ÖZET
Bu çalışma, Türk Medeni Kanunu'nun miras hukukuna ilişkin temel yapı taşlarından biri olan "Zümre Sistemi"ni (Parentela Sistemi) ve bu sistem çerçevesinde miras paylarının belirlenmesini detaylı bir şekilde ele almaktadır. Çalışmanın devamında, mirasın intikali ile oluşan miras ortaklığının hukuki niteliği, mirasçılar arasındaki elbirliği mülkiyetinin yarattığı sorunlar ve bu sorunların çözüm yolu olan ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davaları incelenmiştir. Aynen taksim ve satış suretiyle paylaşma yöntemleri, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, taraf teşkili, satış bedelinin dağıtımı ve muhdesat iddiaları gibi usul hukuku açısından özellik arz eden durumlar, hakim, savcı, avukat ve noter gibi hukuk uygulayıcıları perspektifinden kapsamlı bir şekilde analiz edilmiştir.
I. GİRİŞ
Miras hukuku, bir gerçek kişinin ölümü veya gaipliğine karar verilmesi halinde, para ile ölçülebilen bütün hak ve borçlarının (terekesinin) kimlere ve nasıl geçeceğini düzenleyen hukuk dalıdır. Türk hukuk sisteminde mirasçılık, "yasal mirasçılık" ve "atanmış mirasçılık" olmak üzere ikiye ayrılır. Yasal mirasçılık, kanun koyucunun iradesine dayanırken; atanmış mirasçılık, mirasbırakanın iradesine dayanır.
Yasal mirasçılığın belirlenmesinde Türk Medeni Kanunu (TMK), kan hısımlığına dayalı bir derecelendirme sistemi olan "Zümre Sistemi"ni benimsemiştir. Bu sistem, mirasın adil ve mantıklı bir silsile ile dağıtılmasını hedefler. Ancak mirasın intikali, süreci sonlandırmaz; aksine mirasçılar arasında "Miras Ortaklığı" adı verilen yeni bir hukuki ilişki başlatır. Bu ortaklığın yönetimi ve tasfiyesi, uygulamada en çok uyuşmazlık yaşanan alanlardan biridir.
II. TÜRK MİRAS HUKUKUNDA ZÜMRE (PARENTELA) SİSTEMİ
Zümre sistemi, mirasbırakan ile kan hısımlığı bulunan kişilerin, mirasbırakana olan yakınlık derecelerine göre sınıflandırılmasıdır. Bu sistemin temel kuralı şudur: "Bir önceki zümrede mirasçı varken, bir sonraki zümre mirasçı olamaz." Yani, birinci zümrede tek bir mirasçı dahi olsa, ikinci zümreye miras geçmez.
A. Birinci Zümre (Altsoy)
TMK m. 495 uyarınca, mirasbırakanın birinci derece mirasçıları onun altsoyudur. Altsoy kavramı; çocukları, torunları ve torunlarının çocuklarını kapsar.
• Eşitlik İlkesi: Çocuklar, cinsiyet veya yaş farkı gözetilmeksizin eşit olarak mirasçıdırlar.
• Halefiyet İlkesi: Mirasbırakandan önce ölmüş olan çocukların yerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alır. Örneğin, mirasbırakanın oğlu kendisinden önce ölmüşse, oğlunun payı torunlarına geçer.
B. İkinci Zümre (Ana-Baba ve Altsoyları)
TMK m. 496 uyarınca, altsoyu bulunmayan mirasbırakanın mirasçıları, ana ve babasıdır.
• Mirasbırakanın çocuğu veya torunu yoksa miras ikinci zümreye, yani ana ve babaya gider.
• Ana ve baba eşit oranda mirasçıdır.
• Eğer ana veya baba mirasbırakandan önce ölmüşse, onların yerini kendi altsoyları (mirasbırakanın kardeşleri, yeğenleri) alır. Bu durum, kardeşlerin mirasçılığının temelini oluşturur. Kardeşler, ancak mirasbırakanın altsoyu yoksa ve ana-babadan biri veya ikisi ölmüşse mirasçı olabilirler.
C. Üçüncü Zümre (Büyük Ana-Büyük Baba ve Altsoyları)
TMK m. 497 uyarınca, altsoyu, ana ve babası ve onların altsoyu bulunmayan mirasbırakanın mirasçıları, büyük ana ve büyük babalarıdır.
• Miras, baba tarafı ve ana tarafı olmak üzere ikiye ayrılır; yarısı baba tarafındaki büyük ana ve büyük babaya, diğer yarısı ana tarafındaki büyük ana ve büyük babaya verilir.
• Bu zümrede de halefiyet ilkesi geçerlidir. Büyük ana veya büyük baba ölmüşse, onların payı kendi altsoylarına (mirasbırakanın amcası, halası, dayısı, teyzesi ve kuzenlerine) geçer.
D. Sağ Kalan Eşin Mirasçılığı
Sağ kalan eş, zümre sisteminin dışındadır ancak her zümre ile birlikte mirasçı olabilir. Eşin miras payı, birlikte mirasçı olduğu zümreye göre değişir (TMK m. 499):
1. Birinci zümre ile (çocuklarla) birlikte: Mirasın 1/4'ü eşe, 3/4'ü çocuklara kalır.
2. İkinci zümre ile (ana-baba ve kardeşlerle) birlikte: Mirasın 1/2'si eşe, 1/2'si ikinci zümreye kalır.
3. Üçüncü zümre ile (büyük ana-baba ve onların çocukları ile) birlikte: Mirasın 3/4'ü eşe, 1/4'ü üçüncü zümreye kalır. (Burada dikkat edilmesi gereken husus, eşin üçüncü zümrede sadece zümre başları ve onların çocukları [amca, hala, dayı, teyze] ile mirasçı olabileceğidir. Kuzenlerle mirasçı olmaz, kuzenlerin payını da eş alır.)
4. Hiçbir zümrede mirasçı yoksa: Mirasın tamamı eşe kalır.
III. MİRAS ORTAKLIĞININ HUKUKİ NİTELİĞİ VE ELBİRLİĞİ MÜLKİYETİ
Mirasbırakanın ölümü ile birlikte, tereke bir bütün olarak (külli halefiyet ilkesi gereği) mirasçılara geçer. Birden fazla mirasçının bulunması durumunda, kanun koyucu mirasın paylaşılmasına kadar geçecek sürede mirasçıların haklarını korumak ve terekenin bütünlüğünü sağlamak amacıyla "Miras Ortaklığı" kurumunu öngörmüştür (TMK m. 640).
Bu ortaklık türünde mülkiyet, elbirliği mülkiyeti (iştirak halinde mülkiyet) esaslarına tabidir. Elbirliği mülkiyetinin temel özellikleri şunlardır:
• Payların Belirsizliği: Ortakların (mirasçıların) mülkiyet hakkı, terekenin tamamına yayılmıştır. Her ne kadar miras payları (1/4, 3/8 gibi) belli olsa da, bu paylar "tasfiye payı" niteliğindedir. Malvarlığı üzerinde fiili bir bölünme yoktur.
• Birlikte Tasarruf Zorunluluğu: Ortaklık devam ettiği sürece, tereke malları üzerindeki tasarrufi işlemler (satış, bağış, ipotek, kiralama vb.) ancak tüm ortakların oybirliği ile yapılabilir.
• Temsil: Miras ortaklığına bir temsilci atanmadıkça, ortaklar davalarda birlikte hareket etmek zorundadır (Zorunlu Dava Arkadaşlığı).
Bu katı yapı, pratik hayatta taşınmazların kullanımı, kiraya verilmesi veya satılması noktasında ciddi uyuşmazlıklara yol açmaktadır. Bir mirasçının dahi muhalefeti, malvarlığının değerlendirilmesini engelleyebilir.
IV. PAYLAŞMAYI İSTEME HAKKI VE ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ DAVASI
TMK m. 642 uyarınca, "Mirasçılardan her biri, sözleşme veya kanun gereğince ortaklığı sürdürmekle yükümlü olmadıkça, her zaman mirasın paylaşılmasını isteyebilir." Bu hüküm, miras ortaklığının geçici niteliğini vurgular. Kanun koyucu, elbirliği mülkiyetinin sürdürülemez yapısını bildiği için, her ortağa bu bağı çözme yetkisi vermiştir.
Mirasçılar kendi aralarında anlaşarak (Rızai Taksim) mirası paylaşabilirler. Bu en ideal yoldur. Ancak taraflar arasında anlaşma sağlanamaması, bir mirasçının ulaşılamaması veya kısıtlı olması gibi durumlarda, yargısal yol olan Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu) davası gündeme gelir.
A. Görevli ve Yetkili Mahkeme
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 4/1-b bendi uyarınca, taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davalarda görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir. Dava konusunun değerinin (milyonlarca lira olsa dahi) bir önemi yoktur. Yetkili mahkeme ise, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Birden fazla taşınmaz varsa, bunlardan birinin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir.
B. Taraf Teşkili Sorunu
Ortaklığın giderilmesi davaları, usul hukuku açısından "çift taraflı" (actio duplex) nitelikte davalardır. Yani davacı da davalı da aynı haklara sahiptir; davalı da satış isteyebilir ve hüküm her iki taraf için de sonuç doğurur.
Yargıtay uygulamalarında sıkça vurgulandığı üzere, bu davalarda taraf teşkili kamu düzenine ilişkindir. Elbirliği mülkiyetinin doğası gereği, tüm mirasçıların davada yer alması zorunludur. Mirasçılardan birinin ölümü halinde, onun mirasçılarının da davaya dahil edilmesi gerekir. Taraf teşkili sağlanmadan davanın esasına girilemez ve hüküm kurulamaz.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 2015/9835 E., 2015/9545 K. sayılı kararında belirtildiği üzere: "Paydaşlardan veya ortaklardan birinin ölümü halinde alınacak mirasçılık belgesine göre mirasçılarının davaya katılmaları sağlandıktan sonra işin esasının incelenmesi gerekir."
V. PAYLAŞMA YÖNTEMLERİ: AYNEN TAKSİM VE SATIŞ
Mahkeme, ortaklığın giderilmesine karar verirken öncelikle "aynen taksim" (malın fiziken bölünmesi) imkanını araştırır. Eğer bu mümkün değilse "satış suretiyle" (bedelin paylaştırılması) giderme yoluna gidilir.
A. Aynen Taksim (Fiziki Bölünme)
TMK m. 642/2 ve m. 699/2 uyarınca, hakim öncelikle malın aynen bölünerek paylaştırılmasına karar vermelidir. Ancak bunun için bazı şartların varlığı aranır:
1. Maddi ve Hukuki Uygunluk: Taşınmazın yüzölçümü, niteliği ve imar mevzuatı (Tarım arazilerinin bölünemez büyüklükleri, belediye imar planları vb.) açısından bölünmeye elverişli olması gerekir.
2. Değer Kaybı: Bölünme sonucunda taşınmazın değerinde önemli bir azalma meydana gelmemelidir.
3. Denkleştirme: Bölünen parçaların değerleri birbirine denk düşmüyorsa, eksik değerdeki parçaya para eklenerek denkleştirme sağlanabilir.
B. Satış Suretiyle Giderilme
Aynen taksimin mümkün olmadığı (ki uygulamada çoğu zaman imar kuralları nedeniyle mümkün olmaz) veya taraflar arasında bu konuda uzlaşılamadığı durumlarda, ortaklık satış yoluyla giderilir.
• Satış Usulü: Satış, kural olarak İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre halka açık artırma yoluyla yapılır. Bu, malın en yüksek bedelle satılmasını sağlamak içindir.
• Mirasçılar Arasında Satış: Ancak tüm mirasçıların rızası ve onayı varsa, satışın sadece mirasçılar arasında yapılmasına da karar verilebilir (TMK m. 699/3). Bir mirasçının dahi itirazı varsa, satış halka açık yapılmak zorundadır.
VI. YARGITAY İÇTİHATLARI IŞIĞINDA ÖNEMLİ HUKUKİ SORUNLAR
1. Elatmanın Önlenmesi ile Ortaklığın Giderilmesi Arasındaki İlişki
Uygulamada sıkça karşılaşılan bir hata, mirasçıların birbirlerine karşı doğrudan "elatmanın önlenmesi" (müdahalenin men'i) davası açmalarıdır. Yargıtay, paylı veya elbirliği mülkiyetinde, bir paydaşın diğer paydaşı taşınmazdan tamamen men etmediği sürece, sadece "payımdan az yer kullanıyorum" iddiasıyla elatmanın önlenmesi davası açamayacağını belirtmektedir. Bu sorunun çözümü, kesin sonuç getiren ortaklığın giderilmesi davasıdır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 2021/3989 E., 2022/3630 K.:
"Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir."
2. Satış Bedelinin Dağıtımı ve Mülkiyet Türünün Etkisi
Mahkemece satış kararı verildiğinde, satış bedelinin mirasçılara nasıl dağıtılacağı hüküm fıkrasında açıkça gösterilmelidir. Bu dağıtım, taşınmazın tapu kaydındaki mülkiyet türüne göre değişir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 2015/9835 E., 2015/9545 K.:
"Satışına karar verilen taşınmaz; a) Paylı mülkiyet hükümlerine konu ise satış bedelinin paydaşların tapudaki payları oranında, b) Elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabi olması halinde satış bedelinin mirasçılık belgesindeki paylar oranında... dağıtılmasına karar verilmesi gerekir."
3. Muhdesat İddiası (Bekletici Mesele)
Ortaklığın giderilmesi davalarında en sık karşılaşılan ve süreci uzatan durum "muhdesat" iddiasıdır. Mirasçılardan biri, taşınmaz üzerindeki binanın, ağaçların veya tesislerin (muhdesatın) mirasbırakana değil, kendisine ait olduğunu iddia edebilir.
• Eğer tüm mirasçılar bu iddiayı kabul ederse, mahkeme satış bedelinin dağıtımında bu durumu oranlama (oran kurma) yoluyla dikkate alır.
• Ancak mirasçılardan biri dahi bu iddiayı kabul etmezse, iddia sahibine Asliye Hukuk Mahkemesinde "Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası" açması için süre verilir. Bu dava, ortaklığın giderilmesi davası için bekletici mesele yapılır. Tespit davası sonuçlanmadan ortaklığın giderilmesine karar verilemez.
4. Paylaşma Sözleşmesinin Şekil Şartı
Mirasçılar mahkemeye gitmeden önce kendi aralarında bir "Miras Taksim Sözleşmesi" yapmışlarsa, bu sözleşmenin geçerliliği yazılı şekil şartına bağlıdır (TMK m. 676). Noter onayı şart değildir, adi yazılı şekil yeterlidir. Ancak tüm mirasçıların imzası şarttır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 2016/300 E., 2018/776 K.:
"Paylaşma sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır (TMK m. 676)... Bütün mirasçıların katılmadığı paylaşma sözleşmeleri geçersizdir."
5. Paylaşmada Eşitlik İlkesi
Paylaşma sırasında her mirasçıya mutlak surette eşit yüzölçümde taşınmaz verilmesi zorunlu değildir. Önemli olan hakkaniyet ve ekonomik değer dengesidir. Örneğin, bir mirasçıya daha değerli ancak küçük bir parça, diğerine daha az değerli ancak büyük bir parça verilebilir; aradaki fark para ile denkleştirilir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 2009/6322 E., 2010/4578 K.:
"...paylaşmada her bir mirasçıya eşit yüzölçümde ve eşit verimlilikte taşınmaz ya da ekonomik yönden aynı parasal değerde menkul mal, isabet etmesinin paylaşmanın koşulu olmadığı gözönünde tutulmalı..."
VII. SONUÇ
Türk miras hukukunda zümre sistemi, mirasın kan hısımları arasında adil bir şekilde dağıtılmasını sağlayan temel mekanizmadır. Ancak mirasın intikali ile oluşan elbirliği mülkiyeti, mirasçılar arasında yönetilmesi zor bir ortaklık ilişkisi doğurur. Bu ilişkinin sona erdirilmesi için öngörülen "Ortaklığın Giderilmesi Davası", mülkiyet hakkını doğrudan ilgilendiren, teknik usul kurallarının yoğun olduğu bir dava türüdür.
Hukuk uygulayıcılarının; zümre sistemindeki halefiyet kurallarını, elbirliği mülkiyetinin getirdiği oybirliği zorunluluğunu, aynen taksimin öncelikli olduğunu ancak imar ve değer kaybı kriterlerinin belirleyici olduğunu göz önünde bulundurmaları gerekmektedir. Ayrıca, muhdesat iddialarının bekletici mesele yapılması ve satış bedelinin dağıtımındaki oranlama usulleri, davanın sıhhati açısından hayati önem taşımaktadır. Mirasçılar arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde, mahkeme kararı kadar, tarafların iradelerinin uyuştuğu geçerli bir taksim sözleşmesi de (tüm mirasçıların katılımı ve yazılı şekil şartıyla) etkili bir çözüm yoludur.