Giriş:

Çocukların sünnet edilmesi, kültürel, dini ve sağlıkla ilgili birçok argümanla desteklenen bir gelenektir. Ancak, çocuğun üstün yararı ilkesi, Çocuk Koruma Kanunu ve Türk Ceza Kanunu bağlamında, ebeveynlerin çocukları üzerinde sınırsız söz hakkına sahip olmadığını ve çocuğun yasadan doğan haklarının olduğunu vurgular.

Çocuğun Vücut Dokunulmazlığı:

Çocuğun vücut dokunulmazlığı, temel bir haktır ve çocukların bu hakkı Anayasa, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, Çocuk Koruma Kanunu kapsamında koruma altındadır. Türk Ceza Kanunu'na göre, kişinin vücut dokunulmazlığına zarar veren eylemler suç teşkil eder. Çocukların sünnet edilmesi, bu bakış açısıyla çocuğun vücut dokunulmazlığını ihlal etmektedir.

Üstün Yarar İlkesi ve Sünnet:

Tıp literatüründe, sünnet genellikle "penis başının (glans) üzerindeki derinin cerrahi olarak çıkarılması" olarak tanımlanır. Bu işlem, genellikle dini, kültürel, geleneksel veya bazı tıbbi nedenlerle yapılır.Tıp literatüründeki sünnet, genellikle prepusium adı verilen ve penis başını örten derinin cerrahi olarak çıkarılmasını içerir. Bu prosedür genellikle bir cerrah veya yetkin bir sağlık profesyoneli tarafından gerçekleştirilir. Sünnet, birçok toplumda dini ritüellerin bir parçası olarak uygulandığı gibi, bazı durumlarda da hijyen ve sağlık nedenleriyle tavsiye edilir.Tıbbi literatürde sünnet, genellikle birçok farklı cerrahi teknik ve yöntemle gerçekleştirilebilecek geniş bir konsepti ifade eder. Ancak, temelde prepusiumun çıkarılmasını içerir.

Çocuğun üstün yararı ilkesi, çocuğun en iyi çıkarlarına odaklanan bir prensiptir. Sünnetin, çocuğun bu ilkeye uygun olarak ele alınıp alınmadığı sorusu, sünnetin zorunlu bir tıbbi işlem olmaması ve çocuğun ayırt etme gücü kazandığında kendi kararını verebilmesi bağlamında öne çıkar. Çocuğun üstün yararı ilkesi, sünnetin çocuğun genel gelişimi ve sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi gerektirir.

Hukuki Çerçeve:

Anayasa’mızın 24 ve 25. maddeleri ne göre; Herkes vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı gibi dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamayıp suçlanamayacağını hüküm altına alınmıştır.

Anayasamızın 90. maddesi göndermesiyle ile birlikte İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 9. maddesine göre; “Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir; bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, kamuya açık veya kapalı ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.

Bununla birlikte, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 18. maddesine göre; “Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din veya topluca, açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü içerir.” Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 18. maddesine göre ise; “Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahip olacaktır. Bu hak, herkesin istediği dine ya da inanca sahip olması ya da bunları benimsemesi özgürlüğünü ve herkesin aleni veya özel olarak bireysel ya da başkaları ile birlikte toplu olarak, kendi din ya da inancını ibadet, icra, bunun icaplarını yerine getirme ya da öğretme bakımından ortaya koyma özgürlüğünü de içerir. Hiç kimse, kendi seçtiği bir din ya da inanca sahip olma ya da bunu benimseme özgürlüğünü zedeleyecek bir baskıya maruz bırakılamaz.

Türk Ceza Kanunu'na göre, çocuğun bedensel dokunulmazlığını ihlal eden eylemler suçtur. Ayrıca, çocuğun korunması ve haklarının güvence altına alınması amacıyla çeşitli yasal düzenlemeler bulunmaktadır. Bu çerçevede, sünnetin çocuğun haklarına aykırı bir müdahale olup olmadığı, bu yasal düzenlemeler ışığında değerlendirilmelidir. Türk Ceza Kanunu madde 86’da kasten yaralama aşağıda yazılı şekilde düzenlenmiştir:

(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (Ek cümle:12/5/2022-7406/3 md.) Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı altı aydan az olamaz.

(3) Kasten yaralama suçunun;

a) Üstsoya, altsoya, eş, boşandığı eş veya kardeşe karşı,

b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

e) Silahla,

İşlenmesi halinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında, (f) bendi bakımından ise bir kat artırılır.

Dolayısıyla yukarıdaki madde metnine göre çocuğun vücut dokunulmazlığını ihlal ederek acı veren sağlık personeli ve suça iştirak eden ebeveynler hakkında kasten yaralama suçunun nitelikli halinden re’sen soruşturma başlatılıp cezalandırılabilmelilerdir. Suçun faili olan sağlık personeli, kamu görevlisiyse TCK 106/3-d bendi uygulanmalıdır. Sünnet işleminde kullandığı tıbbi ekipmanlar da TCK 106/3-e bendine göre silah olarak kabul edilmelidir. Çocuğun kendisini savunamayacak durumda olması sebebiyle ayrıca TCK 106/3-b bendi de nitelikli hal olarak cezanın tayininde uygulanmalıdır. Suça bilerek ve isteyerek iştirak eden çocuğun ebeveynleri hakkında failin cezasına ek olarak TCK 106/3-a bendine göre de cezada artırım yoluna gidilmelidir.

Sonuç:

Çocuğun henüz ergenlik dönemine ulaşmamışken sünnet edilmesi, çocuğun üstün yararı ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Bu durumda, anne ve babaların çocukları üzerinde sınırsız söz hakkına sahip olmadıkları ve kendi dini inançlarını çocuğun vücudu üzerinde cerrahi işlemler yaparak empoze edemeyecekleri temel bir ilkedir. Çünkü çocuk, henüz kendi dini inancını seçme ve seçebilecek olgunluğa ulaşma yeteneğine sahip değildir. Bu bağlamda, çocuğun bedeni üzerinde gerçekleştirilen sünnet işlemi, hukuka aykırı bir müdahale olarak değerlendirilmelidir. Bu tür cerrahi müdahaleler, çocuğun temel haklarına saygı gösterme ilkesiyle uyumsuzdur. Ayrıca erken yaşta yapılan sünnet işlemleri çocukta travmalara sebebiyet verebilmektedir. Çocuk, kendi dini inançlarını seçme hakkına sahip olduğu zaman, bu tür dini ritüelleri kabul etme veya reddetme özgürlüğüne sahip olmalıdır. Aksi takdirde, birçok farklı dini inanış gereği farklı ritüellerin uygulanması durumu ortaya çıkabilir, bu da çocuğun bireysel haklarına aykırı bir durum oluşturabilir. Bu nedenle, çocuğun bedeni üzerinde yapılan sünnet gibi cerrahi işlemlerin hukuki açıdan meşru bir temele dayanması gerekmektedir.Çocuk ayırt etme gücü kazandığı takdirde ve dini inançların mahiyetini kavrayabilecek olgunluğa eriştiğinde kendi özgür kararıyla karar vermelidir. Hijyen ve sağlık amacıyla yapılan sünnet işlemi elzem mahiyette olmadığı için durumu değiştirmez.

Çocukların sünnet edilmesi, kültürel ve dini geleneklere dayalı olsa da, çocuğun vücut dokunulmazlığı ve üstün yararı ilkesi gözetilmelidir. Hukuki çerçeve, çocuğun haklarını koruma amacını taşıyacak şekilde düzenlenmeli ve sünnetin bu haklara uygunluğu titizlikle değerlendirilmelidir.