ÖZET.
Yayımlanan ilk halinde meşru Müdafaa kavramı üzerinde etraflıca durulmuştu. Bu çalışma ile de mahkemelerin neredeyse uygulamaktan kaçındıkları Türk Ceza Kanunu’nun 27/2 inci maddesinde zikredilen meşru müdafaa sınırının aşılması durumunda ortaya çıkan kusurluluk hali yorumlanacaktır. Niteliği gereği korunan hukukî yarar ve müeyyidesi kapsamında kusurluluk durumu ve savunma ile saldırı arasındaki dengenin bozularak sınırın aşılması hususu Yargıtay içtihatları ve doktrin görüşleri de nazara alınarak değerlendirilmiştir.
I. GİRİŞ.
Henüz gerçekleşmemekle beraber çok yakın bir zamanda oluşacağına dair kuvvetli emareleri bulunan ya da el’an gerçekleşmekte olan haksız bir saldırı karşısında kendisini veya üçüncü bir kimseyi maruz kalınan saldırıyı def etmeye yönelik hareketler de hukuken korunan eylemlerdir. Hemen bütün hukuk sistemlerinde bu nedenle meşru müdafaa evrensel bir hukuka
Kanun metninde “her türlü hakka yöneltilmiş bir haksız saldırı” baz alınmakla meşru müdafaa kavramının sınırları geniş tutulduğu gözlenmiştir [1]. Yargıtay Meşru müdafaayı öteden beri şöyle tanımlamaktadır: “Yasal savunma failin ağır ve haksız bir saldırıyı kendisinden veya başkalarından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepkidir... sınırın aşılmasından söz edilebilmesi için, failin iradesinin savunmaya yönelik olması veya kendisini veya üçüncü kişileri savunma zaruretinde bulunması gerekir” [2].
Bununla birlikte; Türk hukuk sisteminde savunma yapan kişinin, saldırıyı durdurmak için aranan ölçüyü aşması durumunda "meşru müdafaada sınırın aşılması" ya da “savunmada tecavüz” kavramı nazara alınmaktadır. Varılan bu sonuçta meşru müdafaa sınırının mazur görülecek ölçüde aşılması durumunda her ne kadar da eylem suç olarak kabul edilse bile, bir “kusursuzluk hâlinden” söz edilerek TCK’nin 27/1 inci maddesine göre cezada altıda birden üçte bire kadar indirim düşünülecektir. Şayet TCK’nin 27/2 nci maddesindeki meşru savunmada sınırın aşılması/kusurluluk mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telâştan meydana gelmiş ise faile CMK’nin 223/3-c maddesi uyarınca “ceza verilmesine yer olmadığına” hükmetmek gerekecektir [3].
II. MEŞRU SAVUNMADA SINIRIN AŞILMASI
1- Savunmanın Saldırıyla Orantılı Olması.
TCK’nin 25/1 inci maddesi metninde “saldırı ile orantılı biçimde” denmek suretiyle orantıdan neyin anlaşılması gerektiği izah edilmemiştir [4]. Orantı kavramı “saldırıyı o andaki hâl ve koşullarda saldırı ile orantılı biçimde bertaraf etme” şeklinde açıklanabilir [5]. Saldırı ile savunma arasındaki makul ölçü aranırken saldırıda ve savunmada kullanılan araçların niteliği ve hatta sayısı ve aracın kullanılma biçimi nazara alınmaktadır [6]. Doktrinde araçta orantılılığa" tipikliğine verilen en net örnek ateşli silâha ateşli silâhla karşılık verilmesidir [7].
Orantılılığın belirlenmesinde saldırıyı def etme amacıyla karşılık verildiği o anın kendine özgü hâl ve şartları değerlendirilmekte, saldırganın ve savunanın elindeki araçlar, saldırganın saldırısındaki ısrarı, başka türlü hareket ederek saldırıdan kurtulma imkânının olup olmaması, saldırganların çokluğu, saldırının gerçekleştiği yer ve zaman, saldırganın fiilden önceki davranışları, savunmada hedef seçme fırsatının varlığı, saldıran ve savunanın yaşları, sağlık durumları, cinsiyetleri, kabiliyetleri, fiziki yapıları, sarhoşluk ya da uyuşturucu-uyarıcı madde etkisi altında kalma hâli gibi özellikleri, saldırıya maruz kalan değerin nitelik ve niceliği ile savunanın saldırı esnasındaki ruh hâli dikkate alınmaktadır.
Saldırıya karşı savunanın mukabelesinde savunma lehine olacak biçimde denge bozulmuşsa artık savunanın eylemi kusurlu kabul edilecektir. Öyle ki; meşru savunmada savunmanın ölçüsü saldırı nedeniyle savunanın içine düştüğü korku, heyecan ve telâş nedeniyle aşılmışsa, faile kusuru bulunmadığından ceza verilmeyecektir [8].
2- Sınırın Aşılmasında "Korku, Telaş ve Heyecan" Etkisi.
TCK’nin 27/2 inci maddesinde yer alan savunmada sınırın aşılması kusurluluğu etkileyen özel bir müessese olarak karşımıza çıkmaktadır. Saldırı sebebiyle savunanın içine düşürüldüğü "mazur görülebilecek heyecan, korku veya telâş" hâli [9], sınırın aşılmasında faile ceza verilmemesinin esaslı ögesidir [10]. Bu hâlde savunan, aslında daha az zarar verebilecek bir fiille saldırıyı ortadan kaldırabilecekken, saldırının psikolojik etkisi altında dikkatsiz ve özensiz hareketi nedeniyle bu fırsatı seçememektedir. Bununla birlikte; saldırının psiko-travmatik tesiri savunmacıyı zihnen zayıflatarak makul hareket etmesini önemli ölçüde engellememektedir. Meşru savunma esnasında savunmak zorunda kalanın heyecanından, korkusundan veya da telâşından kaynaklanan bir ihlâl ile saldırıyı bertaraf edebilecek gerekli ölçüde bir savunma yerine saldırının ötesinde ve onu aşan bir eyleme girişmesi durumunda savunanın eyleminin konusu suç olsa bile mazur görülecek ve cezalandırılmayacaktır [11]. Yargıtay’a göre, bu hâlin varlığı için kişinin saldırı anında yaşadığı travmanın rasyonel karar verme kabiliyetini etkilemiş olması [12] gerekir [13].
III. MEŞRU MÜDAFAA İLE SINIRIN AŞILMASI ARASINDAKİ NİTELİKSEL FARKLAR.
Meşru savunmada kendisine ya da bir başkasının hukuken korunaklı bir hakkına yönelen haksız saldırıyı başka türlü bertaraf edebilme fırsatı olmadığı esnada defetmek için karşı koymadır. Meşru savunmada sınırın aşılması hâlinde ise, Yargıtay’ın aradığı kıstaslar gibi evvelâ meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması, saldırıya ilişkin şartların var olması, mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telâştan ileri gelecek şekilde savunmaya dair şartlardan "ölçülülük ya da orantılılık" şartının savunma lehine ihlâl edilmesi aranmaktadır [14].
Meşru müdafaa ile sınırın aşılması arasında eylemin hukuki neticeleri ve failin sübjektif durumu bakımından önemli ayrımlar mevcuttur.
1-Hukuki Mahiyet.
TCK’nin 25/1 inci maddesi dahilinde meşru müdafaa bir hukuka uygunluk nedenidir. Yani, şartlar oluştuğunda “yapılan savunma hukuka aykırı değildir"; bu nedenle faile ceza verilmeyerek hakkında beraat kararı verilir. TCK. 27/2 nci maddesi kapsamındaki sınırın aşılması durumunda ise, ortada “artık hukuka tamamen uygun bir eylem yoktur”; başlangıçta hukuk dairesinde olan savunma, ölçünün kaçırılmasıyla hukuka aykırı duruma gelip, kusurluluğu kaldıran bir sebep var olmuştur.
2- Kast ve İrade.
Meşru müdafaada fail “saldırıyı durdurmayı ve kendisini ya da haksız saldırı altında kalan üçüncü kişiyi korumayı” amaçlamaktadır. Meşru savunmada saldırı ile orantılı ve dengeli bir savunma yapılması beklenir. Meşru savunmada sınırın aşılmasında ise fail, “saldırıyı durdurabilecekken daha ağır bir sonuç doğuracak şekilde” hareket etmektedir. Saldırı savunma lehine bozulmuş olacaktır. Savunma sınırı korku, telâş veya heyecan gibi bir nedenle aşılmışsa, eylem tipik olarak suç olsa bile failin "kusuru" olmadığı kabul edilip cezalandırılmaz [15].
Saldırganın etkisiz hale gelmesine rağmen darp edilmeye devam edilmesi örneğinde olduğu üzere eğer sınır kasten aşılmışsa bu durum artık meşru müdafaa değil, kasten işlenmiş bir suçtur.
3- Verilecek Karar Türü.
Meşru müdafaada Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK.) 223/2-d maddesi uyarınca "beraat" kararı verilirken, sınırın korku ve telâşla aşılması durumunda CMK’nin 223/3-c maddesi delâletiyle "ceza verilmesine yer olmadığı" kararı verilecektir. Bu iki karar arasındaki temel fark, ilkinde “fiilin "hak" olması, ikincisinde ise fiilin suç teşkil etmesine rağmen “failin mazur" görülmesidir.
IV. MAHKEMELERİN SAVUNMADA SINIRIN AŞILMASI KURUMUNA KARŞI İSTEKSİZLİĞİNE ELEŞTİREL BAKIŞ.
Meşru müdafaa kurumunda savunan bakımından çok geniş zemindeki haklara yöneltilen saldırılara binaen insani bir refleksle karşı koyma ve hatta bunu defetme olanağı tanınmıştır. Doğaldır ki sınırın aşılmasında özellikle saldırı ile olan denge ve ölçünün savunma lehine olacak biçimde bozulması halinde de işbu haklar gözetilecektir. Bununla birlikte; özellikle ölümlü olaylara dair yargılamalarda mahkemelerin meşru müdafaaya ve hele ki meşru müdafaada sınırın aşıldığına dair hüküm kurmakta mütereddit olunduğu müşahede edilmektedir [16].
Saldırı karşısında saldırının getirdikleriyle birlikte boyutu ve savunanın maruz kaldığı travma nedeniyle içine düştüğü ruh hâli, o kritik anın kendi içerisindeki koşulları, savunma eyleminde savunanın iradesinin süzülmesi, silâhlı savunmalarda silâhın nereden temin edildiği, silâhın kaç kere, vücudun hangi bölgesine ve ne kadar nüfuz edecek şekilde kullanıldığı, başlangıçta silâhsız olan saldırgana karşı silâh kullanıldığında savunanın fiziken ve ruhen içinde bulunduğu ruh hali, ve şartları, saldırganın kişisel yetenek ve hatta asker, polis ya da sporcu kişiliğiyle kuvvetle mümkün ve beklenen olası fiziki bir tecavüz karşısında savunanın alternatif yolları kullanıp kullanamayacağı, başka türlü kurtuluş fırsatının olup olmadığı, adli sicili itibarıyla bu çeşit kesinleşmiş saldırılardan mütevellit kesinleşmiş mahkûmiyetleriyle maruf saldırganın yakın ve mukadder saldırı hamlesi altında kalınması hususlarında mahkemelerin meşru savunma hakkı ve hele de meşru savunmada sınırın aşılması müessesesinin tatbikinde isteksiz oldukları nazarlardan kaçmamaktadır.
Savunması üstlenilen bir dosyada, sanılardan sanık (C) ve yeğen, (M) ve diğer yeğenlerinin de olduğu bir ortamda diğer mağdur sanık (G) ile bir eğlence yerinde sabahın erken saatlerine kadar alkol alıp beraber eğlendikleri, aslında aralarında uzun yıllara varan bir arkadaşlığın da mevcut olduğu ve o ana karar herhangi bir husumetlerinin de bulunmadığı, bilâhare ayrıldıkları, sanık ağabey (C) ve yeğenleri ile birlikte neredeyse 7 – 8 kişi oldukları halde şehir merkezindeki bir pastaneye kahvaltı yapmaya gittikleri, bu esnada kendisini telefonla arayan bir tanıdığın mağdur sanık (G)’den mağdur olduğunu, kapatması olması için kendisini baskıladığından yakınıp yardım istediği, Sanık (C)’nin telefonla (G)’yi arayarak duyduklarının doğru olup olmadığını sorup ayıpladığı, bunun üzerine mağdur sanık (G)’nin nerede olduğunu sorup yanına gelerek kendisine had bildireceğini söylediği, sanık (C)’nin önceye dayalı arkadaşlıklarına güvenerek (G)’nin ileri gitmeyeceğini düşündüğünden o geceki gibi çoğu kere sabah gittikleri pastanede kahvaltı yaptıklarını belirttiği, yeğenlerden birinin sanık (G)’nin telefondaki tavrındaki saldırganlığını düşünerek (G)’nin de tanıyıp sevdiği diğer amcası (Ö)’nün yakında bulunan evine giderek alkollü (G)’nin taşkınlık çıkarabileceğini, engel olmasını istemesiyle sanık (Ö)’nün de olay mahalline geldiği, kısa bir süre sonra aracı ile olay mahalline gelen (G)’nin aracı seyir halinde iken dahi bir elinde tuttuğu tabancasıyla diğerlerinin oturduğu pastane önündeki masanın bulunduğu yere yaklaşık 3 – 4 metre mesafeye geldiği, herkesin görebileceği şekilde elinde bir adet tabanca tutarak aracın kapısını açıp arabadan inmek için bir adım attığı, sanık (Ö)’nün bu esnada birkaç kere “alkollüsün, dikkatli ol, yanlış yapma, sakin ol, pişman olacağın bir şey yapma, konuşalım” diye seslenmesine rağmen durmaması üzerine, kalabalık şekilde oturan kişilere doğru elinde silâhıyla yönelen (G)’ye karşı önce (Ö) ve akabinde yeğeni (M)’nin de iştirak ederek ateş etmeye başladıkları, olayın seyri, evvele dayalı iyi ilişkileri, şayet ateş etmeseydiler sarhoşluğun da tesiriyle (G)’nin kalabalığın bulunduğu yöne ateş ettiğinde hedef gözetmese de bir ya da birden fazla kişinin vücut bütünlüğünün zarar görme olasılığının kuvvetli oluşu, başka türlü kurtulma olasılığının bulunmaması ve aslında (G)’nin saldırısının başladığı gibi etkin hususları da nazara alarak daha evvel kararlaştırmadıkları halde (Ö) ve (M)’nin saldırısına başlamış vaziyette olan (G)’nin aracının ön kaputuna, arka kapısına ve bagaj kapısına gelecek biçimde hedef alarak 3 – 4 metre gibi çok yakın mesafeden ateş etmeye başladıkları, karşılık görmesi üzerine (G)’nin önce aracının içine girip şoför koltuğuna oturduğu, bilâhare de yan koltuğa doğru yatarak kendisini korumaya çalıştığı, (Ö) ve (M)’nin yan koltuğa yattığını görmeleri ile birlikte (G)’nin bulunduğu aracın ön tarafına değil de diğer araç camlarına da ateş ettikleri, bu yolla (G)’nin saldırganlık direncini kırdıkları, toplamda park halindeki (G)’nin aracına 14 el ateş edildiği ve fakat hiçbir atışın hem de o denli yakın mesafeden (G)’nin bulunduğu bölgeye bilinçli olarak isabet etmediği, sanıklar (Ö) ve (M)’nin direncinin kırıldığına inanarak ateş etmeyi bırakmalarıyla beraber bu sefer de (G)’nin doğrulup aracını çalıştırarak önlerinden gitmesine müsaade ettikleri, bütün bu anlık olanlar esnasında (C)’nin de “Ateş etmeyin, ne yapıyorsunuz? Durun” diye bağırarak tarafların arasına girmeye çalıştığı ve fakat yakın mesafeden ateş edildiği ve (G)’nin de karşılık verme olasılığı karşısında iki ateş arasında kalacağını düşünerek orada bulunan bir başka kişi tarafından tutulup engellendiği, buna dair olay mahallini gösteren güvenlik kamera kayıtlarının olduğu gibi gerek tanıkların ve gerekse olaya müdahil olan sanıkların tamamının da bu yollu beyanlarının bulunduğu, (G)’nin mahkemede “isteselerdi o mesafeden bana zarar verirlerdi, yapmadılar” dediği gibi tüm sanıkların biribirlerinden de şikâyetçi olmadıkları halde, (Ö), (M) ve (G) hakkında öldürmeye tam teşebbüs, (C) aleyhinde de adam öldürmeye azmettirme suçlamasıyla kamu davası açıldığı, sekiz buçuk ay tutuklu kaldıkları halde ilk oturumda “suçun vasıf ve mahiyetinin değişme olasılığı” gerekçesiyle tahliye edildikleri halde son oturumda bu kere sİlâhlı tehdit ve azmettirme suçundan taraflara ek savunma verildiği, sanıklar (Ö) ve (M)’nin vücut bütünlüklerine dönük başlamış saldırıyı defetme güdüsüyle ve isteselerdi (G)’ye zarar verme hususunda hiçbir engelleri de olmadığı halde (G)’nin olay mahalline geldiği ilk andan gitmesine müsaade ettikleri son ana kadar bilinçli bir biçimde amaçlarına sadık kaldıkları, (G)’nin elinde tuttuğu silâhı ile bulundukları alana gelmesi ve alkolün de etkisiyle saldırganlığı karşısında korku, telâş ve heyecanla hareket eden (Ö) ve (M) açısından meşru müdafaa hükümlerinin tatbiki, değilse bile belki de yalnızca silâh atış sayıları nazara alınarak meşru müdafaa sınırının aşıldığının nazara getirilmediği, bunun gibi (C)’nin doğrudan beraatı, (G)’nin de silahlı tehdit suçunda haksız tahrik hükümlerinin değerlendirmesine tevessül edilmediği, yargılamada son duruşmanın henüz yapılmadığı gözlenmiştir.
Mahkemelerin savunan durumunda bulunan kişilere tanınan insani savunma refleksini ve bundan hareketle savunulması kaçınılmaz olan üstün hakları daha dikkatli ve özenli bir biçimde muhakeme etmede istekli olmalarını önerme ihtiyacı hissedilmiştir. Ne var ki; Yargıtay’ın aksi yönde ve bu isteksizliği körükleyen çarpıcı bir kısım içtihatlarını da burada kamuoyunun takdirine sunmanın yerinde olacağı düşünülmüştür. Bunlardan;
1- 1 inci Ceza Dairesinin 14.12.2012 tarihli 2009/9015 E. ve 2012/8243 K. sayılı içtihadı.
“Oluşa ve dosya içeriğine göre; mağdurlar ile aynı köyde ikamet eden sanığın, evleri arasındaki yolun kullanımı konusunda uyuşmazlık bulunduğu, olay günü mağdurların sanığın babası ile tartıştıkları, tartışmayı öğrenen sanık Şükrü'nün tartışma nedenini öğrenmek için mağdurların yanına gittiğinde mağdurların sanığa da hakaret ederek mağdur Mustafa’nın elinde balta olduğu halde sanığın üzerine saldırdıkları ancak, sanığın kaçmaya başladığı aynı zamanda üzerindeki tabancasını çekerek hedef gözetmeksizin mağdurlara doğru ateş ettiği, mağdurların yaralandığını görünce tabancasında mermisi olmasına rağmen eylemine devam etmeyerek kullandığı tabancayla teslim olduğu olayda;..
b)Sanığın meşru müdafaa kapsamında olmayan silahlı saldırıya ve hakarete uğraması nedeniyle; ¼ ila ¾ oranları arasında cezasından indirim öngören TCK.nun 29. maddesinin uygulaması sırasında, alt ve üst sınırlar arasında üst sınıra yakın oranda cezadan indirim yapılması yerine ½ oranında indirim yapılarak sanığa fazla ceza tayini” [17].
2- 1 inci Ceza Dairesinin 29.01.2013 tarihli 2009/3339 E. ve 2013/633 K. sayılı içtihadı.
“Oluşa ve dosya içeriğine göre; mağdurlar .. .. ve ..'nın, sanığın çalıştığı otele gelerek sanığı konuşmak amacı ile araca aldıkları, kapalı pazar yerine geldiklerinde, mağdur ..'in, sanığın kız arkadaşı olan ve daha önceden kendisinin de bir süre arkadaşlık yaptığı .. ait telefon numarasını sanıktan istediği, sanığın telefon numarasını vermemesi üzerine, mağdurların hep birlikte sanığı darp etmeye başladıkları, sanığın da mağdurları bıçakla birer isabetle yaraladığı olayda;
Sanığın, kavga ortamında ellerinde silah bulunmayan mağdurlara karşı eylemi nedeniyle haksız tahrik altında kasten silahla yaralama suçlarından cezalandırılması yerine, koşulları bulunmadığı halde meşru savunma sınırlarını mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaşla aştığı kabul edilerek ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi” [18].
3- 1 inci Ceza Dairesinin 29.11.2011 tarihli 2010/1711 E. ve 2011/7266 K. sayılı kararı.
“2-) Dosya kapsamına göre, kardeş olan mağdur ... ve maktul ...’ın, sanık ...’in de yeni açmış olduğu dükkanın bulunduğu bölgeden haraç adı altında para toplamaya çalıştıkları, olay günü önce maktul ..., ardından da mağdur ...’in, sanık ...’in dükkanına gelip kendilerini tanıtarak gözdağı verdikleri, ancak sanık ...’in kendilerine aldırış etmemesi üzerine dükkandan ayrıldıkları, ardından sanık ...’in, kendisini ziyarete gelen sanık ...’la birlikte ortak arkadaşları tanık ...’ın dükkanına uğradıkları, burada mağdur ... ve maktul ...’ın tanık ...’ı tehdit eder vaziyette görmeleriyle birlikte müdahale etmek istedikleri sırada, mağdur ...’in sanığı darp ettiği, ardından tabancasını çektiği, akabinde sanıkların kaçmaya, maktul ...’ın bıçakla sanıkları kovalamaya başladığı, sanık ...’in de elinde bıçak olduğu, tabancasının arızalı olduğunu fark eden mağdur ...’in de yanında taşımış olduğu bıçağı çekerek bu kovalamacaya katıldığı, olay yerinde bir araya gelen taraflardan mağdur ... ve maktul ...’ın bıçaklarla sanık ...’in üzerine yürüdükleri sırada, sanık ...’ın eline geçirdiği tahta bir sopayla mağdur ...’in eline vurarak bıçağını düşürdüğü, sanık ... ve maktul ...’ın da ellerinde bıçaklarla karşılık olarak kavgaya giriştikleri, bu kavga sırasında da sanık ...’in maktul ...’ın sol boyun, göbek ve sağ uyluk bölgelerinden bıçakladığı, maktulün büyük damar yırtılması ve karaciğer yaralanması sonucu öldüğü, sanık ...’in yaralanmasının ise sol el bileğinde basit bir sıyrıktan ibaret olduğu olayda,
Maktulden sanığa yönelen haksız saldırının defedilmesi sırasında, sanığın o andaki hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı olmayacak şekilde silah ve güç kullanarak fiilini işlediği anlaşılmakla; Mahkemenin, sanık ...’in kasten öldürme suçunu haksız tahrik altında işlediğini kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş, tebliğnamenin, fiilin meşru savunma sınırlarında işlendiğine yönelik bozma öneren düşüncesi benimsenmemiştir” [19].
4- 1 inci Ceza Dairesinin 16.06.2010 tarihli 2009/9314 E. ve 2010/4558 K. sayılı kararı.
“Olay tarihinde 17 yaşında ve meslek lisesi 3.sınıf öğrencisi olan sanığın başarılı bir öğrenci olduğu, maktül babasının ise işsiz olup, zaman zaman hırsızlık yaptığı, aile fertlerine ve sanığa süregelen fena muamelede bulunduğu, sanığın ders çalışmasına kızdığı, hırsızlık yapmasını istediği, olay günü de sanığın ders çalıştığını görmesi üzerine önce küfür ettiği, ardından boynundan tutarak sanığı duvara vurmaya başladığı, arka cebinden bıçak çıkartarak seni öldüreceğim diye bağırmaya başladığı, sanığın annesi tanık Sevgül’ün araya girmesi üzerine bu kez tanığa sol kulak orta hatta lineer şekilde perforasyon oluşturacak şiddette vurduğu, tanığın maktulün elindeki bıçağı alarak yere attığı ve yardım çağırmak için dışarıya çıktığı, maktulün eylemlerine devam ettiği, sanığın ele geçirdiği bıçak ile maktule vurduğu, batın sol alt kadranda meydana gelen bir adet bıçak yarasının iç organ ve büyük damar kesilmesinden gelişen iç kanama nedeniyle maktulün ölümüne neden olduğu, önce karşılık vermemesine ve tanık Sevgül’ün araya girmesine rağmen saldırısını sürdüren maktule karşı kavganın hareketli ortamında hedef seçme imkanı bulunmayan sanığın, hedef gözetmeksizin bıçak salladığı ve tek darbe ile yetindiği, öldürme kastını ortaya koyacak başkaca davranışı bulunmadığı, öldürmeyi gerektirecek düzeyde; öldürülen ile arasında husumet mevcut olmadığı saptandığından ve olayda yaralama kastı ile hareket ettiği anlaşıldığından, eylemine uyan 5237 sayılı TCK.nun 87/4,29,31/3,62. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerektiğinin düşünülmemesi” [20].
5- 1 inci Ceza Dairesinin 25.03.2015 tarihli 2014/760 E. ve 2015/1802 K. sayılı kararı.
“Oluşa ve dosya kapsamına göre; Suça sürüklenen çocuk .. arkadaşı .. ile birlikte evde oturup çay içtikleri sırada .. ağabeyi olan ve olay tarihi itibariyle 18 yaşını doldurmamış olan mağdur .. alkollü bir şekilde eve gelerek .. ve .. kendisine çay getirmelerini istediği, suça sürüklenen çocuk .. ve .. karşı çıkması üzerine mağdur ..'ın .. ve ..'e tokatla vurduğu, .. ve ..'in de mağdura yumrukla vurarak karşılık verdikleri, alkollü olan mağdur ..'ın bıçakla ..'e doğru hamle yapması üzerine ..'in geri çekilerek kendisini koruduğu, ancak mağdur ..’ın bıçakla suça sürüklenen çocuk ..'i sağ ve sol femur ile sağ ve sol kristia ilak bölgelerinden toplamda 4 kez basit tıbbi müdahale ile giderilecek şekilde yaraladığı, suça sürüklenen çocuk ..'in yaralanması üzerine masa üzerinden ele geçirdiği bıçakla mağdurun göğüs bölgesine bir kez vurduğu ve mağdurda akciğer ve perikart laserasyonu oluşup hayati tehlike geçirdiği, mağdur ..'ın elinden düşen bıçağı ..'in alarak suça sürüklenen çocuk .. ile birlikte hastaneye gittikleri olayda;
..
2-) Mağdurdan kaynaklanan ve suça sürüklenen çocuğa yönelen haksız tahrik oluşturan davranışların ulaştığı boyut dikkate alınarak, 1/4 ile 3/4 oranları arasında cezadan indirim öngören TCK’nun 29. maddesinin uygulaması sırasında, cezasından üst sınırdan indirim yapılması yerine, yazılı biçimde 1/3 oranında indirim yapılması suretiyle fazla ceza tayini” [21].
V. TCK. DIŞINDA MEVZUATIMIZDA MEŞRU SAVUNMA SINIRININ AŞILMASI.
1- 1632 Sayılı Askeri Ceza Kanunu.
1.1- “Asker kişilerin yabancı ülkelerde işledikleri askerî suçlar” başlıklı 5 inci madde aşağıdaki gibidir:
“Asker kişilerin yabancı ülkelerde Türk askerî kıt’a, karargâh ve kurumlarında veya diğer resmi görevleri sırasında veya esir kamplarında işledikleri askerî suçlar, Türkiye’de işlenmiş sayılır. Bunlar hakkında yabancı ülkede hüküm verilmiş olsa bile, Milli Savunma Bakanının talebi üzerine Türkiye’de tekrar muhakeme olunurlar. Bu halde, yabancı ülkede verilip infaz edilen ceza, verilecek cezadan indirilir. Ceza nev’ileri farklı ise, mahkeme yapılacak indirmeyi tayin eder.”
1.2- “Yabancı memlekette Türkiye askerlerine, memurlarına makamlarına karşı cürüm işleyenler” başlıklı 161 inci maddesi şöyledir:
“Türkiye Cumhuriyeti askerleri tarafından işgal edilen bir yabancı memlekete gerek Türk, gerek bir yabancı Türkiye kıtaatı askeriyesinden birine veya bunlara mensup olanlara veyahut Türkiye Hükümetinin nasbettiği memurları ile makamlarına karşı Türkiye kanunları ve nizamnamelerinin cezayı mucip gördüğü bir fiili yaparsa bu fiil Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yapılmış sayılır.”
1.2- 211 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu.
Kanunun “Askerlerin Silah Kullanma Yetkileri” başlıklı 87 nci maddesi aşağıdadır:
“II - Silah kullanma derecesi
Bu maddede yazılı hizmetlerin yapılması sırasında silah kullanılması için başkaca bir çare kalmaması veya zaruret olması şarttır.
1. Şahıs veya topluluk silahsız ise; mukavemet, taarruz, müessir fiil veya tehdidin derecesine göre asayiş hizmeti ile görevli birlik komutanı gerekli uyarmayı yaparak silah kullanılacağını ihtar eder. Bu ihtara itaat edilmezse bunu sağlıyacak dereceden başlamak üzere silah kullanılır.
2. Şahıs veya topluluk silahlı veya taarruzun önemli derecede etkili kılacak şekilde aletleri taşıyorsa, silah veya aletlerin bırakılması ihtar olunur. Tecavüz taarruz veya mukavemet buna rağmen devam ederse itaati sağlıyacak dereceden başlamak üzere silah kullanılır.
III - Silah kullanma tarzı
1. Silah çeşitlerine göre etkili olabilecek şekilde kullanılır. Önce kesici ve dürtücü silahlar ile ateşli silahlar hedefe tevcih edilir, sonra ateşli silahların dipçik ve kabzaları kullanılır, daha sonra kesici ve dürtücü ve ateşli silahlar bilfiil kullanılır.
2. Silah kullanmak mutlaka ateş etmek değildir. Ateş etmek son çaredir. Önce havaya ihtar ateşi yapılır. Sonra ayağa doğru ateş edilir, mukavemet veya taarruza veyahut tehlikeli bir tehdide varan mukavemet hali devam ederse, hedef gözetilmeksizin ateş edilir.
IV - Ateş emri ve kendiliğinden ateş etmek
1. Ateş etmek bilhassa bunun için emir verilmiş olmasına bağlıdır.
2. Ateş emri verilmemiş olsa dahi her asker silahını kullanabilir. Ancak silahını kullanılacağı zamanın ve kullanma derece ve tarzının tayini her olayın cereyan ettiği haller ve şartlar göz önünde tutularak silahını kullanacak asker tarafından bizzat takdir olunur.
V - Ateş emri vermeye yetkili makamlar
1. Bu maddede yazılı görevleri yapmak için birliğe görev veren üst komutan olay yerinde bulunuyorsa sözle ateş emri vermeye yetkilidir. Komutan, bu emri yazı ile teyit eder.
2. Asayişe memur edilen kuvvetlerin olay yerinde bulunan birlik komutanı veya asayişe memur edilen birliğin parçalarına komuta eden en küçük komutan ve amirler dahi önceden emir verilmemiş olsa bile sözle ateş emri vermeye yetkilidir.
VI - Sorumluluk
Her olayın cereyan ettiği haller ve şartlar göz önünde tutulmak kaydiyle bu madde hükümlerine göre silahını kullanan askere ve silah kullanma emrini veren birlik komutanına sorumluluk yüklenemez.
VII - Soruşturma usulü ve adli yardım
Silah kullanmak zorunda kalan asker kişiler hakkında, hazırlık soruşturması Askeri Savcı, Cumhuriyet Savcısı veya yardımcıları tarafından yapılır. Haklarında dava açılan sanık asker kişiler duruşmadan vareste tutulabilir. Olayın mahiyetine ve kusurun derecesine göre sanığın mensup olduğu Bakanlıkça durumu uygun görülenlerin vekalet verdiği avukatın ücreti, bu bakanlıkların bütçesine konulacak ödenekten karşılanır. Avukat tutma ve avukatlık ücretinin ödeme usul ve esasları, Milli Savunma ve İçişleri bakanlıklarınca bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”
1.3- 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu.
“Hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu ortadan kaldıran nedenler” başlıklı 12 nci madde metni şöyledir:
(1) Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, Türk Ceza Kanununun hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlere ilişkin hükümleri, kabahatler bakımından da uygulanır.”
VI. SONUÇ.
Meşru müdafaada sınırın aşılmasın meşru ve korunan bir hakkın kullanımı sırasında insan doğasından kaynaklanan endişe, korku, panik gibi zafiyetlerin kanun koyucu tarafından gözetilmesi müessesesidir ki mazur görülecek bir eylem olarak telâkki edilip, ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmek icap edecektir. Ancak bu hâlde bir cezadan kurtulma yolu olarak kötüye kullanılmamasının önünü almak amacıyla "orantı" ve "zaman birliği" kriterleri bir arada aranmaktadır. Bununla birlikte mahkemeler ne yazık ki "savunmada sınırın aşılması" kurumuna soğuk bakmakta, hükümlerinde yer vermekte pek de istekli davranmamaktadırlar. Bunda Yargıtay’ın bir kısım kararlarının da payı olduğu müşahede edilmektedir. Bu tavır da kanun koyucunun muradının aksine, istisnai ve “o kritik ana özel mazur görülme” kavramının işlevselliğinin azaltılmasına neden olduğu kanaatini güçlendirmektedir. Bu çalışma ile kanunda vaz edilmiş böylesi bir kriz durumunda savunanın lehine telâkki edilen müessesenin etkin bir biçimde tartışılarak değerlendirilmesine katkı sağlaması amaçlanmıştır.
>> MEŞRU MÜDAFAA VE SAVUNMA SINIRININ AŞILMASI MESELESİ - 1
DİPNOT VE KAYNAKÇA.
[1] YALVAÇ, Gürsel. Ceza Ve Yargılama Hukuku Yasaları, 16’ncı Baskı, Ankara – 2026, s.153.
[2]Yargıtay Ceza Genel Kurulu (CGK), 22.05.1995 Tarihli, 1995/1-80 E. – 1995/158 K. tarihli içtihadı. (Erişim Tarihi:13.04.2026).
s.469 – 470; KOCA, Mahmut/ ÜZÜLMEZ, İlhan. Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 18’inci Baskı, Ankara - 2025, (Genel), s. 281;
[3] ÖZGENÇ, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 21’inci Baskı, Ankara - 2025. s. 502; ARTUK, Mehmet Emin/ GÖKCEN, Ahmet/ ALŞAHİN, Mehmet Emin/ ÇAKIR, Kerim. Ceza Hukuku Genel Hükümler, 19.Baskı, Ankara – 2025; ; DÜLGER, Murat Volkan. Ceza Hukuku Genel Hükümler,3. Baskı, Ankara – 2025, s.677.
[4] KAPLAN, Mahmut. Meşru Savunmada Orantılılık, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 13, Sayı 2, s. 1139.
[5] KOCA, Mahmut/ ÜZÜLMEZ, İlhan. Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 18’inci Baskı, Ankara - 2025, (Genel), s.286 - 287.
[6] Yargıtay 3 üncü Ceza Dairesinin 11.09.2019 Tarihli 2019/8006 E. – 2019/15708 K. sayılı içtihadı: “Oluşa ve dosya kapsamına göre, sanığın kendisine yönelen haksız saldırıları savuşturmak amaçlı ve saldırıyla orantılı eyleminin TCK'nin 25/1. maddesi gereğince meşru savunma sınırları içinde kaldığı anlaşıldığından 5271 sayılı CMK'nin 223/2-d maddesi gereğince beraatine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde CMK'nin 223/3-b maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi,” https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20198006-e-201915708-k-sayili-karari (Erişim T: 15.03.2026).
[7] ARTUK/ GÖKCEN/ ALŞAHİN/ ÇAKIR. s.486; KAPLAN. s.1139.
[8] TOPÇU, Namık Kemal, Meşru Savunma, Ankara – Ocak 2022, s.577 – 614; KOCA/ÜZÜLMEZ. (Genel), s.288;
T.C. Yargıtay 1.Ceza Dairesinin 09.05.2024 tarihli ve 2023/7412 E. ve 2024/3333 K. sayılı ilâmı:
"Katılan sanık ... ile ... ...'nin eş oldukları, katılan sanık ... ile katılan ... ve maktul ...'ın kardeş oldukları, katılan ...'nin ise anneleri olduğu, tarafların komşu olup aralarında hayvan meselesi yüzünden önceye dayalı husumet bulunduğu, olay günü ... ailesinin köpeklerinin ... ailesinin kapısının önüne pislemesi nedeniyle ..., ..., ... ile ...'in tartıştıkları, ...'nin de taraflardan biraz uzakta, traktörünün yanından tartışmaya dahil olduğu, tartışmanın büyümesi üzerine ...'in yerden aldığı taşı ...'ye fırlattığı ancak ...'ye taşın isabet etmediği, bu arada elinde balta bulunan ...'in ...'in ...'ye taş atmasına tepki olarak elindeki baltayı ...'e doğru kaldırarak hamle yaptığı sırada maktulün ...'in elindeki baltayı aldığı, ... ve maktulün ...'i darp etmeleri üzerine ...'nin silahını belinden çıkarmaya çalıştığı, ...'nin silahı çıkarmaya çalışarak harekete geçtiğini fark eden ve halen ...'den aldığı balta elinde olan maktulün baltayı kaldırıp tevcih ederek hızla ...'ye doğru koşmaya başladığı, ...'nin ilk aşamada ateş etmediği, öncelikle geri geri hamle yaptığı, ancak maktulün baltayı savurarak gerçekleştirdiği saldırısının devam etmesi üzerine maktule bir el ateş ettiği ve maktulü sağ göğsünden vurduğu, yaralanan maktulün yere düştüğü, ...'in ise bu sırada ...'i etkisiz hale getirmek için yere yatırdığı, silah sesini duyunca ...'i bırakarak ...'nin yanına doğru gittiği, yine silah seslerini duyması üzerine olay yerine ...'nin elinde bir sopa ile geldiği, ... ve ...'e sopa ile vurduğu, ... ile ...'nin itekleştikleri ve ...'nin elindeki tabanca ile bir el ateş edip ...'i kasığından vurup yere düşürdüğü, ...'nin tabancası ile ...'ye de ateş etmeye çalıştığı ancak silahın tutukluk yaptığı, ...'nin silahını tekrar kurmaya çalıştığı, ...'in ise yerdeki baltayı alıp ...'e vurduğu, ...'in de ...'in elindeki baltayı alıp ...'ye vurduğu, ...'nin baltaya müdahale etmesi ile ... ve ...'in dengelerini kaybedip yere düştükleri ve yerde boğuştukları, ...'in ise yerdeki baltayı alıp yerde ... ile boğuşan ...'nin kafasına birden fazla kez vurduğu, maktul ...'ın göğsüne isabet eden ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı iç organ yaralanmasından gelişen iç kanama sonucu öldüğü, ...'in sol kasığına isabet eden ateşli silah mermi çekirdeği nedeniyle yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olacak şekilde yaralandığı, ...'nin ise beyin kanamasına ve çökme kırığına neden olan yaralanmaları nedeniyle yaşamını tehlikeye sokan bir duruma, yüzde sabit ize ve hayat fonksiyonlarını ağır (5) derecede etkileyen kemik kırığına neden olacak şekilde yaralandığı anlaşılan olayda; 1. Görüntü kayıtlarına göre ilk haksız hareketin ... tarafından sanık ...'ye taş fırlatılarak gerçekleştirildiği, ...'nin kendisine taş atılmasına rağmen silahına yönelmediği, ... tarafından taş fırlatıldıktan sonra ...'in elinde bulunan balta ile ... ailesinin bulunduğu alana doğru hamle yaptığı, ...'in elindeki baltanın maktul ... tarafından alındığı ve ...'in ... ve maktul tarafından darp edilmesi üzerine sanık ...'nin silahını belinden çıkarmaya çalıştığı, maktul tarafından ...'ye yönelik balta ile saldırının başladığı ve ...'nin ilk aşamada ateş etmediği, öncelikle geri geri hamle yaptığı, ancak maktulün baltayı savurarak gerçekleştirdiği saldırısının devam etmesi üzerine maktule bir el ateş ettiği ve maktul ile kardeşlerinin sayıca, yaşça ve fiziksel güç olarak daha baskın olmaları da dikkate alındığında, sanık ... lehine 5237 sayılı Kanun'un 25. maddesinde düzenlenen meşru savunma koşulları gerçekleştiğinden, 2. Sanık ...'in katılan ...'nin kafa bölgesini hedef alması, birden fazla kez baltanın künt kısmı ile vurması, katılan ...'nin kafasında birden fazla kesi şeklinde yaralanmaya, çökme kırığına ve beyin kanamasına neden olması ve kullanılan baltanın elverişliliği birlikte değerlendirildiğinde, sanık ...'in eyleme bağlı ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olması karşısında, suç vasfının kasten öldürmeye teşebbüs olarak belirlenmesi ve kardeşi ...'ın öldürülmesi, kendisinin ağır şekilde yaralanması ve annesine yönelik silahla yaralamaya teşebbüs eylemleri dikkate alındığında sanık ... lehine azami oranda haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğinden…".
Bkz: https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20237412-e-20243333-k-sayili-karari (Erişim Tarihi:15.03.2026).
[9] Yargıtay 1.Ceza Dairesinin 03.12.2025 tarihli 2025/6777 E. ve 2025/8558 K. sayılı ilâmı:
“1.Olay günü sanık ... ve temyiz dışı sanık ...'in özel güvenlik görevlisi ve şöför olarak çalıştıkları, olay günü sabah saat 08:00 sıralarında yanında çalıştıkları ikametgah sahibine ait ... plakalı aracı ısınması için çalıştırdıkları ve araç dışında araç sahibinin evden çıkmasını bekledikleri sırada içerisinde maktulün bulunduğu .. plakalı siyah renkli aracın çalışır halde bulunan ... plakalı aracın yanına gelip durduğu ve maktulün araçtan inerek ... plakalı aracın şoför mahaline geçip aracı hareket ettirerek, çalıp kaçtığı, bunu gören sanıkların ise . .. plakalı diğer araçlarına binerek, takibe başladıkları, bu aracı ...'nin kullandığı, sanık ...'in de bu aracın sağ ön yolcu koltuğunda oturduğu, maktulün çaldığı iş verenlerine ait ... plakalı aracı durdurmak ve çalınmasına engel olmak amacıyla takibe devam ettikleri, çalınan aracın sol tarafına kendi araçlarıyla çalınan aracı durdurmak amacıyla çarpmalarına rağmen maktulün durmayarak kaçmaya devam etmesi üzerine, sanık ...'in taşıma ruhsatlı silahını çekerek maktulün kullanımındaki araçla yanyana geldiklerinde maktule doğru iki el ateş ettiği, uzmanlık raporlarına göre, olay yerinden ele geçirilen 2 kovanın sanığın silahından ateşlendiği, maktulün montunda 2 adet delik (giriş deliği) tespit edildiği, kurşunun maktülün sol kulak üzerinden kafasına isabet etmesi üzerine maktulün yaralanarak direksiyon hakimiyetini kaybettiği, karşı taraftan gelen servis minibüsüyle çarpışarak çalınan aracın durduğu, sanıkların çalınan aracın yanına gittiklerinde, maktulün yaralı olduğunu görerek polisi ve ambulansı aradıkları, olay yerine gelen polislerce adli soruşturmaya başlanıldığı, maktulün olay yerinde öldüğü, yapılan otopsi sonucu maktulün kafasına isabet eden tek başına öldürücü nitelikte bulunan ve uzaktan atıldığı tespit edilen ateşli silah mermisi yaralanmasına bağlı, beyin kanaması ve beyin doku hasarı sonucu öldüğünün tespit edildiği olayda,
2.Sanık ...'in silah taşıma ruhsatı olup silah kullanmaya ehil olduğu, olayda kullandığı tabancanın atışa engel mekanik bir arızasının bulunmadığı, maktule uzak mesafeden iki el ateş edildiği, maktulün montuna ve başına kurşunların isabet ettiği, baş bölgesine isabet eden atışın müstakilen öldürücü nitelikte olduğu, olay sırasında sanık ...'in olayı emniyet birimlerine haber verme, maktule yönelik uyarı ateşi yapma imkanı da bulunduğu halde bunu yapmadığı, maktulün baş bölgesini hedef alarak ateş ettiği, bu nedenle kastının öldürmeye yönelik olduğu değerlendirilmiştir. Öte yandan sanığın bu eylemi işverenine ait aracı çalan maktulün bu haksız davranışından kaynaklanan haksız bir tahrikin tesiri altında işlediği, saldırıyı defetmek için maktulün hayati bölgelerini hedef alarak 2 el ateş etmesinin zorunlu bir eylem olarak nitelendirilemeyeceği gibi, bu halde eylemin gerçekleşme şekli itibariyle mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaşa kapıldığının da tespit edilememesi dolayısıyla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 27/2. maddesinde düzenlenen meşru savunmada sınırın aşılması koşullarının da bulunmadığı anlaşıldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.”
Bknz: https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20256777-e-20258558-k-sayili-karari (Erişim Tarihi 16.03.2026)
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 07.05.2014 tarihli 2012/5784 E. ve 2014/2983 K. sayılı ilâmı: “Oluşa ve dosya kapsamına göre; Sanığın, babasına ait eczanede çalıştığı, olaydan önce 05/12/2006 tarihinde İrfan Etil isimli şahsın, elindeki bıçakla sanığın çalıştığı eczaneye gelerek para ve uyuşturucu hap istediği, sanığın şikayeti üzerine İ. E. isimli şahsın yakalandığı ve yağmaya teşebbüs suçundan hakkında Üsküdar 3. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, sonuçta yağmaya teşebbüs suçundan 6 yıl hapis cezasına mahkum olduğu, cezanın kesinleştiği adam öldürme suçundan sabıkası bulunan ve olaydan kısa bir süre önce cezaevinden tahliye olan mağdurun, olay günü yanında tanıklar Yunus Emre ve Yavuz ile birlikte, sanığın işyerine geldikleri, tanıkların iş yerinin kapısında beklediği, mağdurun ise iş yerine girerek sanığa, önceki yağmaya teşebbüs olayını kastederek “İrfan'ın işi ne olacak, ona bakacaksın, yakışanı yapmak zorundasın” dediği, sanığın “ben gerekeni yaptım, şikayetimden vazgeçtim” demesi üzerine sanığa küfretmeye başlayan mağdurun daha sonra “seni burada barındırmam, ekmek yedirmem” diyerek elini beline attığı, sanığın bunun üzerine babasına ait olan ve çekmecede bulunan tabancayı çıkartarak mağdura doğrultup iki el ateş ettiği, boyun sağ yan ve sol omuz bölgesinden isabet alan mağdurun torakal 4. vertebrada kırık, hidropnömotoraks alt ekstremitede paraplejiye bağlı olarak yaşamını tehlikeye sokacak, kemik kırığı hayati fonksiyonlarını orta (3) derecede etkileyecek, iyileşme olanağı bulunmayan hastalığa neden olacak nitelikte yaralandığı olayda,
Sanığın vücut bütünlüğüne yönelmiş, gerçekleşen haksız bir saldırıyı meşru savunma koşulları içinde, ancak içine düştüğü heyecan, korku ve telaş nedeniyle meşru savunma sınırını aşarak mağduru öldürmeye teşebbüs ettiği anlaşıldığı halde; TCK.nun 27/2 ve CMK.nun 223/3-c maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi yerine, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde TCK.nun 81/1, 35, 29, 62. maddeleri ile hüküm kurulması”.
https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20125784-e-20142983-k-sayili-karari (Erişim Tarihi 15.03.2026). Benzer biçimde T.C. Yargıtay 1.Ceza Dairesinin 07.04.2022 tarihli 2012/11188S E. ve 2022/2687 K. sayılı ilâmı da zikredilmelidir. Bkz: TURAN, Ersin/OTACI, Cengiz. Genel Hükümlerle Bağlantılı Olarak Kasten İnsan Öldürme Suçları, Güncellenmiş 5 inci Baskı, Ankara – 2024,, s.142.
[10] Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.04.2019 tarihli 1402/297 sayılı kararı :“YCGK'nın 09.04.2019 tarihli ve 1402-297 sayılı kararında ise; \"...Köyün dışında, ıssız sayılabilecek bir yerde, güneşin batmasından yaklaşık olarak yarım saat sonra evlerinin yakınında bulunan arazilerine izinsiz giren katılanları projektör vasıtasıyla tanıdıktan sonra iyice tedirgin olan sanık ile eşinin uygun bir şekilde araziden çıkmaları konusunda uyarıda bulunmalarına rağmen, katılanların araziyi terk etmedikleri gibi alaycı bir ifade ile sanığı yanlarına çağırarak eve doğru yaklaşmaları üzerine elindeki tüfekle iki el havaya uyarı ateşi açan sanığın, haklı savunmasında aşırılığa kaçmadan taarruzu defetmekten gayri bir gayesinin bulunmadığını göstermiş olması, sanığın eşi tarafından tanınan katılan Kadir'e karşı olumsuz bir izleniminin bulunması, yaşları nedeniyle daha korunmasız durumda olan sanık ile eşinin olayın meydana geldiği yer ve zaman dikkate alındığında; tedirginlik duymalarının hayatın olağan akışına uygun olması, katılanların saldırıları henüz suç boyutuna ulaşmamış ise de; başlamamış ancak başlaması kesin olan ve başladığında savunmayı olanaksız, ya da çok güç hâle getirecek bir tecavüze karşı yapılan savunmanın meşru olduğu konusunda gerek öğretide gerekse uygulamada herhangi bir duraksamanın mevcut olmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eylemi, konut dokunulmazlığına yönelmesi muhakkak bir saldırıyı, o anki hâl ve şartlara göre, savunma amacına matuf ve orantılı bir şekilde defetme niteliğinde olduğundan, olayda meşru savunma koşullarının gerçekleştiği...\" şeklindeki ifadelerle sanığın konut dokunulmazlığına yönelik saldırının defedilmesi zorunluluğuna yönelen eyleminde meşru savunma koşullarının uygulanması gerektiği,”.
Bknz: https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20161402-e-2019297-k-sayili-karari (Erişim Tarihi:15.03.2026).
[11] KOCA/ÜZÜLMEZ. (Genel), s.357; ARTUK/GÖKCEN/ALŞAHİN/ÇAKIR. s.537.
[12] T.C. Yargıtay 1.Ceza Dairesinin 12.03.2013 tarihli 2010/6164 E. ve 2013/1986 K. sayılı ilâmı:
"Mağdurun sanığı hırsızlık yapması için sıkıştırması nedeniyle başlayan tartışmada, mağdurun sanığa bıçakla saldırdığı, boğuşma sırasında sanığın bıçağı alarak mağdurun sırt bölgesine vurduğu olayda, sanığın kendisine yönelmiş, gerçekleşen ve tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anki Hâl ve şartlara göre, saldırıyla orantılı bir şekilde defetme zorunluluğunda bulunmasına rağmen, bu sınırı mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telâşla aştığı anlaşıldığı halde, TCK'nin 27/2 ve CMK'nin 223/3-c maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi yerine, yazılı şekilde delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek, TCK'nin 81, 35, 29, 31/3 maddelerinden hüküm kurulması".
https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20106164-e-20131986-k-sayili-karari (Erişim Tarihi: 15.03.2026). Ayrıca bknz: TURAN/OTACI. s:151.
[13] Yargıtay 1 inci Ceza Dairesinin 22.06.2020 Tarihli, 2019/1219 E. ve 2020/1389 K. sayılı ilâmında: “Toplanan deliller karar yerinde incelenip, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde sanık ...’ın maktul ...'a yönelik eylemini meşru savunma koşulları altında gerçekleştirdiği, ancak; mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaştan ileri gelen nedenle meşru savunmada sınırı aştığı kabul edilerek, 5237 sayılı TCK'nin 27/1-2 ve CMK'nin 223/3-c maddeleri uyarınca hakkında ceza verilmesine yer olmadığına, sanığın mağdur ...’a yönelik eylemini ise meşru savunma koşulları altında gerçekleştiğinden 5237 sayılı TCK’nin 25 ve CMK’nin 223/2-d maddeleri uyarınca beraatine karar verilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde düzeltme nedeni dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan”.
https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20191219-e-20201389-k-sayili-karari (Erişim Tarihi 15.03.2026).
[14] Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.05.2014 tarih ve 1 - 1557/233 sayılı içtihadı. Bkz: https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20121557-e-2014233-k-sayili-karari TURAN/Ersin - OTACI, Cengiz. s. 140 -141.
[15] Yargıtay 1 inci Ceza Dairesinin 26.03.2025 tarihli 2025/1 E. ve 2025/2473 K. sayılı kararı. “1. Aralarında çeşitli akrabalık ve hemşehrilik ilişkileri bulunan sanıklar ile maktulün birbirlerini yakından tanıdıkları, maktul ... ve yakınlarının açıp işlettikleri ve kumar oynandığı iddia edilen kahvehane benzeri yerin kapanmasıyla maktulün müşterileriyle birlikte sanıklardan ... tarafından işletilen Salon ... isimli iş yeri ile gelir gider ortaklığı yaptığı; ancak maktul ile sanık ... arasında anlaşmazlık çıktığı, yine sanık ... ile maktul arasında da anlaşmazlık olduğunun anlaşıldığı, Salon ...'da çıkan anlaşmazlık üzerine sanık ...'in maktul ...'i darp ettiği ve zoraki bir şekilde uzaklaştırılan maktul ...'in bu durumu içine sindiremeyip sanıklar ... ile ...'a husumet beslediği, zaman zaman gelip tartıştığı, iş yerinin önünde silahla ateş ettiği, maktulün rahatsızlık veren bu davranışları devam ederken maktul ve sanıklar hakkında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan sürmekte olan iletişimin dinlenmesi kayıtlarında detayları bulunduğu üzere; 17.12.2021 günü saat 19:58'de geçen konuşmada sanık ...'ın sanık ...'a \"... veya ... biri sıksın ayaklarına\", \"bak on kişi sıkmasın, bi kişi\", \"diz kapağından aşağısına sıksınlar ibnenin tamam\", sen de kapıda oturun ... köşede otur olum böyle merdivenden içeri attığı dakka ayaklarına sıkın de” dediği, aynı gün saat 21:45'te yapılan görüşmede sanık ...'nin sanık ...'e, ...'i ...'ın vuracağını söylediğini ilettiği, sanık ...'in de \"ben de ona aslan gibi bakarım, o da aslan gibi işini bitirsin” dediği, sanık ...'nin ...'ten aldığı talimatları diğer sanıklara iletip eylemi organize ettiği, olay yerinden sanık ...'ten gerekli talimatları aldığı, sanık ...'ın olay saatinden önce aracını kahvenin önüne park edip silahlı olarak maktul ...'in kahveye gelmesini beklediği, sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın da çevrede bekleyip vaziyet aldıkları, aynı gün saat 23:55'te sanık ...'la sanık ... arasında yapılan görüşmede sanık ...'in, kahvenin önünde olduğunu söyleyen ...'a \"kendine dikkat et, neyse gerekeni yapıştır\", \"sana bir şey demediği sürece karışma, havaya sıksın\" dediği, sanık ...'ın da \"tamam\" diyerek onayladığı, aynı gün saat 23:57'de yapılan görüşmede \"karışma, o havaya sıkan adamdan bi yol olmaz, sen karışma\", sana doğrulttu mu hemen direkt yapıştır\", \"ayağa mayağa değil ha\" dediği, maktul ...'in gece yarısına doğru elinde silahla kahvenin bulunduğu yere geldiği, cadde üzerinde aralıklarla dört el ateş ettiği, sanık ... 'ın silah sesleri duyulurken sanık ...'ı arayıp ateş etmesi için baskı yaptığı, \"...sıkmayacaksan bana ver ben sıkayım...\" diyerek kararlılık gösterdiği, maktulün durumunu gören ve olay yeri yakınında olan iki polis memuru ve bir bekçiden oluşan kolluk ekibinin gelerek maktule müdahale ettiği, silahını alıp maktulü yere yatırdıkları, kelepçe takacakları sırada, beklediği araçtan inen ve sessizce yaklaşan sanık ...'ın ani bir hareketle tabancasını çıkarıp kolluğun etkisiz hale getirdiği maktulün başına bir el ateş ettiği, bu şekilde maktulü öldüren ...'ın aynı kolluk ekibi tarafından yakalanıp ekip aracına alındığı, devam eden 18.11.2021 günü saat 00:06'da sanık ...'ı arayan sanık ...'ın nefes nefese ve heyecanlı bir şekilde \"...tamam mı, kurtulduk mu kardeş\" dediği, sanık ...'ın da \"Tamam, ... kapat hadi, ben ...'i ayarlıyım\" dediği, ...'ın \"sen de orda durma\" demesine ...'ın \"tamam ben arabayı alam gidem dur da seni\" diyerek ...'a ait üzerinde anahtarı bulunan aracı aldığı, ...'ı olay yerinden almayı teklif ettiği, mümkün olmayınca arabayı alıp olay yerinden ayrılarak ...'ın kardeşi ...'e teslim ettiği, saat 00:10'da ...'la sanık ... arasında geçen görüşmede sanık ...'in, nerede olduğunu soran ...'a \"abi ben geliyordum, gelme dediler bana. Ne oldu, sıktı mı ...\" diye sorduğu, ...'nin \"Ben hastanedeyim, ... rahatsız benim, onu getirdim de, ... herhalde ...'a ikisi birbirine ateş etmişler\" demesi üzerine sanık ...'in \"Ben adamın a.ına koyarım, vurdurttururum demedim mi abi, adamın a.ına koyarım, yarın ...'ı da vuracam bak, kim kimin ekmeğiyle oynuyor,...\", \"...'in kafasına sıkmış ...\" dediği, olaydan sonra sanıkların toplanıp ... ile birlikte durum değerlendirmesi yaptıkları, saat 02:24'te sanık ... ile sanık ... arasında yapılan görüşmede, sanık ...'in \"vallaha kimi öldü diyo, kimi yaralı diyo\" dediği, sanık ...'nin \"kafadan nasıl vurmuş eşşoğleşşek ya\", \"kafadan mı vurmuş\" dediği, sanık ...'in \"abi hiç belli değil, ...nun bebeleri biliyodur bizim çocuklar hep benim yanımda, evdeyiz\", \"... var ... var, ... vardı çıktı, ... var, ... var, ... var, ... Hep burdayız\" dediği, sanık ...'nin \"..niye kafadan vurmuş bu dangalak ya mahvoldu\" dediği, sanık ...'in de \"... şimdik onu muhakeme edek abi\" diye cevap verdiği, daha sonra sanık ... için avukat görevlendirdikleri, soruşturma sürecinde cezaevinde ziyaret ettikleri olayda;
2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, eylemin sanıklar ... ve ...'in azmettirmesi ile sanıklar ..., ..., ... ve ... tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, suçun kanuni tanımındaki fiili gerçekleştiren sanıklar ..., ..., ..., ...'ün fail olarak kabulünde isabetsizlik bulunmadığı, sanıklar ... ve ...'ın failin suçu işleme hususundaki kararının oluşmasını sağladıkları, alınan raporların yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, meşru savunma ve meşru savunmada sınırın aşılması ile 5237 sayılı Kanun'un 82/1-e koşullarının bulunmadığı, dosya içeriğinden varlığı anlaşılan, maktulden sanıklara yönelen haksız söz veya davranış bulunmadığı, takdiri indirimin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmamasına karar verildiği anlaşıldığından Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, sanık ... müdafiileri, sanık ... müdafiii, sanık ... ve müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafiinin anılan temyiz sebeplerinin incelenmesinde bozma nedenleri dışında hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.” https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20251-e-20252473-k-sayili-karari (Erişim Tarihi 15.03.2026).
[16] HAKERİ, Hakan. Kasten Öldürme Suçları TCK 81-82-83, Ankara – 2006, s,45 – 46; TOPÇU. s. 1076 – 1077.
[17] www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20099015-e-20128243-k-sayili-karari (Erişim Tarihi: 17.03.2026).
[18] www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20093339-e-2013633-k-sayili-karari (Erişim T:17.03.2026)
[19] www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20101711-e-20117266-k-sayili-karari (Erişim Tarihi:17.03.2026).
[20] www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20099314-e-20104558-k-sayili-karari (Erişim Tarihi: 17.03.2026).
[21] www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-2014760-e-20151802-k-sayili-karari (Erişim Tarihi:17.03.2026).