Hani duruşmalarda dilekçelerimizi yineliyoruz deriz ya.
Ben de öncelikle bu köşede yayınlanan 06/10-2024 günlü “Emekli hakim ve savcıların hak arayışı” ve 12/01/2025 günlü “Emekli hakimlerin umudu Anayasa Mahkemesinde” başlıklı köşe yazılarımı tekrar ediyorum.
Sorun ne? Cevap 7524 Sayılı Kanun’un 58. maddesi ile getirilen artıştan : Emekli Yargıtay üyeleri/Emekli Danıştay üyelerinin yararlandırılması
fakat: Emekli hâkim ve savcıların yararlandırılmaması.
Yani başka bir deyişle sorun emekli hakim-savcı maaşlarında iyileştirme değil, emeklilikte eşitlik.
Yasa koyucu görevde olanlar için Yargıtay/Danıştay üyeliği daha üst görevdir, kariyer ve hiyerarşi farkı vardır diyebilir ve bu savunma doğrudur.
Ancak buna karşı Emekli hakim-savcı Yargıtay üyeliğine seçilme hakkını kazanmış ancak kadro yokluğu nedeni ile Yargıtay üyesi olamamıştır denile bilineceği gibi, emekli olunca zaten herkes “emekli yargı mensubu” statüsüne geçer, aktif görev söz konusu değildir gibi güçlü bir savunma söz konusu olur.
Hukuk devleti, devletin öncelikle kendi yasalarına uyan, eylem ve işlemlerinin bağımsız yargı organlarının denetimine bağlı olan, vatandaşlarına hukuki güvenlik sağlayan, temel insan hak ve özgürlüklerine saygılı,adil bir hukuk düzeni kurulmasına özen gösteren bir devlettir. Hukuk devleti bu özelliğini kanunların satır aralarında da gösterir. Bazen bir düzenleme, ilk bakışta teknik bir değişiklik gibi görünür; ancak masaya yatırılıp irdelen dirildiğinde ve yakından bakıldığında adalet duygusunu zedeleyen derin bir ayrımı barındırdığı anlaşılır.
İşte 7524 Sayılı Kanun’un 58. maddesi de tam olarak böyle bir tartışmayı beraberinde getirdi. Yazdığım köşe yazılarım nedeni ile çok sayıda meslektaşım benimle görüşlerini paylaştı ve halen umut içinde Anayasa Mahkemesinin vereceği kararı beklemektedirler.
Anayasaya aykırılığı söz konusu düzenleme ile emekli Yargıtay ve Danıştay üyelerine mali artış sağlanırken, aynı statüde bulunan diğer emekli hâkim ve savcılar bu kapsam dışında bırakıldı.
İlk bakışta “üst görev – alt görev” ve statü ayrımıyla açıklanabilecek bu durum, emeklilik söz konusu olduğunda ve Yargıtay üyeliğine hak kazanıp kadro yokluğundan Yargıtay üyesi seçilemeyen hakim-savcılar için aynı kolaylıkla açıklanamaz.
Çünkü emeklilik, aktif görevdeki hiyerarşiyi ortadan kaldıran bir statüdür. Artık ne kürsü vardır ne yetki ne de karar verme gücü.
Geriye kalan tek şey; yılların emeği ve hukuk hizmetinin ortak paydasıdır.
Hukukun temel ilkelerinden biri olan eşitlik, sadece benzer durumdakilere aynı kuralların uygulanmasını değil, farklı ve ayrıcalık işlemin ancak akla uygun, elverişli ve kabul edilebilir ve ön yargısız bir nedene dayanmasını gerektirir. Oysa burada ortaya çıkan, emeklilik sonrasında da devam ettirilen bir ayrıcalık görüntüsü vermektedir.
Elbette yüksek mahkemelerde görev yapmış olmanın ayrı bir değeri ve ağırlığı vardır. Ancak burada
kadro yetersizliği nedeni ile görev alamayan ve seçilmeyi hak etmesine karşın, seçici kurullara kendini tanıtamamış veya o kurulların ölçülerine uyamamış olmaktan ötürü seçilemeyen meslektaşları da unutmamak gerekir.
Gelinen aşamada bu tartışma bugün Anayasa Mahkemesi önüne taşınmış durumda. Mahkemenin önünde yalnızca teknik bir ücret meselesi değil, daha geniş bir ilke sorunu vardır: Emeklilikte eşitlik mi esas alınacaktır, yoksa geçmiş görev farkları süresiz biçimde korunmaya devam mı edecektir?
Verilecek karar, maaş miktarlarının eşitlenmesi olarak değil, kamu düzeninde eşitler arasında eşitlik anlayışının saptanması olacaktır.
Genel olarak kamu hizmetlerinden emekli olanların mağduriyetleri sık, sık dile getirilmektedir.
Çünkü hukuk devleti, bazen en çok emeklilikte sınanır.
Ve hukuk devletinin en önemli ilkelerinden olan eşitlik, sadece görevdeyken değil, görev bittikten sonra da eşit davranabildiği ölçüde anlam kazanır.