TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

H. Y. BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2022/109556)

Karar Tarihi: 20/5/2026

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Selahaddin MENTEŞ

Muhterem İNCE

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Hüseyin ERAL

Başvurucu

:

Vekili

:

Av. Ekrem Bahadır MERCANTAŞ

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; özel soruşturma usulüne uyulmaması ve kovuşturmanın görevli olmayan mahkemede yapılması nedeniyle kanuni hâkim güvencesinin, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünde başvurucunun karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddialarının karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve mahkûmiyet kararında esas olarak suç oluşturmayan bazı eylemlere de dayanılması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/12/2022 tarihinde yapılmıştır.

3. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından 24/2/2011 tarihinde Danıştay üyeliğine atanan başvurucunun bu görevi 1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanun'la 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu'na eklenen geçici 27. madde kapsamında sona ermiştir.

7. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık); 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsü ile ilgili olarak örgüte üye olduğu değerlendirilen ve aralarında başvurucunun da bulunduğu Danıştay üyeleri hakkında cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs etme, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasını (FETÖ/PDY) kurma, anılan örgütü yönetme ve örgüte üye olma suçlarından dolayı 16/7/2016 tarihinde soruşturma başlatmıştır.

8. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma şüphesiyle 16/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Başvurucu 19/7/2016 tarihinde Başsavcılıkta verdiği ifadesinde özetle paralel yapıya mensup kişilerle görüşmediğini, Danıştay üyesi seçilmeden önce kimseyle özel bir temas içinde olmadığını, HSYK seçimlerinde hiçbir grubun listesi için çalışmadığını ve FETÖ/PDY ile herhangi bir bağlantısının olmadığını beyan etmiştir.

9. Başvurucu, HSYK'nın 24/8/2016 tarihli kararı ile meslekten ihraç edilmiştir.

10. Devam eden soruşturma kapsamında başvurucuya ait GSM hattına ilişkin HTS kayıtları temin edilmiş ve yine başvurucunun örgütsel irtibatına ilişkin bilgi sahibi kişilerin beyanlarına başvurulmuştur. Başvurucu hakkında beyanda bulunan kişilerin ifadeleri özetle şu şekildedir:

i. H.E. başvurucunun örgütle irtibatlı olduğunu bildiği kişiler arasında olduğunu beyan etmiştir.

ii. H.S. başvurucunun üyesi olduğu Danıştay Dairesinde tetkik hâkimi olarak görev yaptığı dönemde başvurucuyla birlikte Y.Ç. ve M.G.nin cemaat mensubu olduğunu bildiğini belirtmiştir.

iii. V.B. Danıştay üye seçimi öncesinde HSYK üyesi B.E. ile görüştüğünde başvurucunun üye seçilmesinde sıkıntı olmadığını söylediğini ve başvurucunun 2011 yılında örgüt mensubu olduğu için üye seçildiğini, o dönemde başvurucunun sicilindeki bir hâkimin üye seçilmesinin olağan olmadığını, 2013 yılında İstanbul'da örgüte ait bir dershanede kendisinin de aralarında bulunduğu Danıştay üyelerinin gruplar hâlinde toplandıklarını, B.E.nin kendisine otuz yedi ve otuz sekiz bin sicillilerin üye seçileceğini söylediğini ifade etmiştir.

iv. U.S. Hatay İdare Mahkemesi başkanı olarak görev yaptığı dönemde Danıştay üyesi olan başvurucunun HSYK seçimlerinde A.B.yi desteklemesi konusunda kendisine uyarıda bulunduğunu, desteklememesi hâlinde ise İstanbul'a tayin edileceğini belirttiğini söylemiştir.

v. B.E. HSYK'da görev aldığını, Yargıtay ve Danıştaya yeni üye seçilmesiyle ilgili süreçte HSYK genel sekreteri M.K.nın evine gittiğini, evde T.G., İ.O. ve A.H.nin de olduğunu, idari yargıya geçildiğinde otuz yedi ve otuz sekiz bin sicilli üyelerden de isimlerin listeye alınmak istendiğini ve FETÖ yapılanması içinde bulunanlar arasında başvurucunun da olduğunu beyan etmiştir.

vi. İ.O. Yargıtay ve Danıştaya yapılacak seçimlerden önce M.K.ya ait evde toplantı yaptıklarını, toplantıda B.E. ve T.G.nin de olduğunu, listeye seçilen kişilerin örgüt tarafından sevilen kişiler olduğunu, Danıştay üye seçiminde özellikle otuz yedi ve otuz sekiz bin sicilli hâkimlerin seçilmesinin istendiğini, başka bir zamanda ise B.Ç.nin evinde yapılan toplantıda Danıştay listesinin belirlendiğini, üye seçimiyle ilgili yapılan listelerin A.K.ya teslim edildiğini ve bu görüşmeler yapılırken başvurucunun FETÖ/PDY mensuplarının ısrarla seçilmesini istediği 37 bin sicilli kişilerden biri olduğunu belirtmiştir.

11. Başvurucunun kullandığı cep telefonuna ait HTS kayıtları çerçevesinde hazırlanan analiz raporunda FETÖ/PDY'nin sivil imamı olduğu gerekçesiyle hakkında işlem yapılan S.A. ile başvurucunun 30/8/2014 tarihinde aynı yerden baz sinyali verdikleri, hakkında benzer suçtan işlem yapılan birçok kişiyle irtibatının bulunduğu, örgütle irtibatı nedeniyle kapatılan kurum ve derneklerle arama-aranma ve SMS gönderme şeklinde iletişim kaydının bulunduğu tespit edilmiştir.

12. Başsavcılık tarafından 25/10/2017 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben fezleke düzenlenmiştir. Fezlekede 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün FETÖ/PDY mensuplarınca yapıldığı, anılan örgütün emir ve talimatları doğrultusunda hareket ettikleri değerlendirilen yargı mensupları hakkında adli soruşturma yürütüldüğü, başvurucunun da silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu işlediği iddia edilmiştir.

13. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 23/11/2017 tarihli iddianame düzenlenmiştir. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'nin kuruluşundan itibaren sürdürdüğü genel yapılanma hakkında bilgi verildikten sonra 2010 ve 2014 yıllarında yapılan HSYK seçimlerinde kendi mensuplarının desteklenmesini sağladığı açıklanmıştır. Başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütüne üye olma suçunun ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren ve temadi eden suçlardan olduğu, temadinin ise ancak şüphelinin yakalanmasıyla kesildiği açıklanarak soruşturmanın 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Kanun'da öngörülen özel soruşturma usulüne göre değil genel hükümlere göre yürütüldüğü belirtilmiştir. Örgütün yargı yetkisini kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği eylemlere de yer verilen iddianamede başvurucuya yöneltilen suçlamanın dayandığı olgular;

i. FETÖ/PDY ile irtibatı nedeniyle meslekten çıkarılması,

ii. FETÖ/PDY'nin ısrarla Danıştay üyeliğine seçilmesini istediği otuz yedi bin sicillilerden biri olması,

iii. Tanıklar İ.O., V.B., H.E., H.S., U.S. ve B.E. tarafından başvurucunun örgütle irtibatlı olduğuna, HSYK seçimlerinde örgüt mensuplarını desteklediğine ve örgüt mensuplarınca Danıştay üyesi olarak seçildiğine yönelik beyanlarda bulunulması,

iv. HTS kayıtlarına göre örgütün sivil imamı S.A. ile aynı yerden baz sinyali verdiği ve örgütle iltisaklı kişi ve kurumlarla irtibatlı olması şeklinde açıklanmıştır.

14. 4/12/2017 tarihli kararla iddianamenin kabulüne karar verilmiş ve kovuşturma, Yargıtay 9. Ceza Dairesince (Ceza Dairesi) ilk derece olarak görülmeye başlanmıştır. Ceza Dairesi 7/12/2017 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapmıştır. Tensip tutanağında diğerlerinin yanı sıra iddianamenin başvurucuya tebliğine, ByLock kullanıcı kayıtları, Bank Asya hesabı ile dernek ve sendika üyeliği gibi bir kısım araştırmaların yapılmasına ve tanık beyanlarının alınmasına karar verilmiştir.

15. Yargılama altı celsede tamamlanmıştır. Birinci celse öncesinde başvurucuya ait Bank Asya hesabının bulunmadığı bildirilmiştir. Yine başvurucunun ByLock kullanıcı kaydının olmadığı ve başvurucuya ait mesaj içeriklerine rastlanmadığına yönelik tutanak dosyaya gönderilmiştir. Birinci celsede başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu; savunmasında özetle suçüstü hâlinin şartlarının oluşmadığını, bu nedenle özel soruşturma usullerine uyulması gerektiğini, örgütle irtibatını gösteren hiçbir somut delil olmadığını, ceza infaz kurumundan çıkabilmek için verilen itiraf niteliğindeki tanık beyanlarını kabul etmediğini, kendisine yöneltilen terör örgütüne üye olma suçunun oluşmadığını ve suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiştir. Danıştay üyesi seçildikten sonra örgütün toplantılarına katıldığına yönelik ifadenin doğru olmadığını beyan eden başvurucu, HSYK seçimleri konusunda da hiçbir eyleminin olmadığını belirtmiştir. Ceza Dairesi, soruşturma aşamasında beyanları alınan tanıklar İ.O., V.B., H.E., H.S., U.S., A.Ş. ve B.E.nin dinlenmesine yönelik işlem yapılması amacıyla celseyi ertelemiştir.

16. Celse arasında İstinabe Mahkemesi tarafından ifadesi alınan H.S. başvurucuyu görev yaptığı Danıştayda tetkik hâkimi olması nedeniyle tanıdığını, görev yaptıkları dönemde başvurucunun örgütsel bir eylemini görmediğini, soruşturma aşamasında başvurucunun örgütsel bağlantısının olabileceğini söylediğini ancak sehven örgütsel bağlantısını bildiği şeklinde geçtiğini beyan etmiştir. İstinabe Mahkemesi tarafından ifadesi alınan U.S. ise başvurucunun 2014 HSYK seçimleri öncesinde kendisini arayarak görüşmek istediğini söylemesi üzerine buluştukları kafede başvurucunun HSYK seçimlerinde A.B.yi desteklemesini istediğini, hatta bu kişiye oy vermemesi hâlinde İstanbul'a tayininin çıkacağını belirttiğini ifade etmiştir. Başvurucu, dosyaya sunduğu dilekçesiyle aleyhine verilen beyanları kabul etmediğini ve tanıkların yüz yüze dinlenmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Ayrıca H.Y.nin kendisiyle ilgili yürütülen soruşturmada verdiği başvurucu hakkındaki beyanları dosyaya gönderilmiştir.

17. İkinci celseye başvurucuyla birlikte tanıklar B.E., H.E., A.Ş. ve V.B. bizzat, tanık İ.O. ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) vasıtasıyla katılmıştır. Soruşturma aşamasında verdiği beyanlarının doğru olduğunu belirten İ.O. ifadesinde Danıştaya üye seçimi yapılacağı dönemde M.K.nın evinde yapılan görüşmelerde HSYK üyeleri A.B. ve R.Y.nin baskısıyla otuz yedi ve otuz sekiz bin sicilli hâkimlerin de üye olarak seçilmelerinin istendiğini, evde yapılan bu görüşmede seçilecek üyeler konusunda anlaşamadıklarını, ertesi gün B.E.nin, R.Y.nin evine gittiğini ve istedikleri üyelerin seçilmemesi hâlinde seçimleri kilitleyeceklerini söylediklerini, bunun üzerine otuz yedi bin sicilli hâkimlerin de üye olarak seçilmelerini kabul ettiklerini belirtmiştir. İ.O. ayrıca 2013 yılında gerçekleştirdikleri yemeğe üye olarak seçilen ancak örgütle bağlantısının olduğunu düşündükleri üyeleri davet etmediklerini beyan etmiştir. Huzurda dinlenen diğer tanık B.E. başvurucunun cemaatle bağlantısının olduğuna dair kanaate sahip olduğunu, 2011 yılında Danıştaya yapılacak seçimlerde M.K.nın evinde yapılan toplantıda HSYK üyeleri A.B. ve R.Y. tarafından seçilmesi istenen kişilerden birinin de başvurucu olduğunu, bu seçimden sonra seçilen kişilerin Danıştayda organize hareket ettiklerini belirtmiştir.

18. Anılan celsede dinlenen H.E. cemaatçi olarak ilk seçilen üyelerden olduğunu bildiği başvurucuya 17/25 Aralık döneminden sonra mesafeli davrandığını, Danıştay genel kurulunda yapılan oylamalarda cemaat üyelerinin ayrı tarafta oturduklarını belirtmiştir. Kendisinin Danıştay üyesi olduğu dönemde cemaatle bağlantısının bulunduğunu beyan eden tanık V.B. ise başvurucuyla aynı dairede çalıştıklarını, ilk dönemlerde daire olarak başvurucuyla örgütün toplantılarına katıldıklarını, bu toplantılarda bir iki defa başvurucunun da olduğunu, sonra bu toplantıların lojman olarak devam ettiğini, toplantılarda himmet vermeye ilişkin önceki beyanlarının genel itibarıyla doğru olduğunu ifade etmiştir. Son olarak huzurda dinlenen tanık A.Ş. başvurucuyla staj yaptıkları dönemde Etlik'te bulunan yurtta cemaat toplantılarına katıldıklarını, 2004-2011 yılları arasında başvurucunun cemaatin içinde olduğunu, 2011 yılı Eylül ayında kendisinin cemaatten ayrıldığını söylemiştir. Başvurucuya İstinabe Mahkemesi tarafından dinlenen tanık U.S. ve H.S.nin beyanları duruşmada okunmuştur. Başvurucu, celse arasında verdiği dilekçesiyle daha önce bir kısım tanıkların huzurda dinlenmesi yönündeki talebinden yargılamanın uzamaması amacıyla vazgeçtiğini beyan etmiştir. Başvurucu, anılan tanık beyanlarının içeriğinin doğru olmadığını belirtmiştir. Ceza Dairesi, ikinci celseyi H.Y. ve U.S.nin dinlenmesi amacıyla ertelemiştir.

19. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 2012 yılında birçok Danıştay üyesinin İstanbul Anadolu yakasında bulunan örgüte ait dershanede konakladığına dair verilen beyanlar doğrultusunda düzenlenen 5/7/2018 tarihli HTS analizine ilişkin bilirkişi raporunu, başvurucuyla ilgili tespitlerin de yer alması nedeniyle üçüncü celse öncesinde dosyaya göndermiştir. Bilirkişi raporunda 19/7/2012-25/7/2012 tarihleri arasında otuzdan fazla Danıştay üyesinin kullanımında bulunan cep telefonu hattının İstanbul Anadolu yakasında baz sinyali verdiği, baz sinyali bulunmayan mobil hatlardan uçak modunda kullanılıp kapalı hâle getirilmiş olanların tespiti amacıyla ayrıca çalışma yapıldığı, baz sinyali verilerine göre başvurucunun 20/7/2012 tarihinde İstanbul Anadolu yakasına geldiği ve 21/7/2012-25/7/2012 tarihleri arasında Çamlıca/Ataşehir lokasyonundan baz sinyali verdiği, bu dönemde başvurucuya ait mobil hattın 24-18-12 saatlik aralıklarla tamamen kapalı hâle getirildiği değerlendirilmiştir.

20. Üçüncü celseye başvurucu ve tanık U.S. katılmıştır. U.S. önceki ifadelerinin doğru olduğunu ve başvurucunun HSYK seçimlerinde A.B. için kendisinden oy istediğini ve seçilemediği takdirde İstanbul'a tayin edileceğini söylediğini ifade etmiştir. Diğer taraftan 5/7/2018 tarihli HTS bilirkişi raporu, başvurucuya okunmuştur. Başvurucu, ailesinin ve akrabalarının yaşaması nedeniyle İstanbul'a gittiğini, bu tarihler arasında V.B.yle bir araya gelmediğini, örgüte ait dershanede kalmadığını beyan etmiştir. Anılan celse, H.Y.nin dinlenmesi amacıyla ertelenmiştir.

21. Celse arasında tanık H.Y.ye ulaşılamadığına dair tutanak dosyaya gönderilmiştir. Dördüncü celsede H.Y.nin dinlenmesinden vazgeçilmesine karar verilmiştir. Ayrıca Ö.Ç.nin 2014 HSYK seçimlerinde başvurucunun bağımsız adaylar A.B. ve HSYK üyesi R.Y.yle birlikte adliyede A.Ç.yi ziyaret ettiklerine dair beyanları okunmuştur. Dördüncü celse sonunda Ö.Ç.nin dinlenmesi için istinabe mahkemesine yazı yazılmasına karar verilmiştir. İstinabe Mahkemesi tarafından başvurucu müdafii huzurunda dinlenen Ö.Ç. başvurucunun daha kıdemli adaylara rağmen Danıştay üyesi seçilmesinin cemaat talimatını gösterdiğini, 2014 HSYK seçimlerinde başvurucunun bağımsız adayları destekleyen davranışlarının olduğunu, seçim döneminde aynı mahkemede birlikte çalıştığı A.Ç.yi ziyarete de geldiğini beyan etmiştir.

22. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından beşinci celse esas hakkında mütalaa sunulmuştur. Mütalaada 2012 yılında İstanbul Anadolu yakasında bulunan örgüte ait dershanede yapılan gizli organizasyona başvurucunun da katıldığı, tanık V.B.nin beyanlarının bu katılımı doğruladığı, HTS bilirkişi raporunda katılıma dair baz sinyali tespitinin yapıldığı, dinlenen tanık beyanlarına göre başvurucunun örgütle irtibatlı olduğunun belirlendiği belirtilerek silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talep edilmiştir. Başvurucunun savunma hazırlamak için süre istemesi nedeniyle celse ertelenmiştir. Başvurucu, sonraki celsede esas hakkındaki mütalaaya karşı yaptığı savunmasında özet olarak soruşturma usulünün kanuna aykırı yapıldığını, İstanbul'da V.B.yle görüşmediğini, örgütsel bir kampa katılmadığını, tanıkların örgütsel bağlantısına dair görgüye dayalı bir anlatımlarının olmadığını, Danıştay üyesi seçilmesinin mesleki yeterlilikle ilgili olduğunu, sohbet toplantılarına katılmadığını ve suçlamaların asılsız olduğunu ileri sürmüştür.

23. Ceza Dairesince başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sabit kabul edilerek örgüt üyeliği suçundan alt sınırdan uzaklaşmak sureti ile 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına 13/3/2019 tarihinde karar verilmiştir.

24. Gerekçeli kararda silahlı terör örgütüne üye olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu, FETÖ/PDY tarafından 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi eylemine refleks olarak örgüt üyesi yargı mensupları hakkında soruşturma başlatılmasının Danıştay Başkanlık Kurulunun 17/7/2016 tarihli kararına uygun olduğu ve darbe girişimine bağlı olarak ortada gecikmesinde sakınca bulunan hâlin de bulunduğu belirtilerek soruşturma izni alınmasını gerektiren durum olmadığı açıklanmıştır. Kovuşturma usulüne yönelik değerlendirmelere de yer verilen gerekçeli kararda başvurucunun üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun görev suçu değil kişisel suçlardan olduğu, başvurucunun işlediği kişisel suçlar hakkında kovuşturma yapma yetkisinin 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesine göre Ceza Dairesine ait olduğu belirtilmiştir. Ceza Dairesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2797 sayılı Kanun kapsamında teşkilatlandırılmış olması nedeniyle tabii hâkim ilkesine aykırı bir durumun da olmadığı açıklanan gerekçeli kararda, FETÖ/PDY'nin yargı teşkilatındaki görünümü ve silahlı terör örgütüne üye olma suçunun unsurları hakkında da değerlendirmelere yer verilmiştir. Son olarak FETÖ/PDY mensubu otuz Danıştay üyesinin motivasyon kazanmaları amacıyla örgüt liderinin yurt dışına çıkmadan önce kaldığı ve aynen muhafaza edilen İstanbul'da bulunan örgüte ait dershanede 2012 yılında gizli toplantı gerçekleştirdiklerinin ByLock mesajlarından ve tanık V.B.nin beyanlarından anlaşıldığı belirtilmiştir.

25. Gerekçeli kararın başvurucu hakkındaki delillerle ilgili yapılan değerlendirme sonrasında ulaşılan sonucun açıklandığı kısmı şu şekildedir:

"... Tüm yukarda açıklanan deliller ve mevzuat çerçevesinde; Dosyaya intikal etmiş bulunan ve CMK' nın 217. madde çerçevesinde celselerde delil olarak tartışılan tanık beyanlarına göre; sanığın [başvurucu] sicil ve kıdeminin seçilme yeterliliğinde olmamasına rağmen, yapı mensuplarının ısrarı ile Danıştay üyeliğine seçildiği, örgütün direktif ve taleplerini ilettiği sohbet toplantılarına katıldığı ve örgüt lehine mesleki seçim çalışmalarında görev aldığı anlaşılmaktadır.

Öte yandan örgütün önem verdiği mahrem yapılanmalardan biri olan yargı yapılanmasına dâhil olan sanığın, örgüte aidiyeti çerçevesinde iki hususun öne çıktığı görülmektedir:

Bunlardan ilki, yargı yapılanmasının üst kolu olan Danıştay’a üye seçilmesi aşamasında, sanığın örgüt tarafından sahiplenilmesidir. Özellikle tanıklar [İ.O.] ve [B.E.nin] açık anlatımlarına göre, (mevzuat ve teamüllerin dışında) HSYK Genel Sekreterinin [M.K.nın] evinde yapılan toplantıda Danıştay’a seçilecek üyelerin belirlenmesi sırasında sanığın sicil ve kıdemi itibariyle uygun olmamasına rağmen, FETÖ/PDY üyesi kişiler tarafından üzerinde ısrar edilen, listede ön plana çıkarılan kişilerden biri olduğudur. Dolayasıyla örgüt tarafından önemsenen sanığın, icra ettiği görevinin, daha üst makam olan Danıştay'daki mahrem yapı içerisinde devam ettirilmek istendiği görülmektedir.

İkinci husus da, bilirkişi raporuyla desteklenen [V.B.nin] ifadelerinde de beyan ettiği gibi, örgüt kurucusu Fetullah’ın, yurt dışına çıkmadan önce kaldığı İstanbul Çamlıca'da bulunan Fem Dershanelerindeki odası ile o sırada kullandığı ve aynen muhafaza edilen eşyalarının örgüt mensuplarınca ziyaret edilmesini de kapsayan gizli toplantıya sanığın da katılmasıdır. Bu toplantıda Fetullah'ın kitapları okunarak örgütün yurt dışındaki okulları ve diğer faliyetleri hakkında örgüt mensupları bilgilendirilmiştir.

Sanığın, örgüt tarafından HSYK eski Genel Sekreteri [M.K.nın] evinde, örgüt mensupları tarafından dayatılan listeden yüksek yargı üyeliğine seçilmesi, mahrem bir tavır sergilemek suretiyle devlet içerisine sızma emrini yerini getiren hiyerarşik yapı içerisinde hareket etmesi, sonraki aşamalarda da örgütsel faaliyetlerini devam ettirmesi, örgütün talimat ve talepleri doğrultusunda tanık beyanlarına da yansıdığı üzere örgüt lehine mesleki seçim çalışmalarında görev alması ve yukarıda açıklanan nedenlerle, TCK 314/2. madde kapsamında terör örgütü üyeliği suçunun sübut bulduğunun kabulü ile cezalandırılmasına karar verilmesi yolunda tam bir vicdani kanaat oluşmuştur.

Cezanın bireyselleştirme aşamasında, sanığın örgütün mahrem yapı içerisindeki konumu, yüksek yargıya yerleştirilenlerden biri olarak hiyerarşik yapıya aidiyeti, tedbir kurallarına riayeti, eylem tarzı, hukukçu kimliğine nazaran örgütsel yapılanmayı bilinçli şekilde tercihi gözetilerek, sübuta eren FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği suçu nedeniyle cezanın tertibi sırasında alt sınırdan uzaklaşılması gerektiği kanaatine varılmıştır... "

26. Başvurucu; sunmuş olduğu temyiz dilekçesinde diğerlerinin yanı sıra yürütülen soruşturma ve kovuşturma usulünün kanuna aykırı olduğunu, 15/7/2016 tarihinden önce FETÖ/PDY'nin hukuken bulunmadığını, suç oluşturmayan eylemlerinin cezalandırılma gerekçesi yapıldığını, yargılamanın Ceza Dairesinde yapılmasının tabii hâkim ilkesine aykırı olduğunu, Ceza Dairesinde duruşmalara kıdemli üyenin başkanlık yapmadığını, etkin pişmanlık kapsamında verilen tanık beyanlarının delil olarak kabul edilemeyeceğini, tanık beyanlarının hatalı değerlendirildiğini ve suçun unsurlarının oluşmadığını ileri sürmüştür.

27. Başvurucunun temyiz başvurusunu değerlendiren Yargıtay Ceza Genel Kurulu (Genel Kurul) tarafından 9/11/2022 tarihinde Ceza Dairesinin mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmiştir. Genel Kurul kararında kovuşturma işlemlerini yürüten Ceza Dairesinin heyet oluşumuna, uygulanacak olan soruşturma ve kovuşturma usulüne, suçüstü hâlinin gerçekleşip gerçekleşmediğine, silahlı terör örgütünün hukuki nitelendirmesine ve mahkûmiyet kararında dayanılan delillere ilişkin ayrı ve açık değerlendirmelere yer verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:

"... Sanık [başvurucu] savunmalarında her ne kadar suçlamaları kabul etmemiş ise de dosya kapsamındaki tanık beyanları ile diğer bilgi ve belgelere göre; sanığın, örgüt mensubu olduğu belirtilen eski HSYK üyelerinin talebi ve desteğiyle Danıştay üyesi olarak seçildiği, tanıklar [B.E.] ve [İ.O.nun] girişimiyle 2013 yılında organize edilen ve örgüt mensubu olmayan Danıştay üyelerinin katıldığı toplantılara Danıştaydaki tavır ve ilişkileri sebebiyle çağrılmadığı, örgütsel mahiyetteki sohbet toplantılarına iştirak ettiği, tanıklardan eski Danıştay Üyesi [V.B.nin] savcılıkta alınan ifadesinde bahsettiği moral motivasyonlarının yükseltilmesi, örgüte bağlılığın kuvvetlendirilmesi ve örgütün nasıl örgütlenerek büyüyüp güçlendiğinin anlatılması amacıyla 20-24 Temmuz 2012 tarihleri arasında örgüt mensubu Danıştay üyelerinin katılımıyla düzenlenen ve örgüt lideri Fetullah Gülen'in ülkeden ayrılmadan önce kaldığı hâliyle muhafaza edilen Altunizade/Çamlıca FEM Dershanesinin üst katındaki odasının da ziyaret edildiği örgütsel mahiyetteki Çamlıca İstanbul toplantısına katıldığının HTS baz kayıtlarına ilişkin 05.07.2018 tarihli bilirkişi raporundaki tespitlerden anlaşıldığı, 2014 yılında yapılan HSYK üyeliği seçiminde bağımsız adaylardan [A.B.ye] oy vermesini tanık [U.S.den] istediği belirlenmiş olmakla silahlı terör örgütünde örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında Danıştay üyeliğine yerleştirildiği, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyonla hareket ederek örgüt adına faaliyetlerde bulunduğu, bu suretle FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olduğu ve böylelikle silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine ilişkin dosya kapsamındaki delillere uygun kabulde isabetsizlik görülmemiştir.

Suç tarihi itibarıyla FETÖ/PDY'nin silahlı terör örgütü olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararının bulunmaması, neticeyi bilerek ve isteyerek tipik hareketi gerçekleştiren sanığın kanuni yönden sorumlu tutulmasına engel teşkil etmeyecektir. Ayrıca örgüt piramidi içindeki konumu itibarıyla 'mahrem alan' yapılanmasında yer alması, sanığın eğitim düzeyi, yaptığı görev nedeniyle edindiği bilgi ve tecrübeleri ile örgütteki konumu itibarıyla bu oluşumun bir silahlı terör örgütü olduğunu ve amaçlarını bilebilecek durumda olduğu anlaşıldığından ve ayrıca bu yönde bir savunması da bulunmadığından sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hata hükmünün uygulanmamasına ilişkin kabul yasaya aykırı görülmemiştir."

28. Genel Kurul, iş yoğunluğu gözetilerek davaların makul sürede sonuçlandırılabilmesi için birden çok heyet oluşturulması nedeniyle 2797 sayılı Kanun'un 40. maddesi uyarınca daire başkanı tarafından görevlendirilen üyenin başkanlık yapmasının hukuka aykırı olmadığını açıklamıştır. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:

"... Suç tarihindeki görev ve statüleri gereğince ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtayın 9. Ceza Dairesinde yargılanmaları gereken sanıkların, Dairenin iş yoğunluğu gözetilerek davaların makul sürede sonuçlandırılabilmesi için birden çok heyet oluşabilecek sayıda Yargıtay üyesinin görevlendirildiği, Daire başkanının oluşan heyetlerin hepsine başkan olarak katılmasına fiili olarak imkân bulunmadığından Yargıtay Kanunu'nun 40. maddesindeki düzenleyici hüküm doğrultusunda kıdemli üyenin heyete başkanlık yapması yerine, Daire başkanı tarafından görevlendirilen üyenin oluşturulan heyete başkanlık görevini ifa ettiği, bu şekilde heyetin oluşumu ile ilgili düzenleyici işlemlere aykırılığın; heyet başkanının duruşmaları idaresindeki usule aykırılıklar nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığı ve bu şekilde hakkaniyete uygun olmayan yargılama yapıldığının taraflarca ileri sürülmemesi, esası etkileyen kararların duruşma heyeti tarafından oy birliğiyle alınmış olması, Yargıtay üyeliği deneyimine sahip hâkimlerin ara kararı veya hüküm kurulurken yapılan oylama sırasının diğer üyeleri etki altında bırakacağına ilişkin kabulün dayanaktan yoksun olup bu hususta somut olguların ortaya konulmaması karşısında, oluşan heyetçe yapılan işlemleri yoklukla batıl hâle getirmeyeceğinden CMK'nın 289. maddesi kapsamında mahkeme heyetinin oluşumunda hukuka aykırılıktan söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.

Somut dosyada yukarıda belirtilen oturumlarda heyet başkanlığını kıdemsiz üyenin yapmış olmasına taraflarca itiraz edilerek duruşmanın idaresi ve delillerin ikamesinde hukuka aykırı davranıldığının ileri sürülmemesi, yargılamanın bir bütün olarak hakkaniyete aykırı yapıldığının kabulüne olanak bulunmadığı gibi, hükmün bu nedenle bozulmasının makul sürede davanın sonuçlandırılmasına engel oluşturacağı da gözetildiğinde, yasanın düzenleyici nitelikteki kuralına aykırı uygulama hükmün esasını etkileyecek nitelikte görülmediğinden hükmün bozulmasına yer olmadığına karar verilmiştir..."

29. Başvurucu hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturma usulünün hukuka uygun olduğu kabul edilen Genel Kurul kararının ilgili kısmı ise şu şekildedir:

"... Danıştay üyelerine atılı kişisel suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli' kapsamında işlenmesi durumunda, soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 2797 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.

...

Dolayısıyla suç tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı terör suçları yönünden yapılacak soruşturmalarda görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSK üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmemiştir. "

30. Genel Kurul, ayrıca etkin pişmanlık hükümlerinin kanunda failin cezasının kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını öngören bir şahsi hâl olarak düzenlendiğinden örgütlü suçluluk kapsamında savunmasının alınması sırasında kişiye bu hükümlerin hatırlatılmasının kanuna aykırı bir vaat niteliğinde olmadığını da belirtmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. İlgili Kanun Hükümleri

31. Suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin ulusal ve uluslararası hukuk kaynakları için bkz. Bilal Celalettin Şaşmaz [1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, §§ 9-19; İlhami Aksu [2. B.], B. No: 2018/36918, 15/6/2022, §§ 20-22; Adnan Şen [GK], B. No: 2018/8903, 15/4/2021, §§ 64-70; Metin Birdal [GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019, §§ 28-33.

32. Kanuni hâkim güvencesine ilişkin bir kısım ulusal hukuk kaynakları için bkz. Çetin Doğan (3) [GK], B. No: 2021/30714, 15/2/2023, §§ 85-90 ve Yıldırım Turan [GK], B. No: 2017/10536, 4/6/2020, §§ 27-68.

33. Gerekçeli karar hakkına ilişkin ulusal hukuk kaynakları için bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34; Cevat Temel Özkaynak [GK], B. No: 2021/32082, 26/1/2023, §§ 68, 73.

34. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Kanuni hâkim güvencesi" başlıklı 37. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.

Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz."

35. Anayasa’nın “Mahkemelerin kuruluşu” başlıklı 142. maddesi şöyledir:

Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.

36. 2575 sayılı Kanun'un "Şahsi suçların kovuşturma usulü" başlıklı 82. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibi ile ilgili hükümler uygulanır."

37. 2797 sayılı Kanun'un "Dairelerin görevleri" başlıklı 14. maddesinin (2) numaralı fıkrasının kovuşturma işlemlerinin gerçekleştirildiği tarihte yürürlükte bulunan (f) bendi şöyledir:

"Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması hâlinde Birinci Başkanlık Kurulu bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebilir. Bu durumda, görevlendirilen dairenin bakmakta olduğu işler, bir sonraki takvim yılı beklenmeksizin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından başka dairelere verilebilir."

38. 2797 sayılı Kanun'un "Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının görevleri" başlıklı 15. maddesinin temyiz incelemesinin gerçekleştirildiği tarihte yürürlükte bulunan (3) numaralı fıkrası şöyledir:

"İlk derece mahkemesi olarak ilgili dairelerce verilen hükümlerin temyiz yoluyla incelemesini yapmak"

39. 2797 sayılı Kanun'un "Kişisel ve görevle ilgili suçlar" başlıklı 46. maddesinin kovuşturma aşamasında yürürlükte bulunan (1), (5) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hâllerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir.

(5) Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi hâlde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir.

(6) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâlinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi hâlinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır."

B. Yargıtay Kararları

40. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/3/2025 tarihli ve E.2024/470, K.2025/147 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Yargıtay Daireleri arasındaki görev ilişkisinin, adli yargı ilk derece mahkemeleri arasında var olan ve kamu düzenine ilişkin bulunan görev ilişkisi niteliğinde olmayıp 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 14. maddesinde yer alan 'hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarında iş bölümü esasına göre çalışır' şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere idari nitelikte iş bölümü ilişkisi olduğu, ancak kamu düzenine ilişkin görev ve bu husustaki uyuşmazlığın değerlendirilmesi açısından ilk derece yargılamasına konu dosyayı ele alan ve davaların birleştirilmesi hususunda farklı görüş bildiren Özel Dairelerin birbirinden farklı mahkemeler değil, istisnai hâllerde ilk derece yargılaması yapan 'Yargıtay', dolayısıyla tek mahkeme olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

...

Yargıtay Ceza Genel Kurulunda suç ayrımı yapılmaksızın tüm dairelerden gelen dosyaların karara bağlanmasına, derdest dosyaların çokluğu ve niteliğine, çalışma usulleri gereği önceden değişken tek heyet, sonradan ise sabit tek heyet hâlinde ve haftada en fazla 1-2 gün toplanabilmesine karşın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bir uzmanlık mahkemesi biçiminde faaliyet göstermesi, bu Dairenin dahi yargılamaların makul sürede tamamlanabilmesi için haftanın bir çok günü ve birden fazla heyetle toplanarak yargılama yapıyor olması, mevcut çalışma prensipleri ve suç tarihinden sonra ortaya çıkıp belirginleşen iş yoğunluğu da dikkate alındığında, kişisel suçları nedeniyle Yargıtayda yargılanacak kişilerin kovuşturma makamının Yargıtay Ceza Kurulu olarak belirlenmesi, bu Kurulun önceden istisnai görevi olarak öngörülen yargılama yapma yetkisini asli görevi hâline getireceği, bu nedenle hem derdest dosyaların hem de kovuşturma yapılmak üzere gelen dosyaların adil yargılanma hakkına uygun olarak makul sürede tamamlanmasının imkânsızlaşacağı, dolayısıyla kovuşturma yapma yetkisinin Yargıtay ilgili ceza dairesine devredilmesine dair düzenlemenin, salt Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bu görevin yerine getirilmesindeki zorluk yerine adil yargılanma hakkının sağlanması ve davaların makul süre içinde sonuçlandırma gibi evrensel hukuk ilke ve kuralları açısından uluslararası üst normlardan kaynaklanan zorunluluğun gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu değişiklik üzerine kovuşturmanın Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılmasının usul ve kanuna uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır..."

41. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında terör örgütü üyeliği suçundan Yargıtay 9. Ceza Dairesince mahkûmiyetine karar verilen (eski) bir Danıştay üyesi hakkında temyiz incelemesi sonucunda verdiği 1/10/2019 tarihli ve E.2019/9.MD-460, K.2019/572 sayılı kararının suçun niteliğine ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı ilgili kısımları şöyledir:

"... Yargıtayın istikrar kazanan uygulamalarına göre; devletin güvenliğini, Anayasal düzeni ve bu düzenin işleyişini koruma amacıyla düzenlenen dava konusu suçun, herhangi bir kamu göreviyle bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, 'özgü suç' niteliği taşımayan bu suç açısından failin memur olması suçun kurucu unsuru da değildir. Dolayısıyla sanığa atılı silahlı terör örgütü üyeliği suçunun kişisel suç niteliğinde olduğu açıktır.

Yine, sanığın müfettiş olduğu dönemde teftişle görevli olduğu bazı dosyalarda örgüt lehine karar verilmesi için hâkimlere baskı yaptığı, hukuka aykırı biçimde hem teftiş sonrası düzenlediği raporlarda hem de Danıştay Üyesi olarak görev yaptığı dönemde FETÖ/PDY silahlı terör örgütünü ilgilendiren bazı davalarda uyuşmazlığın örgüt lehine sonuçlandırılması amacıyla oy kullanmasının görev suçu kapsamında olduğu, dolayısıyla yargılamanın Anayasa Mahkemesince yapılması gerektiği ileri sürülse de; gerekçeli kararda bu hususların yalnızca sanığın örgütsel saikle hareket ettiğine, dolayısıyla kişisel suç niteliğindeki örgüt üyeliğine dair kastının ortaya konulması açısından değerlendirildiği ve genel olarak değinilen bu hususlardan, yalnızca sanığın örgütsel tavrını ve kastını ortaya koyan deliller olarak bahsedildiği, diğer yandan, sanık hakkında söz konusu eylem ve işlemlerinden dolayı görevi kötüye kullanma suçu gibi açıkça görevden kaynaklanan bir suçtan da kamu davası açılmadığı anlaşıldığından, sanığa atılı eylemin kişisel suç niteliğinde olduğu açıktır.

...

Gerçekten de, suç örgütü, suçun konusunu oluşturan kamu düzeni, kamu barışı ve kamu güvenliği açısından başlı başına bir tehlike oluşturduğundan, suç için örgütlenme fiilleri bağımsız suç tipleri olarak düzenlenmiş olup bu tehlikelilik durumunu ilk kez meydana getiren kişiler örgütün kurucuları ve bu tehlikelilik hâlini yönlendiren kişiler de örgütün yöneticileri iken, örgütsel iradeye boyun eğerek bu tehlikeliliğin devamı ve somut eylemlere dönüştürülmesini sağlayan da örgütün üyeleridir. Dolayısıyla faillerin sürekli bir şekilde örgütsel iradenin emir ve talimatlarını yerine getirmeye hazır olmaları da örgütsel yapının mevcudiyeti yönünden son derece önemli olup ortaya çıkan tehlikeliliğe önemli bir katkı sağlamaktadır.

...

... faile atılı mütemadi suçun niteliği, suçun işlenme şekli ve geniş anlamda yakalama şartlarının her olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi koşuluyla, mütemadi suçlarda genel olarak failin o suça ilişkin devam eden icra hareketlerinin, bu hareketlerin meydana getirdiği hukuka aykırılığın devam ettiğinin, böylelikle o suçun işlenmekte olan bir suç olduğunun ve geniş anlamda yakalama sonucunda somut olayda dar anlamda suçüstü hâlinin var olabileceğinin kabulü gerekmektedir.

...

Gelinen noktada, dava konusu olayda sanık yönünden suçüstü hâlinin bulunup bulunmadığıyla ve bununla bağlantılı diğer hususlarla ilgisi bakımından, 15.07.2016 tarihli darbe teşebbüsünden sonra, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütülen ve Yargıtay 9. Ceza Dairesinde aynı suçtan kamu davası açılan Anayasa Mahkemesi eski Üyesi Alparslan Altan'ın, benzer olayda kendisi ve atılı suç yönünden suçüstü hâlinin bulunmadığına ve tutuklamanın bu yönüyle hukukî olmadığına dair yaptığı bireysel başvuru sonucunda İnsan Hakları Avrupa Mahkemesince (İHAM) verilen kararın da irdelenmesi gerekmektedir.

...

Sanık M.Ç.nin Danıştay Üyesi olarak görev yapmaktayken, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensupları tarafından 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü sonrasında, kendisinin de bu örgüte üye olduğu iddiasıyla ve kişisel suç niteliğindeki bu suç açısından suçüstü hâlinin de varlığına dayalı olarak hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütüldüğü ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca iddianame düzenlenerek hakkında Yargıtay 9. Ceza Dairesine kamu davası açıldığı olayda; itiraza konu uygulamanın, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna, bu örgütten ayrılmaya dair icrai bir davranışta bulunmadığına ve elde edilen mevcut deliller itibarıyla yetkili makamlarca sanığın cezai eylem niteliğindeki örgüt üyeliğine ilişkin fiilinin icrasına devam ettiği, böylelikle sanığa atılı suçun işlenmekte olduğu hususunda resmî makamlarca edinilen bilgi kapsamında gerçekleştirildiği,

Bununla birlikte, silahlı terör örgütü üyeliği/yöneticiliği suçunun mütemadi suç ve bu suçlar yönünden yakalama anına kadar suçüstü hâlinin söz konusu olduğunu kabul ederek Yargıtayın yargılayacağı kişilere atılı bu suçlarla ağır cezalık suçüstü hâlinde işlenen diğer kişisel suçların soruşturma ve kovuşturma işlemlerine ilişkin 2797 sayılı Kanun'da değişiklik öngören ve sonradan aynen kanunlaşan hukuki düzenlemelerde, önceden beri 2797 ve 2575 sayılı Kanun'larda öngörülen hukuki teminatların istisnasını teşkil eden 'ağır cezalık suçüstü hâli' tabirinin, Yargıtayın yargılayacağı söz konusu kişilere atılı bu suçların da benzer nitelikte olduklarını ortaya koyacak ve bu suçları da kapsayacak şekilde yeniden kullanıldığı,

Diğer yandan, silahlı terör örgütü üyeliği suçundan genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesinin usule uygun olduğunun, hem aralarında sanığın da bulunduğu benzer durumdaki yüksek yargı eski üyelerine yönelik Danıştay Başkanlık Kurulunun kararıyla, hem de sonradan yürürlüğe konulan ulusal hukuk düzenlemeleriyle de kabul edilerek mevcut uygulama sonrasında adli ve idari açıdan devam edecek diğer işlemler öngörüldüğü gibi, aynı zamanda itiraza konu uygulamanın, CMK'nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasında hüküm altına alınan ve sanık hakkında öngörülen özel soruşturma usullerinin istisnasını teşkil eden düzenlemeyle de uyumlu olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; Danıştay meslek mensuplarının işledikleri suçlara dair özel soruşturma usullerinin uygulanmasını öngören 2575 sayılı Kanun'un 76. maddesiyle 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin uygulanma koşullarının somut olayda oluşmadığı, dolayısıyla, dava konusu olayda sanık hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesinin doğrudan doğruya iç hukuk düzenlemelerinin verdiği yetkinin kullanılması niteliğinde olduğu, kanunların genişletici ve keyfî olarak yorumlanmasından kaynaklanmadığı, bu hâliyle 'hukukun kalitesi' ilkesine de uygun olan uygulamanın hukuka aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır."

42. Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27/3/2024 tarihli ve E.2024/93, K.2024/148; 13/3/2024 tarihli ve E.2023/392, K.2024/114 sayılı kararları.

43. Suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin Yargıtay kararları için bkz. Bilal Celalettin Şaşmaz, §§ 11-20; Serkan Gölge [2. B.], B. No: 2019/22453, 13/9/2022, §§ 30-39; Raziye Akçay [2. B.], B. No: 2019/1665, 28/6/2022, §§ 24, 27; Gürcan Balık [2. B.], B. No: 2020/16435, 17/11/2022, § 46; Hakan Darıcı ve diğerleri [1. B.], B. No: 2021/34045, 20/7/2023, §§ 13-21.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

44. Anayasa Mahkemesinin 20/5/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi Yönünden

45. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama imkânı olmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur. Başvurucunun adli yardım talebinin 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca geçici olarak kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Kanuni Hâkim Güvencesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Özel Soruşturma Usulünün Uygulanmadığına İlişkin İddia Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

46. Başvurucu, hâkim olarak görev yapması nedeniyle kendisi hakkında yürütülecek soruşturma ve kovuşturmanın izne tabi olduğunu, suçüstü durumunun söz konusu olmamasına rağmen genel soruşturma usulünün uygulandığını, genel soruşturma usulüne ilişkin 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 161. maddesinin (8) numaralı fıkrasının hatalı yorumlandığını ve 2575 sayılı Kanun'un 76. maddesinde düzenlenen özel soruşturma ve kovuşturma usulünün uygulanmamasının kanuni hâkim güvencesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

47. Bakanlık görüşünde, başvurunun öncelikle kabul edilebilirlik kriterleri yönünden değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş; ayrıca somut olay ele alınırken mevzuat hükümleri ile konuya ilişkin yer verilen Anayasa Mahkemesi kararlarının dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

b. Değerlendirme

48. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak yasa ile kurulmuş bir mahkeme tarafından davanın dinlenilmesini isteme hakkından açıkça söz edilmiştir. Bu hak, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının da zımni bir unsuru olmakla beraber (AYM, E.2002/170, K.2004/54, 5/5/2004), yargılamayı yapan mahkemenin yasayla kurulması gerekliliği Anayasa’nın 37. maddesinde ayrı ve açık bir hükümle düzenlenmiştir. Ayrıca Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini belirten Anayasa’nın 142. maddesinin de kanuni hâkim güvencesinin değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması gerektiği açıktır.

49. Başvurucunun özel soruşturma usulünün uygulanmamasıyla ilgili ileri sürdüğü şikâyetler adil yargılanma hakkı kapsamındaki kanuni hâkim güvencesi yönünden incelenmiştir.

50. Anayasa Mahkemesi, Yıldırım Turan ([GK], B. No: 2017/10536, 4/6/2020) kararında Yargıtay ve Danıştay (Yüksek Mahkeme) üyeleri yönünden yaptığı değerlendirmede öncelikle bu kişilerin kişisel suçları yönünden de olsa haklarında bir soruşturma yürütülmesi için ilgili Yüksek Mahkemenin kurulları tarafından bir karar verilmesi gerektiği ancak ağır cezalık suçüstü hâlinin bunun istisnasını oluşturduğu sonucuna varmıştır. Kararda Yüksek Mahkeme üyeleri bakımından tutuklama tedbirine konu olan silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak -ilgili Yargıtay kararlarına değinerek- bunun kişisel bir suç olduğu tespit edildikten sonra ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunduğu ifade edilmiştir (Yıldırım Turan, § 106).

51. Benzer şekilde Anayasa Mahkemesi, suçüstü hâli kavramı yönünden yaptığı incelemede ise -önceki kararlarındaki diğer Yüksek Mahkeme üyeleri gibi- başvurucunun darbe teşebbüsünün henüz savuşturulmakta olduğu, bu girişimin millî güvenlik ve kamu düzeni üzerinde oluşturduğu tehlikenin tüm ağırlığıyla devam ettiği bir sırada yakalanıp gözaltına alındığına ve -sonrasında- tutuklandığına özellikle vurgu yapmış; soruşturma mercilerinin de tutuklama taleplerinde ve hâkimliklerin tutuklama kararlarında bunun altını çizdiğine dikkat çekmiştir (A.B. [GK], B. No: 2016/22702, 31/10/2019, § 91).

52. Buna göre 15 Temmuz darbe teşebbüsünden hemen sonra tutuklanan Yüksek Mahkeme üyeleri yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu kabul edilirken temel hareket noktası bizzat darbe teşebbüsüdür. Anayasa Mahkemesi de dâhil olmak üzere Türk yargı makamları tarafından olgusal temellere dayalı olarak verilen çok sayıdaki kararda da ifade edildiği üzere FETÖ/PDY, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmadır. Bu durumda darbe teşebbüsünün savuşturulmakta olduğu ve teşebbüs dolayısıyla devletin varlığı ve millî güvenlik üzerinde oluşan tehlikenin tüm ağırlığıyla devam ettiği bir dönemde teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile örgütsel nitelikte ilişkide olduğu değerlendirilen kişilerle ilgili olarak suçüstü hâlinin bulunduğunun kabul edilebileceğini söylemek temelsiz bir yaklaşım değildir (Yıldırım Turan, § 108).

53. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden sonra tutuklanan Yüksek Mahkeme üyeleri dışındaki yargı mensupları yönünden mesleklerinden kaynaklanan güvencelerin tutuklamanın önünde kanuni bir engel teşkil edip etmediğini incelerken bu kişiler yönünden de tutuklamaya konu olan örgüt üyeliği suçunda ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunduğunu değerlendirmiştir (bkz. Adem Türkel [2. B.], B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 52-59).

54. Başvuru konusu olayda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Ceza Dairesince silahlı terör örgütüne üye olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu ve FETÖ/PDY tarafından 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi eylemine refleks olarak örgüt üyesi yargı mensupları hakkında soruşturmaya başlandığı açıklanmıştır. Bu doğrultuda yürütülen soruşturma usulünün Danıştay Başkanlık Kurulunun 17/7/2016 tarihli kararına uygun olduğu ve darbe girişimine bağlı olarak ortada gecikmesinde sakınca bulunan hâlin de bulunduğu belirtilerek soruşturma izni alınmasını gerektiren bir durumun olmadığı belirtilmiştir (bkz. § 24).

55. Genel Kurul kararında da 5271 sayılı Kanun'un 161. maddesinin (8) numaralı fıkrasında yer alan "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316'ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır." şeklindeki düzenleme uyarınca anılan suçlar yönünden yapılacak soruşturmalarda görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmediği kabul edilmiştir (bkz. § 29).

56. Gelinen noktada darbe teşebbüsüne bağlı olgular çerçevesinde kararlarda yapılan değerlendirmeler karşısında -Anayasa Mahkemesi kararlarında yer alan silahlı terör örgütü üyeliği suçu bakımından suçun temadi eden niteliği dolayısıyla ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunduğu yönündeki yaklaşım (bkz. §§ 50-52) da dikkate alındığında- başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçuna ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma ve kovuşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görünmemektedir. Nitekim temyiz kanun yolu denetimiyle ilgili verilen kararlar da bu yöndedir (bkz. § 41). Sonuç olarak başvurucunun sanık olarak yargılandığı kamu davasının başlangıcı olan soruşturma, suçüstü hâliyle ilgili kanun hükümleri çerçevesinde belirlenen usul kurallarına göre yürütülmüş ve sonuçlandırılmıştır. Bu nedenle anılan şikâyetle ilgili kanuni hâkim güvencesi ilkesine ilişkin açık ve görünür bir ihlal bulunmamaktadır.

57. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Kovuşturma Merciine İlişkin İddia Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

58. Başvurucu; üzerine atılı suç hakkında olay tarihinde kovuşturma yapma yetki ve görevinin Yargıtay Ceza Genel Kuruluna ait olduğu hâlde Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yargılandığını, olay tarihinden sonra Kanun Hükmünde Kararname ile 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinde yapılan değişikliğin geçmişe dönük olarak uygulanmasının kanuni hâkim güvencesine aykırılık oluşturduğunu ileri sürmüştür.

59. Bakanlık görüşünde, başvurunun öncelikle kabul edilebilirlik kriterleri yönünden değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş; ayrıca somut olay ele alınırken mevzuat hükümleri ile konuya ilişkin yer verilen Anayasa Mahkemesi kararlarının dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

b. Değerlendirme

60. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun açıklanan iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamında olan kanuni hâkim güvencesi çerçevesinde değerlendirilmiştir.

61. Kanuni hâkim güvencesi, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsurudur (Tahir Gökatalay [2. B.], B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 77; AYM, E.2002/170, K.2004/54, 5/5/2004). Çünkü kanuni hâkim güvencesinin sağlanmadığı bir yargılamanın adil olduğundan söz edilemez (Ahmet Zeki Üçok (2) [2. B.], B. No: 2015/6777, 7/12/2016, § 53). Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "...ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında herkesin davasının kanunla kurulmuş bir mahkemede görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir (Mehmet Çelik (2) [1. B.], B. No: 2015/889, 17/11/2016, § 57).

62. Anılan güvence, hiç kimsenin kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamayacağına dair Anayasa’nın 37. maddesinde de açıkça düzenlenmiştir (Ahmet Zeki Üçok (2), § 54). Kanuni hâkim güvencesi, sadece mahkemelerin yargı yetkisi içinde yer alan konuların belirlenmesini değil her bir mahkemenin kuruluşu ve yer bakımından yargı yetkisinin belirlenmesi de dâhil olmak üzere mahkemelerin organizasyonlarına ilişkin tüm düzenlemeleri ifade etmekte; mahkemelerin görev ve yetki alanlarının açık ve anlaşılır biçimde tespit edilmesi gereğini ortaya koymaktadır (Tahir Gökatalay, § 80).

63. Kanuni hâkim güvencesi, yeni kurulan mahkemelerin veya kurulu bulunan mahkemelere yeni atanan hâkimlerin önceden işlenen suçlara ilişkin olarak hiçbir şekilde yargılama yapamayacakları biçiminde anlaşılamaz. Belirli bir olay, kişi veya toplulukla sınırlı olmamak kaydıyla yeni kurulan bir mahkemenin veya kurulu bulunan bir mahkemeye yeni atanan hâkimin kurulma veya atanma tarihinden önce gerçekleşen uyuşmazlıklara bakmaları kanuni hâkim güvencesine aykırılık teşkil etmez. Aksi takdirde yer değiştirme esasına göre görev yapan hâkimlerin atandığı yerdeki derdest davalara bakmalarının tabii hâkim ilkesine aykırı görülmesi sonucu doğar ki anılan ilkenin bunu amaçladığı söylenemez (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/01/2015).

64. Bununla birlikte görev ve yetkiye ilişkin olanlar da dâhil olmak üzere ilke olarak derece mahkemeleri önündeki davalara ilişkin hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Mustafa Kılıç [GK], B. No: 2019/35236, 18/5/2022, § 120). Bu bağlamda derece mahkemelerinin görev ve yetkiye ilişkin hukuk kuralları hakkındaki yorum ve uygulamalarının kanuni hâkim güvencesini ihlal ettiği sonucuna varılabilmesi ancak anılan yorum ve uygulamaların bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içerdiği durumlarda söz konusu olabilir.

65. Hâkimlerin görevleriyle ilgili ya da kişisel nitelikteki suçlarının kovuşturma usulleri ile mercileri Anayasa ve kanunlarda gösterilmiştir. Bu doğrultuda Danıştay üyelerinin hukuki durumları 2575 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Şahsi suçların kovuşturma usulünü düzenleyen 2575 sayılı Kanun'un 82. maddesinde Danıştay üyelerinin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibiyle ilgili hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür (bkz. § 36). Kanunun atıf yaptığı hükümler ise 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinde yer almaktadır (bkz. § 39).

66. 6/1/2017 tarihli ve 29940 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (680 sayılı KHK) 5. maddesiyle 2797 sayılı Kanunun 46. maddesinin (5) numaralı fıkrasında yer alan “Yargıtay Ceza Genel Kuruluna” ibaresi “Yargıtay ilgili ceza dairesine” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddenin (6) numaralı fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. 29/4/2017 tarihli ve 30052 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 690 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (690 sayılı KHK) 2. maddesiyle yapılan yeni düzenlemeye göre ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâlinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosyanın düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderileceği, iddianame hazırlanması hâlinde ise kovuşturmanın "Yargıtay ilgili ceza dairesince" yapılacağı hükme bağlanmıştır. 2797 sayılı Kanun'un 14. ve 46. maddelerinde yapılan değişiklikler üzerine toplanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca 11/7/2017 tarihinde anılan kovuşturma işlemlerini yürütmek üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevlendirilmesine karar verilmiş ve bu karar 18/7/2017 tarihli ve 30127 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

67. İnceleme konusu olayda gerçekleşen suçüstü hâli kapsamında başvurucunun suç tarihi 16/7/2016 olarak gösterilen eylemi doğrultusunda silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması amacıyla 23/11/2017 tarihli iddianame düzenlenmiştir. Ceza Dairesinin 4/12/2017 tarihli iddianamenin kabulü kararıyla birlikte kovuşturma aşamasına geçilmiştir (bkz. § 14). Başvurucunun mahkûmiyetine dair verilen 13/3/2019 tarihli karar ise 9/11/2022 tarihinde kesinleşmiştir (bkz. § 27). Başvurucu, kendisine isnat edilen suçlarla ilgili kovuşturma yapma yetkisinin Genel Kurula ait olduğunu ileri sürmektedir.

68. 690 sayılı KHK ile yapılan 29/4/2017 tarihli değişiklik sonrasında başvurucunun da aralarında bulunduğu Danıştay üyelerinin Genel Kurul yerine Ceza Dairesinde yargılanmalarına yönelik yasal düzenleme yapılmıştır. Başvurucu hakkında yürütülen kovuşturma, anılan düzenleme sonrasındaki 7/12/2017 tarihinde başlamış ve bu doğrultuda başvurucu Ceza Dairesinde yargılanmıştır. Yapılan yasal düzenlemeyle birlikte Ceza Dairesi, sadece darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmayla bağlantılı olduğu değerlendirilen Danıştay üyeleriyle ilgili uyuşmazlıklara bakmakla görevlendirilmemiştir. Ceza Dairesinin yetki ve görevi 2575 sayılı Kanun'un 82. maddesinin kapsamına giren tüm konuları içermektedir. Ayrıca Ceza Dairesi, belirli bir suçun işlenmesinden sonra buna ilişkin davayı görecek yargı yeri olarak oluşturulmadığı gibi kurulun göreve başlamasını müteakip yetkisi kapsamına giren tüm kovuşturmaları yürüttüğü de gözden kaçırılmamalıdır. Dolayısıyla kanuni hâkim güvencesine yönelik açık bir ihlal bulunmamaktadır.

69. Sonuç olarak başvuruya konu olayda başvurucu hakkındaki yargılama ilgili kanun hükümleri çerçevesinde daha önceden kurulmuş olan Ceza Dairesinde ve yine daha önceden belirlenmiş usul kurallarına göre yürütülmüş ve sonuçlandırılmıştır. Dolayısıyla somut olayda salt belli yargılamalar için sonradan kurulan bir mahkemece yargılama yapılması söz konusu değildir.

70. Açıklanan gerekçelerle kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

71. Başvurucu; iddialara yönelik savunma ve itirazlarının gerekçede tartışılmadığını, kararın büyük kısmının soyut ve genel ifadelerden oluştuğunu, karar gerekçesinde kendisiyle ilgili olmayan değerlendirmelere de yer verildiğini ve alt sınırdan uzaklaşma gerekçesinin açıklanmadığını belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

72. Bakanlık görüşünde, başvurunun öncelikle kabul edilebilirlik kriterleri yönünden değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş; Mahkemelerin gerekçeli karar hakkı bağlamındaki yükümlülüğünün yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı olarak yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamayacağı vurgulanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

2. Değerlendirme

73. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu bağlamda başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.

74. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli olarak yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa'nın 36. maddesi ve 141. maddesinin üçüncü fıkrası ışığında yorumlandığında adil yargılanma hakkı, gerekçeli karar hakkını da güvence altına almaktadır. Öte yandan adil yargılanma hakkı, doğası gereği gerekçeli karar hakkını da içermektedir. Bu sebeple gerekçeli karar hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının temel güvencelerinden biridir (Hilmi Kocabey ve diğerleri [1. B.], B. No: 2018/27686, 17/11/2021, § 77).

75. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Mahkemelerin kararlarının davanın temeliyle ilgili olay, olgu ve hukuki sorunlar ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında ilgili ve yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri, §§ 31, 34).

76. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz ancak derece mahkemeleri, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) davanın esas sorunlarını inceledikleri gerekçeli karardan anlaşılmalıdır.

77. İstinaf/temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus istinaf/temyiz merciinin bir şekilde istinafta/temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Yasemin Ekşi, § 57). Ancak istinaf/temyiz incelemesi sırasında ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların istinaf/temyiz mercilerince cevapsız bırakılması gerekçeli karar hakkının ihlaline neden olabilir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Caner Kandırmaz [2. B.], B. No: 2013/3672, 30/12/2014, § 31).

78. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli karar hakkı bağlamındaki görevi uyuşmazlığın esası yönünden önem taşıyan meselelere ilişkin olarak derece mahkemelerinin ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyup koymadıklarını incelemekten ibarettir. Anayasa Mahkemesinin derece mahkemesinin gerekçelerinin hukuka uygun olup olmadığını denetleme görevi olmadığı gibi derece mahkemesi kararlarındaki hukuka aykırılıkları gidermek de Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Halit Kabadağ [1. B.], B. No: 2019/3589, 23/11/2021, § 30).

79. Somut olayda Ceza Dairesince açıklanan gerekçeli karara göre başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu işlediğine yönelik kabulün iki olguya dayandırıldığı anlaşılmaktadır. Bunlar, örgüt üyesi olan başvurucunun sicil ve kıdeminin Danıştay üyeliğine seçilme yeterliliğinde olmamasına rağmen FETÖ/PDY mensuplarının ısrarları neticesinde Danıştay üyeliğine seçilmesi ve otuz Danıştay üyesiyle birlikte İstanbul'da bulunan örgüte ait dershanede gerçekleştirilen gizli toplantıya katılması olarak açıklanmıştır (bkz. § 25).

80. Kararda huzurda dinlenen tanıklar İ.O. ve B.E.nin örgütün yargı yapılanması içinde önemli göreve sahip oldukları belirtilerek anılan tanıkların, Danıştay üye seçimleri yapılmadan önce HSYK genel sekreteri M.K.nın evinde yapılan resmî olmayan ve örgütle irtibatlı kişilerin katıldığı toplantıda başvurucunun örgüt mensubu olarak Danıştaya üye seçilmesi için uğraş verilen kişilerden olduğuna ilişkin beyanları, başvurucunun örgütle irtibatına dayanak yapılmıştır. Benzer şekilde gerekçede tanık H.E.nin başvurucunun 17/25 Aralık döneminden sonra örgütle irtibatlı kişilerden olduğuna, tanık A.Ş.nin başvurucunun örgüt içinde yer aldığına ve yine tanık U.S.nin 2014 yılında yapılan HSYK seçimleri öncesinde görüştüğü başvurucunun örgütün desteklediği A.B.ye oy vermesi yönünde kendisine baskı yaptığına ilişkin beyanları doğrultusunda başvurucunun örgütsel bağının bulunduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca tanık V.B.nin başvurucuyla aynı Dairede çalıştıkları dönemde örgütün gerçekleştirdiği toplantıya birlikte katıldıklarına ilişkin anlatımının da başvurucunun örgütsel hiyerarşi içinde bulunduğunu gösterdiği açıklanmıştır.

81. Kararda ayrıca örgüt liderinin yurt dışına çıkmadan önce kaldığı İstanbul Anadolu yakasında bulunan ve eski hâliyle muhafaza edildiği belirtilen dershane odasının örgütsel bir değerinin olduğu açıklanmıştır. Tanık V.B.nin İstanbul'da yapılan toplantıya sadece örgüt mensubu Danıştay üyelerinin katıldığına dair beyanlarına da yer verilen gerekçeli kararda tanığın beyanlarıyla uyumlu şekilde başvurucunun kullanımında olduğu tespit edilen telefon hattının da belirtilen tarihlerde aynı lokasyondan baz sinyali verdiğine ilişkin bilirkişi raporuna vurgu yapılmıştır.

82. Sonuç olarak mahkûmiyet kararında uyuşmazlığın sonucuna etkili nitelikteki iddia ve itirazların ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılandığı, kanun yolu incelemesi sonucunda verilen kararda değerlendirme konusu hüküm ve gerekçenin uygun bulunduğu dikkate alındığında gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.

83. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Ç. Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

84. Başvurucu; işlendiği tarihte suç olarak kabul edilmeyen fiillere dayanılarak cezalandırılmasının hukuka aykırı olduğunu, örgüt üyeliği suçunun unsurlarının oluşmadığını, mesleki faaliyetlerinin ve üyelik seçimine ilişkin yargısal süreçlerin cezai yaptırımla neticelendirildiğini, tanık beyanlarının ve HTS kayıtlarının örgüt üyeliği suçunun işlendiğini göstermeye yeterli delil kabul edilemeyeceğini belirtmek suretiyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

85. Bakanlık görüşünde; başvurunun öncelikle kabul edilebilirlik kriterleri yönünden değerlendirilmesi gerektiği, üst düzeyde bulunan örgüt mensuplarının örgütün niteliklerini, amaç ve yöntemlerini bildiğinin, suç işlemek saiki ile hareket ettiğinin, ayrıca örgüte katılma iradesinin devamlılık arz ettiğinin kabul edilmesi gerektiği, örgüt üyesinin faaliyetinin mutlaka örgüt tarafından gerçekleştirilen suçlara katılma şeklinde olmasının gerekmediği, başvurucuya isnat edilen terör örgütü üyesi olma suçunun sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesinin ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışında olduğu açıklanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

2. Değerlendirme

86. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun açıklanan iddiaları, suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında incelenmiştir.

87. Anayasa’nın Suç ve cezalara ilişkin esaslar başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrasında yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 13). Anayasa’nın 38. maddesine koşut olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinde de düzenlenen ilke, yasaklanan eylemlerin ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesini, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olmasını gerektirmektedir. Yargı organları, terör suçları da dâhil olmak üzere tüm suçlar bakımından suça veya cezaya ilişkin olguları değerlendirirken ve özellikle fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken suç ve cezaların kanuniliği ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır (Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri [2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, § 47). Bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin denetlenmesinde normun mevcut deliller çerçevesinde somut olaya uygulanış biçiminin yasal düzenlemeyle bağdaşmaz ve öngörülemez bir sonuca yol açıp açmadığı incelenmelidir (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 62).

88. Anayasa Mahkemesi de önüne gelen birçok başvuruda FETÖ/PDY'ye üyelik suçu bağlamında suçta ve cezada kanunilik ilkesinin kapsam ve içeriğini incelemiş, ayrıntılı değerlendirmelerde bulunmuştur (Hasan Sarıcı [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, §§ 26-52; Bilal Celalettin Şaşmaz, §§ 44-64; Yahya Turgut [GK], B. No: 2021/43694, 9/10/2024, §§ 44-58).

89. Suçta ve cezada kanunilik ilkesine yönelik şikâyetleri kapsayan başvurularda çözümlenmesi gereken öncelikli meselenin başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçunda delil olarak kabul edilen fiilleri işlediği sırada cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini makul olarak öngörebilmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Anayasa Mahkemesi, başvurucunun örgütün terör niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği, örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığı ortaya konulduğu takdirde söz konusu fiillerden dolayı cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini kabul etmiştir (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 40; Hasan Sarıcı, § 33).

90. Terör örgütüne üye olma suçuna bağlanan ağır cezai yaptırımlar gözetildiğinde -örgütün nihai amacının herkesçe bilindiğinin kabul edilebileceği kesin bir tarihin verilmesi yoluna gidilmemiş olmakla birlikte- örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 11) önce yasal zeminde faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütüne bağlı olduğu düşüncesiyle hareket ederek hataya düşenler ile FETÖ/PDY'nin amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının birbirlerinden dikkatli şekilde ayrılması yoluna gidilmiştir (Yahya Turgut, § 53; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 54; Hasan Sarıcı, § 36).

91. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirildiği tespit edilen örgütsel faaliyetlerin varlığının ortaya konulması suretiyle örgütün nihai amacının bilindiği sonucuna varılan durumlarda Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilmediğine de karar vermiştir (Yahya Turgut, §§ 57-59).

92. Başvuruya konu mahkûmiyet hükmünün kanuni dayanağı 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesidir. Yargı mercilerine göre bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş yasa dışı bir yapı olabileceği gibi yasal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan suç örgütüne hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı).

93. Ceza Dairesi; silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin mahkûmiyet gerekçesinde başvurucunun örgütün hiyerarşik yapısı içinde yer alan mahrem kişilerden olduğunu, örgüt listesinden yüksek yargıya sızdırıldığını ve Danıştay üyesi seçildikten sonra da örgütün grup toplantılarında yer alarak örgüt adına hareket ettiğini kabul etmiştir (bkz. § 25). Anılan kabul, tanık beyanlarıyla birlikte HTS kayıtları doğrultusunda düzenlenen bilirkişi raporuna dayandırılmıştır. Başvurucu ise terör örgütü üyeliğiyle ilgili hakkında yapılan yargısal yorumların bu suçun özüyle bağdaşmadığını ve öngörülebilir olmadığını, ayrıca mahkûmiyetinde suç oluşturmayan eylemlere dayanıldığını iddia etmiştir (bkz. §§ 8, 15). Somut olayda tanıklar İ.O. ve B.E.nin, HSYK genel sekreteri M.K.nın evinde yapılan ve örgüt üyelerinin katıldığı toplantıda başvurucunun mevzuat ve teamüllerin dışına çıkılarak Danıştay üyesi yapılması için ısrar edilen FETÖ/PDY üyesi kişiler arasında yer aldığına yönelik beyanları, örgütsel ilişkinin varlığı bakımından önemli ağırlıkta delil kabul edilmiştir. Öte yandan tanık V.B.nin başvurucunun Danıştay üyesi seçildikten sonra örgütsel toplantılara katıldığına ve tanık U.S.nin 2014 yılında yapılan HSYK seçimlerinde başvurucunun örgütün desteklediği A.B.ye oy verilmesini istediğine yönelik beyanları doğrultusunda örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi başvurucunun terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirdiği örgütsel faaliyetlerin varlığını ortaya koyarak örgütün nihai amacını bildiği sonucuna varılmış ve aksi yöndeki savunmalara itibar edilmemiştir.

94. Böylelikle Ceza Dairesinin dosya kapsamındaki tüm delilleri bir bütün olarak değerlendirmek suretiyle oluşturduğu kabulün somut olayın koşullarına göre temelsiz ve keyfî olmadığı vurgulanmalıdır. Nitekim Ceza Dairesi, örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi başvurucunun terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirdiği örgütsel faaliyetlerin varlığını ortaya koyarak örgütün nihai amacını bildiği sonucuna varmış ve bu yöndeki savunmalarına itibar etmemiştir. Ceza Dairesinin bu yorumunun kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamını suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediği, örgüt üyeliğine ilişkin kuralın özüyle çelişmediği ve öngörülebilir olduğu anlaşılmıştır. Diğer taraftan Ceza Dairesi ve Genel Kurul, atılı suçun unsurlarını netleştirirken öngörülebilir ve suçun mahiyetine uygun olma konusunda özen göstermiştir. Buna göre başvurucunun yukarıda anılan eylemleri dolayısıyla bu oluşumun suç işlemek amacında olduğuna ve üzerine atılı örgüt üyeliği suçunun unsurlarını bilebilecek konumda bulunduğuna ilişkin varılan sonucun temelsiz olduğu söylenemez.

95. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Diğer İhlal İddiaları

96. Başvurucunun haksız olarak yargılanmasına bağlı olarak maaş ve diğer sosyal haklarını almasının engellenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi ([1. B.], B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 36) kararı doğrultusunda konu bakımından yetkisizlik, kamu görevlilerinin gözaltı ve tutukluluk sürecindeki eylemleri nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Ömer Aktaş ([1. B.], B. No: 2014/14915, 21/9/2016, §§ 38, 39) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) ve Ahmet Kartalkuş ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024) kararları doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Fırat İşgören ([1. B.], B. No: 2014/6425, 17/11/2016, § 34) kararı doğrultusunda süre aşımı, soruşturma evresinde gizlilik kararı alınması sonucunda dosya içeriğine erişilememesi nedeniyle savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt ([2. B.], B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi, internet trafik bilgilerinin ve HTS kayıtlarının mevzuatta belirlenen süreden fazla tutulduğu gerekçesiyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın Ertan Erçıktı (3) ([1. B.], B. No: 2018/14040, 30/6/2021) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi, sosyal güvenlik kayıtlarında KHK ile ihraç edildiğine dair kodlama yapılması nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Bayram Gök ([2. B.], B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 20-24) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

97. Başvurucunun müdafii ile gizliliğin sağlandığı bir ortamda görüşme yapılmaması nedeniyle müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiği iddiasının Orhan Patarya ([GK], B. No: 2019/42695, 20/5/2021, § 61) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması, temyiz incelemesinin duruşma açılmaksızın yapılması nedeniyle aleni yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının Feyyaz Bayram ([2. B.], B. No: 2014/7822, 16/11/2016, §§ 84-86) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması, benzer eylemler nedeniyle başkaca kişiler hakkında soruşturma yapılmazken kendisinin mahkûm edilmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Mesut Gerez ([2. B.], B. No: 2014/3998, 21/6/2017, §§ 12-16) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması, delillerin toplanmaması, bir kısım taleplerinin reddedilmesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Yüksel Hançer ([1. B.], B. No: 2013/2116, 23/1/2014, §§ 14-21) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması, tanıkların dinlenmesine yönelik talebinin kabul edilmemesi nedeniyle tanık dinletme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının bu tanıkların dinlenmesinin hangi nedenlerle önemli ve gerçeğin ortaya çıkması için neden gerekli olduğunun açıklanmadığı dikkate alınarak Muhammet Fatih Berber ([2. B.], B. No: 2018/13628, 11/5/2022, § 54) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması, savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edildiği iddiasının Erol Aydeğer ([1. B.], B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 46) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması, aynı isnatlara dayalı olarak hem ceza verilmesi hem de kamu görevinden ihraç edilmesi nedeniyle aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkının ihlal edildiği iddiasının Adnan Şen (aynı kararda bkz. § 175) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin GEÇİCİ OLARAK KABULÜNE,

B. 1. Kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Adli yardım talebinin kabulü ile geçici olarak muaf tutulan 664,10 TL harçtan ibaret yargılama giderinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca başvurucudan TAHSİLİNE 20/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.