Etkin mahkemeler ve savcılık hizmetleri, hukukun üstünlüğünü korumanın ve adil yargılamaları sağlamanın temel bir garantisini oluşturmaktadır. "Geciken adalet, adaletsizliktir" hukuk ilkesi, yargı sistemlerindeki verimsizliğin sonuçlarını açıkça vurgulamakta; etkin bir yargı sistemi, vatandaşların ve işletmelerin temel hak ve özgürlüklerinden yararlanmalarını destekleyerek, toplumun daha da büyümesi ve gelişmesi için uygun bir hukuki güvenlik ortamı yaratmaktadır..

Giriş

Hukuk sosyal bir kontrol mekanizması olarak görülmektedir. Bu doğrultuda, yinelersek, şu dört tür sosyal kontrol stili hukukta temsil edilmektedir:

1. Cezai-kara para aklayıcısına hükmedilen hürriyeti bağlayıcı ceza;

2. Tazmini-sözleşmenin yerine getirilmemesi sonucu hükmedilen tazminat;

3. Terapötük- akıl hastası suçlunun psikiyatrik tedavisi;

4. Uzlaştırıcı-kimin haklı kimin haksız olduğu irdelenmeksizin sosyal ihtilafın tatlıya bağlanması, örneğin aile içi anlaşmazlıklarda bir yanın sapkın davranışına odaklanılmasıdır.

Stil

Alan

Odak

Cezai

Ceza hukuku

Davranış

Tazmini

Borçlar hukuku

Sonuçlar

Terapötük

Suçlu çocuk yargılaması,

Sosyal hizmet

Kişi

Uzlaştırıcı

Arabuluculuk, aile, iş

İhtilafları v.s.

İlişki

Hukuk düzeni bakımından tabloda yer alanlar dışındaki sosyal kontrolün yoğun olduğu yerlerde cezai stile daha az başvurulacağı; gelişen çok kapılı yargı sistemi bağlamında başvurulan uzlaştırıcı stil miktarının artması ölçüsünde yargıya daha az gidileceği görülecektir. İşte önceden sözü edilen değişkenlerle birlikte bu önlemlerin gerçekleşmesi ve dinamikleşmesi ölçüsünde kapasite sorununun üstesinden gelinebilecektir.

Bu durumda dahi yargı hizmetlerine ayrılan kaynaklara gerekli değer verilerek, bireysel anlamda hâkimlerin iş yükleri kabul edilebilir ölçüde olmalı ve adil yargılanmayı sağlayıcı kabul edilebilir bir sürede karar vermeleri sağlanmalıdır. Etkililik kavramı, dava süresi, adaletin gücü ve vatandaşların hakları üzerinde temel bir etkiye sahip olduğu varsayımı üzerine bina edilmiştir.

Bu temel ilkeye karşın, yargısal kurum ve birimlerin müdahalesine sıkça başvurulması ve onların gerçek kapasitesinin mevcut iş yüküne orantısız kalması sonucunda yargılamanın uzaması oldukça doğal karşılanmalıdır. Bu nedenle, kanunların hazırlanması sürecinde, sistem girdisinde ayıklama ile yargı dışı çözümlere öncelik verilmeli, halkın uyum gösterebilme yeteneği yanında kontrol için yapılması gerekli harcamanın bedeli de göz önünde bulundurulmalı; ülkede “yargılama ahlakı” yerleştirilmelidir.1 Yasaları uygulamakta ifrata kaçmanın da büyük bir haksızlık olabileceği unutulmamalıdır (Summum jus summa inuiria).

Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri

Hâkim başına düşen dosya sayısı, 2015-2024

2015

2016

2017

2018

2019

2020

2021

2022

2023

2024

914

872

936

807

806

710

800

829

828

892

Kuşkusuz, aşırı iş yükü sistem için ciddi bir risk oluşturmaktadır. Yargının kişisel hakları ve özgürlükleri savunması ve hukukun üstünlüğüne halkın duyduğu güveninin korunmasında önemli rolü göz önüne alınmalıdır. Yargıdaki artış kaydeden iş yükü ile nasıl baş edileceğini irdelemek üzere yapılması gereken “analiz” çok önemlidir. Yargı sisteminde oluşturulacak her müdahale (intervention) türü bedel–yarar analizi açısından değerlendirilmelidir. Kimler için ne türden bir müdahalenin ne bedelle etkili olduğu saptanmalıdır. Genelde her şeyin rakam ve ölçmeden ibaret olduğu unutulmamalıdır. Bu amaçla ceza mahkemelerindeki reel iş yükü irdelenmelidir (Yücel, 2009:22).

1744611737Saw-2

Adalet Komisyonu başkanlığının liderliğinde etkin yargılama süresinde temel faktörler şöyledir:

· Hukuk kültürü,

· Standartlar ve performans ölçütleri,

· Hâkimler ve adalet komisyonları için veri ve bilgi sağlanması, ve

· Dava yönetiminin üç temel unsurunun liderlik, standartlar ve performans ölçütleri ile bilgi ve veriler.

Dava akışı, yönetiminin tanımlanmaması veya yanlış anlaşılması

Kurumsal atalet-Mahkeme kültürü

Adalet Komisyonu: Destek eksikliği,
liderlik ve adli adanmışlık(?)

Yargı bağımsızlığı

Dava akış yönetim ve uygulaması üzerine bilinç eksikliği

Zaman, yardımcı personel ve teknoloji

Karar oranı, her dönemde çözümlenen dava sayısının gelen dava sayısına bölünmesiyle elde edilen ve yüzde olarak ifade edilen orandır. Bu oran, bireysel bir mahkemenin/savcılığın veya adli sistemin gelen davaları nasıl ele aldığına dair doğrudan bilgi sağlamakta ve sistemler arasında, özelliklerine ve farklılıklarına bakılmaksızın karşılaştırmalar yapılmasına olanak tanımaktadır.

Yargılama sisteminde, can alıcı nokta “iş yükü çok fazla, basınç fazla olmasına karşılık enerji az geldiğinde sigortaların zaman zaman atmasıdır.” İş artışının, her zaman, sistemin diğer öğelerinde zorunlu bir artış gerektirmediği de bilinmelidir. Nitekim, ceza sisteminde seçenek yaptırımlara yer veren Finlandiya ve Japonya’da suçlarda artış görülmesine karşılık, cezaevi nüfus oranı hissedilir derecede azalmıştır.

İş yükü analizleriyle, gelecek yıllara ait iş yükü tahminleri yapılarak olanaklar ve siyasetler açısından gerekli değişiklikler planlanmalıdır.2 Yeni ceza siyaseti uygulaması için bu türden tahminler yapılmadığı için ceza adaleti sistemi tıkanma noktasına gelmiştir (Yücel:2011). Aynı riskin uygulamaya konulan Bölge Adliye Mahkemeleri (istinaflar) içinde var olduğu göz ardı edilmemelidir.3

Yargı Sistemindeki İş Yükü

Yargıdaki İş Yükü (20/03/2026)

C. Başsavcılıkları

5.909.017

Ceza Mahkemeleri

2.264.315

Hukuk Mahkemeleri

3.117.55

Ceza mahkemelerinin son on yıllık çalışma trendine bakıldığında gelen dosya sayısında artışa tanık olunmakta, 2015 yılında ceza mahkemelerine gelen dosya sayısı (geçen yıldan devir, yıl içinde açılan ve bozularak gelen toplam dosya sayısı) 2,619,651 iken, %49,6' lık artış oranı ile 2024 yılında 3 919 685 olmuştur.

Ceza mahkemelerinde seçilen on suç türüne göre yıl içinde açılan dosya sayısı artış oranları incelendiğinde, 2024 yılında bir önceki yıla göre en fazla artışın sırasıyla dolandırıcılık (TCK 157-159), kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak (TCK 191) ve uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (TCK 188) suç türlerinde olduğu görülmektedir. Hırsızlık suçunda ise bir önceki yıla göre %4 oranında azalma olmuştur.

Karar türlerine göre ceza mahkemeleri dosya sayıları, 2015-2025

2015

2017

2019

2021

2023

2024

2025

Toplam

1,802,427

1,463,561

1,869,019

2,051,998

2,002,521

2,186,437

2,338,934

Mahkûmiyet

624,388

525,476

733,099

877,296

881,669

991,455

1,071,738

Beraat

394,548

299,130

383,033

393,985

360 049

378,251

402,006

Not. Beraat oran yüksekliği süregelmektedir

Mahkemelere gelen ceza davaları dosya sayısı, mevcut kaynakları aşmaktadır; bu da mahkeme sistemlerinin ve programlarının nasıl adil, verimli ve etkili hale getirilebileceğini anlamayı, mağdurların, sanıkların ve toplumun etkileşimlerini, ihtiyaçlarını ve sonuçlarını dikkate almayı gerekli kılmaktadır. Dava yükü baskısına ek olarak, diğer birçok güncel zorluk, mahkeme sistemlerinin tarafsız adalet sağlamasını tehdit etmektedir. Örneğin, yetersiz kaynaklara sahip ve aşırı yüklenmiş bir mahkeme sistemi, dava süreçlerini hızlandırmak için “uzlaşma” yoluna gitmeyi gerektirmektedir. Bu durum, uzlaşma tekliflerine yol açan faktörleri inceleyerek ve uzlaşmaların sanıklar ve kamu güvenliği üzerindeki etkisini araştırarak savcıların, savunma avukatlarının ve hakimlerin karar verme süreçlerini daha iyi anlamayı gerektirmektedir.

Hukuk mahkemelerinin son on yıllık çalışma trendinde de gelen dosya sayısında artış olduğu, 2016 yılında hukuk mahkemelerine gelen dosya sayısı (geçen yıldan devir, yıl içinde açılan ve bozularak gelen toplam dosya sayısı) 3 532 132 iken, %48,1' lik artış oranı ile 2025 yılında 5 230 402 olmuştur.

Hukuk mahkemelerinde seçilen on dava türüne göre yıl içinde açılan dosya sayısı artış oranları incelendiğinde; 2024 yılında bir önceki yıla göre en fazla artışın sırasıyla tazminat, tapu iptali ve tescil ile alacak dava türlerinde olduğu görülmektedir. Veraset davalarında ise bir önceki yıla göre %8 oranında azalma olmuştur.

Çıkan dosyaların gelen dosyalara oranı (%) 2015-2025

Türü

2015

2017

2019

2021

2023

2024

2025

Hukuk

61,0

55,1

56,0

58,9

57,9

61,1

60,0

Ceza

62,0

54,2

56,5

59,7

56,8

60,5

59,3

Hukuk Mahkemelerinde Karar Türleri-2015-2025

Türü

2015

2017

2019

2021

2023

2024

2025

Ret

522,564

446,903

485,49

571,215

610,699

658,076

675,755

Tam kabul

1,140,308

1,137,337

1,202,362

1,403,119

1,669,525

1,680,278

1,800,293

Kısmen kabul kısmen ret

220,325

192 402

243 832

276 820

296 916

314 673

350,544

Ceza- Hukuk Mahkemeleri Dosya Sayıları (16.04.2026)

Mahkeme

Günlük

gelen

Günlük

karar

Seçili yıl

gelen

Seçili yıl

karar

Seçili gün derdest

Ceza

242

79

1.576.419

1.530.322

2.259.853

Hukuk

294

53

1.051.414

947.305

3.102.491

Uyap istatistik bilgi sistemi

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Hukuk Usulü İlkeleri Üzerine R (84) 5 sayılı Tavsiye Kararı Tavsiye Kararının birinci ilkesine göre,

“1. Normalde, yargılama süreci en fazla iki duruşmadan oluşmalıdır; bunlardan ilki hazırlık niteliğinde bir ön duruşma, ikincisi ise delillerin toplanması, savunmaların dinlenmesi ve mümkünse karar verilmesi için yapılan duruşma olabilir. Mahkeme, ikinci duruşma için gerekli tüm adımların zamanında atılmasını sağlamalı ve prensip olarak, yeni gerçekler ortaya çıkmadıkça veya diğer istisnai ve önemli durumlar dışında erteleme izni verilmemelidir.”

Norm ilke iki duruşma olmasına karşılık duruşma sayısı açısından enflasyona tanık olunmaktadır. Bu konuda gerçeği saptamak üzere dava türlerine göre duruşma ortalaması UYAP veri tabanından kolaylıkla saptanarak yargı profili çıkarılabilir.

İcra Dairelerindeki İş Yükü

İcra dairelerindeki iş yükü, ekonomik krizler, yüksek borçluluk ve nakde erişim zorlukları ile doğrudan ilişkilidir. 2025-2026 verilerine göre, 25 milyona yaklaşan dosya sayısı ve günlük binlerce yeni icra takibi, vatandaşın temel ihtiyaçlarını kredi/borçla karşılaması sonucu ödeme güçlüğü çektiğini ve borç sarmalına girdiğini göstermekte* ve her gün giderek artan icra-iflas dosyalarının dairelerden çıkışı da uzun sürmektedir. İş yükünün yalnızca banka kaynaklı olmadığı; ticari alacaklardan doğan takiplerin de önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. Bireysel borçlar bakımından ise tüketici kredileri ve kredi kartı borçlarının icra sistemine taşınması oranı dikkat çekmektedir. Bu oran gelir artışı ile borçlanma arasındaki dengenin bozulduğunu ortaya koymaktadır. İcra dairelerinde biriken dosya sayıları, kuşkusuz, yalnızca hukuki bir görünüm sunmanın ötesinde ekonomi politikalarının ülkedeki sonuçlarına ilişkin önemli bir gösterge niteliği taşımaktadır.

174461Sdgsd-2

İcra ve iflas dairelerinin son on yıllık çalışma trendine bakıldığında; toplam gelen dosya sayısında (geçen yıldan devir ve yıl içinde açılan toplam dosya sayısı) artış olduğu gözlenmektedir. 2016 yılında icra ve iflas dairelerine gelen toplam dosya sayısı 26 946 126 iken, %30,9'luk artış oranı ile 2025 yılında 35 284 514 olmuştur.

Hukukun Etkinliği

Etkin hukuk usulü, yargılama gecikmelerini azaltarak ve kuralları basitleştirerek anlaşmazlıkların adil, hızlı ve uygun maliyetli bir şekilde çözülmesine odaklanır. Başlıca zorluklar arasında birikmiş davalar, karmaşık prosedürler ve icra sorunları yer alır ve bunlar genellikle dava yönetimi,4 teknoloji ve alternatif uyuşmazlık çözümü yoluyla ele alınır. Etkin hukuk yargılama sürecin temel unsurları olarak şunlar sıralanabilir:

· Dava Yönetimi: Duruşmanın farklı aşamaları için katı zaman çizelgeleri uygulamak,

· Basitleştirilmiş Kurallar: Delil prosedürlerini basitleştirerek, hukukçu olmayanlar için daha erişilebilir hale getirmek,

· Teknoloji Entegrasyonu: Süreçleri hızlandırmak için sanal duruşmalar ve elektronik dosyalama kullanmak, ve

· Alternatif Uyuşmazlık Çözümü: Davaların mahkemeye ulaşmadan önce çözülmesi için arabuluculuğu teşvik etmek.

Ceza davalarında TCK kapsamındaki suçlar kadar özel ceza yasalarındaki5 suçların yarattığı davalar yoğunluk sergilemektedir. İşte özel yasa kapsamına giren suçların çokça işlenmesi nedeniyle, yargılamanın makul süre içerisinde sonuçlandırılması (makul süre/özel bir davadaki gecikmenin önlenmesi) mümkün olamamaktadır. Sonuçta işlenen suçların çoğu, aşağıdaki tabloda görüleceği üzere, zamanaşımı nedeniyle cezasız kalmakta (2009 yılında ceza adaleti sistemindeki toplam düşme karar sayısı 833,144); suçun işlendiği tarih ile hükmün verildiği tarih arasında geçen sürenin uzunluğu sonucu hukukun etkililiği de aşınmaktadır.6 Ayrıca, hazırlık soruşturmasında insan hakları ihlallerine yol açılması nedeniyle Ülkemiz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce yüksek miktarlarda tazminat ödemeye mahkûm edilmektedir.7

174461173Df-1

European judicial systems CEPEJ Evaluation Report 2024 Evaluation cycle (2022 data) Etkinlik kategorileri için bkz. s.110

Cumhuriyet başsavcılıklarının son on yıllık çalışma trendi incelendiğinde; gelen dosya sayısında artış olduğu gözlenmektedir. 2015 yılında Cumhuriyet başsavcılıklarına gelen dosya sayısı (geçen yıldan devir ve yıl içinde açılan toplam dosya sayısı) 7 183 711 iken, %62,3' lük artış oranı ile 2024 yılında 11 661 519 olmuştur.

Cumhuriyet başsavcılıklarına gelen soruşturma dosya sayıları- 2015-2024

2015

2017

2019

2021

2023

2024

7,183,711

8,480,076

9,343,637

9,857,295

11,09,462

11,661,519

Cumhuriyet başsavcılıklarında kovuşturmaya yer olmayan dosya sayısı- 2015-2024

2015

2017

2019

2021

2023

2024

1,967,522

2,119,207

2,511,764

2,702,099

2,804,133

3,045,610

2024 yılı verilerine bakıldığında görülen tablo şöyledir: Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından yapılan soruşturmalarda, mevcut 11,661,519 dosyadan %47,8'i karara bağlanmıştır. Şüphelilerin suçları hakkında verilen kararlar incelendiğinde, %47,8'inde kovuşturmaya yer olmadığı, %37,3'ünde kamu davası açılması ve %14,9'unda diğer (yetkisizlik, görevsizlik, birleştirme, başka büroya gönderme, fezleke vb.) kararlar verilmiştir.

Kuşkusuz, suç karşısında hiçbir müdahalenin olmaması halinde de etki kaybı oldukça fazla olacaktır. Burada söz konusu olan özellikle karanlıkta kalan/faili meçhul suçlardır (dark figures). İşlenen suçların çoğu faili meçhul kaldığında yasanın etkililiği de o derece zayıflamaktadır. Bu olguların sayısal profilini sergilemek üzere “faili meçhul” (1993-2010) ile “düşme kararları” (1986-2010) oranlarına aşağıdaki tablolarda yer verilmiştir.

Hazırlık Soruşturmasında Faili Meçhul Dosyalar

Yıl

Toplam

(A)*

Çıkanlar

Faili

Meçhul

dosya

(%)

Faili

bulunan

B/A

(%)

Faili

Bulunan

(B)

Zaman aşımı

Toplam

(C )

Kalan

A-C

1993

31,8236

5,841

55,940

61,781

256,455

17.7

1.8

1994

37,0633

4,350

54,614

58,964

311,669

18.6

1.2

1995

45,6766

8,485

71,843

80,328

376,438

23.6

1.8

1996

52,3702

7,456

71,878

79,334

444,368

25.0

1.4

1997

65,3558

11,194

96,957

108,151

545,407

28.1

1.7

1998

70,2022

6,765

101,770

107,770

594,252

27.2

1.0

1999

74,1029

6,660

96,853

103,513

673,516

27.4

0.9

2000

79,0673

7,422

117,941

125,363

665,310

29.4

0.9

2007

2,149,984

8,642

238,695

247,337

1,902,647

39,5

0,9

2008

2,282,465

9,943

244,686

254,629

2,027,836

40,6

0,4

2009

2,447,003

4,259

419,952

472,607

1,974,396

40,6

0,1

2010

2,540,997

3,054

352,023

412,390

2,128,587

41,8

0,1

2012

3,079,012

419,946

2,659,066

48,7

0,2

2016

3,823,970

675,284

3,148,686

51,7

0,2

2019

4,256,126

772,448

3,483,678

45,6

0,2

A*: Yılı içinde oluşan ve geçen yıllardan kalanı içermektedir.

2000 yılına kadar yükselme trendi sergileyen faili meçhul dosya sayısı, bu trendi izleyerek 2010 yılında %41,8’e yükselerek 2015 yılında %51,8 ulaşmış; zamanaşımından düşme sayısı da fazlaca artmıştır. (Not. Adalet İstatistiklerinde düşme kararlarına artık ayrıca yer verilmeyip, diğer kararlar altında “düşme, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın reddi vb. kararları” olarak yer almaktadır).

Cumhuriyet Savcılıklarında daimî arama kararı verilen dosya sayısı (2015-2024)

2015

2017

2019

2020

2021

2022

2023

2024

3 072 040

3 497 345

3 716 937

3 742 386

3 796 239

3 731 780

3,771,819

3,890,014

Faili meçhul-daimî arama kararı: Suçun failinin tespit edilemediği durumda suç için kanunda belirtilen zamanaşımı süresinde kollukça suçun failinin araştırılmasının devamı için yazılan karardır.

Ceza mahkemelerinde karara bağlanan dosyaların açıldıkları yıllara göre dağılımı, 2024

Toplam

2017 ve öncesi

2018

2019

2020

2021

2022

2023

2024

2,370,913

14,095

7,127

13,511

19,042

51,551

182,011

758,384

1,325,192

2024 yılında ceza mahkemelerinde karar verilen davaların %0,59’i yedi yıl ve öncesi açılmış olduğu, bu oranın ağır cezalık işler %0,51, asliye cezalık işlerde ise %0,62 olduğu saptanıştır.

Ceza mahkemelerinde devreden dosyaların açıldıkları yıllara göre dağılımı, 2024

Toplam

2017 ve öncesi

2018

2019

2020

2021

2022

2023

2024

1,548,772

24 380

13 996

20 374

21 240

40 560

84 087

214 522

1 129 613

2024 yılında ceza mahkemelerinde devreden dosyaları %1,57’si yedi yıl ve öncesi ne ait olduğu, bu oranın ağır cezalık işlerde %3.03, asliye cezalık işlerde ise %1,28 olduğu saptanıştır.

Bölge Adliye Mahkemeleri

2017 yılında bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerine gelen dosya sayısı (geçen yıldan devir ve yıl içinde açılan toplam dosya sayısı) 318 068 iken, %341,7'lik artış oranı ile 2025 yılında 1 404 880 olmuştur. Bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerinin son on yıllık çalışma trendine bakıldığında; gelen dosya sayısında artış olduğu görülmektedir. Bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerine gelen dosya sayısı (geçen yıldan devir, yıl içinde açılan ve bozularak gelen toplam dosya sayısı) ise 329 196 iken, %314,9'luk artış oranı ile 2025 yılında 1,365,867 olmuştur.

Bölge adliye mahkemeleri çıkan dosyaların gelen dosyalara oranı, %, 2017-2024

2017

2018

2019

2020

2021

2022

2023

2024

Ceza Daireleri

78,1

60,3

52,0

54,1

61,1

62,1

60,4

57,4

Hukuk Daireleri

65,6

55,8

51,1

48,0

51,2

49,5

47,2

47,3

Bölge adliye mahkemeleri çıkan dosyaların gelen dosyalara oranı, %, 2016-2025

2017

2018

2019

2020

2021

2022

2023

2024

2025

Bölge Adliye

71,7

58,0

51,5

51,1

56,1

55,4

53,2

52,1

51,4

Ceza Daireleri

78,1

60,3

52,0

54,1

61,1

62,1

60,4

57,4

54,5

Hukuk Daireleri

65,6

55,8

51,1

48,0

51,2

49,5

47,2

47,3

48,2

Bölge adliye mahkemeleri dosya sayıları, 2025

Toplam

Karara bağlanan

Gelecek yıla devir

%

Türkiye

2 770 747

1 423 116

1 347 631

48,6

Ceza Daireleri

1 404 880

765 205

639 675

45,5

Hukuk Daireleri

1 365 867

657 911

707 956

51,8

Not. Adalet İstatistikleri 2025 yayınında Bölge Adliye Mahkemesi karar türüne(bozma/onamaya) göre veriye yer verilmemiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve ceza dairelerinde bulunan toplam 490,746 dosyadan %36,9'u sonuçlandırılarak karara bağlanmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve ceza dairelerince sonuçlandırılan dosyalardan %37,4'ünde onama, %24,3'ünde bozma, %9,6'sında gönderme, %8,4'ünde ret kararı verilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve hukuk dairelerinde bulunan toplam 181 320 dosyadan %65,1'i sonuçlandırılarak karara bağlanmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve hukuk dairelerince sonuçlandırılan dosyalardan %56,3'ünde onama, %14,6'sında bozma, %15,1'inde ret, %4,6'sında ise ilgili daireye gönderme kararı verilmiştir.

2025 yılı verilerine göre Yargıtay genel kurulları ve dava daireleri toplam kararları (318,957) dağılımı şöyledir:

Onama

160 891

%50,4

Bozma

68 388

%21,4

Bir bölüm onama/bozma

4 282

%1,3

İlgili Daireye

13 602

%4,2*

Geri çevirme

17 260

%5,4

Ret

25 747

%8,0

Diğer kararlar

28 787

%9,0

(*) Bu veri Yargıtay’da yıllardır süregelen kırtasiyecilik boyutunu da sergilemektedir.

Yargıtay Bşk. Ömer Kerkez’in 2025-2026 Adli Yıl Açılış Konuşması (3 Eylül 2025): Geçen yıldan bugüne Yargıtay’daki dosya sayımız 420 binlerden 300 binlere düşmüştür. Bir yüksek mahkeme için 300 bin dosya sayısı da aslında korkunç bir rakamdır. Sonuçta çalışma gününe tekabül eden dosya sayısı izahtan varestedir.

Hukuk ve Ceza Davaları Arasındaki Etkileşim

Hukuk davalarından özellikle gayrimenkulün aynına ilişkin davalar, haksız fiil davaları ile tedbir kararları, kanuni faiz/temerrüt faizinin gerçekçi olmayışı; makul sürede bitirilemeyen, psiko-sosyal gerilimi fazla olan davaların ceza adaleti için yeni işler yarattığı bilinmektedir. Nitekim, ABD'nin çoğu eyaletleri ile ekser devletler ceza adaleti sisteminde görülen kriz olgusunu etkileyen unsurlar arasında hukuk mahkemelerinin işlevsel açıdan etkisizliği de yer almaktadır. Bu saptama en son olarak Amerikan Barolar Birliği Başkanı R. William Ide III tarafından ABD'deki Hukuk Yargılaması Zirve Toplantısında (17-18/12/1993) "Hukuk yargılama sisteminin etkililiği arttıkça ceza adaletine ihtiyaç azalacaktır" deyişi ile dile getirilmiştir. Türkiye'de bölgeler itibariyle 100.000 nüfusa düşen 1994 yılı dava sayılarına bakıldığında hukuk ve ceza davaları arasında saptanan olumlu korelasyonun (0.97) bu tezi doğruladığı görülmekte; aynı saptamaya aşağıdaki 2008-2016 tarihlerini içeren ceza-hukuk mahkemeleri grafik çizelgesinde de tanık olunmaktadır. Öte yandan, ülkede ceza davalarının da dava doğurduğuna (örneğin bir müessir fiil davası çıkışında adam öldürme eylemine) tanık olunmaktadır. 8 Ülkemiz açısından önemli bir parametre de kişilerde hukuk bilinci/adalet duygusu ahlakının gelişmemiş olmasıdır.

1744611737S-5

Kaynak: UYAP İstatistik Bilgi Sistemi

Bu verilerinde kanıtladığı üzere, Türk yargı sistemine olan yüksek talep hiçbir azalma belirtisi göstermediğinden yargı sisteminin işleyişini ve etkililiğini geliştirme ihtiyacı güncelliğini korumaktadır.

Hukuk davaları (örneğin gayrimenkulün aynına ilişkin davalar ile tedbir kararları, makul sürede bitirile- meyen, psiko-sosyal gerilimi fazla olan davaların) ceza adaleti için yeni işler yarattığı gibi ceza davalarının da (örneğin adam öldürme/yaralama) hukuk davaları doğurduğuna tanık olunmaktadır. Özetle, hukuk ve ceza davaları karşılıklı etkileşim içindedirler.

Yargının Etkinliği

Yargının etkinliğine teorik olarak bakıldığında ideal yargı denklemi diye formüle ettiğimiz şu eşitlikte saklı bulunmaktadır:

Maddi Gerçek x Norm = Adil Yargılanma x Dava Yönetimi x Makul Süre

Bu denklemdeki parametrik işlevler gerçekleştiğinde etkili ve kaliteli adalet fikri zamanla toplumda yer edecek, bunun getirisi ile adalete olan saygı pekiştirilecek ve gelişen bu ortamda bireylerde hukuk bilincinin yer etmesi sonuç ürün olarak yer alacaktır. Sınırlı kaynakların olduğu bir zamanda yargısal yaşamın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, değişim mühendisliği yoluyla hizmet kalitesinin iyileşmesi ve maliyetlerin düşürülmesiyle mümkün olabilecektir. Bu bağlamda, yargının süratli ve etkili işlevine tanık olan potansiyel hak ihlalcileri ihtilafa sebebiyet vermekten kaçınacaklarından mahkemelerdeki ihtilaf sayısı da hissedilir ölçüde azalacaktır.

İşte, genelde mahkemeler ve özelde hukuk mahkemelerindeki etkinliğin (processing capacity) toplum- sal düzeni sağlamadaki işlevi çok önemlidir.9 Ne var ki, yıllar itibariyle ilamlı takip oranındaki düşüşler ve diğer göstergeler, hukuk mahkemelerinin etkinliği konusunda iyimser bir tablo sergilememektedir. Anılan ilişkinin ne derece ciddi olabileceğini göstermek üzere aşağıdaki iki gazete haberine yer verilmiştir:

Bir karış toprak için

Zonguldak’ın Gökçebey ilçesinde yaşayan S. ve B., evleri arasında bulunan yarım dönüm arazi nedeniyle mahkemelik oldu. Sonradan bir tartışmada edilen küfür sonrası B. evinden aldığı pompalı tüfekle ateş etti.5 çocuk sahibi S. çifti, vücutlarına isabet eden saçmalarla olay yerinde hayatlarını kaybetti.”

(Hürriyet,1/08/2011, s.3)

"Kan Davası-Barıştılar”

Şanlıurfa'da O. ve D. aileleri arasında 15 yıl önce bir arazi anlaşmazlığı yüzünden başlayan kan davası barışla noktalandı. Komşu köylerde oturan iki ailenin davasında, her iki taraftan toplam 3 kişi öldü. 6 kişi yaralandı. O. ve D. aileleri Birecik'te devlet görevlilerinin girişimleriyle barıştılar. (Sabah, 1/06/1996, s.5)

“Adaletin zedelendiği yerde toplumsal barışın, güvenin ve refahın da yara alacağı açıktır.” AYM Başkanı Kadir Özkaya

ABD'de kullanılan 10 CourTools ölçütü-Mahkemelerin performans hedeflerini netleştirmelerine, bir değerlendirme planı geliştirmelerine ve mahkeme yönetiminin kilit alanlarındaki başarılarını belgelemelerine yardımcı olmak için oluşturulmuş performans ölçütleridir. Ulusal Eyalet Mahkemeleri Merkezi (NCSC) tarafından geliştirilen on temel, kanıta dayalı performans ölçütüdür. Erişim, dava yönetimi ve kamu güveni de dahil olmak üzere mahkeme işlemlerini değerlendirmek için dengeli ve yönetilebilir bir çerçeve sağlamakta ve ABD genelindeki eyalet mahkemeleri tarafından yaygın olarak benimsenmiş bulunmaktadır.

Gerçekçi Yaklaşım

Her adli sistemin, işlenen tüm suçları saptayamadığı, kolluk güçlerince adliyeye intikal ettirilemediği varsayımına dayalı olduğu bilinmelidir. Aksi hal gerçekleştiğinde, tüm suçlar saptanıp, ceza adaleti süreci çalıştırıldığında, kolluk ve adliyenin iş yükü altında çökeceği veya sistem için yapılacak harcamalar tutarının sonuçta elde edilecek yararı sıfırlayacağı belirgindir. Bu nedenle, suç olmaktan çıkarılma (decriminalisation) ve idari para cezasına dönüştürülme (depenalisation) süreci dinamik bir nitelik kazanmalıdır. Ayıklama işlemi, kuşkusuz, özel hukuk ihtilafları için de (seçenek çözümlemelerle/ arabuluculuk ve tahkimle) geçerliliğini korumalıdır. Gerçekte, ihtilaf konusu işlemlerin toplumdaki tüm işlemlere oranının oldukça minimal olduğu görülmekte ise de yargının üstesinden gelebilecek miktarı sağlamak üzere, ceza/hukuk yargı sisteminde filtreleme işlevine öncelik verilmelidir (Avrupa Konseyi, Rec. 95/12).

Yargıya özgü sorunlar karşısında halkın adalete olan güven duygusunun sarsılması ve sonunda yitirilmesi riski göz ardı edilmemelidir.10

Evrensel nitelikte adalete özgü temel değerler arasında AİHS’de yer alan “makul süre içinde adil yargılanma hakkı” genel bir çerçevedir. Giriş bölümünde belirtildiği üzere, yargının etkinliği her zaman dile getirildiği gibi yalnızca bütçe olanaklarına indirgenecek bir olgu değildir.11 Bu konuda kültürel bir bilinç oluşturulması ve gelişen teknik ve teknoloji paralelinde bu bilincin hukuk eğitiminde pekiştirilme- sine ihtiyaç vardır. Nitekim, bazı ülkelerde yerleşik formal bir usul kültürü var iken, diğerlerinde dostane çözüm arayışları veya uzlaşmaya başvuru egemen olmuştur. Nitekim Japonya’da yargıya başvuru öncesi dostane çözüm yolu sıkça başvurulan bir yöntem olarak belirmektedir.

Yargılamanın işleyişine bakıldığında, genelde, hâkimler yalnız başlarına çalışıyor görüntüsü vermektedirler. Yalnız, hâkimlerin birbirlerinden öğrenecekleri çok şey olduğundan Ağır Ceza Merkezlerindeki mahkeme başkanları ve hâkimleri arasında düzenli toplantılar düzenlenerek uygulamalar, deneyimler ve içtihatlar konusunda fikir alışverişinde bulunulmalıdırlar. Bu uygulama içtihat farklılıklarının önünü almada da çok yararlı olacaktır. Bu gereksinme, hâkimlerin mesleki yükselmelerinde dayanak alınan “iş sayısı ve inceleme üzerine verilen notlar” çerçevesi 13/04/2011 tarihi itibariyle (6217 sayılı Kanun, 18.md) yalnızca “işlere” indirgendiğinden, daha belirgin olmaktadır.

Yinelersek, her işletme gibi yargısal işletmenin de etkililiği öncelikli bir sorundur. Önemli olan, adaleti etkin kılmanın ne olduğudur? Bu sorunun yanıtı ise yinelenen şu sorularda saklı bulunmaktadır: Mahkemeye başvuru olanağı olmayan veya karar için uzun yıllar bekleyen ya da kesinleşen kararı infaz edilmeyen kişiler için yargının etkililiğinden söz edilebilir mi? Bağımsız ve tarafsız bir yargıya başvuru, haklarını mahkemede savunma ve hükme bağlama olanağı ve etkili bir infazın yokluğu halinde hukukun üstünlüğü (rule of law) vitrin/boş/soyut bir kavram olmayacak mıdır? Adillikten yoksun bir yasa, yasa olmadığı gibi adillikten yoksun bir yargılama da yargılama olmayıp; yalnızca yargılama benzeri olacaktır. Yargı karşısında formal eşitlik ötesinde John Rawls’un (1921-2002) ayrım ilkesi (difference principle)uyarınca nitelikli eşitlik sağlanmadıkça adliyeler altı yıldızlı otellere dönüşecektir. Sonuçta, “Herkes kanunlar önünde eşittir, ama kanunlar herkese eşit uygulanmaz.”, “Hukuk her şeyin üstünde- dir. O yüzden herkes ulaşamaz”, “Hukuk herkesi bağlar; bazılarını ise çözer”, ve “Bilim başka, uygulama başkadır” gibi ters deyişler sosyolojik gerçekliklerini koruyacaktır. Bu bağlamda ceza yaptırımlarında de facto farklılık oldukça dikkat çekicidir.

Cezada oranlılık koşuluna (TCK Md.3,f.1) bakıldığında hafif suçlar için hafif cezalar öngörülürken, ağır suçlar için ağır cezalar öngörülmektedir. Alman Anayasa Mahkemesi kararlarında, kusur ilkesi ile oranlılık arasında çok yakın bir ilişki kurulmakta; öngörülen cezanın, eylemin ağırlığı ve failin kusurunun derecesi ile adil bir oranda bulunması gerektiği belirtilmektedir (BverfGE 17, 108/117).12

Orantılılık kavramının doğasından kaynaklanan sorunlar arasında dördü oldukça ön plandadır: 1. Hukukta yer alan muğlak tanımlar ile orantılılık teorileri; 2.Orantılılık ilkesi ile öteki yaptırım amaçları arasındaki uyuşmazlık; 3. Suç ve cezaya özgü farklı doğalar ve 4. Orantılılık ilkesi temelinde yatan niteliğin salt düşünce ve duyguların bir ifadesi olmasıdır. Türk Ceza Kanunu’nda “işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı” (madde 3-1) olması; Kanada Ceza Kanunu’nda (madde 718.1) “Yaptırım suçun şiddetine ve suçlunun sorumluluk derecesine orantılı olmalıdır” normu ile suçlunun sorumluluk derecesi eklenmiş ise de oranın ne olduğu veya böyle orantılı bir yaptırımın saptanabileceği TCK md.61-(1) düzenlemesi ile nispeten açıklık kazanmıştır. Sonuçta ceza yaptırımlarına özgü ideal orantılılık ve onun rolü üzerine akademik tartışmalar yoğunlaşmış; ödeşici orantılılık/retribution (Kant),13 yararcı orantılılık (Bentham)14 gibi teoriler ortaya çıkmıştır. Birincisinde cezanın olabildiğince suçun şiddetine göre belirlenmesi ve cezanın öteki amaçlarına az yer verilmesi söz konusu olurken, karşıtı olan yararcılıkta geçmişten çok önleme, ıslah ve toplumsal bedeli gibi bileşenlerle geleceğe yönelme egemen olmuştur. Bunun iki yanı vardır. Birincisi, sonlara özgü orantılıkla cezai hükmün amaçlarını takip bedelinin, toplum ve suçluya sağlanacak yararlardan fazlaca olup olmamasıdır. İkincisi ise, vasıta orantılılığı olarak, amaçlanan aynı yararın bedeli düşük seçenek yaptırımlarla sağlanıp sağlanamayacağıdır. Gerçek şudur ki, yaptırıma özgü gelecekte suçlardan arınmaya yönelik yararcı alternatif amaçların, suçlunun hak ettiği cezayı görmesi amacı ile uyumlaştırılamayacağı; suçun doğası ile yaptırımlar (özellikle hapis cezasının) doğasının o derece ayrık olması nedeniyle ikisini belli bir ölçüye göre anlamlı karşılaştırmamanın mümkün olamadığıdır. Mağdurun kaybı da çoğu hallerde karşılanamazken, suçlu (ve ailesi) için çekilen yalnızca acı söz konusu olmaktadır. Orantılılık kavramı açısından en uygun yaptırım türü olarak para cezası görünmektedir. Suçlunun neden olduğu mali kayıp karşılığı suçluya hükmedilmektedir. Ne var ki, para cezası gerektiren suç türleri çoğu hukuk sistemleri için ufak bir bölümü oluşturmaktadır.

Cezalarda eşitlik bağlamında ise, ceza yaptırımları uygulaması ile hükmedilen hürriyeti bağlayıcı ceza süresi bakımından ülkeler arasında farklılıklar olduğu gibi aynı ülkedeki mahkemeler arasında da farklılıklara tanık olunmaktadır.15 Bu tür ülke içi karşılaştırmalar Kanada, Avustralya, ABD, İngiltere ile Türkiye için yapılmış olup; İngiltere’de otuz sulh ceza mahkemesini kapsayan çalışmada;16 bir mahkemenin, önüne gelen suçluların %46’sını para cezasına mahkum ettiği, diğerinde para cezası uygulamasının %76’ya ulaştığı; hürriyeti bağlayıcı ceza uygulamasında ise, mahkemeler arasındaki değişimin %3 ile %19 arasında olduğu saptanmıştır. Ne var ki, anılan mahkemelerde yıllar itibariyle bir değişime tanık olunmamıştır. Türkiye’de ceza uygulaması bakımından mahkemeler arasında görülen farklılığa ise, özellikle kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaya seçenek ceza ve tedbirlerin uygulanmasında tanık olunmuştur.

Cezalardaki bu farklılıklar kararların insanlar tarafından verilmesinin kaçınılmaz sonucudur: Cezai hüküm, insana özgü bir süreç olarak adli sürecin sınırları içerisinde takdiri bir uygulamadır. Bu süreç genelde bireysel ağırlık puanı verilemeyen çoğu mülahazalar veya değişkenlerin dengelenmesini gerektirmektedir. Bu bağlamda hâkim, suçlu ve mağdurun karakteristiklerinin bilinç dışı etkileri ile suçlu davranışın irade edilmeyen sonuçları üzerine psikolojik araştırmalardan edinilen teorik bakışların olası etkileri de göz önüne alınmalıdır.

Ekseri araştırmalar, adli karar yapımcılarının aynı uyarıcı materyal karşısında ekseriya farklı kararlar verdiğini göstermiştir. Bu bağlamda aktör kişinin önemi vurgulanmıştır. İşte bu farklılıklardaki psiko-sosyal dinamikleri belirlemek üzere sesli düşünme yöntemiyle bir metropol adliyesindeki on Cumhuriyet savcısına (oldukça ciddi ve fazlaca zaman alıcı veya rutin nitelikte dosyalar dışında) verilen 10 hazırlık dosyasına ait işlemleri sesli düşünerek teybe kaydettirmeleri şeklinde bir araştırma projesi geliştirilebilir. Bu projede savcılarca söylenen her şeyin teybe alınması ve her bir dosyadaki sanık/lar hakkındaki kararın bir savcı tarafından verilmesi kararlaştırılabilir. Bu bağlamda, her savcının diğer dosyalar hakkında da (bir savcının izin, tatil ve hastalığı halinde diğerinin bakması düşünülerek) karar vermesi istenilebilir. Hollanda’da bu türde yapılan bir araştırma sonucuna göre, savcılar arasında bilgi işlenmesi sitili bakımından önemli farklılıklar saptanmıştır: Bazıları çok az bilgiye gerek duyarken; diğerlerinin, mevcut tüm bilgilerle donatılmasına karşın bazen karar vermede güçlük çektikleri görülmüş; genelde, savcıların karar vermek için ihtiyaç duydukları bilginin oldukça sınırlı olduğu; ekseri davalarda eldeki bilginin çok azı irdelenerek karar verilirken savcılar arasında önemli kişisel farklılıklar bulunduğu; yalnızca bazı davalarda sanığın kişiliği veya sosyal öz geçmişi hakkında ek bilgilere gerçekten ihtiyaç duyulduğu ve bu fazla bilgi ihtiyacının yalnızca daha fazla nesnel bilgi sağlamak istemi yanında emin olmadıkları veya istemedikleri bir kararı ertelemek istemiyle belirlendiği ortaya çıkmıştır. Bu araştırmada saptanan en önemli bulgu ise, bu karar işleminin zannedildiği kadar girift olmadığıdır.

Bu saptamalar sonrası teorik irdelemeler bağlamında, cezalarda de facto farklılığın neden sorun olduğuna bakıldığında iki temel nedenle karşılaşılmaktadır. Birincisi, adillik kavramının geleneksel olarak hukuk bağlamında insanların eşit işlem(treatment) görmesi gereğidir. Benzer suçlara hükmedilen yaptırımlar arasındaki büyük farklılık görülmesi “eşit işlem” ilkesini zedeleyecektir. Bazı ceza hukukçuları için farklılık hâkimlere verilen takdir yetkisi sonucudur. Öte yandan, klasik cezada hak ediş teorisyenleri, tretman eşitliğine odaklı ölçüt bağlamında her suça özgü sabit cezalarla takdirin sonlandırılması üzerinde ısrarla durmaktadırlar. Bu yaklaşımın en tipik örneği ABD’daki federal ceza kurallarıdır. Yalnız bu modelin de illüzyon yaratma ötesi bir işlevi olmayacak; takdirin kaldırılması halinde procrusten17 çıkarımları da kaçınılmaz olacaktır. Özetle, tutarlılık yaklaşımı yaptırımlar bakımından ABD’deki yaptırımlar rehberlik sistemlerinde olduğu gibi aritmetik bir tutarlılık olmayıp, salt amaç olarak belirmektedir.

Kuşkusuz, cezalarda eşitlik (nicelik) ne kadar sağlanırsa sağlansın; bu eşitliğin ancak görünüşte kalacağı unutulmamalıdır. Keza, her ceza yaptırımının etkisinin algılanışı; aynı duyarlığı gösterebilen hükümlüler açısından, Aydın-Yenihisar Cezaevi ile Silivri Cezaevinde çekilen birer günlük hürriyeti bağlayıcı cezanın (nitelik açısından) eş değerde olmaması gibi herkes için farklıdır.

İkincisi ise, farklılığın belirsizlik sorunu yaratabileceğidir. Bu durumda, kişilerin hükmedilecek ceza beklentilerini tahmin kapasitesi büyük ölçüde azalacak ve bunun ahlaki ve pratik çıkarımları olacaktır. Belirsizlik arttıkça yaptırımlar suçlular ve halk katında daha keyfi ve gayri adil algılanacaktır.18 Yalnız, geleneksel olarak, cezaların bireyselleştirilmesi, benzer suçların benzer şekilde işlem görmesi ilkesinin terki anlamına geldiği de göz ardı edilmemelidir.

Cezanın bireyselleştirilmesi sürecinde19 değişkenlerin belirlenmesi ile değerlerinin saptanması da göreceli eşitlik adına önem taşımaktadır. Kanada’da ceza yaptırım kararları üzerine iki istinaf mahkeme- sinde yapılan araştırmada, belli suçlular için uygun bir cezanın mahkemece belirlenmesinde etkili olan (on dokuz azaltıcı ve on yedi ağırlaştırıcı değişkenden) azaltıcı değişken olarak tanımlananlar arasında, suç itirafı, kollukla işbirliği, silah olmasına karşın kullanılmaması, suçlunun rolü, uyuşturucu ilaç/alkol, suçun spontaneliği, teşebbüs, sabıkasızlık kaydı, düzgün bir çalışma hayatı, uyuşturucu madde/ilaç türü ve miktarı, şiddete başvurmaması, zeka düşüklüğü, eğitimi, toplumdaki yeri, pişmanlık duygusu, evli olması ve ailevi öz geçmişi yer alırken, ağırlaştırıcı değişkenler ise, silah kullanımı, suçun ciddiyeti, uyuşturucu madde/ilaç ve alkol miktarı ve türü, sofistikelik derecesi, suçun toplumdaki sıklığı, taammüt, şiddet/zarar, mağdurun korunamaması, suçlunun lider olması, sabıka kaydı, çalıma yaşamı, yaşı, şiddete eğilimi, iyi bir aile özgeçmişi, profesyonel suçlu oluşu ve suç işlenmesi sırasındaki statüsü bulunmaktadır.20

İşte bu saptamalar ceza adaleti sisteminde kalite sorununa ilişkin bulunmaktadır. Hollanda’da 1999-2001 yılları arasında hâkimler, mahkeme personeli, Adalet Bakanlığı müşavirleri ve yargı kalitesi konusunda çalışan bir kuruluşun (Prisma) uzmanlarından oluşan bir proje grubu, yargı kalitesine yönelik Hollanda ölçümleme sistemini geliştirmiştir. Hollanda ölçümleme sistemi, verimlilik (mahkeme işlemlerinin zamanlaması), adli kalite (hukuk ve uzmanlık birliği) ve hâkimlerin (etik) davranışları (bağımsızlık, dürüstlük ve taraflara muamele) ile ilgili pek çok değerlendirme alanını içermektedir. Geliştirilen bu proje şimdi Rechtspraak modeli olarak anılmaktadır. Bu modelde, adli sistemin beş kalite alanında ölçülmesine olanaklı bir dizi gösterge ve ölçüm aracı bulunmaktadır: Bağımsızlık ve tarafsızlık, mahkeme işlemlerinin zamanlıca tamamlanması, hâkimlerin uzmanlığı, duruşmalarda taraflara yapılan muamele ve adli kalitedir.21 Bağımsızlık, tarafsızlık ve dürüstlük/adillik ile nitelendirilen bir yargı öteki sosyal kurumların varlık ve sağlığı için kritiktir. Kuşkusuz, bu değerler kendiliğinden belirgin olmayıp, eğitim ve bilinçlenme ile varlıklarını sürdürebilirler. Bu bağlamda yargı kültürü ve yargının bağımsızlık ruhu çok önemlidir. Hâkimler bu kültürü özenle korumalı ve bu kültüre sadık kalmalıdırlar. Özetle, yargılama sürecinde göz önüne alınacak husus yalnızca yargının "etkinliği" /”verimliliği” olmayıp, kalite de aynı derecede önemlidir-iki temel değer. Bu konudaki başlıca standart- lar beş performans alanı etrafında geliştirilmiştir: (1) Adalete erişim, (2) Hız ve zamanlılık- Gecikme çoğu zaman adaleti zedeler, (3) Eşitlik, adalet ve dürüstlük, (4) Bağımsızlık ve hesap verebilirlik ve (5) Kamu güveni ve itimadı.

Hız baskısının, düşünceli karar vermenin biraz daha yüksek hedefleriyle çeliştiği durumlar olabilir mi?

Mahkemeler adalet ve hakkaniyet sağlamadığı sürece, mahkeme verimliliği ve hızı ölçütlerinin çok değerli olmayacağı belirgindir. Adalet yerini buldu!' diyebilecek bir etkinlik termometresi şimdilik yok ise de istinaf/ temyizde bozulan dava sayısı bunlardan biri olabilir. Elbette, bu tür bir ölçüt dikkatlice kullanılmalı ve yüksek oranda bozma oranı, bir hâkimin yetkinliği sorgular olmalıdır.

Metodoloji konusunda, dava yargılama sürecini veya her davaya özgü adli harcamayı nesnel olarak ölçmek mümkün ise de bir yargılama sisteminin ne derece adil olduğunu veya kamuoyu gözünde meşru (legitimate) olup olmadığını nesnel açıdan ölçümlemek oldukça zordur. Kuşkusuz, bu konudaki tartışmalar sonuçta, konu edilen olgunun hangi ölçerle ölçüleceğini saptamak olacaktır. Ne var ki, öznel uzman değerlendirmesi/ puanlaması ile saptananların bir nesnellik/kesinlik illüzyonu yaratabileceği de göz ardı edilmemelidir.

Bu süreçte genel kabul gören aşağıdaki ölçütler göz önüne alınmalıdır:22

  • Geçerlilik. Belirteç, ölçülmesi istenilen sonucu doğrudan yansıtmakta mıdır?
  • Nesnellik. Ölçülecek şeyin tanımı kesin ve kuşkudan uzak mıdır?
  • Güvenilirlik. Zaman serisi içindeki veriler tutarlı veya mukayese edilebilir mi?
  • Pratiklik. Veriler, belli bir zaman diliminde ve makul bir harcama ile toplanabilir mi?
  • Yararlılık. Veriler, karar alımı ve öğrenim için yararlı olacak mı?
  • Sahiplenme. Taraflar/STK’lar bu belirtecin anlamlı bir kullanımı olduğunda fikir birliğindeler mi?

Kuşkusuz, yargının rolü gittikçe değişmektedir. XXI. yüzyıl hâkimleri güçlü hukuk bilgileri ötesinde davaları/yargılama süreçlerini makul sürede ve etkili bir biçimde kotarmağa ehil olmalıdırlar. Bu bağlamda en önemli olanın da önlerine gelen çok farklı kişilerle etkili bir iletişim kurabilmeleridir.

Özetle, yargı sisteminin etkililiğini değerlendirmek üzere hâkimlerin kendi kendilerini değerlendirmeleri ve bu değerlendirme sürecinde meslektaşları yanı sıra “dışarıdan” örneğin savcılar, avukatlar, hukuk fakültelerinin akademisyenleri ile ulusal veya uluslararası sivil toplum kuruluşları (STK’lar) tarafından da değerlendirmeye tabi tutulmaları, motive edilmeleri önerilmektedir (360º performans değerlendiril-mesi).23 Bu süreçte performansın nasıl yapıldığını tespit bağlamında şu iki sorunun (1.Neyi ölçmeliyiz? 2.Nasıl ölçmeliyiz?) yanıtlanması gerekmektedir. Bu değerlendirme, kuşkusuz, kurum saygınlığının (yargılama meşruiyetinin) onarılmasının tek yoludur. Bu değerlendirme için Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce derlenen Adalet İstatistikleri önemli bir kaynaktır. Yazarın genel müdürlüğünü yaptığı sürede adliyede ayni türden mahkemeler arasında mukayeseli verimlilik analizleri yapılarak mahkemelere gönderilmesi kayda değer bir uygulama olarak saptanmıştır.

Hükmedilen ceza yaptırımlarında görülen farklılıkları en aza indirgemek üzere Adalet Akademisinde hâkimler için konferanslar düzenlenerek; 50-60 kadar hâkimin beşer veya altışar gruplar halinde benzer ayrıntılar ile önemli ve tartışmalı konuları içeren 10-15 davayı kıdemli bir hâkim başkanlığın- da irdelemesi ve her hâkimin kendi saptayacağı cezayı gerekçeli olarak sunması; gruptaki tartışmalar ve sonuçların kaydedilerek genel kurulda uzman kişilerin(akademisyenler, psikiyatrlar ve penolog- ların) katılımıyla karşılaştırılması projesi geliştirilebilir.24

Uygulama

Uygulama kavramı, hukuk kurallarını belirli olgusal durumlara uygulamak için yorumlamayı ve uyarlamayı içerir. Bu genellikle, her bir davanın pratik, toplumsal ve insani gerçeklikleriyle yasal metinleri dengelemek için yasal yargı gerektirir. Hâkimler, avukatlar ve diğer hukuk profesyonelleri, adaletin adil, tarafsız ve yerleşik yasal ilkelere uygun şekilde uygulanmasını sağlayarak bu süreçte önemli bir rol oynarlar. Hukukun adil ve tarafsız uygulanması kavramı ise, yasaların bir toplumdaki tüm bireylere eşit ve kayırmacılık veya ayrımcılık yapılmadan uygulanması gerektiği fikrini ifade eder. Bu ilke, hukukun üstünlüğü nün hüküm sürdüğü demokratik toplumlar için temeldir. Herkesin hukuk altında eşit korumaya sahip olmasını ve adaletin adil ve tarafsız bir şekilde sağlanmasını sağlamaktadır.

Hukukun adil ve tarafsız uygulanmasını etkileyebilecek başlıca faktörler şunlardır: 1. Hukuk profesyonelleri için hukuk eğitimi ve öğretiminin kalitesi, 2. Yargı sistemlerinin toplumun tüm üyeleri için, marjinalleştirilmiş veya dezavantajlı olanlar da dahil olmak üzere, erişilebilirliği ve kullanılabilirliği, 3. Yargının bağımsızlık ve hesap verebilirlik derecesi de içermek üzere yargı sisteminin işlediği siyasi ortam, 4. İnsanların adalet algılarını ve adaletin nasıl sağlanması gerektiğine dair beklentilerini şekillendiren kültürel ve sosyal normlar, 5. Yargı sistemi, hukuki yardım hizmetleri ve cezaevleri için finansman gibi hukuk sis temini destekleyici kaynaklar, ve 6. Bireylerin hukuka uyma ve yargıya başvurma isteklerini etkileyebilecek yargı sistemi ve kurumlarına olan kamu güveni düzeyidir.

Uygulamalar değişebileceği gibi hiçbir uygulama (normları ve onların yorumları ile katılımcılar göz önüne alındığında) kusursuz derecede homojen veya içsel açıdan tutarlı değildir. Bu önermeyi kanıtlayan örnekler arasında, her adliyeye özgü kültürel yapı ile ceza mahkemeleri arasında aynı suç türüne ait mahkûmiyet/beraat oranlarındaki önemli farklılıklar yer almaktadır.26

Sonuç

Kurumlar ekonomik büyümede önemli bir rol oynar. Kurumsal verimlilik ülkeler arasında farklılık göstermekte ve büyüme oranlarında ve kişi başına düşen gelirdeki farklılıkların kritik bir açıklaması olarak hizmet edebilmektedir (Acemoglu vd., 2005).27 Buna ek olarak, ampirik literatür, refah ile düşük yolsuzluk seviyeleri, siyasi istikrar, ekonomik özgürlük, düzenleyici kalite ve medeni ve mülkiyet haklarının korunması arasında önemli bir ilişki olduğunu da göstermektedir. Gelişmiş kurumlara sahip ülkeler, kurumsal verimsizliklerle karakterize edilen ülkelere göre daha yüksek büyüme oranları sergileme eğilimindedir.

Hukuk ve ekonomi alanındaki literatüre dayanarak, yargı verimliliğinin yalnızca sosyal değerleri teşvik etmekle kalmayıp, aynı zamanda finansal piyasaların iyi işleyişi, girişimciliğe ve yatırıma destek ve şirket büyümesinin sürdürülmesi yoluyla büyümeyi de artırdığı öne sürülmektedir.

Bu bağlamda hukuk teknolojisi araçlarının ve yapay zekâ destekli programların hukuk usulünde kullanımı, modern ve verimli bir anayasal devlete doğru önemli bir adım olarak görülmektedir. Yargı, özellikle toplu davalarda artan verimlilikten faydalanabilir, ancak bu, anayasal olarak güvence altına alınmış usul haklarının pahasına olmamalıdır.

Yapay zekânın (AI) potansiyeli, yargı faaliyetinin öz imajını değiştirebilir; çünkü yapay zekâ yalnızca teknik bir yardımcı değil, aynı zamanda karar alma süreçlerini etkileyebilecek bağımsız bir araçtır. Bu nedenle, dijital çağda hâkimin rolü, yargı sorumluluğunu devretmeden yeniden tanımlanmalıdır.28

Yapay Zjaja

Yapay zekâ yardımıyla yargılama verimliliğinin artırılması

Daha fazla karar vericiyi işe almak mümkün değilse, en iyi çözüm, mevcut karar vericilerin yeteneklerini yapay zekâ yardımıyla geliştirmektir. Pilotlar rutin uçuş yönlerini yönetirken kritik kararlar üzerindeki kontrolü korumak için otomatik pilot sistemlerine güvendikleri gibi, hukuk uzmanları da yapay zekâyı kullanarak rutin görevleri hallederken davaların esas yönlerine odaklanabilirler. Yapay zekâ, veri odaklı içgörüler sağlayarak, ilgili emsalleri belirleyerek ve geçmiş verilere dayanarak potansiyel sonuçlar önererek karar vericilere yardımcı olabilir. Bu, karar vericilerin daha verimli çalışmasını ve daha bilinçli kararlar almasını sağlayarak, nihayetinde davaların çözülme süresini kısaltabilir. Kuşkusuz, yeni teknolojilerin kullanımı hakkında öğrenilecek çok şey vardır; bunlar arasında herhangi bir sorun için doğru teknolojik çözümün nasıl belirleneceği ve etkinliğin, faydaya göre maliyetin, personel eğitimi veya uzman personel istihdamı ihtiyacının ve anayasal korumaları gözeten uygun kullanımı sağlamak için yeni politika ve prosedürlerin nasıl değerlendirileceği yer almaktadır.29

İşte bu girişimlere önderlik edecek Adalet Komisyonlarında mahkeme sistemleri ve programları araştırmalarında uzmanlaşmış görevlilerle, sorun çözme odaklı mahkemelerin titiz değerlendirmelerini yürütme ve mahkeme sisteminin işleyişini, ihtiyaçlarını ve en iyi uygulamalarını anlamak için araştırmalar yapma konusunda uzun bir geçmişe sahip olmaları sağlanmalıdır. Web tabanlı anketler, yargı sistemi aktörleri ile yapılan görüşmelerle mahkeme sistemlerinin işleyişini ve doğruluğu değerlendirilmeli, iyileştirme ve sürdürülebilirlik için bilgi geliştirilmelidir.

Sistem düşüncesi özellikle şu durumlarda değerli hale gelmektedir:

· İyi tasarlanmış çözümlere rağmen sorunların devam etmesi,

· Birden fazla paydaş söz konusu olup ve bunların de facto olarak genellikle birbirleriyle çelişen hedefleri belirmesi, ve

· Değişim çabalarının, görünmez direnç veya uyumsuzluk nedeniyle sekteye uğratılması.

Sfasfl-4

Bu doğrultuda mevcut hukuk sistemine/uygulamasına eleştiri getiren, bunu rasyonellik ötesinde bilimsel olarak ortaya koyan özgün düşünürlere ve araştırıcılara ihtiyacımız olduğuna hiç kuşku duyulmamalıdır. Ne var ki, sistem hakkında kuşku duyabilmek için de kuşkunun sonradan kazanılan ve deneyimle keskinleşen bir yetenek olduğu bilinmelidir. Hukukta ve siyasette yaratıcı/yenilikçi potansiyel, çifte bilinçlilikle veya normdan sapma gösteren yaşam deneyimleriyle irtibatlıdır. Mevcut sistemin kendileri için iyi çalışmadığını görenlerde yenilik doğurma güdüsü daha güçlü olabilir. Ne var ki, hâkimler ile avukatlar üzerindeki iş yükü baskıları, onlarda bu türden yaratıcılığı törpülemekte ise de demokratik vatandaş olmanın ötesinde mesleki deontoloji gereği onlardan daha fazlası beklenmektedir.30

“Hukuksal etkinliklerinizde, özellikle, düşüncelerinizi sergilerken, eleştirirken, değerlendirmelerde bulunurken, demokrasi vazgeçilmez referansınız olmalıdır.”
Noam Chomsky

Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel

------------

1 Mustafa T. Yücel https://hukukihaber.net/Mahkemeler-Adalet-ve-Verimlilik

2 Bkz. Yargıtay. 1943-2017 Adli Yıl Açılış Konuşmaları, 2017, s.900: “Mevzuattaki düzenlemelerin yetersizliğinin de etkisiyle kamunun inisiyatif almaması sonucunda vatandaş, devletle davalı olmakta, buna bağlı olarak iş yükü de artmaktadır.” Ayrıca bkz. Mustafa T.Yücel. Türkiye’de Yargının Etkinliği: Gerçekte yönetim iyi çalışsa, kişilerin haklı istemlerini kabul etse ve/ya gereksiz/haksız dava açmasa, yukarıdaki oranlar önemli miktarda azalacağından mahkemeler, İstinaf ve Yargıtay’ın iş yükü de hissedilir ölçüde azalma gösterecektir3. Ne var ki, kamu kurum/tüzel kişilerin hukuk mahkemeleri iş yükündeki payı hiç de küçümsenmeyecek bir nicelik arz etmekte ve bu görünüm kamusal imajı yıpratmaktadır. Ayrıca bkz. P.Bieri. “Law Clerks in Sswitzerland-A Solution to Cope with Caseload?” Internatinal Journal for Court Administration, 7(2)ss.29-38, 2016: İsviçre yargı sisteminde önemli bir konuma sahip olan katipler oldukça çeşitli görevler üstlenmişlerdir. İş yükü artışına paralel olarak sayıları da artmakta ve çoğu adliyelerde, ülkemizde olduğu gibi, hâkim sayısından çok kâtip bulunmaktadır.

3 https://hukukihabr.net/İstinaf-yanlış-bir-proje-mi?

* İcra işlemlerinin etkili ve verimli şekilde sunulabilmesi ve icra dairelerinin kapasitesinin güçlendirilmesi amacıyla "İcra Dairelerinin Etkinliğinin Arttırılması Devam Projesi hazırlanmış ve uygulanmaya başlanmıştır.-İcra İşleri Dairesi Başkanlığı

4 “The Impact of Court Case Management Systems on Judicial Efficiency” International Journal of Court Administration, Vol.16 Issue:3, 2026. Efficiency and quality of judicial systems under pressure? Lessons learned from Europe (speech to be presented at the International Conference on Litigation costs and Funding, University of Oxford: 6 and 7 July 20091) Dr. Pim Albers Special advisor CEPEJ Council of Europe. Modern Methods of Assessing The effectiveness of the court YouTube

5 Özel ceza yasaları düzenlemesi yapılan meşru bir faaliyetin gayri meşru şekilde yapılması olarak tasvir edilebilir. Kuşkusuz, bazı özel yasalara örneğin sermaye piyasasına aykırı eylemlerin niteliği ahlaki açıdan verdiği zarar açısından geleneksel bazı yanlışlardan daha kötü olabilmektedir.

Özel ceza yasaların gerçek infazı sürecinde a) Tasarlanan amaçlara ne derece hizmet ettiği, b) Ceza kanunu infazı açısından olumsuz etkilerini de içermek üzere çeşitli türden önemli derecede bedelleri olabileceği hiç irdelendi mi?

6 Mustafa T.Yücel. “Adli Yargıda Makul Süre Felsefesi ve Matematiği” TBBD 2014; ayrıca bkz.O.Dolu,H.Büker ve Ş.Uludağ. “Türk Ceza Adaleti Sisteminin Caydırıcılık Kapasitesi …” AÜHFD C.61, Sayı 1, 2102 ss.69-106. M. Atılgan ve S. Işık Cezasızlık Zırhını Aşmak: Türkiye’de Güvenlik Güçleri ve Hak İhlalleri, TESEV, Haziran 2011, ss.61-63. Zamanaşımı ve sorumluların cezasız kalması için bkz. Anayasa Mah.Kararı: Başvuru no.2020/8844, Karar t. 26/07/2022 Burcu Demirkaya-Yücel Demirkaya. İngiltere ve Galler’de zamanaşımı ile düşme yoktur.

7 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Cumhuriyet savcılarının hazırlık soruşturmalarında noksanlıklara yol açmalarını insan haklarının ihlali olarak kabul edip, Ülkemizi yüksek miktarlarda tazminat ödemeye mahkûm etmektedir. Özellikle, Cumhuriyet savcıları tarafından;

1) Güvenlik güçleri hakkında kötü muamele ihbarlarına ilişkin olaylarda, suç mağdurlarının ifadelerinin alınmadığı, kötü muamele iddia ve emarelerine gerekli dikkat ve özenin gösterilmediği, kolluk ile ilgili şikâyet veya soruşturmaların yeterince aydınlatılmadan sonuçlandırıldığı,

2) Hazırlık soruşturulmalarında gerekli araştırmanın süratle yapılmayıp, olayla ilgili müşteki, mağdur ve tanık ifadelerinin saptanmasında gecikmelere yol açıldığı, bilgi sahibi olmayan kişilerin imzaladığı tutanakların yasal işlemlere dayanak yapıldığı,

3) Gözaltı kayıtlarının incelenmediği, gözaltındaki şahısların yetersiz olan muayene ve doktor raporları ile yetinildiği, güvenlik güçlerince kendilerine sunulan belgelerdeki çelişkiler, tutarsızlık ve boşluklar konusunda yeterli araştırma yapılmadığı, olayla ilgili kollukça düzenlenen tutanaklardaki eksiklerin giderilmediği ve olay yeri fotoğraflarının çektirilmediği,

4) Otopsi tutanaklarının gerekli ayrıntıyı içermediği, otopsi fotoğraflarının çektirilmesinde fazla duyarlı davranılmadığı,

5) Gerekli deliller toplanmadan takipsizlik ve yetkisizlik kararları verildiği, dilekçe sahiplerine ve suçtan zarar görenlere
soruşturma sonuçlarının bildirilmediği belirtilerek, bu ve benzeri davranışları insan haklarının ihlali olarak
nitelendirilmektedir (Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 01/01/2006 tarih ve 4 sayılı Genelgesi).

Ayrıca bkz. İ.Berkan. “Sanıklar değişir ama polisin yöntemleri hiç değişmez…” Hürriyet (20/12/2013) s.10; TESEV. Toplum ve Polis: Türkiye’de Polise Güven Araştırması, 2015. K. Gözler. İnsan Hakları Hukuku, Ekin, 2017. Ülkeler bazında ihlal kararları dağılımım için bkz. European Court of Human Rights judgments, 2017. 2012-2016 yılları arasında AİHM tarafından verilen ihlal kararları nedeniyle Türkiye’nin ödediği tazminat miktarı 32.4 milyon euro’dur: Milliyet (4/10/2017) s.22. Ayrıca bkz. Adalet Bakanlığı. İnsan Hakları Eylem Planı, Mart 2021; S. Ergin. “İnsan Hakları Eylem Planı’na Nasıl Bakalım?” Hürriyet (4/03/2021) s.12; S. Ergin. “İnsan Hakları Eylem Planı okumanın kaçınılmaz duygusal karmaşası” Hürriyet (5/03/2021). s.10. Kolluğun demokratik toplumlardaki rolü için bkz. J.H. Skolnick. Justice without trial-Demokratik toplumda hukuk uygulaması, 4. Bası, 2011. Bkz. Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Yargı-Reformu-ve-Demokrasi-Sosyolojik-Yaklaşım

8 “Yaralama davası çıkışında cinayet” Hürriyet (15/12/2012) s.4.

9 HSK. Yargının Etkinliği Bürosu 2024 Yılı Faaliyet Raporu. Demirhan Burak ÇELİK. “Türkiye’de Yargının Verimliliği, Etkinliği ve Niteliği Üzerine Kimi Gözlemler” Finans Politik & Ekonomik Yorumlar 2015 Cilt: 52 Sayı: 610, ss.77-88.

10 ICJ. Turkey: The Judicial System in Peril-A briefing paper, 2016, s.22 “Yürütme organının veya diğer siyasi çıkarların Türk yargısı üzerindeki aşırı etkisi sorunu, karmaşık, köklü ve onlarca yıldır süregelen bir sorun olmakla birlikte, son zamanlarda yeni bir ciddiyet seviyesine ulaşmıştır. 2014'ten bu yana, hakimlerin, savcıların ve avukatların zaten zedelenmiş olan bağımsızlığını daha da aşındıran yasal ve pratik önlemler, hukukun üstünlüğünü giderek daha kırılgan ve güvenilmez hale getirmiştir”.

11 İyi yapılandırılmış ve yeterli fonlanmış bir adalet sistemi bütçesi, güvenilir ve verimli bir adalet için elzemdir. Mali istikrar ve sürdürülebilirlik, yargı bağımsızlığını sağlar ve hâkimlerin etki altında kalmadan karar vermelerine olanak tanır. Yeterli fonlama ayrıca verimli mahkeme işlemlerine, davaların zamanında işlenmesine ve adalete erişimin güçlendirilmesine katkıda bulunur. Ayrıca adli yardım hizmetlerini destekler ve adalete daha iyi erişimi teşvik eder. Türkiye'nin Gidişatı ve Yargıya Güven -Ekim 2025- Her dört kişiden üçü yargının kötüye gittiğini düşünüyor. Yargı ve adalet sisteminin gidişatı’ için “iyiye gidiyor” diyenler % 22, “kötüye gidiyor” diyenler %75, “Fikrim yok” diyenler %3.

12 Suç ve ceza arasında adalete uygun bir oranın bulunup bulunmadığının saptanmasında o suçun toplumda yarattığı infial ve etki, kişiler üzerinde oluşturduğu tehlike, zarar görenin kişiliği ile ona verilen zararın azlığı veya çokluğu, işlenme oranındaki azalma veya artış gibi faktörlerin de dikkate alınması gerekir (Anayasa Mahkemesi Esas Sayısı :2013/14, Karar Sayısı :2013/56 Karar Günü :10/04/2013).

13Mahkemece yalnızca suçlunun kendisi ve toplumun bir diğer iyiliğini geliştirme vasıtası olarak cezaya asla hükmedilemez. Ceza her zaman yalnızca bir suç karşılığı olmalıdır. İnsan hiçbir zaman diğer amaçlara vasıta olarak veya şeylere ilişkin hak objeleri arasında yer alamaz: Hükümle sivil kişiliğinin yitirilebilmesine karşın onun doğal kişiliği kendisini bundan korumaktadır. Ona verilen cezadan kendisi veya vatandaşlardan herhangi biri için yarar çıkarılması öncesi ilk önce suçlu ve cezalandırılır bulunmalıdır.” I. Kant. Philosophy of Law (Trans. by W.Hastie), Edinburg, 1887, p.198; The Metaphysics of Morals:Essays in the Legal Philosophy and Moral Pyschology (M.Gregor ed.&trans) Cambridge University Press, 1996, (333),ss.140-41.Ayrıca bkz. M.T.Yücel. Hukuk Felsefesi, 2017, s. 259. Suç ve ceza arasında adalete uygun bir oranın bulunup bulunmadığının saptanmasında o suçun toplumda yarattığı infial ve etki, kişiler üzerinde oluşturduğu tehlike, zarar görenin kişiliği ile ona verilen zararın azlığı veya çokluğu, işlenme oranındaki azalma veya artış gibi faktörlerin de dikkate alınması gerekir (Anayasa Mahkemesi Esas Sayısı :2013/14, Karar Sayısı :2013/56 Karar Günü :10/04/2013).

14 Bentham, cezaların düzenlenmesine egemen olacak şu kuralları formüle etti:

1. Suç için saptanan ceza değeri, hiçbir halde, suçun sağladığı yararı gidermek için yeterli olandan az olmamalıdır.

2. Suçun neden olduğu zararın büyüklüğü oranında ceza bağlamındaki bedel de büyük olmalıdır.

3. İki suçun cezası karşılaştırıldığında, daha ağır suç için öngörülen ceza insanı hafif suçu işlemeye yöneltici yeterlikte vazedilmelidir. Aksi takdirde, bir suçlu ırzına geçtiği mağduru öldürebilir.

Marjinal caydırma kuramı: Para elde etmek için hırsızlık, adam öldürme veya yangın çıkartma arasında bir seçim yapmak konumunda olan bir kişiye yasaca daha ağır bir suç işlemekten kaçınmak için saik sağlamalıdır. Yasada ağır suç için daha ağır bir ceza ön- görüldüğünde böyle bir saike sahip olunacak ve ceza miktarları karşılaştırılacaktır. Bu suçların hepsi için ağır ceza var olduğunda ise, karşılaştırılacak bir şey olmadığından, kişi işlenmesi kolay ve yakalanma olasılığı en az olan suçu seçme özgürlüğü içinde olacaktır. Bkz. Güvel, E.A. Suç ve Ceza Ekonomisi Roma Yayınları Ankara, 2004, s.74. Ayrıca bkz. R. Nozick. Anarşi, Devlet ve Ütopya İst. Bilgi Üniv. Yayını, Aralık 2000, ss.97-10; J. Bentham. Principles of Morals and Legislation A Dolphın Books,1961, ss.162-168.

15 H. Melissa. “Sentencing disparities” British Journal of American Legal Studies, Vol 6, S.2, ss.177-224,2017: Yaptırımlarda dayanaktan yoksun farklılıklar bir sorun olarak karşımı- za çıkmaktadır. Bu farklılığı gidermek üzere İngiltere’de Cezalandırma Konseyi (Sentencing Council) Cezalandırma Yönergeleri" düzenlemektedir. İngiltere’de bu yönergeler bağlamında standart bir uygulama sağlamak üzere 2020 tarihli Sentencing Act’in 59. maddesine göre, cezaya hükmetme ilkeleri saptanmıştır:

Madde 59. Hüküm verme yönergeleri: Mahkemenin genel görevi

(1) Her mahkeme—

(a) Bir suçluya ceza hükmederken, failin durumuyla ilgili olan herhangi bir ceza yönergesine uymalı ve

(b) Suçluların cezalandırılmasıyla ilgili diğer herhangi bir işlevi yerine getirirken, mahkeme adaletin çıkarlarına aykırı
olacağına ikna olmadıkça, işlevin yerine getirilmesiyle ilgili herhangi bir cezalandırma yönergesine uymalıdır.

16 İngiltere’de sulh ceza mahkemesi (magistrate court) sayısı 200, ağır ceza mahkeme (crown court) sayısı ise 80’dir.

17 Procrustes isimli bir iblisin efsanesini hatırlamak yararlı olacaktır. Herkes yatağa uyduruldu; ama, boyu kısa olanların boyu uzatılarak; uzun olanlarında fazlalığı kesilerek sağlandı. Hikâyenin bu bağlamdaki önemi hukuk teorisi sınıflandırmalarını ekseriya Procrustean yataklar dizini olarak görüp, her görüş ve argümanı, materyalin nasıl çarptırıldığına bakılmaksızın, ona uydurmak dürtüsünün varlığıdır. Materyalin bu şekilde çarptırılması sizin onu anlamanızı da çarpıtacağından bu dürtüye karşı konulmalıdır. Daha gerçekçi bir seçenek, düşünsel dürüstlük gereği Procustean yataklarından kaçınmanın bedeli olan tutarsızlığı kabul edebilmekte veya karşıt bir anlatımla, Amerikan şairi Ralp Waldo Emerson’un meşhur deyişi ile “aptalca bir tutarlılık, küçük beyinlerin muzipliği olmaktadır”.

18 Bkz. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere Hükmedilen Ceza Yaptırımlarında Tutarlılık üzerine R(92) 17 sayılı Tavsiye Kararı: Özel davalarda uygulanacak yaptırım temellendirmesinde fazlaca belirsizlik veya çatışmaya yer vermemek için yaptırıma özgü temellendirmeler/amaçlar kanunda açıkça belirtilmelidir. Ayrıca bkz. M.T.Yücel. Yeni Türk Ceza Siyaseti, İmge, 2011; M.L.Miller “Sentencing Equality Pathology” Emory Law Journal, Vol.54, 2004; M.Tonry. “Determinants of Penal Policies” 36 Crime and Justice 1, 2007, ss.1-49.

19 Bkz. M.T.Yücel. “Kural- Bireyselleştirme” Hukuk Felsefesi, Ank., 2026.

20 S.Benzvy-Miller. An Empirical Study of the use of Mitigating and Aggravating Factors in Sentence Apeals in Alberta and Quebec from 1980 to 1985, Ottowa: Department of Justice, Canada, 1988, s.32. Ayrıca bkz. L.T. Wilkins. Consumerist Criminology, London: Heinemann, 1984.

21 İzleme modelleri/metotları için bkz. Chr.Mıchelsen Institute(CMI) Bergen, U4 Issue 2009:12 ss.15-17; Measuring Progress Toward Safety and Justice: A Global Guide to the Design of Performance Indicators Across the Justice Sector, Vera Institute of Justice, 2004. www.vera.org/indicators ; Practices and Promise in Nine European Countries http://www. ejls.eu/2/30UK.pdf. Ayrıca bkz. US Trial Court Performance Standards and Measurement System (22 standart/62 tedbir) http://www.ojp.usdoj.gov/BJA ; Bkz. N.Gürelli “Düşünce Bağımlılığı ile Bağımsız Yargıya Varmak” Güncel Hukuk (Şubat 2005) Sayı.1-4, s.9: “Düşünce bağımlılığı içinde bağımsız yargı hayata geçirilebilir mi?” Ayrıca bkz. Council of Europe. Measuring the quality of justice–Guide,2017.

Kollukta bağımsızlık: İl emniyet müdürü ancak davranış ve disiplin nedeniyle görevinden alınmayıp, İç İşleri Bakanının kaprisi ile görevinden uzaklaştırıldığında gelecek müdür peşinen bir kabullenme konumuna girmekte; soruşturmaya başlayıp başlamama konusunda özgürce davranma yetisinden uzaklaşmaktadır. İşte ceza adaleti sistemi kapsamında girdi kontrolünde kilit rol oynayan kolluk güçleri açısından bağımsızlık hâkimlerin bağımsızlığı kadar gereklidir (Yazarın notu). Ayrıca bkz. AİHM 21722/11 nolu Karar. Ayrıca bkz. “yargı sistemlerinin değerlendirilmesine yönelik program” Adalet Bakanlığı ve Avrupa Konseyi. Avrupa Yargı Sistemleri, 2009, ss.286-310.

22 Bkz. R.Binnendijk. Result-based Management in Development Cooperation Agencies: a review of experience, Paris: OECD-DAC, 2000, s.6. Avrupa Konseyi ve Türkiye Cumhuriyeti Yargıtay Başkanlığı. Yüksek Performanslı Mahkeme Çerçevesi, 2021. Dr. Brian Ostrom, Proje Yöneticisi Dr. Roger Hanson.

23 Bkz. A. Yıldız. “Adalet Hizmetlerinde Performans Ölçümü” Uluslararası Yargı Sempozyumu (2-3 Nisan 2012) Marriot Otel, Ankara; C.Veljanowski. The Economics of Law, 2. Bası, The Institute of Economic Affair, 2006.

24 Almanya’da 1860 yılından itibaren her iki yılda bir “Alman Hukukçular Konferansı” yer almaktadır.

26 Mustafa T. Yücel. Hukuk Felsefesinin İşlevi, Yetkin, 2026, ss. 166-169.

27 “Harvard Law Journal (2024) yayınında 134 ülke üzerine 1984-2019 verisi ile yapılan araştırma, hukukun üstünlüğü ile ekonomik büyüme arasında bağın çok güçlü olduğunu ortaya koymakta, (0-1 aralığındaki) endeksteki yüzde 10’luk bir artışın kişi başı geliri yaklaşık yüzde 3,5 ile yüzde 4.2 artırdığını göstermektedir. Kurumsal kalitedeki (hukuk, yargı bağımsızlığı gibi) aynı orandaki artış ise ekonomik büyüme hızını 0.2-0.4 yüzde puan iyileştirmektedir (IMF Working Paper, 2023). Tüm bu araştırma sonuçlarının kişi başı geliri ortalama ne kadar artırdığını da görmek önemli olabilir. Hukukun üstünlüğündeki 0.1 puanlık artışın (Türkiye için 0.4’ten 0.5’e çıkması) cebinize ek yıllık 600 dolar daha fazla gelir koymaktadır. Sadece parasal yaklaşım değil konu olan. Aynı sonuçlar sosyal hayattaki tüm diğer gelişmeleri de yukarılara taşımaktadır”. Veysel Ulusoy. “Hukukun üstünlüğü, ekonomik büyüme... Osimhen ve Mario Lemina örneği” Cumhuriyet (16/11/2025). Erica Bosio. Improving the efficiency of courts can boost a country’s economic growth, (Mahkemelerin verimliliğinin artırılması bir ülkenin ekonomik büyümesini artırabilir) January 23, 2025-World Bank Blogs.

28 EUROPEAN COMMISSION FOR THE EFFICIENCY OF JUSTICE (CEPEJ) European ethical Charter on the use of Artificial Intelligence in judicial systems and their environment Adopted at the 31st plenary meeting of the CEPEJ (Strasbourg, 3-4 December 2018). Bkz. s.41: How is AI to be applied in civil, commercial and administrative justice? Cultivating Judicial Leadership in the tech Evolution of Courts Youtube Ayrıca bkz. JULLA. ARTIFICIAL INTELLIGENCE, JUDICIAL DECISION-MAKING AND FUNDAMENTAL RIGHTS, 2024. European judicial systems CEPEJ Evaluation Report 2024 Evaluation cycle (2022 data)

29 Yargıda yapay zekânın uygulanmasının başlıca zorlukları şunlardır:

• Algoritmalardaki önyargı: Yapay zekâ sistemleri, toplumsal önyargıları içerebilen geçmiş verilerden öğrenir. Bu, istemeden de olsa haksız kararların devam etmesine yol açabilir.

• Hesap verebilirlik eksikliği: Bir yapay zekâ aracı bir kararı etkilediğinde kim sorumludur? Açık hesap verebilirlik çerçeveleri şarttır.

• Şeffaflık sorunu: Yapay zekâ karar alma süreçleri genellikle şeffaf değildir ve paydaşların sonuçlara nasıl ulaşıldığını anlamasını zorlaştırır. Ayrıca bkz. Gülay Erdemli. “Yargının ‘sessiz’ dönüşümü” Karar (18/04/2026):. Mesele robot hâkim değil mesele kararın çevresinin giderek yazılıma devredilmesi! Hâkimden önce karar veren gizli güç YouTube

30 Taha Akyol. “Hukuk buhranı” Karar (9/11/2025). Sedat Ergin “Bir fotoğrafın Türk yargısı hakkında bize anlattıkları” Oksijen (10/11/2025). Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Bütçe-ve-Yargının-Etkililiği