T.C.

Yargıtay

5. Hukuk Dairesi

2025/5389 E., 2025/15118 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1229 Esas, 2025/35 Karar
KARAR : Kısmen kabul

Taraflar arasındaki tapuda sahte vekâletname ile işlem yapılması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini ve tapu iptali ve tesçil davasında ödenenen yargılama giderinin tahsili davasında yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve davalı Hazine vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu Ankara ili, ... ilçesi, ... Mahallesinde bulunan 40 21... parsel sayılı taşınmazı 29.03.2012 tarihinde satın aldığını, Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/289 Esas, 2013/740 Karar sayılı kararı ile davacı adına olan tapunun sahte vekâlet ile alındığı gerekçesiyle iptal edildiğini, mahkeme masrafı olarak 164.365,30 TL ödediğini, ... Noterliği ile ... Tapu Müdürlüğünün elemanlarının kasıtlı veya ihmali sonucu sahte vekâletname ile devir işleminin gerçekleştirildiğini ve akabinde tapunun iptal edildiğini, bu sebeplerle olaydan Hazine ve noterin sorumlu olduğunu belirterek, zararının haksız fiilin işlendiği 29.03.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı Hazine ve diğer davalı vekilleri cevap dilekçelerinde özetle; davanın reddini talep etmişlerdir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 14.11.2019 tarihli ve 2016/578 Esas, 2019/746 Karar sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 23.02.2022 tarihli ve 2021/1346 Esas, 2022/214 Karar sayılı kararı ile davacının taşınmazın bedelinin 260.000,00 TL olmadığını belirterek 847.679,47 TL'nın tahsilini talepde bulunmuş ise de, "Kimse kendi muvazaasından yararlanmaz" ilkesi gereğince davacının maddi tazminat talebinin 260.000,00 TL satış bedeli ve davacının tapu iptal ve tescil davasına ilişkin olarak ödediği 164.365,30 TL mahkeme masrafı ile birlikte toplam 424.365,30 TL üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediği gibi, bedelin 29.03.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesi gerektiğinden, istinaf başvurularının kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldıralarak yeniden esas hakkında hüküm kurulması süretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Dairemizce yapılan inceleme sonucunda; dava konusu taşınmazın tapuda ... adına kayıtlı iken mirasçılarından ... kimlik bilgileriyle başka biri götürülerek ... Noterliğinden veraset ilâmı çıkarıldığı, bu veraset ilâmı ile tapuda malik muris ... mirasçıları adına olan tapunun iştirak hâlinde mülkiyete çevrildiği, kendilerini ...'in mirasçıları olarak tanıtan kişilerce veraset belgesindeki T.C. kimlik numaraları ile aynı olan sahte nufüs cüzdanları ile ... Noterliğinde dava konusu taşınmazın satışı için ...'e yetki verilmesine ilişkin vekâletname düzenlenmesini sağladıkları, bu sahte vekâletnameyle tapunun davacıya devredildiği, durumdan haberdar olan asıl malik ... mirasçılarının tapu iptali ve tescil davası açtığı, Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/289 Esas, 2013/740 Karar sayılı kararı ile tapunun iptaline ve ilk malik adına tapuya mirasçılarının veraset ilâmındaki paylarına göre tesciline karar verildiği, kararın 21.06.2016 tarihi itibari ile kesinleştiği ve işbu davanın 10 yıllık zamanaşımı üresi içinde açıldığı, 4721 sayılı Kanun'un "Sorumluluk" kenar başlığını taşıyan 1007 nci maddesi ''Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.'' hükmünü içermekte olup, bu maddede düzenlenen sorumluluk, kusura dayanmayan (objektif) bir sorumluk türü olup, tapu sicil müdür ya da memurunun kusuru olsun ya da olmasın, sicilin tutulmasında, kişilerin malvarlığı çıkarlarını koruyan hukuk kurallarına aykırı davranılmış olmasının yeterli olduğu, her ne kadar davacı noterde düzenlenen sahte vekâletnameye dayalı olarak satın aldığı taşınmazın, sonradan yolsuz tescil nedeniyle tapu kaydının iptal edilerek gerçek maliki adına tescil edilmesi nedeniyle zarara uğramışsa da, kusurun varlığı ya da yokluğu devletin sorumluluğu için önem taşıdığı, tapu sicilinin tutulması görevini üstlenen Devletin bu sicile tanınan güvenden ötürü hak durumuna aykırı kayıtlardan doğan tehlikeyi de üstlendiği, bu nedenle, somut olayda 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tapu sicilinin yanlış tutulmasından kaynaklanan sorumluluk şartlarının oluştuğu anlaşıldığından davalı Hazine'nin sorumlu tutulmasının doğru olduğunu, Noterlerin hukukî sorumluluğunu düzenleyen 1512 sayılı Kanun'un 162 nci maddesine göre; “Stajiyer, katip ve katip adayları tarafından yapılmış olsa bile noterler, bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara karşı sorumludurlar.Noter, birinci fıkra gereğince ödediği miktar için, işin yapılmaması, hatalı yahut eksik yapılmasına sebep olan stajiyer veya noterlik personeline rücu edebilir." hükmünde noterlerin kusurundan sözedilmemiş olduğundan, noterlerin bu göreve ilişkin kişisel sorumluluklarının, kusursuz sorumluluk esasına göre düzenlendiği, kusursuz sorumluluk şeklinde düzenlenen noterin sorumluluğu, ancak zarar ile uygun nedensellik bağının kesildiğinin kanıtlanması durumunda ortadan kalkacağı yani zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurunun veya mücbir sebep hâlleri gibi illiyet bağını kesen bir durumun varlığının kanıtlanması hâlinde sorumluluktan kurtulunabileceği, buna göre noterin gerekli özeni göstermiş olsa bile, zararın doğmasına engel olamayacağını ispat ederek sorumluluktan kurtulabileceği, noterin işlemi yaparken gözle görülebilecek bir sahteliğe rağmen işlemi devam ettirmişse ve bu işlemden bir zarar doğmuşsa noter doğal olarak sorumlu olacağını, noterin, ilgililerin hukukî menfaatlerini korumak için araştırma ve aydınlatma görevi olup belgenin veya kimliğin ilk bakışta sahte olup olmadığı veya kimlikte şekli anlamda var olması gereken bir bilginin olmaması yahut olmaması gereken bir ibarenin bulunması noter veya çalışan tarafından dikkat edilmesi gereken hususlardan olduğu, aksine davranışın özen yükümlülüğünün ihlâli olduğu, nüfus cüzdanındaki seri ve T.C. kimlik numarasının bulunmaması, numaranın on bir haneli olmaması, eksik veya fazla olması, doğum yerinin ilçe veya merkez ilçe olarak yazılmaması, soğuk damganın veya motorlu araç tescil belgesinde mühür bulunmaması, tescil belgesindeki bilgilerin kullanılan kimlik ile veya motor sicil numarası veya şasi numarasının birbirine uymaması gibi hâller “somut sorumluluk nedenleri” olup noterlerin ve çalışanlarının yapmış oldukları işlemlerde, sorumluluk sebeplerinin her somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini, ... Noteri çalışanlarının düzenlediği sahte vekâletnamelerde; muris ... mirasçılarının T.C. kimlik numaraları ile aynı olan ve kendilerinin mirasçıları olarak gösteren kişiler adına vekâletname çıkarırken yetki verdikleri ...'in nufüs cüzdanında adı kısmına soyadı ve soyadı kısmına adı hatalı olarak yazılı olmasına rağmen yetki verilen kişinin adının ... olarak yazılı olduğu gibi ... mirasçılarından ..., ..., ... ile ... dublörlerinin ibraz ettiği sahte nüfus cüzdanlarındaki seri numaralarnın gerçek nüfus cüzdanlarındaki seri numaralarından farklı olduğu gözetildiğinde, ''azami özen gösterilse dahi sahtecilik işleminin yapılacağı ve zararın oluşacağı'' hususu ispat edilemediğinden davalı Noter ...'nün sorumlu tutulmasının da doğru olduğunu, 6098 sayılı Kanun'un 163 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği zarar gören tazminatın tamamını, dilediği taktirde zarar verenlerin tamamından talep edebileceği gibi bir kısmından veya sadece birinden de talep edebildiği dolayısıyla somut davada, davacı tarafı müteselsilen sorumlu olanların tamamı hakkında dava açmaya zorlanamayacağı, bu durumun rücuen tazminat davasında ileri sürülmesi gereken bir husus olup davalı Noter'in, ... Noterliğinin davaya dahil edilmesi yönündeki temyiz itirazları yerinde görülmediği belirtilerek dava konusu taşınmaz arsa niteliğinde olup arsaların bedelinin değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması zorunlu olup emsal satışların değerlendirme tarihi olan dava tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak suretiyle değer biçilmesi gerekirken, bu yönteme uyulmadan Bölge Adliye Mahkemesince resen yapılan hesaplama sonucu yazılı gerekçe ile tazminat bedelinin tespiti doğru görülmediğinden, taraflara dava konusu taşınmaza yakın bölgeden, benzer yüzölçümlü ve yakın tarihli satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu hâlinde resen emsal celbi yoluna gidilmesi ve yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu ile keşif yapılarak rapor alınması ve dava tarihi olan 2016 yılında dava konusu taşınmaz ile bilirkişi kurulunca emsal kabul edilecek taşınmazların, Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m² değerleri, ilgili Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenip, dava konusu taşınmazın, emsal taşınmazlara göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporu da denetlenerek, sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi ve kabule göre de; tespit edilecek tazminata ilişkin hüküm kurulması ile yetinilmesi gerekirken ayrıca tapu iptali ve tescili davasında hükmedilen yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin hesaplamaya dahil edilmesinin hatalı olduğu gerekçeleriyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin karar başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulü ile bedelin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı Hazine veklleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; zemin bedelinin düşük belirlendiğini, tapu iptal ve tesçil davasında ödenmek zorunda kalınan yargılama gideri vs. masrafın da hüktüm altına alınması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

2. Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; gerçek değerin üzerinde hesaplama yapıldığını, Hazinenin sorumluluğunun bulunmadığını, satış tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin yanlış olduğunu, ıslahtan faize hükmedilmesi gerektiğini, davalılar lehine ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme
Uyuşmazlık, ... olarak 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat ve tapu iptali ve tesçil davasında ödenenen yargılama giderinin tahsili istemine ilişkindir.

2. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Arsa niteliğindeki dava konusu taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesinde ve hüküm altına alınan bedelin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile kısmen kabul nedeniyle davalılar yararına tek vaklet ücretine hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

3. Temyizen incelenen kararın bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekilinin tüm, davalı Hazine vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itiraszları yerinde görülmemiştir.

4. Taşınmaza dava tarihine göre değer biçildiğine göre, bedele de dava tarihinden yasal faize hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde taşınmazın davacı tarafından satın aldığı tarihten itibaren yasal faize hükmedilmesi bozmayı gerektirir.

Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacı vekilinin tüm, davalı Hazine vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,

2. Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının, (1) numaralı bendinde yeralan “29.03.2012 tarihinden” ibaresinin çıkartılması, yerine “24.10.2016 tarihinden” ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Davacıdan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.