Yapay zeka, hukuk dünyasının eşiğinde değil artık tam da merkezinde. Gözümüzü çevirdiğimiz her yeni dava, sadece teknolojinin değil, hukukun da sınandığını gösteriyor. Bu yazı, yapay zekanın yalnızca bir araç değil, aynı zamanda hukukun temel kavramlarını yeniden düşünmeye zorlayan aktif bir özne haline geldiğini gösteriyor. Üç ana başlıkta toplanan davalar ise bize şu soruyu açıkça sorduruyor: Bu yeni çağda avukatlık mesleğini yalnızca yazılı kurallara karşı mı, yoksa bu kuralları şekillendiren algoritmik iradeye karşı da mı icra etmeliyiz?
1. YZ’nin Halüsinasyonları: Maddi Gerçekle Kurgu Arasında Sıkışan Hukuk
Yapay zekanın halüsinasyon üretme kabiliyeti, yani gerçekle ilgisi olmayan ama “gerçekmiş gibi” sunulan bilgiler üretmesi, hukuki süreçlerde doğrudan mesleki sorumlulukla çarpışıyor.
Mata v. Avianca, Inc. (2023)
ABD Güney New York Bölge Mahkemesi’nde görülen bu dava, ChatGPT’nin “uydurduğu” ve gerçekte var olmayan emsal kararlara yapılan atıflar nedeniyle açıldı. Davacı tarafın avukatı, yapay zekadan elde ettiği karar örneklerini doğrulamadan dilekçeye ekledi. Ancak bu kararların hiçbiri Westlaw ya da LexisNexis gibi güvenilir hukuk veri tabanlarında yer almıyordu. Mahkeme, bu sebeple hem maddi yaptırım uyguladı hem de disiplin soruşturması başlattı.
Bu vaka, “hukuki araştırmanın niteliği” açısından kritik bir eşik oluşturuyor: Yapay zekadan elde edilen her bilginin doğruluğunu ve içtihat niteliğini teyit etmek, artık sıradan bir dikkat yükümlülüğü değil; açıkça profesyonel bir zorunluluk.
Damien Charlotin’in oluşturduğu uluslararası veri setine göre, Haziran 2023’ten bu yana 120’den fazla dava dosyasında yapay zeka kaynaklı yanlış atıf tespit edildi. Sadece 2025’in ilk yarısında bu sayı 48’e ulaştı. Bu durum artık münferit bir hata değil; sistemik bir patolojiye işaret ediyor.
2. Telif Hakkı Rejimi ile Yapay Zeka Arasında Sıkışan Sınırlar
Yapay zeka modelleri, metin, görsel ve ses üretimi için devasa veri kümeleriyle besleniyor. Ancak bu veri kümeleri içinde telif hakkıyla korunan içerikler yer aldığında, hukuk düzeni ile teknolojik ilerleme arasındaki gerilim kaçınılmaz hale geliyor. Yani: YZ'nin "öğrenme özgürlüğü" nereye kadar?
Thomson Reuters v. Ross Intelligence Inc. (2025)
Delaware Bölge Mahkemesi, Ross Intelligence'ın Westlaw veri tabanındaki özet metinleri (“headnote”) yapay zeka modelini eğitmek amacıyla izinsiz kullanmasının, “adil kullanım” (fair use) kapsamında değerlendirilemeyeceğine karar verdi. Mahkeme, dört kriter üzerinden yaptığı değerlendirmede özellikle şu iki noktayı vurguladı:
• Kullanım dönüştürücü değil; yani içerik, yeni bir anlam veya bağlam kazanmıyor.
• Bu kullanım, telif hakkı sahibinin pazardaki yerini ve ekonomik çıkarlarını doğrudan zedeliyor.
Karar, yalnızca emsal niteliği taşımakla kalmadı; aynı zamanda eğitim verisi ile ticari kullanım arasındaki sınırların yeniden çizilmesi gerektiğini hukuk dünyasına hatırlattı.
Diğer Yüksek Profilli Davalar:
• New York Times v. OpenAI & Microsoft: NYT, içeriklerinin ChatGPT ve Copilot gibi sistemlerde izinsiz kullanıldığını iddia ederek telif ihlali gerekçesiyle milyarlarca dolarlık tazminat davası açtı.
• UMG v. Suno: Suno'nun müzik üretiminde telifli materyallerden beslenerek “orijinale ikame teşkil eden” eserler yarattığı iddiası gündemde.
• Disney & Universal v. Midjourney: Görsel yapay zeka üretiminde telifli karakterlerin, markaların ve sahnelerin “sonsuz sayıda yeniden üretimi” gerekçe gösterilerek dava açıldı.
• Yazar ve Sanatçı Davaları: OpenAI, Meta, Stability AI gibi şirketlere karşı kolektif telif davası furyası başladı. “Modeller, bizim emeğimizle eğitildi” iddiası, adil kullanım savunmasını aşındıran güçlü bir argüman olarak öne çıkıyor.
3. Algoritmik Ayrımcılık ve İtibar İhlalleri: YZ’nin Karar Verici Rolü
Yapay zeka artık yalnızca bilgi sunmuyor; karar veriyor. Bu kararların yapısı ise giderek daha fazla yargı denetimine konu olmaya başlıyor.
Mobley v. Workday Inc. (2025)
Kaliforniya’da açılan bu toplu dava, Workday’in yapay zeka destekli işe alım sisteminin, 40 yaş üzerindeki adayları sistematik biçimde elediği iddiasını taşıyor. Mahkeme, davaya sınıf sertifikasyonu vererek algoritmik ayrımcılığın kolektif dava konusu olabileceğini kabul etti. Bu karar, algoritmaların ayrımcı etkilerinin artık sadece etik bir mesele değil, hukuki bir sorumluluk başlığı haline geldiğini ortaya koyuyor.
Walters v. OpenAI (2025)
Georgia’da görülen bu davada, ChatGPT’nin bir radyo sunucusunu asılsız bir mali suçla ilişkilendirmesi üzerine davacı, itibarının zedelendiği gerekçesiyle tazminat talebinde bulundu. Mahkeme, OpenAI lehine karar verdi. Gerekçede, yapay zeka sisteminin çıktılarının güvenilirliği konusunda kullanıcıyı uyardığı ve davacının “gerçek kötü niyet”i kanıtlayamadığı ifade edildi.
Not: Mobley v. Workday ve Walters v. OpenAI davaları kamuoyunda ve medyada geniş yer bulsa da, henüz kamuya açık mahkeme kararlarıyla tam olarak teyit edilmiş değildir.
Yapay zeka artık yalnızca teknik bir konu değil; doğrudan hukuki sorumluluk, mesleki özen ve toplumsal adalet gibi temel ilkelerle kesişen çok katmanlı bir mesele haline geliyor. Bu nedenle hukukçular için bu dönüşüm sürecinde edilgen kalmak, bir seçenek değil; açık bir risktir.
Bu davalar bize şunu gösteriyor:
• Her teknolojik kolaylık, beraberinde yeni bir hukuki yükümlülük getirir.
• Her YZ çıktısı, denetlenmediği sürece mesleki ihmalin potansiyel bir kaynağıdır.
• Her etik ikilem, bir sonraki hukuki normun doğum sancısıdır.
Ve belki de en önemlisi: Hukuku kodlar değil, hâlâ insanlar yapar. Ama o kodları okuyamayan hukukçular, yarının adaletini seyirci koltuğundan izlemek zorunda kalacak. Yapay zeka okuryazarlığı, artık mesleki bir lüks değil; varoluşsal bir zorunluluk.
Av. Fatma TOKAT