İş kazası kavramı tanımlanırken ikili bir ayrım yapılmaktadır: (i) Sosyal güvenlik hukuku anlamında iş kazası (ii) Bireysel iş hukuku anlamında iş kazası. Bu ayrım işverenin sorumluluğun tespit edilmesi noktasında önem taşımaktadır. Eğer yalnızca meydana gelen iş kazası ile zarar arasında bir illiyet bağı varsa sosyal güvenlik hukuku anlamında iş kazası söz konusudur. Keza meydana gelen iş kazası ile yapılan iş arasında uygun bir illiyet bağı bulunması halinde ise bireysel iş hukuku anlamında iş kazası söz konusudur ve işverenin sorumluluğu doğmaktadır.

İş Kazası , 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tanımlar başlıklı 3.maddesinin g) bendinde; "İş kazası: İşyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olayı" şeklinde tanımlanmıştır. İş kazasının ayrım yapılarak tanımlanmasının yasal dayanakları bulunmaktadır. Sosyal güvenlik hukuku anlamında iş kazasının tanımı 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda yer almaktadır.

İş kazası, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen kazadır. Bu kavram çok geniş tutulduğu için kapsamına hangi durumların dahil olacağı hususu tartışmalıdır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 2019/3234 Esas, 2020/2115 Karar sayılı ve 09.03.2020 ilamında; sigortalının kalp krizi veya beyin kanaması geçirmesi ile intihar etmesi de iş kazası kapsamında değerlendirileceğini içtihat edilmiştir. Nitekim Yargıtay kararları ışığında ve kanun hükmü esas alınarak geniş bir şekilde tanımlanan sosyal güvenlik hukuku anlamında iş kazası kavramının ‘iş olayı’ olarak nitelendirilmesi daha doğru olacaktır. Çünkü bu kavram yalnızca kazaları değil beyin kanaması ve kalp krizi gibi kendiliğinden olan olayları da içermektedir. Bu kapsamın geniş tutulmasının sebebi ise Sosyal Güvenlik Kurumunun sosyal koruma alanının işçiler lehine genişletilmek istenmesidir. Sosyal güvenlik hukuku açısından iş kazası sayılan durumlarda Sosyal Güvenlik Kurumu çeşitli yardımlarda bulunmaktadır. Bu yardımlar:

  • Geçici iş göremezlik ödeneği
  • Sürekli iş göremezlik geliri
  • Ölüm geliri
  • Evlenme ödeneği
  • Cenaze ödeneği

Bireysel iş hukuku anlamında iş kazası ise 6331 sayılı Kanunun 3.maddesinden hareketle öğretide şu şekilde tanımlanmaktadır: İşçinin, işverenin hakimiyeti altında bulunduğu bir sırada, onun için ifa ettiği işten veya dolayısıyla dış bir sebeple aniden meydana gelen bir olay sonucu uğramış olduğu bedensel veya ruhsal zarardır.6331 sayılı Kanuna göre iş kazası; işyerinde veya işin yürütülmesi nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olay olarak ifade edilmektedir.

Bu tanımlar ışığında bireysel iş hukuku anlamında iş kazasının meydana gelebilmesi için sosyal güvenlik hukuku anlamında iş kazasının varlığına ek olarak kaza ile yapılan iş arasında uygun bir illiyet bağının bulunması gerekir. Bu durumda işverenin sorumluluğu doğacaktır.

İşverenin Hukuki Sorumluluğu :

İşveren, işçinin çalışması sebebiyle karşılaşabileceği her türlü tehlikelerden ve zararlardan korunması için önlem almak, işçilerin sağlığını korumak ve güvenliğini sağlamak ve işçiyi gözetmek zorundadır. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.

İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.

İşverenin, iş sağlığı ve güvenliğine aykırı davranışının idari, hukuki ve cezai yaptırımları bulunmaktadır. Yükümlülüklerine uymayan işveren, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 26. maddesi hükmündeki idari yaptırımlarla karşılaşabileceği gibi, iş kazası sonucunda ölüm veya yaralanma meydana gelmesi durumunda TBK hükümlerine göre hukuki sorumluluğu ve TCK hükümleri gereğince, taksirle öldürme veya taksirle yaralama suçlarından cezai sorumluluğu söz konusu olabilecektir.

Hukuki Sorumluluğun Kaynağı:

Haksız Fiil Sorumluluğu: Yargıtay ilk kararlarında iş kazalarındaki sorumluluğu haksız fiile dayandırmaktaydı. Ancak haksız fiil sorumluluğuna gidildiğinde kusurun ispatının işçiye ait olması ve zamanaşımı sürelerinin daha uzun olması sebebiyle sözleşmeye aykırılık hükümlerine göre daha aleyhe bir durum söz konusu olacağından bu görüşünden dönmüştür.

Sözleşmeye Aykırılıktan Kaynaklanan Sorumluluk: İşveren ile işçi arasında bulunan iş sözleşmesi, TBK m.417 ve İş Kanunu m.77’den hareketle ve işverenin işçiyi gözetme borcu dolayısıyla işverenin sorumluluğu sözleşmeye dayalı bir sorumluluktur. Sözleşmeye aykırılık hükümlerine dayanılması zamanaşımı süreleri ve kusurun ispatı bakımından işçi açısından daha lehe bir durumdur. Bu sebeple Yargıtay haksız fiile dayandığı görüşünü terk ederek sözleşme hükümlerine dayanma görüşünü benimsemiştir. Unsurları:

  1. Sözleşmeye aykırı hareket
  2. Kusur
  3. Zarar
  4. İlliyet bağı

Hukuki Sorumluluğun Niteliği:

Kusur Sorumluluğu: İş hukuku kapsamında işverenin kusuru işçi ile aralarındaki sözleşmeye aykırı bir hareket ve kanunla öngörülmüş olan yükümlülüklerin ihlali sonucunda gerçekleşir. Buna ek olarak kanunla öngörülmemiş ancak alınması gereken bir tedbir varsa ve işverence bu tedbirler alınmamışsa da işveren kusurlu sayılacaktır. Kusur, işverenin sorumluluğunun doğabilmesi için kurucu bir unsurdur. Eğer ki işveren alınabilecek tüm önlemleri almışsa tamamen kusursuz kabul edilir ve işverenin sorumluluğuna gidilemez. İşverenin hukuki sorumluluğunda esas olan kusur sorumluluğudur.

Kusursuz Sorumluluk ve Tehlike Sorumluluğu: Öğretide sebep sorumluluğu veya objektif sorumluluk olarak anılan bu sorumluluk türünde işverenin sorumluluğunun doğması için kusur aranmaz. Meydana gelen iş kazası ile bunun sonucunda ortaya çıkan zarar arasında uygun bir illiyet bağının varlığı yeterlidir. Doktrindeki yazarların bu görüşü savunmalarının nedeni ‘kaçınılmazlığın’ etkili olduğu durumlarda işçinin korunması gerektiği düşüncesidir. Yargıtay’ın kusursuz sorumluluk türünü esas aldığı kararlarında bazı ilkelerden hareket ettiği görülmektedir. Bunlardan biri tehlike ilkesidir. Tehlike sorumluluğu TBK m.71’de düzenlenmiş olup mutlak bir sorumluluk türüdür. Bu durumda işveren her türlü özen borcunu yerine getirmiş olsa bile sorumluluktan kurtulma şansı yoktur.

Kusur Paylaşımı: İşveren ve işçinin birlikte kusurlu olduğu hallerde gündeme gelir. İşveren tamamen kusurlu, işçi kusuruz ise sorumluluk tamamen işverendedir. Her iki taraf da birlikte kusurluysa kusurları oranında sorumlu olurlar. İşveren tamamen kusursuz, işçi kusurlu ise sorumluluk görüşünün benimsenmesine göre durum değişecektir. Kusur sorumluluğu benimsenirse işveren sorumlu olmayacaktır.

Kusuru ortadan kaldıran bazı haller mevcuttur ve bu hallerde illiyet bağı kesildiği için işverenin sorumluluğuna gidilemez.

Zarar Görenin Ağır Kusuru: İşçi kendi ağır kusuruyla bir iş kazasına sebep olmuşsa işverenin sorumluluğuna gidilemez. Bu düşüncenin temel dayanağı dürüstlük kuralıdır. Çünkü dürüstlük kuralına göre hiç kimse kendi kusurundan faydalanamaz. Örneğin işçinin yüksek promil alkol almak suretiyle işyerine ait araç ile kaza yapması sonucunda ölmesi durumunda işverenin sorumluluğuna gidilmeyecektir.

Üçüncü Kişinin Ağır Kusuru: Üçüncü kişi işverenin bir başka işçisi veya bağımsız bir üçüncü kişi de olabilir. Üçüncü kişinin davranışı kast olabileceği gibi ihmal de olabilir. Örneğin işçiler servisle taşınırken üçüncü kişinin ağır kusuruyla servis aracına çarpması ve işçilerin zarar görmesi halinde illiyet bağı kesilecektir.

Mücbir Sebep: Dış kuvvetlerin sonucu olan, borçlunun işletmesi ile bağlantısı bulunmayan, önceden öngörülmeyen, kaçınılmaz ve mutlak surette borcun ifasını engelleyen, bunun doğal bir sonucu olarak onu sorumluluktan kurtaran olaylar mücbir sebeptir. Deprem, sel ve diğer doğal afetlerin hepsi mücbir sebep kapsamında incelenir. Mücbir sebepler illiyet bağını her zaman kesmezler çünkü işverenler iş sağlığı ve güvenliği anlamında her türlü önlemi almakla yükümlüdürler.

Kaçınılmazlık İlkesi :

Kaçınılmazlık durumu mücbir sebebin bir parçası olmakla birlikte alınacak tüm tedbirlere rağmen hukuken ve fiziken önlenmesi mümkün olmayan iş kazasıdır. Yargıtay ise kaçınılmazlık olgusunu ‘sosyal sigortalar uygulamasında, hukuksal ve teknik anlamda, olayın meydana geldiği tarihte geçerli olan bilimsel ve teknik tüm önlemlere rağmen zararın meydana geldiği ve önlenemediği durumları anlatan bir kavram’ olarak tanımlamaktadır. Ayrıca kaçınılmazlık 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 21.maddesinde dikkate alınmaktadır.

MADDE 21- İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır.

Kaçınılmazlık ilkesi Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 45 inci maddesinde;“Kaçınılmazlık, olayın meydana geldiği tarihte geçerli bilimsel ve teknik kurallar gereğince alınacak tüm önlemlere rağmen, iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesi durumudur. İşveren alınması gerekli herhangi bir önlemi almamış ise olayın kaçınılmazlığından söz edilemez.” şeklinde açıklanmıştır.

Kaçınılmazlık irade dışı gerçekleşen olaylar olduğundan dolayı ne işverenin ne de işçinin kusuru bulunmamaktadır. Bu sebeple iş kazalarının bütünüyle kaçınılmaz olduğu durumlarda her iki taraf için de önlenemeyecek bir olay olması sebebiyle kazanın sonuçlarına taraflar ortak bir biçimde katlanırlar. Ancak bu müştereklik eşit bir biçimde paylaştırılmaz. Çünkü işçi işverene göre daha zayıf bir konumdadır. Bunun yerine hakkaniyet gereği işverene daha fazla sorumluluk atfedilir. Bu durum Yargıtay kararlarında işçinin zarara uğradığı iş kazalarında tamamen kaçınılmazlıktan doğan bir iş kazası olsa bile işverenin en az %50 sorumlu tutulması olarak karşımıza çıkar. Sonuç itibariyle kaçınılmazlık dolayısıyla meydana gelen bir iş kazasında işçinin zararının giderilmesi için sorumluluk paylaşımı yapılırken TBK m.51 hakkaniyet ölçütüne dayanarak ve işverenin %60 ve işçinin de %40 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek tazminat hesaplamasının yapılması adil bir çözüm olarak Yargıtay kararlarında yer almaktadır.

Hukuki Sorumluluk Kapsamında Doğan Tazminatlar:

Bireysel iş hukuku anlamında bir iş kazası meydana geldiğinde işçiler işverenden tazminat talep edebilir. Bu tazminatlar:

  • Maddi Tazminat
  • Destekten Yoksun Kalma Tazminatı
  • Manevi Tazminat
  • Sosyal Güvenlik Kurumu ise iş kazasının meydana gelmesi nedeniyle sigortalı veya hak sahiplerine yaptığı ödemeyi ve bağladığı gelirlerin ilk peşin sermaye değerini şartların varlığı halinde işverene yahut üçüncü kişiye rücu eder.

İşverene rücu edilecek miktar; iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının kusur karşılığıdır.

Ancak işverenin işçiyi kaçak çalıştırdığı esnada işçinin kaza geçirmesi veya meslek hastalığına yakalanması halinde, Kurumca yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü masrafların tutarı ile gelir bağlanırsa bu gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri tutarı, kusur aranmaksızın işverene ödettirilir.

Üçüncü kişiye rücu edilecek miktar; sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara kusurları oranında rücu edilir.

İşverenin Cezai Sorumluluğu :

İşverenin iş sağlığı ve güvenliği kurallarına uymaması sonucunda ölüm veya yaralama meydana gelmişse bu durum suç olarak kabul edilir ve TCK m.85 ve m.89 kapsamında değerlendirilmektedir.

İş kazası nedeniyle ölümden kaynaklanan cezai sorumluluğa uygulanan 5237 sayılı TCK’nın “taksirle öldürme” başlıklı 85 inci madde hükmü şu şekildedir:

“(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Uygulamaya baktığımızda ‘hiçbir işverenin kendi işçilerine bilerek zarar vermek istemeyeceği’ olgusundan hareketle işverenin cezai sorumluluğu taksir çerçevesinde kabul edilmektedir. Bu sebeple taksir kavramı açıklanacaktır.

Taksir Kavramı – Bilinçli Taksir ve Olası Kast

Türk Ceza Kanununda taksir; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmıştır. Taksirli sorumluluk için failin öncelikle dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmış olması ve öngörülebilir neticenin fail tarafından öngörülememiş olması gerekir. Bilinçli taksir ise objektif dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlali nedeniyle neticenin öngörülmüş olmasına rağmen gerçekleşmesinin istenmemiş olmasıdır.

Yargıtay bilinçli ve bilinçsiz taksir ayrımı için şu ifadeleri kullanmıştır: ‘ Basit taksirle bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksirde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.’ Bu ayrımın temelini oluşturan öngörülebilirlik unsurunun tespiti iş kazalarından doğan cezai sorumluluk için önem arz etmektedir. Ayrıca öngörülebilirlik unsuru her somut olaya göre farklı şekilde değerlendirilmeye tabi olacaktır.

Bilinçli taksirle olası kast ise birbirlerine çok yakındır. Bu ikisi arasındaki fark, olası kastta fail sonucu hedef almamakla birlikte sonucun meydana gelme tehlikesini göze almaktayken, bilinçli taksirde öngördüğü sonucun gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket etmektedir.

Yargıtay kararlarında taksirin unsurları şu şekilde sıralanmaktadır:

  • Taksirle işlenen bir suç olması
  • Hareketin iradiliği
  • Neticenin iradi olmaması
  • Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması
  • Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması

Tüm bu bilgiler ve Yargıtay kararları ışığında doktrinde ve uygulamada ağırlıklı biçimde kabul edilen görüşe göre işyerinde iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini almayan işverenin doğabilecek iş kazasını öngörmesi gerektiğinden dolayı işverenin bilinçli taksirden sorumlu tutulması gerekir sonucuna varılmaktadır.

Cezai Sorumluluğun Belirlenmesi

Cezai sorumluluğunun belirlenmesinde iş sağlığı ve güvenliği bakımından kimlerin ne şekilde görevlendirildiği ve kazaya nasıl etki ettiği önem taşımaktadır. Her ne kadar işverenin sorumluluğundan bahsedilse de işletme bir organizasyondan oluşmaktadır ve işveren dışında görevlendirilen başka kişiler bulunabilir. Hukuka uygun bir şekilde yetkilendirilen işveren vekilleri, işletme hiyerarşisi içinde yer almakta ve işverenin yönetim yetkisini kendilerine devredilen sınırlar içerisinde işçilere vereceği emir ve talimatlarla kullanmaktadır. Bu sebeple işverenin hukuka uygun bir şekilde görevlendirdiği işveren vekilleri de kendi görev ve yetkileri içerisinde gerçekleşen bir iş kazasından dolayı sorumlu tutulabileceklerdir. Bir iş kazası meydana geldiğinde işveren tarafından görevlendirilmiş kim varsa işletme hiyerarşisine tabi olur. Hiyerarşide en alt tabakadan başlayıp yukarı doğru çıkılarak sorumluluk altındaki kişi belirlenmektedir.
İş kazalarında ceza hukuku bağlamında kusur yüklenebilecek kişiler ancak gerçek kişiler olabilir. Tüzel kişilere kusur atfedilebilmesi söz konusu olamayacaktır. Buna karşılık tüzel kişilerde organ ve temsilcilere ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gözetilerek ceza hukuku bağlamında kusur yüklenebilecektir. Buna ek olarak tüzel kişilere güvenlik tedbiri uygulanabilmektedir.

İş kazasına sebebiyet veren işveren veya işveren vekillerinin hareketinde kast veya taksir bulunmuyorsa ceza hukuku bağlamında sorumluluk söz konusu olmaz. İş kazalarında failin en azından taksirle hareket etmesi halinde cezalandırma gündeme gelebilir.

Öngörülebilirlik değerlendirmesi, her iş kazasında yapılmalıdır. Gerçekten öngörülmesi mümkün olmayan bir netice söz konusu ise bunun engellenebilmesi mantıken mümkün değildir. Engel olunamaz ve önlenemez bir neticeden de fail sorumlu tutulamaz. Bu durumda kaçınılmazlık halinin varlığı yaşanan her iş kazasında bakılması gereken bir olgudur.

Yargıtay, vermiş olduğu kararlarda kaçınılmazlık, önlenemez risk ve istenmeyen durum kavramlarını aynı anlama gelecek şekilde birbirinin yerine kullanmaktadır. Kaçınılmaz olan, önlenemeyen ve istenmeyen durumların varlığında işverenin kusurunun bulunup bulunmadığına ilişkin yapılacak olan değerlendirmede şu hususlar incelenmelidir:

  • Tüm tedbir ve önlemlerin alınması halinde bile neticenin önlenmesinin teknik anlamda mümkün olup olmadığı
  • Risk değerlendirmesi yapılarak riskin neticeye etkisi
  • İş kolundaki riskin meydana gelen netice bağlamında alınacak tedbirlerle engellenmesinin mümkün olup olmadığı
  • Somut olayda riski minimize edecek önlemlerin alınmasıyla riskin kısmen dahi engellenmesinin olanak dahilinde olup olmadığı

Sonuç:

İşverenin hukuki ve cezai sorumluluğu, iş sağlığı ve güvenliği, işçi hakları ve çalışma koşullarına dair mevzuatlar çerçevesinde büyük bir öneme sahiptir. İşveren çalışanlarının güvenliğini sağlamak, çalışma ortamını düzenlemek ve yasal yükümlülüklerini yerine getirmekle sorumludur. Aksi takdirde, işyerinde meydana gelen kazalar işvereni yalnızca tazminat yükümlülüğüyle karşı karşıya bırakmakla kalmaz, aynı zamanda cezai sorumluluk da doğurur.

Hukuki sorumluluğun belirlenmesinde farklı görüşler bulunmasına rağmen Yargıtay içtihatlarına bakıldığında sorumluluğu kusur sorumluluğuna dayandırdığını görmekteyiz. Cezai sorumlulukta ise yine farklı görüşler bulunmasına rağmen Yargıtay kararları işverenin bilinçli taksir dolayısıyla sorumlu olacağı yönünde eğilim göstermektedir.

İşverenin hukuki ve cezai sorumluluğu belirlenirken dikkat edilmesi gereken bir husus da kaçınılmazlık olgusudur. İş kazasının kaçınılmaz ve önlenemez olduğu bazı durumlar ise somut olayın şartları dikkate alınarak illiyet bağını kesen bir sebep olarak karşımıza çıkmakta olup işverenin sorumluluğunu ortadan kaldırabilmektedir.

Sonuç olarak iş kazalarında kimlerin ne şekilde sorumlu olacağının belirlenmesinde ve kusurun tespitinde her somut olayın şartları ele alınmalı ayrıca kaçınılmazlık olgusu da her olayda değerlendirilmelidir.