işlemin hukuka uygun bulunmadığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar vermiştir. Davalı idare tarafından söz konusu karara karşı yapılan istinaf kanun yolu başvurusu, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesinin 9/11/2022 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. İlgili Mevzuat
12. İlgili mevzuat için bkz. Meltem Yürekli [2. B.], B. No: 2019/10203, 29/3/2023, § 16.
B. Danıştay İçtihadı
13. Danıştay İkinci Dairesinin 7/3/2019 tarihli ve E.2018/3320, K.2019/1063 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“Bu hükümden anlaşılacağı üzere, bir idari işlemin iptal davasına konu edilebilmesi için kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olması gerekmektedir. Kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem; hukuk düzeninde sonuç doğuran, başka bir makamın onayına ihtiyaç göstermeyen ve ilgilinin hukukunda değişiklikler meydana getiren işlemdir.
Hazırlık işlemleri ise; idarelerin, kesin ve icrai işlemleri tesis etmeden önce yaptıkları ön çalışmalar olup, bireyler üzerinde herhangi bir hukuksal etki yaratmayan, hazırlayıcı işlem niteliğini taşıyan ve tek başına dava konusu edilemeyecek işlemlerdir.
Uyuşmazlık konusu bireysel işlemler incelendiğinde; turne çalışması sırasında, yüksek miktarda avans çekme ve çekilen avans tutarlarını zamanında mahsup etmeme eylemi nedeniyle hakkında tahkikat yapılması zorunluluğu doğan davacı hakkında inceleme yapmak üzere başmüfettişlerin görevlendirilmesi, bu başmüfettişlere görevlerini bildiren işlemler, davacı hakkında disiplin soruşturması yapılabilmesi için verilen izin ve başmüfettişler tarafından hazırlanan raporlar, idarece tesis edilecek nihai işlemler için bir ön çalışma niteliği taşıyan hazırlık işlemleri olup, tek başına dava konusu edilemeyecekleri gibi, bu işlemlerin hukuka aykırı olduğu iddiası da sadece hazırlık işlemlerinin sonucunda tesis edilecek esas işleme karşı açılacak davada ileri sürülebilir.
Bu durumda, bu haliyle kesin ve yürütülebilir niteliği bulunmayan işlemlerin iptali istemiyle açılan davanın esasının incelenme olanağı bulunmamaktadır.”
14. Danıştay Beşinci Dairesinin 6/12/2016 tarihli ve E.2016/19739, K.2016/8692 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“İcrai işlem, kamu kudretinin üçüncü kişiler üzerinde ayrıca başka işlemin varlığına gerek olmaksızın, doğrudan doğruya çeşitli hukuki sonuçlar doğurmak suretiyle etkisini gösterdiği işlemler olarak tanımlanmaktadır. İcrailik kavramından farklı bir anlam taşıyan kesinlik ise, işlemin uygulanmaya hazır, tamam bir işlem olduğunu ifade etmektedir. Dolayısıyla bir işlemin idari davaya konu olabilmesi için hukuksal sonuç doğuran bir işlem niteliğinde bulunması, bir diğer ifadeyle hukuk düzeninde değişiklik meydana getirmesi zorunludur.
İdari davaya konu olması bakımından idari işlemde aranılan özellikleri taşımayan hazırlıkniteliğindekiçalışmaların,idareniniç yapısıve işleyişiyleilgili işlemlerin, tavsiye,mütalaa,teklif, düşünce gibi bilgi verici veya hazırlığa esas işlemlerin ve üçüncü kişilerin hukukunu henüz etkilemeyen işlemlerin davakonusuolamayacağıaçıktır.
...
Olayda; davacı hakkında soruşturma açılması, bu soruşturmayla ilgili olarak muhakkik atanması işlemleri birer hazırlık işlemi olup, davacının hukukunu etkileyen kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem niteliği bulunmamaktadır.”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
15. Anayasa Mahkemesinin 11/2/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
16. Başvurucu; hakkında getirilen mesleki kısıtlama nedeniyle iş kaybı yaşadığını, bu kısıtlamanın yasal dayanağı bulunmadığını, işlemin icrai olduğuna ilişkin kanıtlar sunduğu hâlde bunların dikkate alınmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
17. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
18. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvuru adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan mahkemeye erişim hakkı bakımından incelenmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Müdahalenin Varlığı ve Hakkın Kapsamı
20. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).
21. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
22. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucuya mesleki kısıtlama uygulanmasına dair işlemin iptali istemiyle açılan dava, işlemin kesin ve yürütülebilir olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Davanın esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalede bulunulduğu açıktır.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
23. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
24. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir.
25. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
(1) Kanunilik
26. İdare Mahkemesi, başvurucunun açtığı davayı 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca reddetmiştir. Dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu görülmektedir.
(2) Meşru Amaç
27. İdari işlemin kesinlik niteliği bulunmadığı gerekçesiyle iptal davasının incelenmeksizin reddedilmesinin usul ekonomisi ile iyi adalet ve kamu yönetimi ilkeleri gözetilerek kamu yararının gerçekleştirilmesine yönelik meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmıştır (benzer yönde değerlendirme içeren karar için bkz. Muhammed Mustafa Balaban [1.B.], B. No: 2018/9314, 14/9/2022, § 67) .
(3) Ölçülülük
28. Ölçülülük ilkesi; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).
29. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen, § 52).
30. 3568 sayılı Kanun'un 12. maddesinin dördüncü fıkrasında yeminli mali müşavirlerin, yaptıkları tasdikin doğruluğundan sorumlu oldukları, doğru olmaması hâlinde -tasdikin kapsamı ile sınırlı olmak üzere- ziyaa uğratılan vergilerden ve kesilecek cezalardan mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Bunun yanı sıra anılan Kanun'un 48. maddesinde yeminli mali müşavirler hakkında, muhasebe ve müşavirlik hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesi maksadı ile durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre uyarma, kınama, mesleki faaliyetten alıkoyma, ''yeminli'' sıfatını kaldırma, meslekten çıkarma şeklinde disiplin cezaları düzenlenmiştir. Ayrıca Kanun'un 47. maddesinde yeminli mali müşavirlik meslek mensuplarının görevleri sırasında veya görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı fiillerinin niteliğine göre 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kamu görevlilerine ait hükümleri uyarınca cezalandırılacakları belirtilmiş, 49. maddesinde ise fiillerinin ağırlığına göre çeşitli para ve hapis cezaları öngörülmüştür.
31. Başvuruya konu yargılamada İdare Mahkemesi kararında dava konusu işlemin tedbir mahiyetinde bir iç işlem olduğu, bu sebeple söz konusu işlemin kesin ve yürütülebilir olmadığı ve tek başına hukuki sonuçlar doğurmadığı, dolayısıyla idari davaya konu olmasının mümkün olmadığı gerekçesine yer verilmiştir.
32. Somut olayda yargılama dosyasına sunulan bilgi ve belgeler ile Ankara 17. İdare Mahkemesinin kararında yer alan değerlendirmeler dikkate alındığında başvurucunun Gelir İdaresi Başkanlığı kayıtlarında kısıtlı yeminli mali müşavirler listesine alındığı, söz konusu kısıtlamanın da başvurucunun düzenlediği tüm tasdik raporlarının Başkanlığa gönderilmesini ve Başkanlık talimatına göre işlem yapılmasını içerdiği anlaşılmıştır. Başvurucunun istinaf dilekçesi ve ekindeki Diyarbakır Gökalp Vergi Müdürlüğünün 3/1/2020 tarihli yazısında ve dayanağı olan Gelir İdaresi Başkanlığının 13/7/2017 tarihli yazısında, başvurucunun düzenlediği tüm tasdik raporlarının işleme konulmadan önce konunun detaylı bir yazı ile Başkanlığa gönderilmesi, alınacak talimata göre raporların işleme konulması, başvurucunun tam tasdik sözleşmesi düzenlediği mükellefler hakkında diğer yeminli mali müşavirlere verdiği teyit ve bilgi yazılarına itibar edilmemesinin bildirildiği görülmüştür. Başvurucunun söz konusu yazıları istinaf dilekçesine eklemek suretiyle dava konusu işlemin hak ve menfaatlerini etkilediğini, mesleki yönden kısıtlandığını, bunun müşteri çevresi ve yürüttüğü mesleği kapsamında olumsuz etkileri olduğunu yargı mercileri önünde açıkladığı ancak söz konusu iddialarına yargı kararlarında cevap verilmediği açıktır.
33. Bunun yanı sıra 3568 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatta yeminli mali müşavirlerin sorumlulukları ve haklarında uygulanacak yaptırımlar düzenlenmesine rağmen idarenin kısıtlı yeminli mali müşavirler listesine alınması şeklindeki uygulamasının kanuni dayanaklarının ortaya konulmadığı, idarenin bu işlem bakımından yetkili olup olmadığının yargı kararlarında tartışılmadığı anlaşılmıştır.
34. Bu durumda somut olayda iptali istenen idari işlemin kesinlik niteliği taşıyıp taşımadığının, dolayısıyla davaya konu edilebilirliğinin değerlendirilmesiyle ve 2577 sayılı Kanun'da düzenlenen usul kurallarının uygulanmasıyla ilgili olarak mahkemenin yorumunun başvurucunun hukuksal durumunu etkileyen idari işlemden doğan uyuşmazlığı mahkeme önüne taşımasını engellediği, bu durumun başvurucuya ağır bir külfet yüklediği değerlendirilmiştir. Bu sebeple başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.
35. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
36. Başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden diğer ihlal iddiaları hakkında ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.
VI. GİDERİM
37. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.
38. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
39. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
D. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 17. İdare Mahkemesine (E.2019/47, K.2019/2298) GÖNDERİLMESİNE,
E. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.