İki gün önce Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından verilmiş bir kararın gerekçesini değerlendirmiş ve Adalet Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı’nın bu kararın gerekçesini iyi analiz edip Tüketici Hakem Heyetlerinin kaldırılması için bir yasa taslağı hazırlamalarını talep etmiştik. (https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-alkislanacak-ve-diger-tuketici-davalarina-emsal-teskil-edecek-bir-karar)

Bu defa Anayasa Mahkemesinin güncel munzam zarar kararından sonra doktrinde yeniden ve yoğun bir şekilde tartışılan munzam zarar konusunda Yrg 6. Hukuk Dairesi çok yerinde ve alkışlanacak bir karar verdi (6. HD., E. 2025/544 K. 2025/3055 T. 23.9.2025) Kanaatimizce bu karar emsal alınarak hem ilk derece ve istinaf mahkemeleri hem de Yargıtay’ın diğer Dairelerinin benzer yönde kararlar vermesi gerekir.

Munzam zarar (aşkın zarar), sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukukî bir sonucudur ve alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla temerrüt faizini aşan bir zarardır.

Yargıtay’ın eski içtihatlarında, munzam zararın tazmini için alacaklının temerrüt faizini aşan bir zararını somut olarak ispat etmesi aranıyordu. Örneğin alacaklı alacağını zamanında alamadığı için yüksek faizle kredi aldığını ispat ederse yüksek faizden kaynaklanan zararını tazmin etme hakkı kabul ediliyordu. Buna karşılık paranın değerinin yüksek enflasyon, döviz kuralarının hızlı artışı gibi nedeler düşmesi aşkın zararın ispatı için yeterli görülmüyordu. Yargıtay 6. HD. yeni tarihli bu kararında soyut ispatı yeterli gördü.

Emsal teşkil edecek bu kararın alınma sürecini ve gerekçesini aşağıdaki şekilde özetmeye çalıştık:

Dava Konusu

Uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan katma değer vergisinin zamanında ödenmemesi, borçlunun temerrüde düşmesi nedeniyle uğranılan aşkın zarar (munzam zarar) alacağının tahsili istemine ilişkindir.

Davacının Talebi

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı yüklenici ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladığını, sözleşmede açıkça kararlaştırıldığı halde davalının katma değer vergisini ödemekte muaraza çıkarması üzerine müvekkilinin 15.02.2013 tarihinde davalı adına ödeme yapmak zorunda kaldığını, müvekkilince ödenen 1.009.358,93 TL ile ferilerinin tahsiline yönelik olarak başlatılan icra takibine davalının itiraz etmesi üzerine haksız itirazın iptali amacıyla açılan davanın dokuz yıl sonra müvekkili lehine sonuçlandığını, işleyen faiz ile birlikte 2.372.607,22 TL’nin tahsil edilebildiğini, bu itibarla müvekkili davacının 15.02.2013 günü yaptığı ödemeye ilişkin olarak 19.01.2022 tarihinde faiz tutarını aşan munzam zararının oluştuğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL’nin 19.01.2022 tarihinden itibaren işleyecek bankalara uygulanan en yüksek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı

Borcun geç ifâ edilmesinde bir kusuru veya hilesi bulunmayan davalı aleyhine munzam zarar tazminatına hükmedilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar vermiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi Kararı

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.

Temyiz Üzerine Yrg 6. HD Tarafından Verilen Karar ve Gerekçesi

“Sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ülke ekonomilerinde para borcunun zamanında ödenmemesi halinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi, borcun ifasının uzun süre alması nedeniyle alacaklı her zaman zarara uğrar. Bu zararın bazı ispat kolaylıkları ile de olsa ispat edilmesi gerekir. Paranın değer kaybetmesi alacaklının mal varlığında bir eksilmeye yol açması halinde alacaklının zararının bulunduğu kabul edilmelidir.

Normal enflasyon dönemlerinde temerrütten sonra ifa anına kadar paranın değer kaybetmesi kural olarak zararın varlığını göstermez. Enflasyon ülke ekonomisinde süreklilik ve yükseklik arzetmiyorsa bu durumda alacaklının somut olaylarla zararını ispatlaması gerekir.

Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru no.lu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesi'nin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir.

Yine Anayasa Mahkemesi'nin 2017-24810 başvuru numaralı 27.11. 2019 tarihli kararında da aynı ilkelere temas edilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 57031/12 başvuru no.lu ... /Türkiye hakkında verilen kararda da munzam zararın talep edilebileceği belirtilmiştir.

Yukarıda belirtilen kararlar uyarınca kişinin mal varlığında meydana gelen azalmanın mülkiyet hakkının ihlâli niteliğinde olduğu munzam zarar ispatı konusunda katı ispat kurallarına bağlı kalındığında ihlâl kararları verildiği ve tazminata hükmedildiği yine yüksek enflasyonist dönemlerde borçlunun borcunu ödemeyerek düşük temerrüt faizinden yararlanarak haksız kazanç elde ettiği ve borçlunun borcunu ödememesi, direngen durumda olması nedeniyle mahkemelerdeki dava sayısının hızla arttığı görülmektedir. Bu nedenle yüksek enflasyonist dönemde soyut yöntemin dikkate alınması tüm bu sakıncaları ortadan kaldıracak, adaletin gerçekleşmesini sağlayacaktır. Her somut olayın özelliği de dikkate alınarak bulunulacak zarar miktarının TBK'nın 50 ve 51. maddeleri (mülga BK'nın 42 ve 43 md) kapsamında değerlendirilerek belirlenmesi gerekir.

Munzam zararın hesap yönteminde dikkate alınacak ekonomik veriler;

1 . Her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE- TÜFE, oranı

2. Bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları,

3. Devlet tahvillerine verilen faiz oranları

4. Döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları

5. Asgari ücret artışı

6. Altın fiyatlarındaki artış

Sepetteki bu verilerin ortalamasının mahkemece zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir.

Somut olayda, davacı arsa malikinin arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan ve davalı tarafça ödenmesi gerekirken davacı tarafça ödenen katma değer vergisi alacağının ödenmediği gerekçesiyle davalı yükleniciye karşı açmış olduğu Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 05.11.2020 tarih ve 2020/178 Esas, 2020/461 Karar sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne, 1.009.358,93 TL asıl alacak ve 4.943,00 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 1.014.301,93 TL alacak bakımından itirazın iptali ile takibin devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, kararın Dairemizin 09.12.2021 tarihli, 2021/3242 Esas, 2021/2157 Karar sayılı kararı ile onanmasına karar verilmiş, bu karara dayalı alacak 19.01.2022 tarihinde 2.372.607,22 TL olarak üzere davalı tarafça ödenmiştir.

Dava konusu arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan katma değer vergisi alacağından dolayı davalının 15.02.2013 tarihinde temerrüde düştüğü, temerrüt tarihi olan 2013 yılından 2022 yılına kadar ülkemizdeki enflasyon oranları, yabancı paranın değer artışı, altın fiyatlarının artışı, vadeli mevduat faiz oranları, devlet tahviline verilen faiz oranı, asgari ücret artışı gibi ekonomik göstergeler, yine o dönem içerisindeki yasal faiz oranları dikkate alındığında, davacı alacaklının parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çabada bulunmasının hayatın olağan akışına da uygun olduğu, en azından paranın değer kaybını önlemek için döviz, altın, vadeli mevduat hesabı, devlet tahvili gibi yatırımlara yönelmesinin doğal olduğu kanaatine varılmakla, davacı alacaklının temerrüt faiz oranı üzerinde aşkın zararı (munzam) oluştuğunun kabulü gerekir. (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 14.11.2024 tarihli ve 2023/1766 Esas, 2024/4097 Karar sayılı kararı, Dairemizin 13.01.2025 tarihli ve 2024/3534 Esas, 2025/15 Karar sayılı kararı)

İlk Derece Mahkemesince konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan yukarıda belirtilen ekonomik unsurlar dikkate alınarak oluşturulacak sepet hesabına göre davacı alacaklının temerrüt faizini aşan bir zarara uğrayıp uğramadığı tespit edilerek, varsa bu zarar miktarından davacı tarafından tahsil edilen temerrüt faiz miktarı çıkartılarak, davacının munzam zarar miktarı bulunup davacı alacaklının aşkın zararının (munzam) tahsiline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.”

Prof. Dr. Rauf KARASU

H.Ü. Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku ABD Başkanı/Özel Hukuk Bölüm Başkanı

Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakemi/İstanbul Tahkim Merkezi GK Üyesi