Banka hesap bilgilerinin belirli bir maddi veya manevi menfaat (para vb.) karşılığında üçüncü kişilere devredilmesi ve hesabın kontrolünün (mobil bankacılık kurulumu dahil) tamamen bu kişilere bırakılması, günümüzde suç örgütlerinin dolandırıcılık gelirlerini aklamak için sıklıkla başvurduğu bir yöntemdir. Ancak hesap sahibinin hesabının bir dolandırıcılık eyleminde kullanılacağından tamamen habersiz olması, ceza hukuku bağlamında failin sorumluluğunun sınırlarını belirlerken son derece hassas bir hukuki analiz gerektirmektedir. Bu noktada TCK md. 157-158 ve 5549 sayılı Kanunun 15. maddesi çerçevesinde araştırma yapılması gerekir.
Türk Ceza Kanunu'na göre dolandırıcılık (TCK m. 157-158), ancak kasten işlenebilen bir suçtur. Bir kişinin dolandırıcılık suçuna "müşterek fail" veya "yardım eden" sıfatıyla iştirak etmiş sayılabilmesi için, eylemin dolandırıcılık olduğunu bilmesi ve bu suça bilerek, isteyerek katkı sağlaması (kast unsuru) şarttır.
Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri olan kusursuz sorumluluk yasağı uyarınca, failin iç dünyasındaki bu bilgisizlik hali dolandırıcılık suçunun manevi unsurunu yani kastını ortadan kaldırır. Yalnızca mağdurlara ait paraların ilgili hesaba transfer edilmiş olması, hesap sahibinin dolandırıcılarla fikir ve eylem birliği içinde hareket ettiğini ispata tek başına yetmez. Bu noktada suçun manevi unsurları çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılması gerekmektedir.
Hesap sahibinin, banka hesabını arkadaşlık veya akrabalık gibi manevi saiklerle ya da bir menfaat karşılığı başkasına kullandırması durumunda, hesabın dolandırıcılık faaliyetlerinde kullanılacağına dair herhangi bir bilgisinin veya kastının bulunmaması hali bu makalemizde tartışılacaktır.
5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanunun 15. Maddesi şöyledir; "Yükümlüler nezdinde veya aracılığıyla yapılacak kimlik tespitini gerektiren işlemlerde, kendi adına ve fakat başkası hesabına hareket eden kimse, bu işlemleri yapmadan önce kimin hesabına hareket ettiğini yükümlülere yazılı olarak bildirmediği takdirde altı aydan bir yıla kadar hapis veya beşbin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır."
5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 15. maddesi kapsamında anılan suçun oluşabilmesi; kişinin yükümlü nezdinde kendi adına ancak başkası hesabına işlem tesis etmesi ve bu durumu yükümlü kuruluştan gizlemesi şartına bağlanmıştır. Bu doğrultuda; kişinin hesap işlemleri üzerinde aktif rol oynaması, mobil bankacılık uygulamasını üçüncü bir kişinin telefonuna kurarak doğrulama adımlarını tamamlaması ve uygulamayı aktif kullanıma açması, işlemlere ilişkin doğrulama SMS şifrelerini paylaşması ve tüm bu hususları yükümlü kuruma bildirmeyerek kendi adına ve başkası hesabına hareket etmesi, mezkûr suçun maddi unsurlarını oluşturacaktır. Buna karşılık kanun metninde geçen "kimlik tespitini gerektiren işlem" kavramından ne anlaşılması gerektiği hususu da büyük önem taşımaktadır. Zira bu kavram kapsamında girmeyen işlemlerde 5549 sayılı kanunun 15. Maddesi uyarınca sorumluluk gündeme gelmeyecektir.
5549 sayılı Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan Tedbirler Yönetmeliğinin 6. Maddesinde " Gerçek kişilerin kimlik tespitinde; ilgilinin adı, soyadı, doğum tarihi, uyruğu, kimlik belgesinin türü ve numarası, adresi ve imza örneği, iş ve mesleğine ilişkin bilgiler, varsa telefon numarası, faks numarası, elektronik posta adresi ile Türk vatandaşları için bu bilgilere ilave olarak T.C. kimlik numarası, Türk uyruklu olmayanlar için doğum yeri bilgisi " üzerinden teyidin yapılabileceğine yer verilmiştir. Bu halde düzenlemede yer verilen bilgilerin teyit için gerekmediği işlemlerde 5549 sayının Kanunun 15. Maddesi çerçevesinde bir suç oluşturmayacağını belirtmemiz gerekir.
"Kıyas Yasağı" ve "Tipiklik" Ceza hukukunun en temel ilkeleri arasında yer alır. Bir yasa maddesi "başkası hesabına bizzat işlem yapıp bildirmemeyi" suç sayıyorsa, mahkeme bunu genişleterek "hesap şifrelerini başkasına verip kullandırmayı" bu madde kapsamında cezalandıramaz. Yasa koyucu, kimlik teyidi gerektirmeyen hesap kiralamayı/ kullandırmayı henüz bağımsız bir suç olarak tanımlamamıştır ve bu kapsamda gerçekleşen işlemlerin suç unsuru olarak ileri sürülebilmesi mümkün değildir.
Hasılı, uygulamada "IBAN dolandırıcılığı" olarak adlandırılan ve banka hesaplarının üçüncü kişilerin kullanımına tahsis edilmesi suretiyle gerçekleştirilen eylemlere ilişkin yargılama süreçlerinde; somut olayın kendine özgü koşullarının, sanıkların suç organizasyonuna hangi saikle ve ne ölçüde iştirak ettiklerinin, hesap bilgilerinin üçüncü şahıslarla hangi yöntemlerle paylaşıldığının titizlikle incelenmesi esastır. Bu kapsamda, sanığın eylemi ile dolandırıcılık suçunu icra eden ana organizasyon arasındaki iradi bağın ve iştirak iradesinin tespiti, suçun yasal unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Bu tür uyuşmazlıklarda, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 157. ve 158. maddeleri çerçevesinde kast unsurunun varlığı her somut olay özelinde ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Failin, hesabının dolandırıcılık suçuna alet edileceğini bilerek ve bu sonucu isteyerek hareket edip etmediği (iştirak kastı) saptanamadığı, dolayısıyla dolandırıcılık suçunun manevi unsurunun gerçekleşmediği durumlarda ise hukuki nitelendirme aşamasına geçilmelidir. Bu doğrultuda, kast unsurunun bulunmadığı hallerde, sanığın hesap açılış veya kullanım sürecinde kimlik tespiti yükümlülüklerine uyup uymadığı, gerekli dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal edip etmediği irdelenerek, eylemin 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun'un 15. maddesi ve ilgili mevzuat hükümleri bağlamında değerlendirilmesinin hukuki şartlarının ortaya konulması gerekmektedir.
Av. Tarık Buğra KAYA
Kaynakça
Aydın D, Türk Ceza Hukukunda Suça İştirak, (Yetkin Yayınları, Ankara 2009), Aydın D ve Arslan Ç, Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama ve Terörizmin Finansmanı Suçları, (Yetkin Yayınları, Ankara 2023), Bozkurt Ö, İhmali Suçlarda İştirak, (Adalet Kitabevi, Ankara 2024), Demirtaş T, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, (19. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2024), Özgenç İ, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, (19. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2023), Sapan O, Başkası Hesabına İşlem Yapıldığının Bildirilmemesi Suçu, (TADD Yıl:16 Sayı:63 Temmuz 2025), Şahin C ve Göktürk N, Ceza Muhakemesi Hukuku, (14. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2023)





