Taşıyanın eşyayı gönderilene teslim borcunun belirlenebilmesi öncelikle taşıma sürelerinin ortaya konulmasına bağlıdır. Taşımanın süresi taşıyıcı tarafından sözleşmeyle öngörülen taşıma ediminin ifası bakımından gerekli süreyi ifade etmektedir. Diğer bir deyişle bu sürenin “teslim süresi” şeklinde ifade edilebilmesi mümkündür. Taşıyanın öngörülen süre sonunda taşımış olduğu eşyayı daha önce belirtilen yere teslimi zorunludur. Taşıma süresinin başlangıcı, taşıyıcı tarafından eşyanın teslimiyle başlamaktadır. Taşıyıcı tarafından öngörülen yere eşyanın teslimiyle taşıma süresinin sona erdiği kabul edilmektedir[1]. Kimi hallerde taşıma süresinin başlangıcının taşıyıcının eşyayı telim aldığı an olarak kabulü mümkün olmayabilir. Zira, tarafların aralarında öngörmüş bulundukları farklı tarihin belirlenmesi bu sürenin başlangıcı olarak kabul edilebilecektir. Buna göre taşıma süresi taraflarca öngörülen tarihin dikkate alınmasıyla belirlenmektedir. Ancak bu durum sözleşmeyle belirlenmelidir[2].

Tarafların taşımanın süresine ilişkin sözleşmeyle bir belirlemede bulunmaları durumunda, bu sürenin detaylarının açıkça belirtilmesi gerekmektedir. Sözleşmeye eşyanın “varacağı yere derhal yahut en kısa zamanda götürülmesi” vb. belirsiz maddelerin eklenmesi açık bir belirleme teşkil etmeyecektir. Bu gibi hallerde taşıma süresi olarak taraflarca sözleşmeyle belirlenen sürenin sayılması gerekecektir. Taşıma süresi olarak taraflarca serbest iradeleriyle öngördükleri sürenin temel alınması gerekmektedir. Buna göre taraflar süreler konusunda hangi detaylarda anlaşmış iseler bu sürelerin kesin olarak kabulü daha uygun düşecektir. Tarafların arzu etmeleri halinde belirlemiş bulundukları süreleri, uzatabilme hakları da bulunmaktadır[3].

Tarafların sözleşmeyle taşımanın süresine ilişkin kesin bir belirleme yapmaları durumunda, taşıma işinin başlamasıyla beraber sürenin de kendiliğinden başladığı kabul edilecektir. Karayoluyla milletlerarası eşya taşımacılığına ilişkin CMR Konvansiyonu[4] bu konuya ilişkin sevk mektubunu atıf göstermektedir. Konvansiyonun 6/2.f. bendine göre tarafların aralarında düzenlenen sevk mektubundan, taşıma işleminin tamamlanmasına yönelik öngörülen süre belirlenebilecektir. CMR kapsamında bulunan taşımalar bakımından, sevk mektubu düzenlenmesi mecburi tutulmamıştır. Ancak ileride ortaya çıkabilecek ihtilafların çözümü bakımından, tarafların ispat yükünü önemli ölçüde kolaylaştıracaktır. CMR’ nin 4. maddesi uyarınca sevk mektubu belirtilen usulde değilse, yırtılırsa kaybolursa yahut bu mektubun herhangi bir şekilde yapılmamış olması halinde taşıma sözleşmesinin varlığı ya da geçerliliği etkilenmeyecektir. CMR’ de yer verilen söz konusu bu düzenleme, aynı doğrultuda olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu[5]nun (TTK.) 857/1.j bendinde yer almaktadır. Düzenleme uyarınca “taşımanın yapılacağı süre” taşıma senedinin içeriğinden sayılmaktadır. Bahse konu unsurların, senedin ispat vesikası arz etmesinde bir değişiklik yaratmayacağını söylemek mümkündür. Zira, her türlü durumda taşıma senedinin delil niteliği bulunacaktır.

TTK.’ nın 873. maddesinde taşıyıcının eşyayı, belirlenen süre içerisinde, herhangi bir sürenin öngörülmemiş olunması durumunda koşullar göz önüne alındığında özenli bir taşıyıcı için öngörülebilecek makul sürede, tesliminin zorunluluğundan bahsedilmektedir. CMR. kapsamında bu maddeyle aynı doğrultuda bir düzenlemeye rastlanmamaktadır. Bu konuya ilişkin olarak taşıyıcı tarafından belirlenen sürenin öncesinde teslim için getirildiğinde hangi yol izlenmesi gerekeceği düşünülebilir. Şayet taşıyıcının eşyanı süresinin öncesinde getirmesi durumunda sözleşmeyle tersine bir düzenlemeye gidilmemişse yüküm gönderilene teslimi mümkün olmalıdır. Sözleşmeyle farklı bir düzenleme öngörülmüşse buna ilişkin olarak sözleşme hükmünün dikkate alınması gerekecektir.

Taşıma sözleşmelerine sözleşme serbestisinden dolayı, tarafların arzu etmeleri durumunda bir süre koyabilmelerine olanak bulunmakla birlikte bu türden bir zorunluluğa sahip olmamaları nedeniyle tarihin belirtilmeksizin sürenin açık bırakılabilmesi mümkündür[6]. Öte taraftan sözleşmeye konulan tarihin açık bir şekilde belirtilmediğinden sözleşmenin geçersizliği söz konusu olmayacak ancak taşıma işinin belli sürelerde gerçekleşmesinin gerekli olduğu hususunu değiştirmeyecektir. Sözleşmede tarihe ilişkin bir düzenlemenin bulunmaması hallerde sürenin tespiti için makul süre kapsamında hareket edilecektir. CMR’ nin 19. maddesi uyarınca tarafların taşımanın süresiyle alakalı bir belirlemede bulunmadığı durumlarda, taşıma işinin özellikleri dikkate alınarak özenli bir taşıyana tanınabilecek makul sürelerin aşılmasının ardından gecikmeden söz edilebilecektir[7]. Ancak, maddeye ilişkin olarak kanunda makul sürenin ne şekilde tespit edileceği yahut ne şekilde hesaplanacağı konusunda yönteme ya da bilgiye rastlanmamaktadır. Ancak parsiyel taşımalara ilişkin sürelerin hesaplanması kanuna göre bütün eşyanın toplanması için gerekli olarak zaman dikkate alınarak yapılmalıdır[8].

Makul süre hesaplanırken dikkate alınması gerekli hususları şu şekilde sıralamak mümkündür. Bunlar;

- Eşya taşımada kullanılan aracın cinsinin,

- Taşınan eşyanın cinsinin,

- Eşyanın miktar ve tonajının,

- Taşıma işinin yapılacağı güzergahın,

- Gönderici tarafından taşıyandan istenilen talimat ve emirlerin,

- Coğrafi koşulların göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Makul süreyi belirlerken hiçbir şekilde sayılan bu unsurlar yalnız başlarına ele alınmamalıdır. Eşyaya ilişkin tüm detaylar, eşyanın taşınacağı araca ilişkin tüm detaylar, göndericinin istekleri, coğrafi koşullardan kaynaklanan nedenler ve benzeri çok sayıda faktör dikkate alınmalıdır. Diğer taraftan makul süre hesabında yalnızca taşıma işinin gerçekleştirilecek ilk baştaki koşullara bakılması gerektiğine ilişkin görüşler baskındır. Bu halde taşımanın yapıldığı sırada ortaya çıkan olayların dikkate alınmaması gerekmektedir. Yoksa, taşıma yapılırken bir olayın gerçekleşmesi durumunda bunun CMR’ nin 17. maddesinde belirtildiği şekilde sorumluluktan kurtulma nedeni teşkil edip etmeyeceklerinin belirlenmesi gerekecektir. Ancak, taşıma sırasında bir durumun meydana gelmesi halinde bunun sürenin aksamasına neden olması durumunda CMR’ nın 17/2.fıkrasına göre ispatı gerekmektedir. Zira, taşıyıcıdan bunun kanıtlanmasının istenmemesi durumunda taşıyıcının üzerinde bulunan ispat yüküne ilişkin düzenlemeye gerek kalmayacaktı.

-----------------

[1] Arslan Kaya, Karayolu ile Eşya Taşınmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmenin Uygulanma Şartları ve Öngörülen Sorumluluğun Esasları, Oğuz İmregün’e Armağan, İstanbul 1998, s. 58.

[2] Sabih Arkan, Demiryoluyla Yapılan Uluslararası Eşya Taşımaları. Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Yayın No: 206, Olgaç Matbaası, Ankara, 1987, s. 145.

[3] Burak Adıgüzel, Taşıma Hukuku (Deniz Ticareti Hariç), 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2019, s. 105.

[4] Uluslararası karayolu ile taşımacılıkta şartları standartlara oturtulmuş olan taşıyıcıların sorumluluğunu öngören sözleşmedir. 1978 tarihinde Cenevre’de yazılan sözleşme 1979 tarihinde BM tarafından devletlerin önüne imzaya açılmıştır. Sözleşme ülkemizce 1995 yılında imzalanarak Uluslararası Karayolu nakliyeleri sözleşme uyarınca yerine getirilmeye başlanmıştır. Sözleşme için bkz. https://www.lutz.com.tr/Content/Lutz-html/pdf/CMR-KONVANSIYONU.pdf, Erişim Zamanı, 28.03.2022.

[5] 14/2/2011 tarihinde 27846 sayılı R.G. ile yayınlanmıştır.

[6] Sabih Arkan, Karayolu ile Eşya Taşımalarında Taşıyıcının Sorumluluğu, İstanbul 1984, s. 62.

[7] Kübra Yetiş Şamlı, Uluslararası Kara, Hava ve Deniz Yoluyla Eşya Taşımalarında Taşıyıcının/Taşıyanın Sınırlı Sorumluluktan Yararlanma Hakkının Kaybı, İstanbul, 2008, s. 65.

[8] Alihan Aydın, CMR’ye Göre Taşıyıcının Zıya, Hasar ve Gecikmeden Doğan Sorumluluğu, 2. Bası, İstanbul 2006, s. 91.