Alman felsefesinin kurucu isimlerinden biri olan, Aydınlanma Çağını ve felsefe tarihinin kendisinden sonraki dönemini etkileyen en önemli düşünürlerinden biri hiç kuşkusuz Immanuel Kant’tır.

Aklı kurucu ilke olarak benimseyen, tüm toplumsal yaşamın ve düşünüşün buna göre şekillendirilmesine yönelinen dönem olan aydınlanmacılığı Kant, “aklı kullanma cesareti” olarak tanımlar ve aydınlanma düşüncesinin kurucu ilkesi olan akıl konusunda şöyle yazar: “Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır Sapere Aude! Bilmeye cesaret et! Kendi aklını kullan! Aklını kendin kullanmak cesaretini göster! Sözü şimdi Aydınlanmanın parolası olmaktadır.”

Esas itibariyle Kant’ı ve onun eserlerinin tanıtımını esas alan bu kitap, aralarında Bilim Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden benim öğrencim olan Gökay Dizdar ve arkadaşları tarafından yayına hazırlanmış ve bana da Kant’ın “Kitapların İzinsiz Yayımlanmasının Yanlışlığı/Haksızlığı Üzerine” adlı denemesinin Türkçeye tercüme edilmesi görevi verilmiştir.

Bu önemli, kıymetli ve prestijli eserde bana da yer veren Sayın Gökay Dizdar ve arkadaşlarına teşekkür ediyor, aşağıda Kant’ın bu denemesinin Türkçe tercümesini sunuyor ve size iyi okumalar diliyorum.

GİRİŞ

Kant’ın “Kitapların İzinsiz Yayımlanmasının Yanlışlığı/Haksızlığı Üzerine” adlı denemesi ilk olarak Mayıs 1785’te Berlinische Monatsschrift’te (çn: 783’ten 1796’ya kadar Berlin’de Haude ve Spener tarafından yayımlanan dergi) yayımlanmıştır.

5 Haziran’da derginin editörü Johann Erich Biester, başka konular hakkında yazarken Kant’a kısaca yakında “bizim ağzımızı kullanarak konuşmanızı bizim aracılığımızla kamuoyuna iletmesini” umduğunu ifade etmiştir. Kant’ın bu denemesinin giriş paragrafında belirttiği üzere o dönemde edebi korsanlık konusunun tartışılıyor olması dışında, elimizde bu denemenin yazılma sebebi hakkında kesin bir bilgi mevcut değildir. Belki de Kant’ın on iki yıl sonra, ‘Ahlakın Metafiziği’ isimli eserinin I. Bölümü’nde bu konuyu ele alışı, savunduğu meselenin “şüphesiz doğal hakların temel kavramlarında bulunabileceği” yönündeki iddiasını destekleme ve metafiziksel temel ilkelerin sınırları içinde ve mümkün olduğu ölçüde “Roma hukuk biliminin gerekli belagatini” sağlama konusundaki bir girişimdir.

Esasen Kant’ın kendisi de telif hakkı meselelerine gösterilen umursamaz tavır nedeniyle yasal zorluklarla karşılaşmıştır. Eğer Kant, J. H. Tieftrunk’a (çn: Din felsefesi üzerine çalışan ve Kant’ın yaklaşımlarını benimseyen Alman profesör) kendi küçük yazılarının derlemesine Der Streit der Fakultdten’in (çn: Fakülteler Arasındaki Çatışma’nın) üç bölümünün tamamını dahil etme izni vermiş olsaydı, Tieftrunk bunu kabul eder ve bu yazıların üçünü de seri sırasına göre olmasa da yayınlardı. Ne var ki kitabın yetkili yayıncısı C. F. Nicolovius, Tieftrunk’a dava açmış ve Tieftrunk’da Kant’ın derlemenin prova baskılarının kendisine gönderildiğinde buna itiraz etmemesini delil olarak göstermiştir. Oysa Kant’ın bu konudaki kaygısı delil kurallarıyla ilgili değil, yayınlama hakkıyla ilgilidir (çünkü Ahlakın Metafiziği’ndeki “Öznel Olarak Kamu Adalet Mahkemesinin Kararına Bağlı Kazanım” [§§ 36-42, AK 6:296—310] hakkındaki tartışma bir öncekiyle ilgilidir).

Oysa kimileri bir kitabın yayımlanmasını, bir kopyanın mülkiyetinin kullanımı olarak görmüşler (kopya, yazardan el yazması olarak mı yoksa zaten var olan bir yayıncıdan el yazmasının baskısı olarak mı eline geçtiyse fark etmez) ama yine de bu hakkın kullanımını, yazarın veya onun tarafından atanan yayıncının belirli haklarını saklı tutarak kısıtlamak istemişler, bu suretle kitabın yetkisiz yayınlanmasına izin vermemişler ve fakat bunda asla başarılı olamamışlardır. Çünkü yazarın düşüncesindeki yazının mülkiyeti (dış haklar açısından böyle bir şeyin var olduğunu kabul etsek bile) yetkisiz yayından bağımsız olarak yazara aittir ve bir kitabı satın alan birinin mülkiyetinin böyle bir kısıtlamaya açık rızasının kabul edilebilir bir şekilde mümkün olmamasına göre*, sadece varsayılan bir rıza onun yükümlülüğü için daha ne kadar az yeterli olacaktır?

Ama ben inanıyorum ki, birinin yayıncılığı kendi adına bir mal ticareti yapmak olarak değil, başka birinin, yani yazarın adına bir iş yürütmek olarak görmenin gerekçeleri vardır ve o nedenle ben, bu şekildeki yetkisiz yayıncılığın yanlışlığını/haksızlığını kolayca ve açıkça gösterebilirim. Zira benim argümanım, bir yayıncının hakkını tesis eden bir kıyaslamada yer almakta ve bunun ardından yetkisiz bir yayıncının iddiasını çürütmesi gereken ikinci bir kıyaslama gelmektedir.

Ne var ki ben, yayıncılığı kişinin kendi adına bir ticari faaliyet olarak değil, başkasının, yani yazarın adına bir işi yürütmek olarak görmenin gerekçeleri olduğuna inanıyorum ve bu şekilde yetkisiz yayıncılığın yanlışlığını/haksızlığını kolayca ve açıkça gösterebilirim. Zira benim argümanım, yayıncının hakkını tesis eden bir kıyaslamada yer alır ve bunun ardından da yayıncının iddiasını çürütmesi gereken ikinci bir kıyaslama gelir.

YAYINCININ YETKİSİZ YAYINCILARA KARŞI SAHİP OLDUĞU HAKKIN İNDİRİMİ

Bir başkasının işlerini onun adına, ancak onun rızası olmadan yürüten kişi, bu işten elde edeceği kârları ona veya onun yetkilendirdiği temsilciye devretmek ve bundan kaynaklanabilecek herhangi bir zararı tazmin etmekle yükümlüdür.

Yetkisiz yayıncı gerçekte başkasının (yazarın) işini yürüten veya bunun benzeri olan kişidir. Bu nedenle, yayıncı yazara veya yetkilendirdiği temsilciye (yayıncısına) işi devretmekle yükümlüdür.

Bir yayıncı, yayınladığı kitabı satın alan herkesi, satılan kopyanın kasıtlı veya ihmal sonucu yetkisiz yayın için kullanılması durumunda, kendisine emanet edilen başkasının malını kötüye kullanmaktan yargılanacağı şartına bağlamaya gerçekten cesaret edebilir mi? Buna kimse pek yanaşmaz, çünkü o yayıncı bu şekilde bir soruşturma ve sorumlulukla ilgili her türlü zorluğa açık hale gelir. Bu nedenle yayıncılık o yayıncının üzerinde bir yük olarak kalır.

Ana Önermenin Kanıtı/İspatı

Bir başkasına zorla müdahale eden bir aracı, izin verilmeyen bir şekilde başkasının adına hareket ettiğinden, onun bu işten doğabilecek kârlar üzerinde hiçbir hakkı yoktur; bunun yerine, adına işi yürüten kişi veya onun yetkilendirdiği bir başka aracı, bu kârları kendi mülkiyetinin meyvesi olarak sahiplenme hakkına sahiptir. Dahası, bu aracı, başkasının işine yetkisiz müdahalesiyle mal sahibinin hakkını ihlal ettiğinden, tüm zararları tazmin etmek zorundadır. Esasen bu olgu hiç kuşkusuz doğal hakların temel kavramlarında da mevcuttur.

Küçük Önermenin Kanıtı/İspatı

Küçük önermenin ilk noktası, bir yayıncının eseri yayınlayarak başkasının işini yürütmesidir. Burada her şey, bir yazarın eseri olarak bir kitap veya genel olarak bir yazı kavramına ve genel olarak bir yayıncı kavramına (yetkili olsun ya da olmasın) indirgenir: başka bir deyişle, bir kitap, yazarın doğrudan veya başkası aracılığıyla halkla ticaretini yapabileceği, böylece belirli hakları saklı tutarak veya bu hakları elinde tutmadan elden çıkarabileceği bir meta mıdır, yoksa bunun yerine, başkalarına verebileceği (devredebileceği) ancak asla elden çıkaramayacağı (alienare) yetkilerinin (opera) basit bir kullanımı mıdır?; Zira burada bir yayıncının kendi adına mı yoksa başkasının adına mı işlerini yürüttüğü sorusu/sorunu ortaya çıkar.

Bir kitapta, bir yazı olarak, yazar okuyucusuna seslenir ve kitabı basan kişi, kendi kopyasıyla, kendisi adına değil, sadece yazarın adına konuşur. Yazarın yaptığı halka açık konuşmayı sunar ve sadece yazarın konuşmasının halka iletilmesine aracılık eder. Bu konuşmanın kopyasının kime ait olduğu, yazarın el yazısıyla mı, yoksa basılı mı olduğu hususu bu noktada önemli değildir; zira bunu kendi çıkarı için kullanmak veya ticaret yapmak için kullanmak, sahibinin kendi adına ve kendi takdirine göre yürütebileceği bir iştir. Ancak, birinin halka açık konuşmasını sağlamak, konuşmasını olduğu gibi halka sunmak, yani kendi adına konuşmasına izin vermek ve adeta halka şöyle demek gerekir: “Benim aracılığımla bir yazar mektuplar vasıtasıyla sizi şu veya bu konuda bilgilendirecek, size talimat verecek ve benzeri şeyler yapacak. Ben hiçbir şeyden sorumlu değilim, hatta ben yazarın benim aracılığımla halka açık konuşma yapma özgürlüğünden bile sorumlu değilim: Ben sadece bunun size ulaşmasını sağlayan bir aracıyım. Oysa bu iş, şüphesiz birinin ancak başkasının adına ve asla kendi adına (yayıncı olarak) gerçekleştirebileceği bir iştir. Bu gerçekten de yazarın konuşmasını halka iletmek için sessiz bir araç olarak kendi adına hizmet eder* ama o yazarın konuşmasını basarak halka ulaştırmak ve böylece yazarın halka konuştuğu kişi olarak kendini göstermek, sadece başkasının adına yapabileceği bir şeydir.

İZİNSİZ YAYININ YANLIŞLIĞI/HAKSIZLIĞI

İkinci önermenin ikinci noktası, izinsiz bir yayıncının, sahibinin izni olmadan (yazarın) işini üstlenmekle kalmayıp, bunu yazarın isteği dışında yapmasıdır. Burada o kişinin izinsiz yayıncı olmasının nedeni, yazarın kendisi tarafından yayın yetkisi verilmiş olan başka bir yayıncıya karşı kendi işine bir müdahalesidir; bu nedenle, burada yazarın bu yetkiyi başka birine de verip buna rıza gösterebileceği sorusu/sorunu ortaya çıkar. Ancak, bu durumda ilk yayıncı ve daha sonra yayın hakkını gasp eden (izinsiz yayıncı) kişi her ikisinin de yazarın işini aynı kitleyle sürdüreceği için, birinin çalışmasının diğerinin çalışmasını her ikisi için de kârsız ve zararlı hale getirmesi gerektiği açıktır; bu nedenle, bir yazarın, eserini başka birine de yayınlatma izni verebilme şartıyla bir yayıncıyla sözleşme yapması mümkün olmaz; Dolayısıyla yazar, başka birine (yetkisiz bir yayıncıya) kitabını yayınlama izni verme yetkisine sahip değildir ve bu nedenle yayıncı, yazarın izni bulunduğunu asla varsayamaz; sonuç olarak, bu, yetkisiz yayın, sahibinin izin verilen iradesine tamamen aykırı bir şekilde ve yine de onun adına yapılan bir iştir.

Bu argümandan ayrıca, haksızlığa uğrayanın yazar değil, onun tarafından yetkilendirilmiş yayıncı olduğu sonucu çıkar. Çünkü yazar, yayıncıya, başka bir yerden daha fazla düzenleme yapma konusunda hiçbir çekince olmaksızın, kamuoyuyla olan ilişkisini yürütme hakkını tamamen devrettiği için, yayıncı bu yetkinin tek sahibidir ve o nedenle, bu noktada yetkisiz bir yayıncı, yazarın değil, yayıncının hakkını ihlal eder.

Ancak, başka birinin de aynı şekilde, aynı hızda ve doğru bir şekilde yapabileceği bu ilişkiyi yürütme hakkı, özel bir düzenleme olmadığı sürece, kendi başına devredilemez (ius personalissimum/kişisel hak) olarak kabul edilmediğinden, yayıncı, yetkiye sahip olduğu için, başkasına yayınlama hakkını verme yetkisine sahiptir; Yazarın buna rıza göstermesi gerektiğinden, işi ikinci elden devralan kişi yetkisiz bir yayıncı değil, meşru olarak yetkilendirilmiş bir yayıncıdır; yani yazar tarafından atanan yayıncının yetkisini devrettiği kişidir.

YETKİSİZ YAYINCIYA KARŞI İDDİA EDİLEN HAKKIN ÇÜRÜTÜLMESİ

Bu noktada daha hala şu soruya cevap verilmesi gerekmektedir: Bir yayıncı yazarın eserini kamuya devrettiğinde, bir kopyanın mülkiyeti, yayıncının (ve bunu yapması için ona yetki veren yazarın da) [sahibinin] onu istediği gibi kullanmasına ve dolayısıyla yayıncı için ne kadar tatsız olursa olsun, yetkisiz olarak yayınlamasına rıza göstermesini gerektirmez mi? Belki de yayıncı, alıcıyı açık bir sözleşmeyle bunu yapmaktan men etmeden, bu riski göze alarak yayıncılık işine girişmeye kâr amacıyla yönelmiştir, çünkü böyle bir durum yayıncının işlerine son verebilir.

Şimdi aşağıdaki kıyaslama ile bir kopyanın mülkiyetinin bu hakkı vermediğini kanıtlayacağım.

Bir şeye sahip olmaktan asla sadece başka bir kişiye karşı olumlu bir hak çıkarılamaz.

Zira yayınlama hakkı, kişiye karşı pozitif bir haktır.

Bu nedenle, bu sadece bir şeyin (bir kopyanın) mülkiyetinden çıkarılamaz. (‘Ein persönliches bejahendes Recht auf ein andem/Belki de “bir kişiye karşı bir hak, bir başkasına karşı pozitif bir haktır.“)

Oysa hakkın olumsuzlanması, başkası tarafından yapılanın aynısı ona yapılmış gibi atfedilir.

Ana Önermenin Kanıtı/İspatı

Bir şeye sahip olmakla birlikte, bir şeyi reddetme, benim onu istediğim gibi kullanmamı engellemek isteyen herkese karşı koyma hakkım da vardır; ancak bir kişiye karşı, ondan bir şey yapmasını veya bana bir hizmet vermesini talep etme hakkı, sadece bir şeye sahip olmaktan kaynaklanamaz. Bu ikinci hak, ancak özel bir anlaşma ile, birinden mülk edindiğim bir sözleşmeye eklenebilir; örneğin, bazı malları satın aldığımda satıcının bunları belirli bir yere ücretsiz olarak göndermesi gibi. Ancak bu durumda, bir kişiye karşı, ondan benim için bir şey yapmasını isteme hakkım, satın aldığım şeye sahip olmamdan değil, ayrı bir sözleşmeden kaynaklanır.

Küçük Önermenin Kanıtı/İspatı

Bir kimse eğer kendi adına bir şeye istediği gibi tasarruf edebiliyorsa, o kişinin o şeye ilişkin bir hakkı vardır. Ancak o kişi bir şeyi eğer sadece başkasının adına yapabiliyorsa, o kişi bu işi öyle bir şekilde yürütür ki, diğer kişi sanki kendisi yapıyormuş gibi bundan sorumlu olur. (Q_uod quis facit per alium, ipsa fecisse putandus est/Bir kimsenin başkası vasıtasıyla yaptığını, yapmış sayılması gerekir) Bu nedenle, bir işi benim başka bir isimle yürütme hakkım, bir kişiye karşı pozitif bir haktır; yani, bu işin yazarını bir şeyi yapmaya, yani benim aracılığımla yaptırdığı veya benim aracılığımla kendini bağladığı her şeye bakmaya zorlama hakkıdır. Zira yayın, yazarın adıyla (basılma yoluyla) halka yapılan konuşmadır ve dolayısıyla bu başkasının adıyla yürütülen bir iştir. Bunu yapma hakkı bu nedenle yayıncının bir kişiye karşı sahip olduğu bir haktır: Bu, yayıncının mülkünü istediği gibi kullanma konusunda kendisini ona karşı savunma hakkı değil, aynı zamanda yayıncının kendi adına yürüttüğü belirli bir işi kendi malı olarak kabul etmeye ve bundan sorumlu olmaya zorlama hakkıdır. Bu nedenle, bu hak bir kişiye karşı pozitif bir haktır.

Yayıncının bastırdığı nüsha, yazarın eseridir (opus) ve el yazması veya basılı bir nüsha için anlaşma yaptıktan sonra tamamen yayıncıya aittir; böylece yazar kendi adına yapılabilecek her şeyi onunla yapabilir; çünkü bu, bir şeye tam hak sahibi olmanın, yani o eserin mülkiyetine sahip bulunmanın şartıdır. Ancak, bu işin sadece başkasının (yani yazarın) adına kullanabileceği kullanım, bu diğer kişinin nüshanın sahibi aracılığıyla yürüttüğü bir iş (opera) olup, bunun için mülkiyete ilişkin sözleşmenin yanı sıra ayrı bir sözleşmenin yapılması gerekir.

Bu noktada bir kitabın yayınlanması, sadece yayıncının kamuoyuna kendi adına konuşan kişi olarak sunduğu başkasının (yani yazarın) adına yürütülebilecek bir iştir; bu nedenle yayınlama hakkı, bir nüshanın mülkiyetine bağlı haklara dahil edilemez; zira burada bu hakkın elde edilmesi ancak yazarla yapılacak ayrı bir sözleşme ile kazanılabilir. Yazarla böyle bir sözleşme yapmadan (eğer yazar bu hakkı gerçek yayıncı olarak başka birine vermişse, onunla da sözleşme yapmadan) yayın yapan kişi yetkisiz yayıncıdır ve bu nedenle o kişi gerçek yayıncıya karşı haksızlık etmiş olur ve onun tüm zararlarını tazmin etmek zorunda kalır.

Genel Açıklama

Bir yayıncının yayıncılık işini sadece kendi adına değil, başka birinin* (yani yazarın) adına da yürüttüğü ve yazarın rızası olmadan bu işi hiçbir şekilde yürütemeyeceği, bu işle bağlantılı olduğu genel olarak kabul edilen bazı yükümlülüklerle teyit edilmektedir.

Eğer yayıncı aynı zamanda yazar ise, iki iş yine de ayrıdır ve yayıncı, bir bilim insanı olarak yazdıklarını bir tacir olarak yayınlar. Ancak, bu durumu bir kenara bırakıp tartışmamızı yayıncının aynı zamanda yazar olmadığı durumla sınırlayabiliriz; daha sonra sonuçları ilk duruma da genişletmek kolay olacaktır.

Yok eğer yazar, el yazmasını basım için yayıncıya verdikten ve yayıncı da basımını taahhüt ettikten sonra ölürse, yayıncı el yazmasını kendi mülkiyeti olarak geri alma özgürlüğüne sahip değildir; bunun yerine, eğer yazarın mirasçısı yoksa, kamuoyu onu ya yayınlamaya ya da el yazmasını yapmayı teklif eden başka birine devretmeye zorlama hakkına sahiptir. Çünkü bu, bir zamanlar yazarın kamuoyuyla kendisi aracılığıyla yürütmek istediği ve kendisini aracı olarak sunduğu bir iştir. Bunun için kamuoyunun yazarın vaadini bilmesi veya kabul etmesi gerekmez: zira yayıncı bu işi sadece kanunen elde eder.

Yayıncıya karşı (bir şeyi yapma) hakkı sadece kanunen vardır. Çünkü yayıncı, el yazmasını sadece yazarın kamuoyuyla olan ilişkisi için kullanma koşuluyla elinde bulundurur ve onun kamuoyuna karşı olan yükümlülüğü yazarın ölümüyle sona erse bile devam eder. Zira burada önemli olan, bu hakkın kamuoyunun el yazmasına değil, yazarla olan ilişkisine dair bir hak olmasıdır. Eğer yazarın ölümünden sonra yayıncı, eserini kısaltılmış veya eser sahte bir biçimde veya talep edilenden daha az sayıda basılmışsa, kamuoyu onu eseri düzeltmeye veya basımı genişletmeye zorlamaya veya bunu başaramazsa, başkasının bunu yapmasını sağlamaya yetkili olacaktır. Ancak bu, yayıncının hakkı, yazar ile kamuoyu arasında yazarın adına yürüttüğü bir ilişkiye dayanmadıkça gerçekleşemez.

Ancak, muhtemelen verilecek olan yayıncının bu yükümlülüğüne, buna dayalı olarak karşılık gelen hak, yani bu yükümlülüğü yerine getirmesi için gerekli olan her şeye sahip olma hakkı olmalıdır. Bu, başkalarının onun işine karışması, onun bu işi yürütmesini pratikte olanaksız hale getireceğinden, eseri yayınlama konusunda münhasır hakka sahip olmasıdır. Öte yandan, sanat eserleri, nesneler olarak, sadece yasal olarak edinilmiş bir kopyadan kopyalanabilir veya döküm yapılabilir ve kopyaları, orijinalini yapan sanatçının veya fikrini gerçekleştirmek için görevlendirdiği ustanın rızası gerekmeksizin halka açık olarak alınıp satılabilir. Birinin yaptığı veya başkasına gravürünü yaptırdığı veya uyguladığı bir çizim; taş, metal veya alçıdan kalıplanabilir veya dökülebilir ve bu ürünü satın alan kişi tarafından halka açık olarak satılabilir; her zaman olduğu gibi, bu durumda birinin kendi adına yaptığı şey için başkasının iznine gerek yoktur. Lippert’in Daaology’sine sahip olan herkes, eğer bunun nasıl yapılacağını biliyorsa, onu kopyalayabilir ve satabilir; bu durumda eserin müellifinin işlerine müdahale edildiği konusunda şikayette bulunmasına gerek yoktur. Çünkü bu bir eserdir (opus, opera alterius değildir) ve ona sahip olan herkes, yaratıcısının adını bile anmak zorunda kalmadan onu elden çıkarabilir; bu nedenle onu kopyalayabilir ve kopyaları kendi adına, kendisine aitmiş gibi halka açık bir şekilde ticarette kullanabilir. Zira başkasının yazısı bir kişinin konuşmasıdır (opera) ve onu yayınlayan kişi, halka ancak bu diğerinin adına konuşabilir ve kendisi hakkında, yazarın onun aracılığıyla (lmpensis Bibliopolae/kütüphane kütüphanesi) aşağıdaki konuşmayı halka ilettiğinden başka bir şey söyleyemez. Çünkü başkasının adına konuşma yapmak bir çelişkidir. O nedenle, burada kişinin kendi duyurusu ve kamuoyunun talebine uygun olarak, başkasının konuşması olması gerekir. Bu nedenle, başkasının tüm sanat eserleri halka satılmak üzere kopyalanabilirken, zaten atanmış bir yayıncısı olan kitaplar yeniden basılamaz: zira birincisi eser (opera), ikincisi ise eylemdir (operae): birincisi kendi başına, şeyler olarak var olabilirken, ikincisi sadece bir kişide var olabilir. Dolayısıyla, bu ikincisi münhasıran yazarın şahsına aittir* ve yazarın bunlar üzerinde devredilemez bir hakkı (şahsi hak) vardır; bu hak her zaman başkası aracılığıyla konuşma hakkıdır, yani hiç kimsenin aynı konuşmayı kamuoyuna onun (yazarın) adından başka bir şekilde iletemeyeceği hakkıdır. Ancak birisi başkasının kitabını bir şekilde değiştirirse (kısaltırsa, eklerse veya revize ederse), bunu artık orijinal yazarın adıyla satmak yanlış olur, zira bu durumda editörün revizyonu kendi adının kullanılması için izinsiz vermesi yayın değildir ve bu nedenle bu hak yasaklanmış sayılmaz. Çünkü burada başka bir yazar, yayıncısı aracılığıyla, yaklaşık olarak bir hakka sahiptir.

* “Bir kitap, halka bir konuşmayı iletmenin aracıdır, sadece bir düşünceyi değil; örneğin bu bir resmin, bir fikrin veya olayın sembolik bir temsili gibidir. Burada esas olan şudur: Bununla iletilen şey bir şey değil, sadece bir konuşma ve hatta harflerle yapılan bir konuşmadır. Ben buna sessiz bir araç diyor ve bunu megafon veya hatta başkasının ağzı gibi seslerle konuşma ileten bir araçtan ayırıyorum.”

* “Yazar ve bir kopyasına sahip olan kişi, aynı kitap için eşit hakla, “bu benim kitabım” diyebilir, ancak bunu farklı anlamlarda ifade edebilir. İlki kitabı yazı veya konuşma olarak, ikincisi ise sadece ona veya halka konuşmayı iletmenin sessiz aracı olarak, yani bir kopya olarak görür. Ancak yazarın bu hakkı, bir şeye, yani kopyaya ilişkin bir hak değildir (çünkü sahibi onu yazarın gözleri önünde yakabilir), aksine bu onun kendi şahsında doğuştan gelen bir haktır; yani, başkasının onu rızası olmadan halka konuşmasını engelleme hakkıdır; bu rıza kesinlikle varsayılamaz çünkü yazar bunu zaten münhasır olarak başka birine vermiştir.”

Preslenmiş olarak kendilerinden uzakta var olan şeyler… kendi varoluşlarına sahip olabilirler

Bu, işiyle ilgili diğer rekabet orijinallerinin yazarlarından bir tanesidir.

Bu, en önemli şahsi haktır.

Çeviren Vedat Ahsen Coşar