16.04.2017 tarihinde yapılan Referandumla kabul edilen 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la, “Parlamenter Sistem” sonlandırılmış ve yerine “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” adlı başkanlık sistemini benimsemiştir.

Anayasanın “F. Cumhurbaşkanı yardımcıları, Cumhurbaşkanına vekalet ve bakanlar” başlıklı 106. maddesinin 4., 5. ve son fıkrası olan 11. fıkrasında bakanlarla ve bakanlıklar ile ilgili her türlü yetkinin Cumhurbaşkanına verildiği,

Bakanların Cumhurbaşkanı tarafından atandıkları ve görevden alındıkları, bakanların Cumhurbaşkanına karşı sorumlu oldukları ve bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulmasının Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleneceği,

Bununla birlikte; Anayasanın “Görev ve yetkileri” başlıklı 104. maddesinin 17. fıkrasında, “Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.” hükmüne yer verildiği, ancak kanunla düzenlenebilecek konularda veya kanunun açıkça düzenlediği konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacağı, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde ise, kanunlarda yer alan hükümlerin uygulanacağı, kanun çıkarılan bir konuda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümsüz kalacağı,

2017 yılında Anayasaya eklenen Geçici 21. maddenin B fıkrasında; “Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren en geç altı ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu Kanunla yapılan değişikliklerin gerektirdiği Meclis İçtüzüğü değişikliği ile diğer kanuni düzenlemeleri yapar. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenleneceği belirtilen değişiklikler ise Cumhurbaşkanının göreve başlama tarihinden itibaren en geç altı ay içinde Cumhurbaşkanı tarafından düzenlenir.” hükmüne yer verildiği halde, yeni yönetim sistemine uygun yasal değişikliklerin tamamlanmadığı ve eksik hususların bulunduğu,

Cumhurbaşkanı kararının; Cumhurbaşkanlığı kararnamesinden farklı olduğu, eski yönetim sisteminde Bakanlar Kurulu kararına denk düştüğü, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin Anayasaya aykırılığı iddiaları Anayasa Mahkemesi tarafından incelenirken, Cumhurbaşkanı kararlarının hukukilik denetiminin Danıştay tarafından yapıldığı,

Görülmektedir.

Bu açıklamalar ışığında;

Anayasa m.130’un başlığının “Yükseköğretim kurumları” olduğu, bu maddenin 1. fıkrasına göre; üniversitelerin ancak Devlet tarafından kanunla kurulabileceği, bundan başka kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin gözetimine ve denetimine tabi yükseköğretim kurumları kurulabileceği hususunun aynı maddenin 2. fıkrasında belirtildiği,

2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu incelendiğinde; Kanunun 1. ve 2. maddelerinde amacın ve kapsamın yer aldığı, bu Kanunda yükseköğretim kurumlarının teşkilatlanması ile kurum ve kuruluşların düzenlediği ve kurulan Devlet ile vakıf üniversitelerine yer verildiği, vakıf üniversitelerinin de Devlet üniversiteleri gibi kanunla kurulabileceği hususunun, Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin “Vakıf üniversitesi” başlıklı 5. maddesinde “vakıflar tarafından kanunla kurulmuş bulunan kamu tüzel kişiliğine sahip” ibaresi ile belirtildiği,

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu Ek m.2’de; “Vakıflar; kazanç amacına yönelik olmamak şartıyla ve mali ve idari hususlar dışında, akademik çalışmalar, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden bu Kanunda gösterilen esas ve usullere uymak kaydıyla, Yükseköğretim kurumları veya bunlara bağlı birimlerden birini veya birden fazlasını ya da bir üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsüne bağlı olmaksızın, ekonominin ihtiyaç duyduğu alanlarda yüksek nitelikli işgücü yetiştirmek amacıyla, bu Kanun hükümleri çerçevesinde kalmak şartıyla meslek yüksekokulu kurabilir. Bu meslek yüksekokulu, kamu tüzel kişiliğini haiz olup, Cumhurbaşkanı kararı ile kurulur. Kurulacak meslek yüksekokullarına, meslek ve teknik eğitim bölgesinde gereksinim duyulması esastır.” hükmüne yer verildiği, vakıflara bağlı meslek yüksekokullarının Cumhurbaşkanı kararı ile kurulabileceği belirtilse de, vakıf üniversitelerinin kuruluşunun kanunla mümkün olabileceğinin anlaşıldığı,

Buna göre; Anayasa m.130/2’de ve Yükseköğretim Kanunu Ek m.2’de, vakıf üniversitelerinin kuruluşunun 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na göre yapılabileceği bir an için düşünülse de, bu fikre katılmanın mümkün olmadığı, Yükseköğretim Kanunu’nun genel usul ve esaslar bakımından dikkate alınabileceği, Anayasa m.130/2 ile Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’nun 5. maddesinin, kurulacak her bir vakıf üniversitesi bakımından özel yasa çıkarılması zorunluluğunu öngördüğü, kaldı ki Yükseköğretim Kanunu’nun Ek 11. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “Bu durum, ilgili vakıf yükseköğretim kurumunun kuruluş kanununun yürürlükten kaldırılmasının sağlanması için Yükseköğretim Kurulu tarafından Millî Eğitim Bakanlığına bildirilir.” hükmünden de bir üniversitenin ancak kanunla kurulabileceğinin anlaşıldığı,

Bu nedenlerle;

Vakıf üniversitelerinin faaliyet izinlerinin Cumhurbaşkanı kararı ile kaldırılabileceği, ancak bu kararın kurucu vakfın tüzel kişiliğini ortadan kaldırılmayacağı, dolayısıyla vakıf üniversitesinin kuruluşu kanunla olsa da, faaliyet izni Cumhurbaşkanı kararı ile kaldırılan kurucu vakfın tüzel kişiliği etkilenmeyeceğinden, “kanunla düzenlenen kanunla kaldırılır” kuralının dayanağı olan “usulde paralellik” ilkesini ihlal etmeyeceği, kurucu vakıf tüzel kişiliği varlığını koruduğundan, Anayasa m.104/17 ile m.130/2’ye de aykırılık oluşturmayacağı fikri ileri sürülse de, bu düşüncenin kabul görmeyeceği,

Sonuçta; burada tartışma konusu yapılanın kurucu vakıf tüzel kişiliğinin olmayıp, “yükseköğretim kurumu” niteliği taşıyan üniversite kurulması olduğundan, vakıf üniversitesinin faaliyet izninin kaldırılması halinde, faaliyet izni kaldırılan üniversitenin artık akademik çalışmalarını sürdüremeyeceği, bu vakıf üniversitesine kayıtlı öğrencilerin, Yükseköğretim Kurulu tarafından garantör üniversiteye veya belirlenecek bir Devlet üniversitesine intikal ettirilmesinin ise, belirttiğimiz Anayasa hükümleri Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu nezdinde yaşanacak Anayasaya ve hukuka aykırılığı bertaraf etmeyeceği,

Devlet veya vakıf üniversiteleri arasında fark gözetilmeksizin, ancak kanunla kurulabilen bir yükseköğretim kurumunun ancak kanunla kaldırılabileceği ve akademik faaliyetlerinin durdurulabileceği,

Mevcut durumda; 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu Ek m.11/3’de yer alan, “Yapılan denetimler sonucu faaliyet izninin kaldırılmasını gerektiren durumlar tespit edilen vakıf yükseköğretim kurumları ile kurucu vakıflarına kayyım atanan vakıf yükseköğretim kurumlarının faaliyet izni, Cumhurbaşkanı kararı ile kaldırılır.” cümlenin, “Cumhurbaşkanı kararı ile kaldırılır” ibaresinin, Anayasa m.104/17’ye ve m.130/2’ye aykırı olduğu,

Nitekim; Anayasa Mahkemesi’nin 28.12.2023 tarihli, 2020/55 E. ve 2023/228 K. sayılı kararının 101. paragrafında, “Dolayısıyla vakıf yükseköğretim kurumunun kanunla kapatılması gerekirken bu konuda kapatma niteliğinde bir idari işlem tesis edilmesine imkan tanınması Anayasa’nın 130. maddesine aykırıdır.” gerekçesine yer verilerek, vakıf üniversitelerinin faaliyet izinlerinin iptalinin kapatma niteliğinde olup, kanunla yapılması gerektiği fikrinin ortaya koyulduğu,

Ayrıca; “normlar hiyerarşisi” ilkesini ortaya koyan “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı Anayasa m.11 ve buna uygun Anayasa m.104/17’de yer alan “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.” hükümlerinin uygulanması gerektiği,

Sonucuna varılmalıdır.

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)