Bir hekim, ameliyatı tıbben kusursuz gerçekleştirmiş olabilir. Bir hastane, tüm tıbbi protokollere eksiksiz uymuş olabilir. Bir sağlık turizmi şirketi, hastanın tüm organizasyon sürecini başarıyla yönetmiş olabilir. Buna rağmen dava kaybedebilir. Üstelik bunun nedeni çoğu zaman yanlış teşhis, hatalı ameliyat veya teknik bir tıbbi hata değildir. Son 10 yılda verilen yüzlerce yargı kararı incelendiğinde dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor:

Mahkemeler artık yalnızca ameliyathanede ne olduğuna bakmıyor. Mahkemeler artık;

· Hastaya ne anlatıldığına,

· Hangi risklerin açıklandığına,

· Onamın nasıl alındığına,

· Komplikasyonun nasıl yönetildiğine,

· Kayıtların nasıl tutulduğuna,

· Sürecin nasıl belgelendirildiğine

bakıyor. Başka bir ifadeyle;

Sağlık sektöründeki hukuki risklerin ağırlık merkezi tıbbi müdahalelerden süreç yönetimine kaymış durumda. Bu değişim yalnızca hekimleri değil;

· özel hastaneleri,

· sağlık turizmi şirketlerini,

· estetik kliniklerini,

· saç ekim merkezlerini,

· diş kliniklerini

· ve sağlık sektöründeki tüm yatırımcıları doğrudan ilgilendiriyor.

Malpraktis Davalarının Yeni Merkezi: Aydınlatılmış Onam

Uzun yıllar boyunca malpraktis davalarının odağında şu soru vardı:

"Hekim tıbbi hata yaptı mı?"

Bugün ise davaların önemli bir kısmında ilk sorulan soru şu:

"Hasta gerçekten aydınlatıldı mı?"

Yargıtay ve Danıştay kararları incelendiğinde görülen ortak eğilim oldukça net; tıbbi müdahalenin doğru yapılmış olması tek başına yeterli görülmüyor. Hastanın;

· riskleri anlayıp anlamadığı,

· alternatif tedaviler hakkında bilgilendirilip bilgilendirilmediği,

· komplikasyonlar konusunda uyarılıp uyarılmadığı,

· kararını özgür iradesiyle verip vermediği

ayrıca değerlendiriliyor. Daha da önemlisi aydınlatmanın yapıldığını ispat yükü hasta üzerinde değil, hekim ve sağlık kuruluşu üzerinde bulunuyor. Bu nedenle günümüzde birçok dosyada temel tartışma artık tıbbi müdahalenin doğruluğu değil, aydınlatmanın yeterliliği haline gelmiş durumda.

Komplikasyon Savunması Neden Artık Eskisi Kadar Güçlü Değil?

Sağlık hukukunda en sık kullanılan savunmalardan biri şudur:

"Bu bir komplikasyondur."

Gerçekten de her olumsuz sonuç malpraktis değildir. Tıp biliminin doğasında komplikasyonlar vardır. Ancak son yıllardaki içtihatlar komplikasyonun varlığından çok, komplikasyonun yönetimine odaklanıyor. Mahkemeler artık şu soruları soruyor:

· Bu komplikasyon önceden anlatıldı mı?

· Hasta bu riski biliyor muydu?

· Komplikasyon ortaya çıktıktan sonra gerekli müdahale zamanında yapıldı mı?

· Süreç kayıt altına alındı mı?

· Konsültasyonlar eksiksiz gerçekleştirildi mi?

Eğer bu soruların cevapları tatmin edici değilse, komplikasyonun kendisi değil, komplikasyonun yönetimi tazminat sorumluluğu doğurabiliyor. Bu yaklaşım özellikle cerrahi branşlar açısından son derece önemli. Çünkü risk artık yalnızca operasyon sırasında değil, operasyon sonrasındaki her adımda devam ediyor.

Estetik Cerrahide Oyunun Kuralları Daha Da Sert

Araştırma kapsamında incelenen kararların belki de en dikkat çekici bölümü estetik müdahalelere ilişkin. Çünkü estetik cerrahi, klasik tedavi ilişkilerinden farklı değerlendiriliyor. Birçok Yargıtay kararında estetik operasyonlar eser sözleşmesi kapsamında ele alınıyor. Bu yaklaşımın sonucu oldukça önemli. Hekimin sorumluluğu yalnızca özen göstermekle sınırlı kalmayabiliyor. Ortaya çıkan sonucun da değerlendirme konusu haline gelmesi mümkün oluyor. İşte tam bu noktada sağlık sektöründe sıkça karşılaşılan bir sorun ortaya çıkıyor:

Beklenti yönetimi.

"Hafif bir değişim olacak." ile "Mükemmel sonuç elde edeceğiz." arasındaki fark yalnızca pazarlama dili değildir. Bazı dosyalarda bu fark milyonlarca liralık tazminat riskine dönüşebilmektedir. Özellikle sosyal medya içerikleri, WhatsApp yazışmaları, hasta danışmanı görüşmeleri ve tanıtım faaliyetleri artık dava dosyalarının ayrılmaz parçası haline gelmiştir. Birçok sağlık kuruluşu hâlâ hukuki risklerin yalnızca ameliyathanede oluştuğunu düşünüyor. Oysa günümüzde risk çoğu zaman Instagram gönderisinde başlıyor.

Sağlık Turizminin Görünmeyen Hukuki Maliyeti

Türkiye sağlık turizminde dünyanın en önemli merkezlerinden biri haline geldi. Ancak sektör büyüdükçe uyuşmazlıklar da uluslararası boyut kazanmaya başladı. Yabancı hasta dosyalarında artık yalnızca tıbbi müdahale değil;

· tercüme süreçleri,

· yabancı dilde onam formları,

· yetki belgeleri,

· komplikasyon sigortaları,

· aracı kuruluşların sorumluluğu,

· uygulanacak hukuk,

· yetkili mahkeme

gibi konular da tartışılıyor. Birçok sağlık turizmi şirketi kendisini yalnızca organizasyon sağlayıcısı olarak görüyor. Ancak yargısal eğilimler, bazı durumlarda organizasyon süreçlerinin de sorumluluk doğurabileceğini gösteriyor. Bu nedenle sağlık turizmi alanında faaliyet gösteren şirketler için hukuki risk yönetimi artık bir tercih değil, operasyonel bir zorunluluk haline gelmiş durumda.

Organizasyon Kusuru: Yeni Nesil Sorumluluk Alanı

Sağlık hukukunda son yıllarda öne çıkan kavramlardan biri de organizasyon kusuru. Bu yaklaşımın temel mantığı oldukça basit:

Sorun yalnızca bireysel bir hekim hatasından kaynaklanmayabilir. Sistemin kendisi de kusurlu olabilir. Örneğin;

· personel eksikliği,

· kayıt sistemlerindeki yetersizlikler,

· denetim eksiklikleri,

· süreç yönetimindeki aksaklıklar,

· hasta bilgilendirme prosedürlerinin yetersizliği

organizasyon kusuru olarak değerlendirilebilmektedir. Bu yaklaşım özellikle büyük hastaneler ve zincir sağlık kuruluşları açısından son derece önemlidir. Çünkü dava yalnızca ilgili hekime değil, kurumun tamamına yönelen bir risk yaratmaktadır.

KVKK: Birçok Kurumun Hâlâ Hafife Aldığı Risk

Sağlık sektörünün en değerli verisi aynı zamanda en hassas verisidir. Hasta verileri, KVKK kapsamında sağlık verileri özel nitelikli kişisel veri olarak kabul edilmektedir.

Buna rağmen uygulamada hâlâ;

· öncesi-sonrası fotoğraf paylaşımları,

· sosyal medya kullanımları,

· hasta hikâyelerinin yayınlanması,

· WhatsApp üzerinden veri aktarımı,

· personel erişim yetkileri

gibi alanlarda ciddi riskler görülmektedir. Önümüzdeki dönemde sağlık sektöründeki en hızlı büyüyen uyuşmazlık alanlarından birinin KVKK kaynaklı ihtilaflar olması sürpriz olmayacaktır.

Gelecekte En Çok Dava Konusu Olacak Alanlar

Araştırmanın ortaya koyduğu eğilimler geleceğe ilişkin de önemli ipuçları veriyor. Önümüzdeki yıllarda özellikle şu alanlarda ciddi artış beklenebilir:

· İşleme özel onam eksiklikleri

· Sağlık turizmi uyuşmazlıkları

· Estetik cerrahi kaynaklı sonuç beklentileri

· Sosyal medya ve reklam faaliyetleri

· KVKK ihlalleri

· Yapay zeka destekli sağlık uygulamaları

· Tele-tıp süreçleri

· Dijital hasta kayıt sistemleri

Özellikle dijitalleşmenin hızlanmasıyla birlikte hukuki riskler de klasik malpraktis anlayışının dışına taşmaya devam edecek.

Sonuç: Sağlık Hizmeti Değil, Süreç Yönetimi Yargılanıyor

Son 10 yıllık kararlar birlikte değerlendirildiğinde çok net bir sonuç ortaya çıkıyor. Sağlık kuruluşları artık yalnızca iyi hekimlerle korunamıyor.

· İyi dokümantasyon sistemlerine,

· iyi onam süreçlerine,

· iyi kayıt disiplinine,

· iyi veri koruma politikalarına

· ve iyi risk yönetimine de ihtiyaç duyuyor.

Bugünün sağlık hukukunda dava dosyalarının kaderini belirleyen unsur çoğu zaman ameliyat notlarından önce onam formları, hasta kayıtları ve süreç belgeleri oluyor. Bu nedenle sağlık sektöründe sürdürülebilir başarının yeni formülü yalnızca kaliteli sağlık hizmeti sunmak değil; aynı zamanda bu hizmetin her aşamasını hukuken savunulabilir şekilde yönetebilmektir. Çünkü günümüz yargı kararları bize şunu gösteriyor:

Bu çalışma kapsamında incelenen kararlar, sağlık sektöründeki hukuki risklerin artık yalnızca tıbbi müdahalelerden kaynaklanmadığını; iletişim süreçlerinden reklam faaliyetlerine, hasta kayıtlarından onam prosedürlerine kadar çok daha geniş bir alana yayıldığını göstermektedir.

Ve görünen o ki, önümüzdeki dönemde mahkemeler ameliyathaneden çok, o ameliyathaneye giden süreci incelemeye devam edecektir.