banner590

ÖRGÜTLÜ SUÇLAR VE YASAL MEVZUATIMIZ

Türk Dil Kurumu (TDK), Büyük Türkçe Sözlük’te “örgüt’’ kavramı; ‘”Ortak bir amacı veya işi gerçekleştirmek için bir araya gelmiş kurumların veya kişilerin oluşturduğu birlik, teşekkül ve ya teşkilat’’ olarak tanımlamaktadır.[1] Suç örgütünü, birliktelik, organizasyon, oluşum, platform ya da topluluklardan ayrıştıran nokta, kanunun yasakladığı fiilleri gerçekleştirmek üzere bir araya gelen kişiler tarafından oluşturulan bir yapı olmasıdır. Bu bakımdan, hukuka uygun meşru amaçlar için kurulan topluluklar ceza hukukunun tatbik alanı dışında kalmaktadır.[2] Örgütlenmeye ilişkin bir takım hatalı bilgiler, yanlışlar ve uygulamalar beraberinde “suç örgütü’’ kavramının Ceza Hukuku’na yerleşmesine sebep olmuştur. “Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma’’ suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ‘Özel Hükümler’ başlıklı 2. Kitabının “Topluma Karşı Suçlar’’ başlıklı 3. Kısmının “Kamu Barışına Karşı Suçlar’’ başlıklı 5. Bölümünde düzenlenmiştir. Gerek TCK ve gerekse birçok yan ceza kanunu, birçok suçta suçun “örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesini’’ nitelikli hâl olarak öngörmektedir. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, çok failli bir suç tipi olup tehlike suçudur. Suç işlemek amacıyla kanunun aradığı asgari sayıdaki kişinin bir araya gelmesi, işlenmek istenen suçun koruduğu hukuksal yarara yönelik bir tehlike yaratmaktadır.

Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti’nin de tarafı olduğu “Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi 2/a maddesinde ‘Örgütlü suç grubu’ tanımına yer verilmiştir; “Doğrudan veya dolaylı olarak mali veya diğer bir maddi çıkar elde etmek amacıyla belli bir süreden beri var olan ve bu sözleşmede belirtilen bir veya daha fazla ağır suç veya yasadışı eylemi gerçekleştirmek amacıyla birlikte hareket eden, üç veya daha fazla kişiden oluşan yapılanmış bir grup anlamına gelir.’’ tanımı yapılmıştır.[3] Bir örgüt; suç olarak nitelendirilmeyen hukuka aykırı fiilleri gerçekleştirmek amacıyla kurulmuş ise, bu gibi birliktelikler TCK m. 220 kapsamında değerlendirilmez.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 16.06.2016, 2013/5246 E. 2016/5163 K. Sayılı ilamı; Suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün varlığından bahsedebilmek için örgütün hangi suç ve/veya suçları işlemek amacıyla kurulduğu da tespit edilmelidir. Çünkü örgütün amacı bir suç programını gerçekleştirmektir. Yani belirsiz sayıda suç işlemektir. Suç sayılmayan ancak hukuka aykırılık teşkil eden fiilleri gerçekleştirmek için kurulmuş ise amacı kanunda suç olarak tanımlanan fiilleri işlemek olmayan bir örgütlenme bu anlamda algılanamaz.’’ demek suretiyle örgütlü suç ile örgütlenme hakkı ayrımı noktasında kıstas noktalarına işaret etmiştir.

Örgütlenme hakkı, uluslararası ve ulusal düzeyde tanınan ve koruma altına alınan bir haktır. Örgütlenme özgürlüğü yurttaşların temel hakları arasındadır. Her yurttaş hak ve menfaatleri için, önceden izin almaksızın hak ve menfaatlerini savunacak herhangi bir örgüte üye olabilir ve faaliyet gösterebilir. İnsanların taleplerini dile getirmesinde hiçbir sakınca olmamalıdır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi herkesin toplanma ve dernek kurma hürriyeti bulunduğunu kabul eder. Ayrıca Sözleşme açık bir şekilde bu hakkın içeriğinin sendika kurma ve örgütlenme yoluyla hak aramanın da temel haklardan biri olduğunu söyler (AİHM, m. 11) Anayasamız temel olarak AİHS ile bu noktada benzerlikler göstermektedir. Ceza Hukuku, düşünceyi açıklama hürriyetine müdahale etmez fakat yasal sınırlar aşılmış ve başkalarının hak ve hürriyetleri bakımından tehlikeli ve zararlı bir sonuç çıkmış ise, Ceza Hukuku bu duruma müdahale etmek durumunda kalabilir. Örgüt soyut bir birliktelik olmayıp, bünyesinde organik ve hiyerarşik bir ilişki barındırır. Örgütün mevcudiyeti için, suç işlemek amacı etrafındaki fiili birleşme ve niteliği itibarıyla devamlılık aranır.

‘Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma’ başlıklı TCK m. 220’ye göre;

“(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.

(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır.

(4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur.

(5) Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.

(6) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır. Örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir. Bu fıkra hükmü sadece silahlı örgütler hakkında uygulanır.

(7) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dâhil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir.

(8) Örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.’’

‘Suç örgütü’ var diyebilmek için bir takım unsurların var olup olmadığını değerlendirmek gerekecektir. Nitekim TCK m. 220 ile paralel olarak söz konusu unsurlar şu şekilde sıralanabilir;

1. Sayısız belirsiz suçu, işleme aracı olması gerekir.

2. Hiyerarşik bir yapıya sahip olması gerekir.

3. Üye sayısı en az üç kişiden oluşması gerekir.

4. Örgütün niteliği itibarıyla devamlılık arz etmesi gerekmektedir.

5. Yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçlara elverişli olması gerekmektedir.

6. Suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi gerekir.

7. Suç örgütünün (her ne kadar kurucu unsur olmasa da) korkutuculuk özelliğine sahip olması gerekir.

1.Sayısız belirsiz suçu, işleme aracı olması gerekir.

Yargıtay’a göre; “Suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün varlığından bahsedebilmek için örgütün hangi suç ve/veya suçları işlemek amacıyla kurulduğunu da tespit edilmelidir. Çünkü örgütün amacı bir suç programını gerçekleştirmektir. Yani belirsiz sayıda suç işlemektir.’’ (Yargıtay 6. CD, 16.06.2016, 2013/5246 E. 2016/5163 K.) Dolayısıyla örgütün bir kurulma amacı olmalı ve bu amaçta belirsiz sayıda suçun işlenmesine yönelik olmalıdır. Suç işlemek amacıyla amacıyla kurulmuş bir örgüt bünyesinde, işlenen suçların türü, konusu, yöneldiği kişi ya da kişiler değişebilir. Öyle ki, örgütün başlangıçtaki amacı sonradan farklılaşmış da olabilir. Ancak her hâlde işlenen ve işlenmesi amaçlanan suçların bir örgüt iradesine dayanması şarttır. Kısaca örgüt, belirsiz sayı ve türde suçları işlemek üzere meydana gelen bir oluşumdur. Örgüt kurulduktan sonra işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibariyle somutlaştırması mümkün olmakla beraber, zorunlu değildir. Aynı suçun veya farklı suçların aynı amaç çerçevesinde belirsiz sayıda işlenebilmesi için örgüt kurulabilir.[4] Üyeler arasında kanunda suç sayılan fiillerin birini veya birkaçını gerçekleştirmek maksadıyla düşünce birliği bulunmayan ve özellikle, belirlenen amaçlar doğrultusunda birden fazla ve belirsiz sayıda eylem gerçekleştirmek ve işlemek niyet ve düşüncesine sahip olmayan topluluklar, bu madde anlamında bir suç örgütü olarak vasıflandırılamayacak, ancak iştirak hâlinde işlenmiş bir suçun varlığından bahsedilebilecektir.’’ [5] Suç örgütünün amaçları doğrultusunda ve faaliyetleri çerçevesinde işlenmesi amaçlanan suçların, niteliği, türü ve sayısı önem arz etmektedir. Bu suçlar aynı nitelik ve türden olabileceği gibi, farklı tür ve niteliklerden de olabilirler. Önemli olan, işlenmesi amaçlanan suçların tür ve nitelikleri itibariyle örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmeye müsait olması ve suç örgütü etrafında bir araya gelen kişilerin belirsiz sayıda suç işleme konusunda irade birlikteliğine varmalarıdır. Söz konusu irade birlikteliğinin varlığını devam ettirmesi kaidesi ile örgütün başlangıçtaki amacı sonradan değişmiş de olabilir. [6]

2. Hiyerarşik bir yapıya sahip olması gerekir.

Örgütten söz edilebilmesi, asgari sayıdaki kişinin hiyerarşik bir yapı içerisinde bir araya gelmiş olmaları gerekir.[7] Örgütün varlığı için, suç işlemek amacıyla en az üç kişinin fiili olarak bir araya gelmesi ve bu birlikteliğin devamlı olması gerekmektedir. Bu nedenle aranan asgari sayıdaki kişiden daha az bir kişi tarafından bu suçun işlenmesine olanak yoktur. Bu birliktelik kapsamında kişiler arasında hiyerarşik bir yapının olması aranmaktadır. Suçun oluşması için aranan asgari sayıdaki kişilerden bazısı yönetici, bazısı da üye olmalıdır. Tüm faillerin yönetici veya tüm faillerin üye olduğu bir örgüt tasavvur edilemez. Örgütün varlığı için aranan hiyerarşik yapılanma unsuru açısından, örgüt içi plan, koordinasyon ve iş bölümünü yapan, emir veren bir liderin bulunması gerektiği dile getirilmektedir. [8]

Aynı zamanda, örgüt yapılanmasında işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibariyle somutlaştırılması mümkün fakat zorunlu değildir. Nitekim Yargıtay’ın da görüşleri bu doğrultudadır. TCK m. 220/1 gerekçesinde ; “Örgüt, soyut bir birleşme değildir, bünyesinde hiyerarşik bir ilişki hâkimdir. Bu hiyerarşik ilişki, bazı örgüt yapılanmalarında gevşek bir nitelik taşıyabilir.” Öte yandan, kişilerin aile, akrabalık ya da yakın ilişkilerinden ya da toplumsal hayatın doğasından kaynaklanan sebeplerle, hiyerarşik yapılanmanın ve altlık-üstlük ilişkisinin doğrudan kabulü ve suç örgütünün varlığından bahsedilmesi yerinde olmayacaktır. Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 20.03.2017, 2014/9 E. 2017/661 K. Sayılı ilamında; Suç örgütüne üye olmakla suçlanan sanıklardan sanık … ile sanık … ‘nun anne-baba ile kardeş olup, kardeşlerin birlikte gezme ve/veya biri ile ilgili bir mahkeme olduğunda duruşmaya gidilmesi ile ilgili konuşmaların hayatın olağanı olduğu; sanık …’ın sanık …’un ikamet ettiği yerdeki bir markette çalışan kişi olup, sosyal koşullar içinde bu ilişkinin örgüt üyeliğine dair yansıma olamayacağı, bu tür yapıların hayatın bir uzantısı olduğu; sanık …’ın ise yukarıda bahsedilen görüşmeler ve aynı semtte yaşayan bir kişiyi hastanede ziyaret etmesi dışında dosyaya yansıyan bir hareketinin bulunmadığı, bu kapsamda, devamlılık içeren kanunun suç saydığı fiilleri işlemek(suç işleme programı altında) amacı ile bir araya gelip aralarında sıkı ve ya gevşek hiyerarşik bir bağın bulunduğuna ve adı geçen sanıkların faaliyeti kısmen veya tamamen düzenleyip koordine ettiklerine dair bir kısım somut beyanlar dışında dosya kapsamında delil bulunmadığı…..hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiş olduğundan, hükmün… bozulmasına oy birliği ile karar verildi.” hükmü verilmiştir. Hiyerarşik yapı katı ya da gevşek olabilir. Her ne kadar gevşek olsa dahi bireylerin iradesinden bağımsız bir örgüt iradesinin varlığını gösteren planlı ortaklık ve işbölümü, bu suçun oluşması için zorunluluktur.

3. Üye sayısı en az üç kişiden oluşması gerekmektedir.

Örgütün varlığı için, suç işlemek amacıyla en az üç kişinin fiili olarak bir araya gelmesi ve bu birlikteliğin devamlı olması gerekmektedir. Bu nedenle aranan asgari sayıdaki kişiden daha az bir kişi tarafından bu suçun işlenmesine olanak olmayacak ve artık TCK m. 220’nin tatbiki edilemeyecektir. Bunun sonucu olarak iki kişinin bir araya gelerek suç işlemesi durumunda, suçlar sayıca ne kadar fazla ve ayrıntılı olarak planlaşmış olursa olsun, sorumluluk suça iştirak kuralları çerçevesinde belirlenecektir. Aynı zamanda, örgüt yapılanmasında işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibariyle somutlaştırılması mümkün fakat zorunlu değildir. Nitekim Yargıtay’ın da görüşleri bu doğrultudadır. TCK m. 220 birinci fıkranın ikinci cümlesinde “Ancak örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekmektedir.” Denilerek suç örgütünün üye sayısı bakımından en az kaç kişi olması gerektiğine yer verilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 03.04.2007, 10-253/80 Sayılı ilamında;5237 sayılı Yasanın 220. Maddesi anlamında bir örgütün varlığından bahsedebilmek için; en az üç kişinin, suç işlemek amacıyla hiyerarşik bir ilişki içerisinde, devamlı bir şekilde amaç suçları işlemeye elverişli araç ve gerece sahip bir şekilde bir araya gelmesi gerekmektedir. Tanımdan da görüleceği üzere suç işlemek için örgüt kurma suçundan bahsedilebilmesi için, üye sayısının en az üç veya daha fazla kişi olması gerekmektedir.” hükmü verilmiştir.

4. Örgütün niteliği itibarıyla devamlılık arz etmesi gerekmektedir.

TCK m. 220 lafzında devamlılık unsuruna yer verilmemiş fakat madde gerekçesinde “örgüt niteliği itibarıyla devamlılık arz eder.” İfadesiyle açıkça bu unsurun varlığına dikkat çekilmiştir. Yargıtay 18. Ceza Dairesi 01.03.2017, 2016/14925 E. 2017/2282 K. Sayılı ilamı; “TCK’nın 220. Maddesinde tanımlanan “örgütün” varlığı kabul edilebilmesi için hiyerarşik ilişki içinde olan en az üç kişiden teşekkül etmesi, örgütün yapısının sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaçlanan belirsiz sayıda suçları işlemeye elverişli bulunması, suç işlemek amacı etrafında fiili birleşme ile işbirliği, eylemli paylaşım anlayışı içinde hareket etmesi ve bu amaçlar doğrultusunda faaliyette bulunup “devamlılık” göstermesi gerekir. Örgüt niteliği itibarıyla devamlılığı gerektirdiğinden, kişilerin belli bir suçu işlemek veya suç işlemek amacı için bir araya gelmesi hâlinde, örgütten değil iştirak iradesinden söz edilebilecektir. Ancak, amaçlanan suçları işlemede kolaylık sağladığı için işlenmesi amaçlanan suçlar açısından hazırlık hareketi niteliğinde olan örgütün varlığı için, amaç suçları işleme zorunluluğu olmadığı da dikkate alındığında, devamlılığın belirlenmesi noktasında yalnız amaç suçların sürekli biçimde işleme kararlılığının mevcut olup olmadığının araştırılması zorunludur.” Görüldüğü üzere kararda, devamlılık unsurunun tespiti bakımından öncelikle amaç suçları bakımından sürekli işleme iradesinin aranması gerektiği ortaya koyulmuştur. Devamlılık unsurunun kesilmesi veyahut ortadan kalkması durumunda örgütün varlığı da sona erecektir. TCK m. 220’nin tatbiki açısından esaslı olan, örgüt mensuplarının değil, örgütün varlığı ve faaliyetinin tek bir eylemle sınırlandırılmamış olmasıdır.[9]

5. Yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçlara elverişli olması gerekmektedir.

TCK m. 220/1’ de örgütün kurulabilmesi için “yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç gereç bakımından amaç suçlara elverişli olması” bir unsur olarak aranmaktadır. Doktrinde bu unsurlar tartışmalıdır. Elverişlilik unsuru, amaç suçlar yönünden mi aranması gerektiği veyahut örgütün ulaşmak istediği amaç bakımından mı aranması gerektiği tartışmalıdır. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 14.03.2017, 2015/4893 E. 2017/3812 K. Sayılı ilamı;Somut olaya bakıldığında; sanıkların örgüt oluşturmak için sayısal yeterlikte oldukları, sanık …’ın yönetiminde hiyerarşik bir ilişki içinde bulunan sanıklar arasında işbölümü olduğu, suç işleme iradelerinde devamlılık bulunduğu ve amaçlanan suçun işlenmesine elverişli araç ve gereçlere sahip oldukları anlaşıldığından; sanık …’ın ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’’; sanıklar … , … , … “Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma’’ suçunu işlediklerinin sabit olduğu gözetilmeden sanıkların mahkûmiyetleri yerine beraatlarına karar verilmesi’’ bozmayı gerektirmiştir. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 14.03.2017, 2015/4893 E. 2017/3812 K. Sayılı ilamı; TCK’nın 220. Maddesinde düzenlenen ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurma’ suçunun işlendiğinin ve örgütün varlığının kabul edilebilmesi için; üye sayısının en az üç kişi olması, üyeler arasında soyut bir birleşme değil gevşek de olsa hiyerarşik bir ilişkinin bulunması, suç işlenmese bile suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşmenin olması, niteliği itibariyle devamlılık göstermesi; örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından, amaçlanan suçları işlemeye elverişli olması gerekir. Somut olaya bakıldığında; sanıkların örgüt oluşturmak için sayısal yeterlikte oldukları, sanık …’ın yönetiminde hiyerarşik ilişki içinde bulunan sanıklar arasında işbölümü olduğu, suç işleme iradelerinde devamlılık bulunduğu ve amaçlanan suçun işlenmesine elverişli araç ve gereçlere sahip oldukları anlaşıldığından; sanık …’ın ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’ ; sanıklar … , … , … ve ‘suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma’ suçunu işlediklerinin sabit olduğu gözetilmeden sanıkların mahkumiyetleri yerine beraatlarına karar verilmesi, kanuna aykırı olup..’’ Görüldüğü üzere; Yargıtay kararlarına da bakıldığı zaman suçun oluşması bakımından üye sayısı, araç gereçlerin amaçlanan suçu işlemeye elverişli olması gerektiği aranmıştır.

Örgüt, yapısı, üyesi sayısı ile sahip olduğu araç ve gereç bakımından, amaçlanan suçu işlemeye elverişli olmalıdır. Suç örgütünün hiyerarşik ve komplike yapılanması, üyeleri için örgütten ayrılamama ve örgütün istediği şekilde hareket etme zorunluluğuna sebep olmalıdır. Suç örgütlerinin farklı türleri var olmakla birlikte en yaygın ve en tehlikelileri; terör, silah ve insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, kara para aklama amacıyla kurulanlardır.

6. Suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi gerekir.

İşlenen her suçu örgüt kapsamında değerlendirmek hatalı olacaktır. İnsanların birbirini tanıması, ticaret ve ya özel sebeplerle tanışıklıkları veyahut temas hâlinde olmalarından mütevellit örgüt muamelesi görülmesi düşünülemez. Bu insanların işlemiş oldukları suçlar bireysel olarak değerlendirilir. Bu tip suçlar bakımından ancak iştirak değerlendirilebilir. TCK m. 220 kapsamında örgütlü suç olarak değerlendirilmesi için, yukarıda vermiş olduğumuz şartlara haiz olması ve suç kapsamındaki failler bakımından gevşekte olsa bir hiyerarşinin söz konusu olması gerekir. Bir suçun örgüt kapsamında değerlendirilebilmesi için, o suçun örgütün amacı ve faaliyetleri kapsamında işlenmiş olması gerekmektedir. Failin örgüt üyesi olarak cezalandırılabilmesi için, suçu örgüt adına işlediği bilinciyle hareket etmesi aranmaktadır. Dairemizce de benimsenen yerleşik uygulamalara göre, örgüt üyesi olmayan bir kişinin örgüt adına suç işlediğinin kabulü için, bu suçun işlenmesinin örgüt tarafından istenmesi ya da örgütün bilgisi dâhilinde gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir. Doğal olarak böyle bir suçu işleyenin de bu bilinçle işlenmesi aranır.’’(Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 18.07.2017, 2016/162 E. 2017/4786 K.) Öte yandan, 05.07.2012 tarihli ve 28344 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un TCK m. 220/7’yi değiştiren 65. Maddesinin gerekçesinde; “örgüt üyesi olmaksızın, örgütün niteliğini bilerek örgütün yararına herhangi bir iş, görev veya hizmet yapılması örgüt üyeliği ile eşdeğer kabul edilmekte ve örgüt üyeliği ile benzer şekilde cezalandırılmaktadır.’’ Denilmektedir. Öyleyse örgütün yararına herhangi bir iş, görev ve ya hizmetin yapılması da yardım etme olarak değerlendirilmiştir. Gerek TCK ve gerekse birçok yan ceza kanunu, birçok suçta suçun “örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesini” nitelikli hâl olarak öngörmektedir. Örneğin; Göçmen kaçakçılığı(TCK m. 79/2), Organ ve Doku Ticareti(TCK m. 91/4, Uyuşturucu madde imal ve ticareti(TCK m.188/5 vb. suçlarda kanun koyucu örgüt faaliyetinde gerçekleştirilmesi hâlinde bunu ağırlaştırıcı neden olarak öngörmektedir.

Suçun Maddi (objektif) Unsurları:

1. Fail

Yukarıda da bahsettiğimiz üzere “suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun” oluşabilmesi için en az üç kişinin varlığı aranmaktadır. Suçun oluşması için aranan asgari sayıdaki kişilere kusur yeteneği bulunmayan failler dahil değildir.[10]Asgari sayıdaki kişiler bir araya geldikten sonra bu kişilerden bazıları yönetici bazısı da üye olmaktadır. Çünkü örgütten bahsedebilmek için hiyerarşik bir ilişkinin olması gerekmektedir Suçun faili olabilmek için herhangi bir özellik aranmamıştır, herkes bu suçun faili olabilir. Fakat örgütü kuran ve yönetenler, salt üye olanlara göre daha ağır cezalandırılmıştır.

2. Mağdur

Bu suçla korunan hukuksal yarar topluma ait olduğundan, belirli bir mağdurunu söylemek olanaksızdır. Fakat bu suç kapsamında eylemler, kişilere somut olarak zarar veriyorsa bu kişi de suçun mağduru sayılabilir.

Suçun Manevi Unsuru:

Suç işlemek amacıyla kurulan bir örgütün varlığı için, örgüt mensuplarının şahsi irade ve isteklerini geri planda tutarak, kabul ettikleri örgüt kurallarına ve örgüt iradesine kendilerini bağımlı kılmaları gerekmektedir. Suç örgütünü, suça iştirakten ayıran bu koşulda, örgüt mensubu kendisini, devamlı surette üstün olan bütünün, yani örgütün genel iradesine tabi kılmaktadır.[11] Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında bahsettiği üzere; “Bu suç bir amaç suç niteliği taşımaktadır. Bu nedenle söz konusu suç ancak doğrudan kastla işlenebilir.’’[12] Denmektedir. Nitekim bir suç örgütünün varlığından bahsedilebilmesi için şüpheye yer verilmeyecek şekilde ortak amaçlarının olması gerekmektedir. Fakat tüm faillerinin kastının suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüte katılmak olması gerekirken hepsinin de aynı suçu işlemek amacında olması gerekmemektedir. Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin kararında da; bir oluşuma dâhil olan kişinin bu oluşumun suç işlemek amacında olduğunun bilincinde olmasının yeterli olduğunu kabul etmektedir.[13] Yine bir Yargıtay kararı, “Kişinin suç örgütü üyeliğinden suçlanabilmesi için örgütün varlığından haberdar olmalı, bilerek ve isteyerek ona üye olması ve örgütün hiyerarşik yapısında da yerini alması gerekmektedir. Kişinin bu konudaki hatası veyahut bilgisizliği suç işleme kastını ortadan kaldıracaktır.’’[14] Hükmü verilmiştir.

Bu suçla korunan hukuki yarar; kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu barışıdır. [15]

Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, doğrudan bireyin haklarına somut olarak zarar vermese dahi, kamu düzeni ve güvenliği açısından zarar ortaya çıkarma tehlikesini bünyesinde barındırmaktadır. Salt suç işlemek için belirli sayıdaki kişilerin sürekli olarak bir araya gelmesi, ilgili suç tarafından korunan hukuksal yararı tehdit etmekte ve bu da toplumsal düzeni bozmaktadır. Birden fazla kişinin hiyerarşik bir yapı içerisinde sürekli olarak suç işlemek amacıyla bir araya gelmesi, işlenmek istenen suçun koruduğu hukuksal yararı da aşan potansiyel tehlikeyi bünyesinde barındırmaktadır.Bu tehlikeye karşı kamu düzenini korumak, cezalandırabilirliğin daha öne alınması sonucuna yol açmıştır.[16] Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre de; “ Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuyla korunan hukuki yarar kamu güvenliği ve barışıdır. Suç işlemek için örgüt kurmak, toplum düzenini tehlikeye soktuğu ve araç niteliğindeki suç örgütü, amaçlanan suçları işlemede büyük bir kolaylık sağladığından, bu suç nedeniyle kamu güvenliği ve barışın bozulması bireyin güvenli, barış içinde yaşamak hakkını da zedeleyeceğinden, işlenmesi amaçlanan suçlar açısından hazırlık hareketi niteliğinde olan bu fiiller ayrı ve bağımsız suçlar olarak tanımlanmıştır. Böylece bu düzenlemeyle aynı zamanda bireyin, Anayasa’da güvence altına alınmış olan hak ve özgürlüklerine yönelik fillere karşı da korunması amaçlanmıştır. Bu amaçla henüz suç işlenmese dahi, sadece suç işlemek amacıyla örgüt oluşturulmuş olmaları nedeniyle örgüt mensubu faillerin cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Bunun asıl nedeni suç işlemek için örgüt kurmanın, kamu barışı yönünden ciddi bir tehlike oluşturmasıdır. Kanun koyucu bu düzenleme ile öncelikle gelecekte işlenebilecek suçları engellemek istemiştir.’’ (YCGK, 19.12.2013, 2012/6-1490, E. 2013/59 K.

SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ BİÇİMLERİ

1.Suç Örgütü ve Suça İştirak Farkı:

Ceza hukukunda suça iştirak, bir suç işleme kararının icrası kapsamında birden fazla kişi tarafından fikir ve eylem birliği içinde birlikte suç işlenmesini ifade eder (TCK m. 37). Suça iştirak, bir kişi tarafından işlenebilecek bir suçun aralarında anlaşmak ve işbirliği yapmak suretiyle birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesidir. Şu hâlde Suç örgütü ve Suça iştirak kavramlarını birbirinden ayırmak gerekecektir. Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 16.06.2016, 2013/5246 E. 2016/5163 K. Sayılı ilamında; Suç işlemek için örgüt kurmak iştirak kavramına yakındır. Ancak birkaç noktada iştirakten ayrılır.İştirak, şerikler arasında anlaşma net bir şekilde belirlenmiş olan bir ve ya birden fazla suç işlemek içindir. İşlenecek suçun sayısı, konusu ve mağdur bellidir. İştirak gereği suç işlendiğinde anlaşmanın gereği yerine gelmiştir. Yeni bir suç işleme söz konusu değildir. Suç işlemek için örgüt kurmada bir veya birkaç suç işlendikten sonra daha programlanmış suçları işlemek için örgüt devam eder. Örgüte iştirak eden failler işlenen suçtan dolayı iştirak gereği cezalandırılır, yani katkıda bulunana uygulanır. Örgüt kurucuları kendi başlarına veya başkaları ile anlaşma yapılmasını başlatandır. Faaliyeti ile örgütün doğmasına sebebiyet vermektedir. Örgüt yönetenler ise üst pozisyonda kolektif faaliyeti kısmen veya tamamen düzenleyen, koordine edenlerdir. Örgüte sonradan katılmak ile iş bölümü gereği bir görev üstlenen örgüt üyesi olur. Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen, yardım eden kişi de örgüt üyesi sayılacaktır. Suç örgütü vasıtasıyla suç teşkil eden fiil gerçekleşmelidir. Yasal dayanak olmaksızın yalnızca isnat edilen suçların aynı olduğundan bahisle (özellikle suç örgütü kurma veya yönetme adı altında) uygulama da yapılamaz.’’ Bu açıklamalar karşısında görüleceği üzere belirli suçu ve yalnızca bir suçu işlemek için örgüt kurulamaz. Böyle bir durum karşısında ‘suç örgütü’nden değil iştirakten bahsetmek gerekecektir. Suç örgütünü iştirakten ayıran en önemli özellik; hiyerarşik yapılanma, suç işlemede ve örgütte devamlılık, belirsiz sayıda suç işleme aracı ile korkutuculuktur. Eğer bu özelliklere haiz değilse, birlikte hareket etmenin ve bir yapılanmanın oluşumu “suç örgütü’’ değil ancak iştirak olarak nitelendirilmesi mümkündür. Suç örgütünü iştirakten ayıran bir diğer önemli husus ise suç örgütleri mensuplarının aralarında fikir alışverişinde bulunması ve organize olarak plan program yapması, ayrıca böyle örgütlerin depo, karargâh tarzı özel kapalı mahallerin bulunmasıdır. İştirak söz konusu olduğunda böyle yerler olmaksızın plan dâhilinde toplu bir hareket yapıldığını söylemek güçtür.Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun bir kararında da suç örgütü/iştirak bahsiyle ilgili net tespitler de bulunmuştur; “Örgüt niteliği itibariyle devamlılık gerektirdiğinden, kişilerin belli bir suçu işlemek veya bir suç işlemek için bir araya gelmesi halinde, örgütten değil ancak iştirak iradesinden söz edilebilecektir.’’ [17]

Bununla birlikte, çok failli bir suç olan örgüt suçuna iştirak edilebilir. Örgüt kurma suçunun varlığı için aranan en az 3 kişiye ve aynı zamanda örgüt hiyerarşisine dâhil olmaksızın, örgüt kurma, yönetme ya da üye olma fiillerine katkıda bulunan kişiler “suça iştirak’’ dolayısıyla sorumlu tutulabilirler.[18]

Örgüt kurma suçuna iştirak edenlerin, daha sonra aynı örgüte katılarak örgüt mensubu olmaları hâlinde ise, ceza sorumlulukların sadece TCK m. 220 kapsamında belirleneceği; zira bu durumda ihlal edilen aslında tek bir hukuki menfaat olduğu kabul edilmektedir.[19]

Açıklamalarımızı değerlendirirsek, örgüt suçu ile iştirak arasında yukarıda bahsettiğimiz bir takım farklılıklar mevcuttur. Kanunda suç olarak öngörülmüş eylemin iştirak mi yoksa suç örgütü kapsamında mı değerlendirileceği somut olaya bakmak suretiyle saptanabilir. Fakat çok örgüt suçuna iştirak edilebilir. Örgüt hiyerarşisine dâhil olmaksızın fiillerine katkıda bulunan kişiler suça iştirakten sorumlu tutulabilirler. Bu suça iştirak hâli daha sonra devamlılık gösterirse, örgütün daimi mensubu olunması hâlinde örgüt suçu olarak değerlendirilecektir.

“Somut olayda, arızi olarak bir araya gelen sanıklar arasında “hiyerarşik ilişki ve suç işleme iradesinde devamlılık’’ saptanamamış olması karşısında, yüklenen suç itibariyle oluşmadığı nazara alınarak beraatına karar verilmesi gerekirken, suça iştirak ilişkisine yanlış anlam katılarak yazılı şekilde sanıkların ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurmak’ suçundan mahkûmiyetlerine hükmolunması hukuka aykırıdır.’’ (Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 20.02.2008, 2007/8458 E. 2008/915 K.)

2.Örgütlü Suçlarda Teşebbüs:

Teşebbüs, işe girişme, el atma, girişkenlik, önce davranış anlamlarına gelmektedir.[20] Ceza hukukunda suça teşebbüs, işlenmesi amaçlanan bir suçun kanunda yazılı icra hareketlerine başladıktan sonra failin iradesi dışındaki sebeplerle suçun tamamlanamamasıdır (TCK md.35). Fail, fiilini gerçekleştirmeye başladıktan sonra kendisinden bağımsız, elinde olmayan, mani nedenlerle istediği neticeye ulaşamazsa hareketi teşebbüs aşamasında kalmıştır. Doktrinde örgütlü suçlarda teşebbüs olup olmayacağı tartışmalıdır. Fakat hâkim görüşe göre; yapısı gereği en az üç kişinin katılımı ile işlenebilen ve çok faili bir suç türü olan ’örgüt kurma’ suçu teşebbüse müsait değildir.[21] Bu görüşe göre, TCK m. 220/1 öngörülen unsurlar bir araya geldikleri takdirde suç örgütünden bahsedilebilir. Bu unsurlardan birisi veya birkaçının eksik olması hâlinde, o ana kadar yapılan icra hareketlerinin teşebbüse neden olduğu ve ceza sorumluluğunu gündeme getirildiği söylenemez. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu somut bir tehlike suçu olduğundan “suç örgü kurma suçuna teşebbüs’’ gibi bir kavram hukuka da uygun değildir. Diğer bir görüşe göre ise; sırf hareket suçu olan suç örgütü kurma suçuna ilişkin icra hareketleri, kısımlara bölünebildiği müddetçe, kurucuların iradelerinden bağımsız olarak sonuçsuz kalabileceğinden teşebbüse müsaittir. Örneğin, örgüt kurma müzakereleri kesildiğinde, suç örgütü kurma suçuna teşebbüs söz konusu olacaktır.[22] Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu bir kararında, suça teşebbüsün mümkün olduğunu kabul ederek konuya ilişkin şu şekilde açıklamalarda bulunmuştur; “… Söz konusu iş, görev ya da hizmet tamamlanmışsa failin yardım suçunun da tamamlandığı, buna karşılık, örgüte yardım etme eylemini gerçekleştirme kararı alarak elverişli hareketlerle iş ya da görevin doğrudan doğruya icrasına başlayan failin, elinde olmayan nedenlerle görevi tamamlayamaması ya da sonuç alamaması hâlinde de suçun kalkışma aşamasında kaldığı kabul edilmeli, tüm bu olgular olaysal olarak değerlendirilip sanığın hukuksal durumu belirlenmelidir. Başka bir anlatımla; örgüte yardım suçunun tamamlanıp tamamlanmadığı hususu, bu yardım konusuyla ilgili diğer kişi ya da faillerin eylemlerinden bağımsız olarak fail tarafından üstlenilen ya da kendisine verilen görevin tamamlanıp tamamlanmadığına göre belirlenmelidir.’’[23]

Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin, 23.06.2015, 2015/1829 E. 2015/2003 K. Sayılı ilamı; “İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 03.09.2010 tarih ve 2010/1076 Sayılı elkoyma kararı silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda yayın yapması ve örgütün propagandasını içermesi sebebiyle satışı ve dağıtımı yasaklanan Y.G adlı 45 adet dergiyi satıp elde edilen geliri açık kimliğini bilmediğini iddia ettiği M. İsimli kişiye teslim etmek amacıyla hareket eden sanığın kolluk görevlileri tarafından dergilerin satışını yapamadan minibüste yakalandığının tüm dosya kapsamından anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin silahlı terör örgütüne yardım suçuna teşebbüs olduğu gözetilmeden, eylemin tamamlandığı kabul edilerek fazla ceza tayinini’’ bozma sebebi olarak kabul etmiştir.

3.Örgütlü Suçlarda İçtima:

İçtima kelimesi, Arapça bir kelime olup toplama, bir araya getirme anlamına gelmektedir. Suçların içtimaı, 5237 Türk Ceza Kanunu’nun ikinci kısmının beşinci bölümünde suçların içtimaı başlığı altında düzenlenmiştir. . Suçların içtimaı kapsamındaki suçlar, aslında, kanunda tek başına ayrı birer suç olarak düzenlenmişlerdir. Ancak, kanun koyucunun izlediği suç politikası gereği bu suçlar, ya tek bir suç içinde erimişlerdir ya da bir suçun unsuru veya ağırlatıcı nedeni olmuşlardır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin bir kararında; “… Anılan Yasa maddelerinin amaç, kapsam ve gerekçesi birlikte nazara alındığında; 5237 sayılı TCK’nın suçların içtima bakımından gerçek içtima kurallarını benimsediği, ‘Suç oluşturan kaç eylem varsa o kadar ceza vardır’ ilkesi yönünde düzenlendiği anlaşılmaktadır.’’Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan bağımsız olarak cezalandırılmaktadır. Kurulan suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde ayrıca suç işlenmesi durumunda, bunlar ayrıca cezalandırılacaktır. TCK m. 220/4 uyarınca, “örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur.’’denilerek failin hem TCK m. 220 kapsamında hem de örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan cezalandırılmasını öngörmüştür. Kanun koyucu madde gerekçesinde; “Örgüt kurmak, işlenmesi amaçlanan suçlar açısından sadece bir araç niteliğindedir. Suç işlemek için örgüt kurmak, toplum düzenini tehlikeye sokmaktadır. Ayrıca belirtilmelidir ki; suç örgütü, amaçlanan suçları işleme de bir kolaylık sağlamaktadır. Bu nedenlerle, işlenmesi amaçlanan suçlar açısından hazırlık niteliğinde olan bu fiiller, ayrı suçlar olarak tanımlanmıştır.’’

Etkin Pişmanlık:

Etkin pişmanlık, bazı suçlar bakımından hem suçun neden olduğu zararın ortadan kaldırılmasına hem de failin daha az ceza almasına neden olan bir müessesedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 221’e göre;

(1) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu nedeniyle soruşturmaya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kurucu veya yöneticiler hakkında cezaya hükmolunmaz.

(2) Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.

(3) Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.

(4) Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde, hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Kişinin bu bilgileri yakalandıktan sonra vermesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır.

(5) Etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler hakkında bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine hükmolunur. Denetimli serbestlik tedbirinin süresi üç yıla kadar uzatılabilir.

(6) Kişi hakkında, bu maddedeki etkin pişmanlık hükümleri birden fazla uygulanmaz.

TCK m. 220’de tanımlanan suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olmak, örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek ve hiyerarşik yapıya dâhil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarından dolayı etkin pişmanlık gösteren faillerin sadece bu suçlardan dolayı, affedilmeleri ya da cezalandırılmalarında önemli bir indirime gidilmesi mümkün kılınmıştır.[24]

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 07.04.2009, 2008/9-223 E. 2009/87 K. Sayılı ilamı; Sanığın eylemi 765 sayılı TCY’nin[25] 125 ve 5237 sayılı TCY’nin 302. Maddesinde yaptırıma bağlanan suçları oluşturduğundan, somut olayda suç niteliği itibariyle 5237 sayılı TCY’nın 221. Maddesinin uygulanması koşulları bulunmamaktadır. Yerel Mahkemece kesinleşen hükümde, eylemin yanılgılı bir değerlendirme ile örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilmiş olması da varılan bu sonucu değiştirmeyecektir. Bu itibarla, Özel Daire bozma ilamına uyulması gerekir iken, önceki hükümde direnmesi isabetsiz olup, direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.’’

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 10.05.2007, 2006/7781 E. 2007/4039 K. Sayılı ilamı; Silahlı örgüt üyesi olup kendiliğinden örgütten ayrılarak teslim olan sanığın örgüt faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak edip etmediği ve yaptığı açıklamaların doğruluğu Emniyet Genel Müdürlüğü’nden sorulup araştırıldıktan sonra hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, 5237 sayılı TCK’nin 221. maddesi hükümlerinin terör suçları için uygulanamayacağından bahisle etkin pişmanlık hükmünün uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi’’ hukuka aykırı bulunmuştur.’’ Etkin pişmanlık, suçu ortadan kaldırmaz sadece cezanın uygulanmasına veya kısmen uygulanmasına sebep olur.

Hukuka Aykırılık Unsuru

Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunda, hukuka uygunluk nedenlerinin gerçekleşmemesi mümkün gözükmemektedir. Burada gerçekleşebilecek tek hukuka uygunluk nedeni, gizli görev kullanılmasıdır. CMK m. 139 göre; “Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye hâkim tarafından karar verilir.” Hükmü verilmiştir. Ayrıca TCK m. 24/2’ye göre de; “Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz.” hükmünü haizdir. Bu durumda yetkili merciler tarafından gizli soruşturmacı atanmış kişiler kanunun verdiği yetkiden ötürü, cezalandırılamayacaktır.

Av. Ahmet AVŞAR, Stj. Av. Esma ALTUNUFAĞI

-----------------------------

[1] www.tdk.gov.tr

[2] Yenidünya/İçer, Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma(2014), syf. 6

[3] Sözleşme, 30.01.2003 tarih 4800 sayılı Kanun ile Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmış, 04.02.2003 tarih ve 25014 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[4] Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler (2010), syf. 530

[5] Altay, ‘TCK 220 Kapsamında Suç Örgütü’ , Adalet İstanbul Dergisi, Yıl:4, Sayı:10, syf. 30,32, İstanbul Aralık 2017, syf. 31

[6] Tezcan/Erdem/Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, syf.779 ; Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, syf. 263

[7] Tröndle/Fischer; § 129 no.7; Tozman, Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma, syf. 197

[8] Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, syf. 529

[9] SSW-StGB-Patzak-Lohse, §129 Kn. 11.

[10] Tezcan/Erdem/Önok, Teorik ve Pratik Özel Ceza Hukuku(2016), syf.876

[11] Maurach-Schroeder-Maiwald, Strafrecht BT 2 (2012),

[12] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 19.02.2013, 2012/6-1490 E. 2013/59 K.

[13] Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 18.07.2017, 2016/7162 E. 2017/4786K.

[14] Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 19.04.2017, 2017/902 E. 2017/923 K.

[15] Özgenç, Suç Örgütleri (2017), syf.13

[16] Tezcan/Erdem/Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku (2016), syf.875

[17] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 03.04.2007, 2006/10-253 E. 2007/80 K.

[18] Tezcan/Erdem/Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku (2014), syf. 791

[19] Dursun, Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu(2009), syf. 59

[20] Ferit Develioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, (2010) s. 1275.

[21] Tezcan/Erdem/Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku (2014), syf. 789

[22] Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler (2010) syf. 533

[23] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 31.10.2012, 2012/9-1234 E. 2012/1825 K.

[24] Ersan/Eryıldız, Suç Örgütü syf. 341

[25] Türk Ceza Yasası

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Fahriye Gürlen 1 yıl önce

Merhaba öncelikle verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. Bir Sorum olacaktı siz bu suçta değişiklik yapsaydınız nasıl bir değişiklik yapardınız. ( yaptırım dışında birde gerekçesi) Teşekkürler, sağlıklı günler dilerim