MAKALE

Kant: İnsan Davranışı ve Ödev Ahlakı

Prof. Mustafa Tören Yücel yazdı;

Abone Ol

Kant: İnsan Davranışı ve Ödev Ahlakı

(Kant: Human Behavior and Ethics of Duty)

“İnsanın görevi kendini geliştirmek, zihnini beslemek ve yoldan saptığını fark ettiğinde ahlak yasasını kendine uygulamaktır.”

İmmanuel Kant

Immanuel Kant'ın felsefesinde hukuk, dışsal eylemlerin düzenlenmesi ile ilgilenirken, ödev ahlakı eylemin içsel motivasyonunu (niyeti) temel almaktadır. Hukuk kurallarına dışsal zorlamalarla uyulabilirken, gerçek ahlakilik yalnızca "ödev bilinciyle" ve çıkarsızca hareket edildiğinde ortaya çıkar.

Kant, insanların akıl sahibi varlıklar olduğu önermesiyle işe başlar. İnsanların matematik ve mantık gibi karmaşık beyinsel görevleri yerine getirmelerini sağlayan “teorik aklı” vardır. Aynı zamanda “iyi niyetleri” ifade etmelerini sağlayan “pratik akılları” da vardır. İyi insan olma güdüsü “iyi niyettir”, iyi insan olmamızı sağlayan ise pratik akıldır. Kant’a göre, ahlaki düzen, akılla içimizde keşfedilebilir. Kant, aklı, değer ve saik kaynağı olarak görmektedir.1 İyi niyet ve değeri ile görev gereği yapılan eylemlerin ahlaki değeri hakkındaki tüm tartışma, ne yapacakları sorusuyla karşı karşıya olan rasyonel varlıklara yöneliktir. Öyleyse iyi niyet, herkes için bir ilke olabilecek veya olabilecek bir ilkeye dayalı olduğu için iyi olan bir seçim eğilimidir.

Kant’ın yararcılık veya ahlaka kendi dışında bir amaç izafe eden hiçbir öğretiyle ilgisi yoktur. İnsanlar rasyonel/otonom varlıklar olarak aklını kullanma yetisi ile özgürce davranır ve seçim yaparlar. Kant, “ahlaki bir eylem nedir?” sorusuyla ilgileniyordu. Kant, ahlakın, kesin buyuruların bir sistemi olduğunu düşünür: Belirli bir biçimde eylemi emreden buyruklar. Bu Kant etiğinin en ayırt edici yönlerinden biridir.

Ahlaki ödevlerimiz söz konusu olduğunda, bu, kendi aklımızın özgür gücü aracılığıyla gerçekleşmesi gereken "içsel" bir kısıtlamadır. Dışsal kısıtlama ise (ödül ve ceza gibi öz çıkara dair iç yönelimler aracılığıyla) yalnızca hukuki ödevlerimize istinaden uygulanabilir, ki bunlar bir devlet otoritesi tarafından dayatılabilecek nitelikte ödevlerdir. Kant’a göre, (ahlaki-hukuki) insan davranışları iki evreli bir oluşumdur:

1. Davranışı hazırlayan güdü (saik/motive),

2. Davranışın dış görüntüsü.

O’na göre, hukuk, insanların neden yasalara uyduğu ile, saikle, ilgilenmez. Ahlaki alanda “bir olması gereken” vardır. Kesin buyuru olarak “olması gereken”gerçekleştirilir.Doğal hukukun ahlaka bağlı olarak kesin olmasına karşılık, pozitif hukuk alanında (“ceza almak istemiyorsan, hukuka uygun davranmalısın” biçimindeki koşula dayalı buyuruda olduğu gibi) hipotetik buyruğa dönüşmektedir. I.Kant (1724-1804), insan davranışının, bizzat kendince konulan düsturlara uygunluğunu ahlakilik; saikine bakmaksızın yabancı bir iradenin ürünü olan kurala uygunluğunu da legalite diye nitelendiriyor. Yalnız hukuki kurala istekle de bağlanmak olanağı vardır. Borçlu, cebri icra yoluyla kendisinden tahsil edilebilecek borcunu, ahlaki bir mükellefiyet gibi duyarak özgür bir kararla (Willkür) ödeyebilir. Demek ki, ahlaki özgürlük, hukuka eşlik edebilir; onun icra ve uygulamasına etkili olabilir. Yalnız bizzat hukuk değildir. Kant (Stammler ve Pound), hukuku ahlaktan ayırt ederken, hukukun nesnel, harici; ahlakın ise, öznel ve içsel olduğunu vurgulasa da, hukuk devamlı olarak içsel amaçla ilgilenmektedir. Suçun oluşumu için maddi unsur (actus reus) kadar manevi unsurun (mens rea) da varlığı gereklidir. Manevi unsur maddi gerçeklerden çıkarılmakta ise de öznel durumun ne olduğu araştırılmaktadır.

Hukuk, insanların birbiriyle yarışan özgürlük alanlarının ne kadar bağdaştırılabileceğine karşılık olmaktadır. Ceza hukuku emir veya yasağı da ancak, eğer o özgürlük koordinasyonu açısından gerekli ise meşrudur.

Tüm mükellefiyetler(görevler) ya hukuki ya da ahlaki mükellefiyetlerdir.1 Hukuki mükellefiyetler (Officia Juris) dışardan yasama organınca vazedilebilirken, ahlaki mükellefiyetler (Officia Virtutis s. ethica) için bu türden yasama mümkün değildir. Ahlaki olarak davranmak demek, hareket ettirici güç olan görev bilinci içinde hareket etmek demektir. Görev öznel duygular ve durumlardan bağımsızdır. Ödev doğru davranış yolu açısından özgür bir seçim sorunudur. Yasamaca herhangi bir kişinin özel bir niyet beslemesi veya belli bir amaç edinmesi sağlanamaz; çünkü, bu içsel bir duruma veya aklın kendi eylemine dayalıdır. Yalnız, bu akli duruma yönelik harici davranışları, bireyin bu davranışları kendisine gerekli birer son olmasına işaret etmeksizin, emredebilir.

Her konuda biçimci olan Kant’ın sistemi, hukukta da bu özelliğini korumaktadır. Özel hukuk açısından O sözleşmelerin akdinde yalnızca iradelerin uyuşmasını yeterli görmektedir. Bu uyuşmanın kapsamı ise, hukuku ilgilendirmemektedir-biçimsel adalet.

Kant, hukuki mükellefiyetleri, Ulpianus’dan mülhem olarak şu üç formülde toplamaktadır:

1. Şerefli yaşa (honeste vive): İnsanın başkaları ile ilişkisinde onurunu koruması;2 kendini başkalarının kullanımına sadece bir vasıta olarak terk etmemesidir.

2. Kimseye zarar verme (neminem laede): Bu mükellefiyeti yerine getirirken tüm insanlarla ilişkileri kesmek veya toplumu dışlamak gerekse de kimseye yanlış yapılmamalıdır.

3. Herkese payına düşeni ver (suum cuique trıbue): Yalnız kimin payına neyin düştüğünü nasıl bilebileceğiz! Lafzı olarak totolojik bir görünümü olan bu boş formülün belirli bir anlam kazanması için “herkesin bulunduğu konumda sahip olduğu şeylerin başkalarının eylemine karşı güvence altında olmasını isteme” şeklinde düzenlenmesi yerinde olacaktır.

Bu üç klasik formül, aynı zamanda hukuki mükellefiyetler ayrımı bakımından içsel ve dışsal mükelle- fiyetlere yer veren ilkeleri temsil etmektedir.

Ceza hukuku açısından, O’na göre, ceza çiğnenmiş olan mükellefiyet kuralının ahlaken zorunlu doğrulaması olmak nedeniyle başlı başına bir iyiliktir. Cezanın bunun dışında başka amaçlarla verilmesine gerek yoktur. “Adli yaptırım diğer bir iyiliği, ya suçlunun kendisine veya topluma karşı geliştirme vasıtası olarak uygulanamaz; tüm hallerde yaptırıma yalnızca kişi suç işlediği için hükmedilmelidir.” Ceza bir iyilik olduğu için ceza adaleti de mutlak olmalıdır-ceza için ceza verilmelidir. Ceza kanunu bir kesin buyurudur. Kant’ın ceza üzerine yazılarındaki genel tema suçun suçluya geri dönmesidir. Bu bazen suçlunun sonuçlardan mustarip olması veya kısırlaştırmanın ırza geçmeye uygunluğu gibi cezanın suça uygunluğu şeklinde olmaktadır.3

Kant’a göre, birinin cezalandırılmasından ne kadar iyilik çıkarmak istenirse istensin, ilk önce cezanın kendisi, salt zarar olmalı, haklı görülmeli; cezalandırılan kişi bu sert tretmanın arkasında gizlenmiş bir iyiliğe tanık olmamalı; ama, adaletin yerini bulduğunu ve ödülünün davranışa mükemmel bir uygunluk gösterdiğini kabul etmelidir.

O’na göre, Dünyada mutlak ve koşulsuz olarak iyi olan yegâne şey iyi niyettir (good will). Bu dilek, dıştan genel bir emir değil, yalnızca aklın gereğidir. Tüm diğer şeyler (örneğin servet ve sağlık) iyi şeyler uğruna kullanıldıkları ölçüde adet üzere iyi görülmektedir. Bu da bizleri açıkça iyi niyeti nasıl belirleyebileceğimiz sorusuna götürmektedir. Kant’ın bu soruya yanıtı, rasyonel ve özgür istenç sahibi olan insanların aklını kullanarak belirleyebileceği bir ahlak yasasının önceden varlığı ile özgür iradelerinin nasıl kullanılacağını bilmek için onu belirlemeye gereksinmeleri olduğudur. Bu nedenle, istenç kavramı Kant’ın etik düşüncelerinin odağında yer almaktadır. Bir davranış ne kendiliğinden ve ne de doğurduğu sonuçlar nedeniyle ahlakilik niteliği kazanmayıp, temelinde yatan iyi niyetle böyle bir niteliğe kavuşur: İyi bir niyet, amacına ulaşmakta başarısız olsa bile iyidir. İyi bir eyleme niyet edebiliriz ve koşullar onu gerçekleştirmemizi engelleyebilir. Yine de niyetimiz iyidir. Ya da iyi bir eylem amaçlamamıza karşın önceden görülmeyen zararlı etkiler ortaya çıkarsa da niyetimiz iyidir. “…İçsel değeri ne başarıyla artar ne de başarısızlıkla azalır.”

Haklar sistemi, bilimsel öğretiler sistemi olarak görüldüğünde, doğal hak ve pozitif hak olarak ayrılmaktadır. Doğal haklar a priori saf rasyonel ilkelere dayalı iken, pozitif veya kanuni hak yasa koyucunun iradesinden vücut bulmaktadır.

Kant’ın ahlaki düşünce sistemine göre,

  • Ahlaki hüküm verme durumunda ihtiraslara (passions) gem vurulması;
  • Dürüst/adil yargılama kurallarının bir çete üyesi için de geçerli olması;
  • Objektif ve tarafsız olunması;
  • Her şeyin başında iyi niyet olduğu, tüm dini söylemlerin bu doğrultuda “hiç ‘gratitude’ elde etmek için yapılmaması” egemen öğeler olarak yer almaktadır.

İşte “dır” kipinin, “olmalıdır” mecburiyet kipine dönüştüğü; önermenin kabul veya ret şeklinde bir duygu beklentisini içerdiği görülmekte; bilimle arasında aykırılık olduğunda bilim göz ardı edilmektedir.

Kuşkusuz, Kant’ın “kesin buyuru” formülü içeriksiz /biçimsel bir nitelik sergilemektedir. Bir haydut bile, “Ben Kant’ın önerdiği anlamda ahlaka uygun davranıyorum ki, bu davranışıma esas olan haydutluk ahlakının genel kural olmasını isteyebilirim; bunu isteyebilecek kadar da güçlüyüm” diyebilir. Bir melankoliğin herkesin intihar etmesi gerektiğini söylemesi oldukça olasıdır. İşte Kant’ın biçimsel formülü aslında boş bir çerçeve veya kalıptır, herkes bu biçimi istediği gibi doldurabilir. Öte yandan, zaman ve mekân itibariyle koşullar göz önüne alınmaksızın ne yapılması gerektiği de söylenemez. Ahlâk, varoluşçu bir boşlukta yasalaştırılamaz;4 her olması gereken, belli bir toplumun postulatlarına göre formüle edilmelidir. İşte bu nedenle, B.Russell, yeterli bir ölçüt sağlamak için Kant’ın salt biçimsel yaklaşımı terk edilerek davranışların bazı sonuçlarının göz önüne alınmasını sağlık vermektedir.5 Görevlerin çatışması halinde de hangisine öncelik verileceği sorununa Kant’ın çözüm getirmediği görülmektedir. Vaadin bozulmaması halinde bir kişinin ciddi şekilde yaralanması veya ölmesi örneğini aldığımızda, Kant’a göre, sonuç göz ardı edildiğinden vaadin yerine getirilmesi sonucu masun bir kişi ya yaralanacak veya ölecektir. Sorumuz, vaadi yerine getirmek mi, yoksa masun bir kişinin ölmesini önlemek mi önemlidir? Kant, farklı ve fakat aynı derecede mutlak nitelikteki kurallara uyma görevlerindeki çatışma halinde nasıl karar verilebileceğini söylemiyor. Temelde, zaman ve mekân gibi bağlam öğeleri göz önüne alınmadan “ne yapılması gerektiği” pek söylenemeyecektir. “Ne olduğu”, bizlerin ne olması gerektiği yargısında bir öğe olarak yer almakta ve “her olması gereken” belli bir toplumun aksiyomlarıyla sınırlı kalmaktadır: “Varoluşçu bir boşlukta etik yasallaştırılamaz.” Yalnız Kant’ın kuramının olumlu bir yanı, doğuştan iyiliksever, duyarlı ve cömert olmayanların ahlaklı sayılmasına olanak vermesidir. Kant’a göre, yapılması gereken ödevin ne olduğunu anlayabilen herkes iyi bir kişi olabilir.

“Ahlaki akıl yürütme, Kant'a göre en başta kişinin ödevlerinin davranışlarını nasıl etkilediğini görmesinden oluşur. Kusurlu ya da geniş ödevler bize hayatımızda edineceğimiz amaçlarda rehberlik etmelidir. Tüm amaçların ödev olması ya da ödeve ters olmaları gerekmez (bazı amaçlar yalnızca izin verilebilirdir), ancak ahlaken iyi olan insanlar erdem ödevlerini hayatlarına anlam veren merkezi amaçlar arasına koyacaklardır”.6

“Doğru olanı doğru olduğu için yap.”
İmmanuel Kant

Etikle ilgilenilmesinin temel amacı, ahlaki konularda yön, içgörü ve rehberlik kazanmaktır. Batı felsefe geleneğinde, bu rehberlik ve içgörü geleneksel olarak etik teoriler biçimini almıştır. Dahası, ele alacağımız üç felsefi etik bakış açısı, örtük veya açık bir şekilde, rasyonel, sistematik ve söylemsel düşünce süreçlerine dayanmaktadır. Tahmin edebileceğiniz gibi, filozoflar arasında etiğin sağlaması gereken belirli rehberlik ve içgörü türü konusunda, hatta bu yardımı sağlamada hangi teorinin en iyi olduğu konusunda bir fikir birliği yoktur. Sonuç olarak, çeşitli ve farklı özellikler sergileyen birçok etik bakış açısı mevcuttur.

Kant'ın ahlak felsefesi, görev kavramına dayandığı için sıklıkla "deontolojik" olarak tanımlanır. Dahası, Kant'ın yaklaşımı, davranış değerlendirmesini güdüler ve niyetlerle birleştirir.

Kant'a göre eylemler ancak ve ancak iki koşulu yerine getirirlerse ahlaki değere sahiptirler: 1) Görev duygusundan kaynaklanıyorlar ve 2) Görevle uyumlular. Çoğu insanlara Kant’ın düşünceleri çekici gelmektedir; zira, onlar dini inançları olmayan veya en azından sahip oldukları inançları tamamen öznel olan kişilere rasyonel bir çerçeve sağlamaktadır. Yalnız, Kant’ın fikirleri sorunsuz değildir. İki hususu belirtmekte yarar vardır: Birincisi, bir eylemin ahlaki niteliği (veya diğer bir anlatımla, bir eylemin iyi niyetle icar edilip edilmediği) tamamen dayandığı maksime göre belirlenmektedir. Örneğin teberruda bulunan bir kişi bunu yapmanın görevi olduğunu düşünerek yaparsa ahlaki olarak hareket etmiş olur. Öte yandan aynı kişi bu eylemi kendi menfaati (bir paye elde etmek için) yaparsa ahlaksızca (immorally) hareket etmiş olacaktır. İkinci olarak, Kantçı ahlak, sebep olabileceği sonuçları itibariyle çoğu kişilerin sezgilerini rencide etmektedir. Örneğin sosyal yaşam herkesin kendine uygun geldiğinde yalan söyleme özgürlüğü içinde olduğunda çekilmez olacağından bizlerin hakikati söyleme görevi varsa da, hakikati, psikopat bir katile öldürmek istediği kişinin yerini söylememek ahlaken daha iyi olmayacak mıdır?

İnsanlık Onuru

“Genel insan eğilimleri ve ihtiyaçlarıyla ilgili olanın bir piyasa fiyatı vardır; böyle bir ihtiyacı varsaymadan bile belirli bir zevke uyanın bir fantezi fiyatı vardır; fakat bir şeyin kendi başına bir amaç olabilmesinin tek koşulunu oluşturan şeyin yalnızca göreceli bir değeri, yani bir fiyatı değil, aynı zamanda içsel bir değeri, yani onuru vardır. … Ahlak ve ahlaka kadir olan insanlık, yalnızca onura sahip olan şeydir.”

Kant Ahlak Metafiziğinin Temelleri

Kant, onuru, insanın akıllı olmaya zorunlu kılınmasıyla, kendi kaderini belirlemedeki soyut yeteneğiyle temellendirmektedir. Kendi kendine belirleyici olma, otonomi, insanın ve her akıllı doğanın onur nedenidir. İnsan onuru bireylerin fiziksel veya zihinsel, tinsel özelliklerinden bağımsızdır. Onur, kişisel başarıdan, kişiliğin ortaya çıkışındaki başarısızlık veya başarıdan bağımsızdır. Bu ampirik olmayan temellendirmeye göre onur kazanılmaz, sahiplenilmez. Onur bir karşılık ödenmeksizin insana verilen veya sonsuza dek insana ait olan bir değerdir. Buna karşılık, kişilik ise, ampirik bir ifade olarak, özgürlükten kaynaklanır. Her akla sahip varlık bizatihi amaç olarak var olmaktadır. Fakat insan bir eşya değildir. Bu nedenle, yalnızca araç olarak kullanılabilecek bir varlık olamaz. Buna göre, insan değiş-tokuşu olmayan tek varlıktır. Bir eşyanın karşıtı olarak değer, yani piyasa değeri taşımaz; fiyatı olmaz, onuru vardır.7 Kant'ın onur anlayışı, Almanya gibi büyük yargı organlarının kararlarını bile etkileyerek oldukça etkili olmuştur. Özellikle eşitlikçi boyutlarıyla son derece güçlüdür.

Kant'ın "Bir insana duyulan tüm saygı, yalnızca yasaya duyulan saygıdır" sözü, tarafsızlığı garanti etmenin bir yolu olarak kolayca kabul edilir. İnsanları kendi beğenilerimize ve beğenmediklerimize göre yargılamak, sırf hoşumuza gittiği için insanları kayırmak istemeyiz. Bu, Kant'ın yazılarında önemli bir unsurdur ve toplumsal ayrıcalık ve kayırmacılığa meydan okumada tarihsel olarak önemli bir rol oynamıştır. Bu, etik alanındaki rasyonalist geleneğin gücünün bir parçasıdır. Bu şekilde eşitlik anlayışımız 'evrensellik' ve 'rasyonellik' ile ilişkilidir. Ahlak yasasıyla olan ilişkimizde 'eşit' olarak kabul edilebiliriz. Bu da bizi 'anlaşılabilir benliğimizle' özdeşleşmeye teşvik eder, çünkü bu, başkalarıyla eşitliğimizin kaynağıdır. Bunun aksine, ihtiyaçlarımız ve arzularımızla, duygularımız ve hislerimizle ne kadar çok ilişki kurarsak, kendimizi o kadar eşitsiz olarak görmemiz gerektiği varsayımına teşvik ediliyoruz. Max F. Scheler'in fark ettiği gibi, bu, Kant'ın "sadece bireysel olarak geçerli olan her şeyi, sadece 'öznel' olanla, yani sadece iyi olarak hayal edilenle özdeşleştirmesi" ile ilgilidir.8

İnsanlık onuru hukukun zımnî varsayımlarından biridir. Bu nitelik kendisini genelde taksirli, masum-iradi ve suçlu-iradi davranış arasındaki farklıklarda ortaya koymaktadır. İnsanların esasta rasyonel, özgür iradeli ve seçme yeteneği olduğu var sayıldığından saikler nazara alınmaktadır. Kişi taksirli davrandığında, yalnızca dış güçlerin bir enstrümanı olarak görülmekte; iyi niyetle kasti hareket ettiğinde kendisine belirli alanlarda suçluluk izafe edilebilmekte ve amaç kötü olduğunda suçluluk söz konusu olmaktadır. Her ikisi de babasını öldürmesine karşın kimse Neron’u yargıladığı gibi Oedipus’u yargılamaz.

Kant, insanların kayıtsız bir evren karşısında onaylanması gereken ortak bir insanlık onuruna sahip olduklarını göstermeye çalışıyordu. Gelişmekte olan kapitalist piyasa ekonomisinde tüm değer, tek bir değişim değeri ölçüsüne indirgeniyordu. Niteliksel ayrımlar, farklı malların para aracılığıyla birbirleriyle ilişkilendirilmesiyle ortadan kaldırılıyordu. Her şeyin bir fiyatı vardı ve bu durum, insanların beceri ve yetenekleri söz konusu olduğunda da farklı görünmüyordu. Kant bunu insanlık onuruna bir tehdit olarak algıladı, ancak özünde bir belirleme alanı olan doğa sisteminde metanın egemenliğine meydan okuyamadı. 9

Kuşkusuz, insan onurumuz ve ahlaki değerimiz, toplumsal dünyanın örgütlenmesi içinde değil, ancak kendimizi bu dünyanın üstüne, anlaşılabilir bir ahlaki değerler dünyasına yükselttiğimizde onaylanabilir. İşte bu anlamda kendimizi kendi başımıza birer amaç olarak tanıyabiliriz.

Pragmatik kanı

Kanılar mutlak ve zorunlu bir doğruluk sergilemediğinde ((hemen hemen tümü sergilemezler), I. Kant, kanılarımızın derecelendirilmesi ihtiyacına işaret etmektedir. “Bir sonuç kabul gördüğünde, onu sağlamanın koşulları farazi olarak gereklidir. Doktor tehlikedeki bir hastasına bir şeyler yapmalıdır; yalnız hastalığın tabiatını bilmiyor. Semptomları gözlüyor ve fazla olası bir alternatif bulamadığında, verem vakası olduğuna karar veriyor. Hatta kendi tahminine göre kanısı sadece rastlantıdır; diğer bir gözlemci daha sağlıklı bir karara varabilir. Belli eylemlere yönelik vasıtaları kullanmanın temelini oluşturan böyle rastlantısal kanıyı pragmatik kanı diye adlandırmaktayım.

Immanuel Kant'ın ahlak felsefesi deontolojiktir; yani eylemler sonuçlarından ziyade içsel ahlaklarına göre değerlendirilir. Kant, insan davranışının ancak tamamen görev güdüsüyle motive edildiğinde, yani kişisel arzulardan bağımsız olarak, doğru olanı sadece rasyonel bir yükümlülük olduğu için yaptığında gerçek ahlaki değere sahip olduğunu savundu.

Sonuçta insanların eksikliği entelektüel uzmanlık değil, ahlaki karakter ve dolayısıyla bozulmamış muhakeme yeteneğidir. İhtiyaç duydukları şey profesyonel tavsiye değil, ahlaki bir pusuladır. Kant'ın XVIII. yüzyıl terminolojisiyle "ortak rasyonel ahlaki biliş" olarak adlandıracağı şeye, yani evlerine geri dönmenin yolunu bulmaları gerekiyor.

İki şey var ki, ruhumu daima yeni ve daima artan bir hayranlık ve müthiş bir saygıyla kaplıyor. Üzerimizdeki yıldızlı gökyüzü ve içimdeki ahlak yasası.”

Immanuel Kant

Prof. Mustafa Tören Yücel

---------

1 Mutafa T. Yücel. “Doğal Hukukun Şekillenmesi-Immanuel Kant” Hukuk Felsefesi, 6. Bası, 2026, ss. 270-287. Kant on Persons and Agency, Edited by Eric Watkins, Cambridge University Press, 2007. THE BLACKWELL GUIDE TO Kant’s Ethics, Edited by Thomas E. Hill, JR, Wiley & Sons, Ltd., Publication, 2009, p. 55.

1 I. Kant “The Philosophy of Law” Readings ın Jurisprudence (Ed by J.Hall) 1938, pp.126-131; I.Kant.The Philosophy of Law: An Exposition of the Fundemental Principles of Jurisprudence as the Science of Right (Çev. W.Hastie) Edinburg:Clark, 1887, ss.28-34.

2 Kant, onuru, insanın akıllı olmaya zorunlu kılınmasıyla, kendi kaderini belirlemedeki soyut yeteneğiyle temellendirmektedir. Kendi kendine belirleyici olma, otonomi, insanın ve her akıllı doğanın onur nedenidir. İnsan onuru bireylerin fiziksel veya zihinsel, tinsel özelliklerinden bağımsızdır. Onur, kişisel başarıdan, kişiliğin ortaya çıkışındaki başarısızlık veya başarıdan bağımsızdır. Bu ampirik olmayan temellendirmeye göre onur kazanılmaz, sahiplenilmez. Onur bir karşılık ödenmeksizin insana verilen veya sonsuza dek insana ait olan bir değerdir. Buna karşılık, kişilik ise, ampirik bir ifade olarak, özgürlükten kaynaklanır. Her akla sahip varlık bizatihi amaç olarak var olmaktadır. Fakat insan bir eşya değildir. Bu nedenle, yalnızca araç olarak kullanılabilecek bir varlık olamaz. Buna göre, insan değiş-tokuşu olmayan tek varlıktır. Bir eşyanın karşıtı olarak değer, yani piyasa değeri taşımaz; fiyatı olmaz, onuru vardır.

İnsanlık onuru hukukun zımnî varsayımlarından biridir. Bu nitelik kendisini genelde taksirli, masum-iradi ve suçlu-iradi davranış arasındaki farklılıklarda ortaya koymaktadır. İnsanların esasta rasyonel, özgür iradeli ve seçme yeteneği olduğu var sayıldığından saikler nazara alınmaktadır. Kişi taksirli davrandığında, yalnızca dış güçlerin bir enstrümanı olarak görülmekte; iyi niyetle kasti hareket ettiğinde kendisine belirli alanlarda suçluluk izafe edilebilmekte ve amaç kötü olduğunda suçluluk söz konusu olmaktadır. Her ikisi de babasını öldürmesine karşın kimse, Neron’u yargıladığı gibi Oedipus’u yargılamaz. Bkz.N. Rao. “On the use and abuse of dignity in Constitutional Law” 14 Columbia Journal of European Law, 201, Sprıng, 2008.

3 Kant. Critique of Practical Reason, “The Analytic of Pure Practical Reason” Remark II. (Abbott trans.in Kant’s Theory of Ethics) London:Longman, 1959, p.141: Kant’a göre, birinin cezalandırılmasından ne kadar iyilik çıkarmak istenirse istensin, ilk önce cezanın kendisi, salt zarar olmalı, haklı görülmeli; cezalandırılan kişi bu sert tretmanın arkasında gizlenmiş bir iyiliğe tanık olmamalı; ama, adaletin yerini bulduğunu ve ödülünün davranışa mükemmel bir uygunluk gösterdiğini kabul etmelidir. Cezada ödeşme’ye (lex talionis) dayalı Kant’ın ceza teorisi için Bkz. I. Kant. The Metaphysics of Morals, Cambridge: Cambridge University Press, 1966 para.331ff.

4Bir şey veya diğerine olan sevda, çoğu hallerde, kesin buyuru gücünün arkasındaki motivasyondur-bu vurguyu, Kant’ın reddedeceği düşüncesindeyim…Belli bir kişinin, örneğin kendi davranışımızı değerlendirirken doğal eğilimle az motive edildiğinde doğal olarak her özel eylemi daha yüksek derecelendireceğiz. Öte yandan, kişileri arkadaş olarak değerlendirirken arkadaşlığı rasyonel düşüncelerden-ahlaki de olabilirse de olmayıp, doğal eğilimin sıcak duygularından kaynaklanırsa o kişiyi doğal olarak yeğleriz. Kuşkusuz, bir insanı eylemleri ile veya insanın kendisini yargılarken iki ayrı standart kullanılması bir paradoks olmayıp, basit bir sağduyu ürünüdür.” K.Lorenz. On Aggression, Bantam, pp.244,248.

5 B. Russel. age, p.711; S. Körner. Kant, A Pelican Book, 1960, pp.102-103; Genel ve biçimsel olan kesin buyurunun eleştirisi için ayrıca Bkz. Ş. Yalçın. “Adaletin Felsefi Temelleri” HFSA:9 (İst., Barosu) ss.79-80; Kant’ın görünüşündeki katılığın, ahlaki sorunlarda bağlayıcı ölçütlere gereksinme duyulması anlayışı ile temellendirildiği düşünülmektedir. Bireyin yaşamsal sorunlarda belirgin ilkeleri olmalıdır. Bu ilkeler, olası sonuçlar konusundaki kesin olmayan bilgilere dayandırılamaz. Bu ilkeler, insanın ampirik doğası üzerinde de kurulamaz; zira yalnızca olgulardan bir kişinin ne yapması gerektiği sonucuna varılamaz. Ayrıca bkz. C.Horner ve E.Westacott. “Kant ahlakının problemleri” Felsefe Aracılığıyla Düşünme, phoenix, 3. bası, 2013, ss. 159-161. Allen Wood. Formulas of the Moral Law, Eelemtns in the Philosophy of Immanuel Kant, Cambridge University Press, 2017: Kant, tüm sıradan insanların "ortak rasyonel ahlaki biliş"e sahip olduğunu düşünür; bu, doğruyu yanlıştan ayırt etme entelektüel kapasitesidir; ayrıca, eğer karakter gücüne ve iyi muhakeme yeteneğine sahiplerse, doğru olanı seçme ahlaki kapasitesine de sahiptirler.

6 Allen W. Wood. Kant’ın Etik Düşüncesi, Vakıf Bank Kültür Yayınlar, 1999, s. 441.

7 İnsan onuru, insan yaşamını her şeyin üstünde tutan bir statüdür. Retorik bir ifade olarak, bu Kant'ın ulaşabileceği en iyi sonuçtur ve derinden etkileyici bir formülasyon olmaya devam etmektedir. Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Hukuk-Felsefesi-Hukuk-ve-Ahlak-İlişkisi - https://hukukihaber.net/Ahlak-Teorisi-Doğru-Olan-Şeyi-Yapmak Gökçer Tahincioğlu. Çıplak aramanın açık kanıtları, yüzü kızarmayanlar, iki ayrı K.K. ve “disiplin” T 24 (11/06/2026); Mine Söğüt. “Çıplak arama ve şiddetin çıplaklığı…” T 24 (11/06/2026). https://hukukihaber.net/İşkence-Olgusu-Psikolojik-Etkileri-İnsan-Hakları-ve-Önleme

8 Max Ferdinand Scheler. Formalism in Ethics and Non-Formal Ethics of Values:…, p. 510, 1973.

9 Victor J.Seidler. Kant, Respect and Injustice The Limits of Liberal Moral Theory, Routledge, 1986, pp. 102-103.