Usul kurallarının başında zamanaşımı süresine ilişkin kurallar gelmektedir. Belirsiz alacak davasında açılan dava ile birlikte alacak veya tazminat miktarının tamamı yönünden zamanaşımı kesilirken, kısmi davalarda sadece dava açılırken talep edilen miktar yönünden zamanaşımı kesilmektedir. Dolayısıyla ıslah ile sonradan arttırılacak miktar için zamanaşımı işlemeye devam etmektedir. Kısmi davalarda alacağın zamanaşımı süresi içinde ıslah edilmemesi davacının kendi kusurundan kaynaklanabileceği gibi yargılamaların uzun sürmesinden de kaynaklanabilmektedir. Türkiye’de özellikle mahkemelerin görev ve yetki yönünden anlaşamamaları, bilirkişi raporlarının gecikmesi, birden fazla rapor ve ek raporun alınması, taşrada hakimlerin dosyayı karara bağlamadan başka bir yere tayin edilmesi gibi sebeplerle yargılamanın uzadığı bilinen bir gerçektir. İşte belirttiğimiz bu ve buna benzer sebeplerle ıslah hakkı zamanında kullanılmamış ise, zamanaşımı süresi geçtiği için davanın red edilmesinde mülkiyet hakkı ve mahkemeye erişim hakkının ihlali gündeme gelir. Davacının iradesi dışında gerçekleşen usuli gecikmelerin faturasının davacıya kesilmemesi gerekir. Bu nedenle bu gibi durumlarda normal zamanaşımı süresi geçse bile davacıya ıslah hakkı tanınmalıdır.

Nitekim Anayasa Mahkemesi de içtihatlarında, usul hukukunun bu katı uygulamasının, Anayasa ile güvence altına alınan Mahkemeye Erişim Hakkı'nı ihlal ettiğine karar vermiştir. 23.05.2023 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan AYM kararında, dava tarihinden 9 yıl, dava konusu olay tarihinden 11 yıl sonra alınan bilirkişi raporu üzerine yapılan ıslah talebin, zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesinin orantısız olduğuna ve başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (23.05.2023 tarihli ve 32199 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan, Anayasa Mahkemesi’nin 23.03.2023 tarihli ve 2019/430 Başvuru Numaralı kararı).

Anaysa Mahkemesi en son verdiği güncel bir kararında da önceki içtihatlarını tekrarlamıştır. Bkz. Başvuru No: 2021/65631 Karar Tarihi 17.07.2025; RG 30 Aralık 2025, Gazete Sayı : 33123 (https://www.hukukihaber.net/aymnin-202165631-basvuru-numarali-karari).

Anaysa Mahkemesi bu kararında “yalnızca görevli yargı yerinin belirlenmesinin 2 yıl 8 ay sürdüğünü, uyuşmazlığın esasının incelenmesinin geciktiği bu durumun başvurucuya ağır bir külfet yüklediği, bunun da müdahalenin ölçülü olmadığı sonucunu doğurduğunu” belirterek adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlaline karar vermiştir.

Islah hakkı ile ilgili katı uygulamalardan biri de bozma kararından sonra ıslah yapılamayacağı yönündeki uygulamadır. Bu konuda da Anayasa Mahkemesi bozma kararından sonra bozma kararı uyarınca tahkikata yönelik işlemler yapılması nedeniyle tahkikat aşamasına dönüldüğü hâlde salt bozma kararından sonra ıslah yapılamayacağı gerekçesiyle başvurucunun ıslah talebinin kabul edilmemesini mahkemeye erişim hakkını ihlali olarak değerlendirmiştir. Bkz. Anayasa Mahkemesi, Başvuru No: 2020/7150), Karar Tarihi 20/3/2024 (https://www.hukukihaber.net/aymnin-20207150-basvuru-numarali-karari).

Sonuç olarak vurgulamak gerekirse, mahkemeler usul hukuku kurallarını katı ve aşırı şekilci uygulamak yerine Anayasa’da güvence altına alınan temel haklar ve ilkeleri dikkate alarak "hakkaniyet" lehine esneterek uygulamalıdır. Ancak yine Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği üzere, usul kurallarının uygulanmasında hukuki güvenlik ve istikrar ilkesini ortadan kaldıracak şekilde aşırı esnek de olunmamalıdır. Bu nedenle usul hukuku kurallarının uygulamasında hukuki güvenlik ve istikrar ilkesi ile mahkemeye erişim ve mülkiyet hakkı arasındaki hassas denge de gözetilmelidir.

Prof. Dr. Rauf KARASU

H.Ü. Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku ABD Başkanı/Özel Hukuk Bölüm Başkanı

Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakemi/İstanbul Tahkim Merkezi GK Üyesi