Öncelikle Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı İşlenen Suçlar ve burada yer alan silahlı terör örgütüne üye olmak suçu (TCK m.314), TCK m.13 kapsamında kalmaktadır (Devleti koruma ilkesi). Maddeye göre; bu suçlar bakımından mülkilik ilkesinden bağımsız olarak, vatandaş veya bir yabancı tarafından, nerede işlenirse işlensin ülkemizin yargılama yetkisi bulunmaktadır. Bu suçlar sözkonusu olduğunda, faile ve mağdura göre şahsilik ilkeleri uygulanmaz. Bu suçlar bakımından, maddede yer alan diğer suçların kovuşturulması için aranan Adalet bakanının talebi de aranmaz.

Bu suçların failleri yurtdışında yargılanmış olsa dahi, non/ne bis in idem kuralı işletilmeyerek Adalet Bakanının talebi ile Türkiye’de yeniden yargılanır (TCK m.13/3).

Suçlar Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı işlenmemişse, yer verdiğimiz hükümlerin tatbikinden ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yargılama yetkisinden de bahsedilemez. Bu halde, Türkiye Cumhuriyeti’nin askeri müdahalesi sırasında tespit edilen veya yakalanan kişilerin başka ülkelere karşı işledikleri suçlar varsa, bu durumda ikili veya çok taraflı uluslararası sözleşmeler devreye girecektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin maddi ve usul kurallarının tatbikinin gündeme geldiği hallerde, insan hak ve hürriyetlerinin ve bu kapsamda şüpheli ve sanık haklarının gözetilmesi gerektiği tartışmasızdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yargı yetkisi doğduğunda, Uluslararası Hukuka uygun şekilde şüpheli veya sanıkların iadesi olmayacaksa, bu kişilerin insan hak ve hürriyetlerinin gözetilmediği ve yasal temel taşımayan biçimde başka yerlerde ve farklı usullerle tutulmaları ve yargılanmaları hukuka aykırı sayılabilecektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler sözleşmeleri ile bağlı olduğu dikkate alındığında, “hukuk devleti” ilkesine bağlı şekilde hareket etmesi gerektiği, ileride sorumluluk ve yükümlülüklerin doğmasına yol açabilecek hukuka aykırılıklardan kaçınması gerektiği, bu konuda azami özen göstermesi gerektiği de tartışmasızdır.

Yetkili Mahkeme: 5271 sayılı CMK m.14/3’e göre, şüpheli veya sanık Türkiye'de­ yakalanmamış, yerleşmemiş veya adresi yoksa; yetkili mahkeme, Adalet Bakanının istemi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvurusu üzerine Yargıtay tarafından belirlenir.

Türkiye’nin Yetkisi Bulunmaktadır

Yakalanan kişilerin Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı işlendiği iddiası yeterli olup, Türkiye Cumhuriyeti’nin bu kişileri her yerde arayıp bulma ve yakalayıp Türk Yargısının önüne çıkarma yetkisi vardır. Bunun kararını Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Yargısı verecektir. Diğer ülkeler iade isterlerse, bu devletlerarası iade ve adli yardım sözleşmelerine göre değerlendirilecektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin terör örgütü olarak ilan ettiği örgütlerin ve bu illegal yapılara bağlı kişilerin tüm faaliyetleri Türkiye Cumhuriyeti aleyhine kabul edilebilir. Bu kişilerin yargılanacağı mahkemeler, uluslararası mahkemeler veya Suriye mahkemeleri veya yabancı ülke mahkemeleri olmayacaktır.

Egemenlik Tartışması Olabilir mi?

Türkiye Cumhuriyeti kendi güvenliği ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak için girdiği topraklarda mahkeme kurmamalı veya Suriye’nin izni ile kurmalıdır, çünkü egemenlik tartışması yaşanabilir, ayrıca Türkiye Cumhuriyeti bu toprakları işgal de etmemektedir. Bu nedenle; Suriye’nin izni dışında mahkemeler Suriye sınırında bulunan il ve ilçelerimizin mahkemeleri olmalı, ancak gerektiği kadar ve güvenlik sebebiyle il ve ilçelerimizin adliyelerinin ek binaları sınırlarımız içinde yerlere de kurulabilir. Nihayetinde; Türkiye Cumhuriyeti’nin askeri harekatına bağlı olarak yakalananlar, Türk Yargısı tarafından bir hukuk devletinin gereklerine uygun biçimde TCK, TMK ve CMK’ya göre yargılanıp, maddi hakikate ve adalete ulaşılmalıdır.

Meşru Savunma

Yeri gelmişken, mevcut vaziyet bir “savaş” değildir. Hukuki dayanak olarak burada Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 51. maddesinde yer alan meşru savunma ve BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarının esas alındığı doğrudur. Türkiye Cumhuriyeti’nin 1990'lı yıllardan bu tarafa yaptığı sınır ötesi operasyonların en geniş kapsamlılarından birisidir ki, bu nedenle “Barış Pınarı Harekatı” adı verilmiştir. Savaş ise, Devletler Umumi Hukukunda iki meşru tarafla ve devletlerle ilgilidir.

(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.