ÖZET
Uyuşturucu madde suçlarında etkin pişmanlık, uygulamada çoğu zaman yakalama veya mahkûmiyet gibi sonuçlara indirgenerek değerlendirilmekte; failin kendisinden beklenen edimi yerine getirip getirmediği hususu ikinci planda kalmaktadır. Oysa TCK m.192/3 bakımından belirleyici olan ölçüt, failin doğru, etkili ve faydalı bilgiyi zamanında ve gönüllü olarak soruşturma makamlarının bilgisine sunup sunmadığıdır.
Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik ve son dönem içtihatları, soruşturma sürecinin yürütülüşünden kaynaklanan gecikmelerin veya uygulamaya ilişkin aksaklıkların, fail edimini yerine getirmişse, sanık aleyhine yorumlanamayacağını açıkça ortaya koymaktadır.
GİRİŞ
Uyuşturucu veya uyarıcı madde suçlarında etkin pişmanlık, yalnızca cezada indirim veya cezasızlık sağlayan bir kurum değil; suçla mücadelede işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan, normatif bir denge mekanizmasıdır. Buna rağmen uygulamada, özellikle TCK m.192/3 bakımından etkin pişmanlığın, çoğu zaman yakalama gerçekleşmediği veya başka faillerin tespit edilemediği gerekçesiyle reddedildiği görülmektedir. Bu yaklaşım, etkin pişmanlığı sonuca bağlı bir ayrıcalık gibi değerlendirmekte; failin kendisinden beklenen edimi yerine getirip getirmediği hususunu ikincil bir mesele hâline getirmektedir.
Oysa gerek kanun koyucunun düzenleme iradesi gerekse Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatları, TCK m.192/3’ün uygulanmasında esas alınması gereken ölçütün sonucun gerçekleşmesi değil, failin edimi olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Failin, suçun ortaya çıkarılmasına veya diğer faillerin belirlenmesine elverişli doğru, etkili ve faydalı bilgiyi, resmi makamların bilgisine zamanında ve gönüllü olarak sunması hâlinde, soruşturmanın seyri artık failin davranış alanından çıkarak soruşturma sürecinin yürütülüş biçimine ilişkin bir değerlendirme konusu hâline gelir. Bu aşamadan sonra soruşturmanın gecikmesi veya henüz somut bir sonuca ulaşmamış olması, etkin pişmanlığın reddi için meşru bir gerekçe oluşturmaz.
Bu çalışmada, TCK m.192/3 kapsamında etkin pişmanlığın uygulama sınırları; failden beklenen edimin içeriği ile soruşturma makamlarının etkin ve özenli soruşturma yürütme yükümlülüğü çerçevesinde ele alınacaktır. Ceza Genel Kurulu’nun son dönem kararları ışığında; kaçınılmazlık argümanının sınırları, soruşturma sürecinde ortaya çıkan uygulamaya ilişkin aksaklıkların etkin pişmanlık değerlendirmesine etkisi ve uygulamada sıkça karşılaşılan hatalı yaklaşımlar incelenecek; bu doğrultuda, maddenin amacına uygun doğru uygulama hattı ortaya konulacaktır.
I. TCK m.192/3’te Failden Beklenen Edim Nedir?
TCK m.192/3 kapsamında etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için öncelikle failden beklenen edimin ne olduğunun doğru biçimde belirlenmesi gerekir. Zira uygulamada sıklıkla, etkin pişmanlık ile salt itiraf kavramlarının birbirine karıştırıldığı; failin suçunu kabul etmesinin tek başına etkin pişmanlık için yeterli görülmediği gibi, kimi zaman da bu ayrımın tamamen göz ardı edildiği görülmektedir.
Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, TCK m.192/3 anlamında “hizmet ve yardım”, basit bir suç ikrarı olarak anlaşılamaz. Etkin pişmanlık kapsamında edim; failin, suçun ortaya çıkarılmasına, suç ortaklarının belirlenmesine ya da yakalanmasına nesnel olarak katkı sunmaya elverişli bilgileri, soruşturma makamlarının bilgisine zamanında ve gönüllü olarak iletmesini ifade eder. Bu edimin etkinliği, bilginin mutlaka yakalama veya mahkûmiyetle sonuçlanmasına bağlı değildir; önemli olan, bilginin soruşturmayı ilerletmeye elverişli nitelikte olmasıdır.
Bu noktada özellikle vurgulanmalıdır ki, TCK m.192/3 sonucu garanti eden bir düzenleme değildir. Failden beklenen, soruşturma yürütmek veya sonucu bizzat sağlamak değil; kendisine düşen katkıyı dürüst ve makul biçimde yerine getirmesidir. Fail bu yükümlülüğü yerine getirmişse, suçun geç ortaya çıkması veya faillerin henüz tespit edilememesi artık failin edimiyle değil, soruşturmanın yürütülüş biçimiyle ilgilidir.
II. Fail Yükümlülüğünü Yerine Getirmişse Sonucun Doğmaması Kime Yüklenir?
TCK m.192/3 kapsamında etkin pişmanlık değerlendirmesi yapılırken, failin yerine getirmekle yükümlü olduğu edim ile soruşturma makamlarının yürütmekle sorumlu olduğu soruşturma faaliyetlerinin hukuki olarak birbirinden ayrık alanlar olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Fail, kendisinden beklenen doğru, etkili ve faydalı bilgiyi zamanında ve gönüllü biçimde resmi makamların bilgisine sunduğu anda, etkin pişmanlık bakımından kendisine düşen yükümlülüğü yerine getirmiş sayılır. Bu aşamadan sonra soruşturmanın sürati, kapsamı ve ulaşılan sonuç, artık failin davranış alanından çıkarak soruşturma sürecinin yürütülüş biçimine ilişkin bir değerlendirme konusu hâline gelir.
Buna rağmen uygulamada, failin sunduğu bilgiye karşın soruşturmanın etkin ve özenli biçimde yürütülmemesi hâllerinde dahi, yalnızca yakalama veya mahkûmiyet sonucuna ulaşılamadığı gerekçesiyle etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmadığı görülmektedir. Oysa soruşturma işlemlerinin gecikmesi, kolluğa uzun süre talimat verilmemesi, bildirilen kişi veya adresler hakkında araştırma yapılmaması ya da dosyanın fiilen ilerletilmemesi gibi durumlarda soruşturmanın sonuçsuz kalması, sunulan bilginin yetersizliğinden değil; bilginin soruşturma pratiği içinde işlenmemesinden kaynaklanmaktadır. Bu tür hâllerde sonucun doğmamasının doğrudan failin edimine bağlanması, TCK m.192/3’ün amacına uygun düşmemektedir.
Bu noktada, “sonucun doğmaması” ile “sonucun doğurulmaması” arasındaki ayrımın özellikle yapılması gerekir. Sonucun doğmaması, failin edimine rağmen soruşturmanın henüz yakalama veya mahkûmiyetle sonuçlanmamış olmasını ifade ederken; sonucun doğurulmaması, fail tarafından sunulan bilginin soruşturma makamlarınca değerlendirilmemesi veya gerekli araştırma adımlarının atılmaması nedeniyle sonuca ulaşılamamasını ifade eder. TCK m.192/3 bakımından hukuki sonuç doğuran hâl, ikincisidir. Zira fail yükümlülüğünü yerine getirmişse, ortaya çıkmayan sonucun sorumluluğu artık failde değil, soruşturma sürecinin yürütülüşünde aranmalıdır.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu da etkin pişmanlığın değerlendirilmesinde sonucun gerçekleşip gerçekleşmemesinden ziyade, failin sunduğu bilginin soruşturmayı ilerletmeye elverişli olup olmadığına odaklanılması gerektiğini istikrarlı biçimde vurgulamaktadır. Ceza Genel Kurulu’nun 2018/664 sayılı kararında; failin henüz hukuken kullanılamayan bir arama yetkisi öncesinde sunduğu bilginin, yakalama sonucunu doğurmamış olsa dahi etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiş; soruşturma makamlarının o aşamada sahip olduğu hukuki imkânlar esas alınmıştır. Bu yaklaşım, etkin pişmanlığın sonuç merkezli değil, edim merkezli bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.
Benzer şekilde, Ceza Genel Kurulu’nun çeşitli kararlarında, failin verdiği bilginin soruşturma makamlarına yeni ve kullanılabilir bir imkân sağlaması hâlinde, bu bilginin daha sonra etkin şekilde değerlendirilmemiş olmasının fail aleyhine yorumlanamayacağı ifade edilmiştir. Bu içtihat çizgisi, etkin pişmanlığın uygulanabilirliğini soruşturmanın fiilî başarısına değil, failin katkısının niteliğine bağlamaktadır.
Bu çerçevede, etkin pişmanlığın yalnızca “yakalama gerçekleşti mi?” veya “başka fail tespit edildi mi?” sorularına indirgenmesi, TCK m.192/3’ün normatif yapısını daraltmakta ve failin edimini görünmez kılmaktadır. Daha isabetli olan yaklaşım; failin sunduğu bilginin, sunulduğu anda soruşturmayı ilerletmeye objektif olarak elverişli olup olmadığının değerlendirilmesi ve sonucun doğmamasının, soruşturma sürecinin yürütülüşüne ilişkin nedenlerden kaynaklanıp kaynaklanmadığının ortaya konulmasıdır.
Sonuç itibarıyla, fail edimini yerine getirmişse ve buna rağmen soruşturma süreci çeşitli nedenlerle somut bir sonuca ulaşmamışsa, bu durumun etkin pişmanlığın reddi için tek başına yeterli kabul edilmesi, hem Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarıyla hem de TCK m.192/3’ün suçla mücadelede işbirliğini teşvik eden amacıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, etkin pişmanlık değerlendirmelerinde, failin edimi ile soruşturma sürecinin yürütülüşü arasındaki sınırın titizlikle korunması gerekmektedir.
III. Soruşturma Makamlarının Edimi: Etkin ve Özenli Soruşturma Yükümlülüğü
TCK m.192/3’ün uygulanmasında, failin edimi kadar, hatta belirli bir aşamadan sonra ondan daha belirleyici hâle gelen unsur, soruşturma makamlarının etkin ve özenli soruşturma yürütme yükümlülüğüdür. Fail tarafından sunulan bilginin, soruşturma makamlarınca ciddiyetle ele alınması; gecikmeksizin değerlendirilmesi, kolluğun harekete geçirilmesi ve somut araştırma adımlarının atılması, etkin pişmanlık rejiminin tamamlayıcı unsurunu oluşturur. Aksi hâlde, failin doğru ve elverişli katkısına rağmen soruşturmanın ilerlememesi, etkin pişmanlık kurumunun işlevini fiilen ortadan kaldırır.
Uygulamada, bu yükümlülüğün gereği gibi yerine getirilmediği durumlara sıklıkla rastlanmaktadır. Fail tarafından verilen bilgi üzerine uzun süre müzekkere yazılmaması, kolluğun görevlendirilmemesi, bildirilen kişi veya adresler hakkında herhangi bir araştırma yapılmaması ya da dosyanın fiilen ilerletilmemesi, soruşturmanın etkinliğini zedeleyen başlıca örneklerdir. Bu tür hâllerde soruşturmanın somut bir sonuca ulaşmaması, failin sunduğu bilginin yetersizliğinden değil; bilginin soruşturma pratiği içinde işlenmemesinden kaynaklanmaktadır.
Bu noktada özellikle vurgulanmalıdır ki, etkin pişmanlık tek taraflı bir yükümlülük rejimi değildir. Fail, kendisinden beklenen edimi yerine getirdiği anda, soruşturma makamları bakımından da bu bilgiye uygun şekilde etkin, hızlı ve özenli bir soruşturma yürütme yükümlülüğü doğar. Soruşturma sürecinde ortaya çıkan gecikmeler, işlem eksiklikleri veya araştırma yapılmaması gibi nedenlerle sonucun doğmaması, etkin pişmanlığın reddi için meşru bir gerekçe olarak kabul edilemez. Zira böyle bir yaklaşım, soruşturma sürecine ilişkin aksaklıkların sonuçlarının sanık aleyhine işletilmesi sonucunu doğurur.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarında da, etkin pişmanlık değerlendirmesinin yalnızca soruşturmanın ulaştığı fiilî sonuca indirgenemeyeceği; failin sunduğu bilginin, sunulduğu anda soruşturmayı ilerletmeye objektif olarak elverişli olup olmadığının esas alınması gerektiği kabul edilmektedir. Ceza Genel Kurulu’nun bu yaklaşımı, etkin pişmanlık kurumunun, soruşturma makamlarının fiilî başarısına bağlı bir sonuç mekanizması değil; karşılıklı edimlere dayalı bir işbirliği rejimi olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu çerçevede, failin edimini yerine getirmesine rağmen soruşturma sürecinin etkin şekilde yürütülmemesi nedeniyle sonuca ulaşılamaması hâlinde, etkin pişmanlığın uygulanmaması yönünde yapılan değerlendirmeler, TCK m.192/3’ün suçla mücadelede işbirliğini teşvik eden amacıyla bağdaşmamaktadır. Daha isabetli olan yaklaşım; failin edimi ile soruşturma makamlarının yükümlülük alanı arasındaki sınırı koruyarak, soruşturmanın ilerlememesine ilişkin nedenlerin failin davranış alanında mı yoksa soruşturma sürecinin yürütülüşünde mi ortaya çıktığını titizlikle ortaya koymaktır.
IV. Kaçınılmazlık Argümanının Sınırı
Uygulamada TCK m.192/3 bakımından etkin pişmanlığın reddine en sık gerekçe olarak başvurulan argümanlardan biri, suçun veya delilin “zaten kaçınılmaz biçimde ortaya çıkacak olduğu” yönündeki kabuldür. Ancak bu argümanın, çoğu dosyada herhangi bir ayrım yapılmaksızın ve yeterince somutlaştırılmadan kullanıldığı; etkin pişmanlık değerlendirmesinin, fiilî ve hukuki durumdan ziyade varsayımsal kabuller üzerinden, sonuç odaklı bir yaklaşımla yapıldığı görülmektedir. Oysa kaçınılmazlık, etkin pişmanlığı otomatik olarak devre dışı bırakan genel bir formül değil; dar, istisnai ve dikkatli biçimde uygulanması gereken bir değerlendirme ölçütüdür.
Kaçınılmazlık incelemesinde esas alınması gereken husus, henüz gerçekleşmemiş bir sonucun teorik olarak gerçekleşip gerçekleşmeyeceği değil; failin edimini sunduğu anda soruşturma makamlarının fiilen ve hukuken hangi somut imkânlara sahip olduğudur. Henüz verilmemiş bir arama kararının ileride verileceği, henüz başlatılmamış bir araştırmanın derhâl yapılacağı veya kolluğun aynı bilgiye kısa süre içinde ulaşabileceği yönündeki kabuller, varsayım niteliğindedir. Bu tür varsayımlara dayanılarak yapılan kaçınılmazlık değerlendirmeleri, sanık aleyhine sonuç doğuracak şekilde yorumlanamaz. Zira etkin pişmanlık rejiminde, varsayıma dayalı kaçınılmazlık kabulü, failin sunduğu katkının hukuki değerini görünmez hâle getirme riski taşımaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun içtihatları da bu ayrımı açık biçimde ortaya koymaktadır. Ceza Genel Kurulu’nun 2018/664 sayılı kararında; henüz mevcut olmayan bir arama yetkisine veya fiilen kullanılabilir olmayan bir hukuki imkâna dayanılarak yapılan kaçınılmazlık değerlendirmesinin isabetli olmadığı belirtilmiş; failin, soruşturma makamlarının o aşamada hukuken kullanabileceği somut bir araç bulunmayan bir durumda gerçekleştirdiği teslim veya beyanın, etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Bu karar, kaçınılmazlığın varsayımsal değil, mevcut ve kullanılabilir hukuki imkânlar üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Buna karşılık Ceza Genel Kurulu’nun 2019/42 ve 2019/55 sayılı kararlarında ise, rutin profilleme, yoklama veya iç beden muayenesi gibi hukuka uygun ve sistematik işlemlerle sonucun zaten ortaya çıkmasının fiilen kaçınılmaz olduğu hâllerde, failin sonradan yaptığı beyan veya teslimin, sonuca etkili bir edim teşkil etmeyeceği vurgulanmıştır. Bu kararlar, kaçınılmazlık argümanının tamamen reddedilmediğini; ancak yalnızca soruşturma makamlarının o anda mevcut, somut ve hukuka uygun araçlarla sonuca ulaşmasının gerçekten mümkün olduğu durumlarla sınırlı olarak uygulanabileceğini göstermektedir.
Bu içtihat çizgisi birlikte değerlendirildiğinde; kaçınılmazlığın, ancak soruşturma makamlarının failin edimi anında sonuca ulaşabilecek durumda olduğu hâllerde dikkate alınabileceği, buna karşılık henüz kullanılmayan, kullanılacağı varsayılan veya ileride elde edilmesi muhtemel imkânlara dayalı değerlendirmelerin etkin pişmanlığı bertaraf etmeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır. Aksi bir yaklaşım, etkin pişmanlık kurumunu öngörülemez ve keyfî bir değerlendirme alanına sürükleyerek, failin işbirliği iradesini hukuki korumadan yoksun bırakacaktır.
V. Uygulama Sonuçları ve Değerlendirme
TCK m.192/3’ün doğru uygulanması, etkin pişmanlık kurumunun sonuç merkezli değil, edim merkezli bir değerlendirmeye tabi tutulmasını gerektirir. Bu bağlamda yargı mercileri bakımından en sık karşılaşılan hatalardan biri, failin sunduğu bilginin soruşturmayı ilerletmeye elverişli olup olmadığını irdelemeden, yalnızca yakalama veya mahkûmiyet gerçekleşip gerçekleşmediğine odaklanılmasıdır. Oysa Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatları, failin kendisinden beklenen yükümlülüğü yerine getirdiği hâllerde, soruşturmanın gecikmesi veya somut bir sonuca ulaşmamasının, etkin pişmanlığın reddi için tek başına yeterli olmayacağını açıkça ortaya koymaktadır.
Savunma makamı açısından ise TCK m.192/3 değerlendirmesinin soyut kabuller üzerinden değil; somut olgularla görünür kılınması büyük önem taşımaktadır. Failin beyanının zamanı, içeriği, doğrulanabilirliği ve beyanın verildiği aşamada soruşturma makamlarının fiilen ve hukuken hangi imkânlara sahip olduğu, dosya kapsamında açık biçimde ortaya konulmalıdır. Özellikle soruşturma sürecinin fiilen ilerletilmediği, kolluğun harekete geçirilmediği veya bildirilen kişi ya da adresler hakkında uzun süre herhangi bir araştırma yapılmadığı hâllerde, sonucun doğmamasının failin edimiyle değil, soruşturma sürecinin yürütülüş biçimiyle bağlantılı olduğu hususu vurgulanmalıdır.
Bu çerçevede, etkin pişmanlığın reddine dayanak yapılan “kaçınılmazlık” argümanının da somutlaştırılması zorunludur. Varsayıma dayalı değerlendirmeler yerine, failin edimini sunduğu anda soruşturma makamlarının mevcut ve hukuka uygun hangi araçlara fiilen sahip olduğu ortaya konulmadan yapılan her kaçınılmazlık kabulü, etkin pişmanlık kurumunu işlevsiz hâle getirme riski taşımaktadır. Böyle bir yaklaşım, failin edimini değil, soruşturma sürecinin ulaştığı sonucu esas alan bir değerlendirme anlayışına yol açmakta ve TCK m.192/3’ün suçla mücadelede işbirliğini teşvik eden amacını zedelemektedir.
SONUÇ
TCK m.192/3 kapsamında etkin pişmanlığın uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin değerlendirmelerde, belirleyici ölçüt sonucun gerçekleşmesi değil, failin kendisinden beklenen edimi yerine getirip getirmediğidir. Failin doğru, etkili ve faydalı bilgiyi zamanında ve gönüllü olarak soruşturma makamlarının bilgisine sunması hâlinde, suçun geç ortaya çıkması veya faillerin henüz tespit edilememesi, artık failin davranış alanına değil; soruşturma sürecinin yürütülüş biçimine ilişkin bir sonuç olarak değerlendirilmelidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik ve son dönem kararları, soruşturma sürecinde ortaya çıkan gecikmeler, işlem eksiklikleri veya uygulamaya ilişkin aksaklıklar nedeniyle sonucun doğmamasının, fail edimini yerine getirmişse, sanık aleyhine yorumlanamayacağını açık biçimde ortaya koymaktadır. Etkin pişmanlık, sonucu garanti eden bir mekanizma değil; suçla mücadelede işbirliğini esas alan, karşılıklı edimlere dayalı bir hukuki rejimdir. Bu rejimin sağlıklı işlemesi, failin edimi ile soruşturma makamlarının yükümlülük alanının doğru noktada ayrıştırılmasına bağlıdır.
Sonuç olarak, TCK m.192/3’ün amacına uygun biçimde uygulanabilmesi için, etkin pişmanlığın otomatik ret gerekçeleriyle daraltılmasından kaçınılmalı; failin sunduğu katkı ile soruşturma sürecinin yürütülüşünden kaynaklanan aksaklıklar arasındaki sınır titizlikle korunmalıdır. Aksi hâlde, etkin pişmanlık kurumu, suçla mücadelede işlevini zayıflatan ve uygulamada öngörülemez sonuçlar doğuran bir düzenleme hâline gelme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

Av. Mehmet Buğra ANIL





