Akademisyen olmayı düşünmemekle birlikte icra ettiği mesleğinde uzmanlaşmak için yüksek lisans ve doktora yapmak isteyen yargı mensuplarının önündeki engellerin kaldırılması gerektiği görüşümü paylaşmış ve Adalet Bakanlığı ve YÖK’ün birlikte bu konuyu değerlendirerek gerekli düzenlemeleri yapmalarını tavsiye etmiştim. Görüşümüz yargı mensuplarınca büyük bir kabul gördü. Çok sayıda hakim, savcı ve avukat gerek sosyal medya hesapları üzerinden gerek telefon mesajları ile yüksek lisans ve doktora yapmayı çok istediklerini ifade etti.
Uygulayıcı konumdaki hakim, savcı ve avukatların yüksek lisans ve doktora yapması onların mesleki yetkinliğini artıracağı gibi uygulamada yaşanan güncel sorunların teorik tartışmalara taşınmasını da sağlayacaktır. Yargı mensuplarının uygulamadaki tecrübesi sayesinde yüksek lisans ve doktora derslerine aktif katılmaları ve uygulamada önlerine gelen güncel uyuşmazlık konuları hakkında tez yazmaları, programlarda kazandıkları akademik bilgi ve yetkinlikler onların dava konusu olayları bilimsel yöntemlerle incelemesine ve kararlarının niteliğinin artmasına katkı sağlayacaktır. Akademi ile uygulama işbirliğinin güçlendirilmesi yargı mensupları gibi akademisyenler için de büyük fayda sağlayacaktır. Bu şekilde öğretim üyelerinin akademik çalışmalarının somut vaka örnekleriyle zenginleşmesi ve uygulama ile daha uyumlu hale gelmesi sağlanır. Uygulayıcı konumdaki yargı mensuplarının yüksek lisans ve doktora yapmasının bu faydaları nedeniyle hukuk alanındaki lisansüstü programlarındaki engellerin kaldırılması, özellikle yabancı dil şartının esnetilmesi gerekir.
Ancak hakim ve savcıların yüksek lisans ve doktora yapmasının olumlu sonuçlarından faydalanmak için onların yüksek lisans ve doktora yaptıkları alanlarla uyumlu görevlere atanması gerekti kuşkusudur. Ne yazı ki uygulamada hakim ve savcı atamaları genellikle ihtiyaç, kura, sıra gibi genel kıstaslara göre yapılmakta, uzmanlık alanları pek dikkate alınmamaktadır. Kanaatimizce atamalarda hukuk/ceza ayrımı yanında yüksek lisans/doktora alanına uygun rotasyon da tercih edilmeli, hatta zorunlu olmalıdır. Özellikle ihtisas mahkemelerine atamalarda, o alanda yüksek lisans ve doktora yapmış olanlar tercih edilmelidir. Yeterli uzmanın bulunmaması halinde belli bir kıdem şartını sağlayanlar atanmalıdır. Bu durum daha isabetli kararlar verilmesini sağlayacağı gibi, bilirkişi bağımlılığını da azaltacak ve yargılama sürelerini kısaltacaktır.
Ancak Türkiye’de hakim ve savcılarının doktora yapmış olması, atamada pek dikkate alınmadığı gibi, uzun yıllar ceza mahkemelerinde hakim veya savcı olarak görev yapanlar hukuk mahkemelerine hakim olarak atanmakta, hukuk mahkemelerinde hakimi olarak görev yapanlar da ceza mahkemelerine hakim veya savcı olarak atanabilmektedir. Yıllarca aynı alanda uzmanlaşmış bir hakim ve savcının uzman olmadığı bir mahkemeye atanması onun çalışma şevkini düşürmektedir. Ayrıca yeni görev yerinde yeni usul kurallarının ve içtihatların öğrenilmesi zaman aldığından, ilk dönemde hatalı kararların verilmesine ve bu kararların bozulmasına neden olmaktadır. Bu durum iş yükünün artmasına ve yargılama sürelerinin uzamasına da neden olmaktadır. Eski görevinden tamamen farklı bir göreve atanma kararları öngörülemez hale getirir ve hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerini zedeleyerek adil yargılanma hakkını da ihlal edebilir. Bu nedenle bir yandan hakim ve savcıların yüksek lisans ve doktora yapmaları teşvik edilerek ihtisaslaşma sağlanırken, diğer yandan da uzun süre belli bir mahkemede görev yapmak suretiyle kazanılan ihtisaslaşmanın da dikkate alınması ve bu ihtisaslaşmaya uygun atamanın yapılması gerekir.
Son olarak belirtmek istiyorum ki, yukarıda yaptığım değerlendirmeler bir öğretim üyesi olarak benim kişisel görüşlerim olup, Fakülte ve Üniversitem adına yapılmış değerlendirmeler değildir.
Prof. Dr. Rauf Karasu
H.Ü. Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölümü Başkanı