Ekrem Dumanlı'nın mahkeme görüntülerini kim sızdırdı? TÜRKİYE BU RöPORTAJI KONUŞUYOR
Gündemdeki birbirinden çarpıcı konular ve çok özel açıklamalar sadece HUKUKİ HABER’de…

- Cumhurbaşkanına hakaretin cezası nedir? Fethullah Gülen’in iadesi mümkün mü?

- 1980 yılında ABD ile Türkiye arasında yapılan gizli anlaşma neydi?

- Ekrem Dumanlı’nın mahkemedeki görüntülerini kim sızdırdı?

- Taraftar grubu Çarşı nasıl susturuldu? İlker Başbuğ neden dışarıda? 

- Türkiye'de kimler, neden 'darbeci' ilan edildi?

MEHMET ALİ AY / HUKUKİ HABER

>> RÖPORTAJIN 1. BÖLÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN TIKLAYIN!

Milli İradenin bir karşılığı varsa, milli olmayan irade ne o zaman?

Milli İrade kavramı çıkarıyorlar. Bilim insanları çıkmış fikir üretmişler. Milli İradenin bir karşılığı varsa, milli olmayan irade ne o zaman? Milli irade ne oluyor? Diyelim ki milletin iradesi hangi milletin iradesi veya oyları fazla olanın iradesi mi? Ne yani milli irade istedi diye hukukun evrensel ilke ve esaslarından mı vazgeçeceğiz.  Suçsuzluk/ masumiyet karinesinden, kanunilik, ceza sorumluluğunun şahsiliği, hukuk devleti, eşitlik ilkelerinden mi vazgeçeceğiz. Milli irade diyerek sandığı işaret edip, bu seçim sistemiyle sözde kanunu Meclis çıkarsın, ama özde Hükümetin etkisiyle çıksın. Temsili demokraside ne yani bu şimdi milli irade mi? Ayrıca, seçilmiş olmak sorumsuz ve denetimsiz olmak demek midir? Hesap vermemek demek midir? “Genel irade” sözünü anlarım, Milletin iradesini de anlarım, ama “milli irade” diyerek istediğinizi yapamazsınız, hukuka aykırılığı da meşru hale getiremezsiniz. Temsili demokraside sahip olduğumuz yüzde onluk seçim barajı ve ön seçim olmaksızın siyasi parti merkezlerinde belirlenen milletvekili aday sorunlarına hiç girmiyorum, oysa demokrasiyi hazmetmek, yaşamak, sandığa ve oradan da parlamentoya taşımakta, yani halkın gerçek iradesini ortaya çıkarma konusunda asıl meseleler baraj ve adayların merkezden tespiti olarak gözükmektedir.  


MİLLET “KARIŞMA” DER

Savcılar, hakimler de ceberutluk yapmayacak. Kimsenin adına hareket etmeyecekler. Vatandaşın, bireyin hak ve hürriyetini korumak için hareket edecekler. Sen böyle davranırsan Millet de Devlete diyecek ki; karışma avukata, savcıya, hakime. Hukukun üstünlüğü olacak, hakimin, savcının siyasetle işi olmaz, polemiğe girmez. Hukuk bilinci olan toplum da, devlet hukuk değil, hukuk devletini ister. İstemezse, o zaman sorun devam eder. Bu nedenle, “adalet mülkün temelidir” denilen yerde hukuku, özellikle de hukukun evrensel ilke ve esaslarını, bunların içi dolu kavramlar olduğunu daha çocukken, ilkokul çağında bireye öğreteceksin, benimseteceksin.

SAVCI-HAKİM APOLETE GÖRE Mİ HAREKET EDECEK?


Biz HSYK’dan olumsuz uygulamalara son vermesini bekliyoruz, tutuklama yapmadı diye bir savcıyı bu kış gününde başka yere eski HSYK’nın yaptığı türde “hizmet gereği” göndermesini beklemiyoruz. Ne olursa olsun, keyfi ve denetimden uzak kararlarla yargı mensubu mağdur edilmemelidir. Yargı mensubunun varsa hatası gereğini yap, ama ona baskı yapma, liyakatı, tecrübeyi, bilgiyi dikkate al. Savcı-hakim apolete göre mi hareket edecek? Nerede kaldı yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, sözde mi? Kitapta, kanunda yazan uygulanmayacak, niye o hesap vermez mi diyeceğiz? Biz “hukuk devleti” ilkesine göre hareket etmeliyiz. Bence, HSYK’nın tüm kararları bağımsız ve tarafsız yargının hukukilik denetimine açılmalıdır. Esasında olması gereken bu. Bir olması gereken de, yargı mensubunun, haklı haksız ayıran kişiye yer ve yetki güvencesi verilmeli, yani bir anlamda memurlaştırılmamalıdır.

Savıcının, hakimin işi vatan millet kurtarmak değildir


17/25 Aralık muhtemelen Mart ayına, yani yerel seçimlere doğru yapılması düşünülüyordu. Kendilerine göre birtakım tespitler yapıp, bir takım kavramlar oluşturularak aylarca, yıllarca insanları takip etmek yanlıştı. Tereddütsüz yanlıştı. Sen Başbakanı dinleyemezsin. Onun usulü bellidir. Savcıların, hakimlerin görevi vatan kurtarmak değildir, vatan kurtarmak her bireyin vazifesidir. Özel yetkili savcıyım, hakimim diyerek keyfi kararlar veremezsiniz. Ama bunların önünü açanlara sormak lazımdır. Şimdi diyorlar ki; biz usulsüz dinlemelerin hepsini inceleyeceğiz. Görelim bakalım, bu denetim ne kadar ciddi, tarafsız ve kapsamlı yapılacak. Bu denetimde, yargı kararları elbette yok sayılamaz, ancak hatalı olanları kanun yolu ile tespit etmek kaydı ile gereğini yapabilirsiniz.

DİNLEMELER USÜLSÜZ…


Ben de sizin röportajınız aracılığıyla diyorum ki o dinlemelerin yüzde 95’i usulsüz. Sen neyi soruşturacaksın. Bırakın bu işleri… Açılması gereken dosyalar var. Ergenekon’u aç, Balyoz’u aç, İstanbul Casusluk, Kayseri hipnoz dosyalarının açılması lazım, üstlerinden duran örtüyü tarafsız gözle kaldırmak ve içine bakmak lazım. İzmir casusluk dosyasının açılması gerekiyor. Tüm o dosyalar açılmalı. Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri’ne müdahale edildi. Benim gördüğüm budur. 2007 ve sonrası gündeme gelen soruşturma ve kovuşturmalarla ilgili şikayetler incelenmelidir.

İlker Başbuğ neden dışarıda?


Ben şunu soruyorum. Başbakanın, Cumhurbaşkanın emrinde ya da yanında Genelkurmay Başkanlığı yapmış bir insan terör örgütü yöneticiliğinden tutuklanıyorsa bizim daha ne işimiz var? Eğer sen bu doğru da yakalayamıyorsan, sen bunu tespit edemiyorsan, MGK’ya sokuyorsan, ya bu iddia saçma ya da doğru… Doğruysa çıkarma neden dışarıda dolaşıyor. Ama eğer yanlışsa, bunu yapanlardan hesabını soracaksın…

“ÇARŞI” SUSTURULDU


Bu ülkede tutuklanan herkes susturulmuştur, susmuştur, korkmuştur. Bunun bir örneği de Beşiktaş’ın taraftar grubu Çarşı’dır. Nerede Çarşı şimdi.  Aslında kabulü mümkün olmayan bir iddianame ve soruşturmadır.  Ama istenilen sonuca ulaşılmıştır. O insanların kimyasını bozdun. Sonuç alındı. Çarşı mensupları ne derse desin Çarşı’nın 2012 yılına bak, bir de 2014 yılına bak. Bu yolla Türkiye’de birçok kişi susturuldu. Kim ne konuşuyor? Birçok insan susturuldu, hocalar susturuldu. Eğer suç işlemişlerse neredeler, işlemedilerse bütün bunlar başlarına neden geldi?

BU HUKUKA CUMHURBAŞKANI OLSAN DA GÜVENEMEZSİN…


Şimdi basın özgürlüğü diyenler daha önce neredeydiniz. Bu Ülkenin en önemli cerrahı Mehmet Haberal’ı beş yıl kapalı cezaevinde yatırdınız. Kim verecek yıllarını? Bu Ülkede hala ses yok. Balyoz’da insanları nasıl mahkum ettin. Bu insanlar inim inim inliyordu. Ama bu insanlar bir hata yaptı. Soruşturma aşamaları dahil orada kopuş savunmaları yapılacaktı. Sen meşrulaştırdın sistemi. O yargılamaların sonucu belliydi. Onaması çıkan Hanefi Avcı meselesi, al işte bir ilin emniyetin sorumlu olacaksın, o örgütleri yıllarca takip etmiş insanı terör örgütü üyesi sayacaksın.

Hanefi Avcı’nın telefonları usulsüz dinlenmiş. Bunun tespiti yapıldı, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nde. Bu tespiti özel yetkili mahkemelerden oraya giden bir başkan yaptı. Ama üstü kapatıldı. Hanefi Avcı feryat ediyor televizyonlarda, kimse sesine kulak vermiyor. Herkes kinayeli konuşuyor, “eden bulur, rüzgar ekersen fırtınayı da biçersin”. Bu yaklaşım hukuki değil. İnsanlara böyle intikamcı anlayışla yaklaşamayız. Hata yapan varsa cezasını çeksin, ama “hukuk devleti” ilkesi aynı hatalarla yola devama izin vermez. Bu durumda Anayasa m.2’den “hukuk devleti” ilkesini çıkarmak gerekir. Bu olamayacağına göre, gereği yapılmalıdır.
Eğer bu insan suçluysa niye dışarıda. Sen sadece vicdanla hareket edemezsin. Önce kanun var. Sonra vicdan gelir. Kadılıkta bile keyfi sistem yoktur. Delile dayalı sistem vardı. Keyfi hukuka Başbakan olsan da, Cumhurbaşkanı olsan da güvenemezsin. Bugün A’sın yarın B, bugün zenginsin yarın fakir, bugün özgürsün yarın tutsaksın. Sen bu Ülkeden nasıl üretim, bilim-teknik bekleyeceksin. 

SEGBİS GÖRÜNTÜLERİNİN SIZMASI…
SEGBİS’ten görüntüler sızdı. Bunlar sorgu sırasındaki görüntüler. Bakıyorsunuz “Hakim Ekrem Dumanlı’yı değil de Ekrem Dumanlı hakimi sorguladı” şeklinde yorumlanıyor. Sen böyle yargıyı da tahrik ediyorsun. Belki de ters algı oluşturuluyor orada… Belki de Cemaat sızdırdı deniliyor, ama tersi de yapılmış olabilir. Yargıyla, hukukla böyle oynayamazsın. Savcılık, soruşturmanın gizliliğinin ihlalini araştırmak ve faillerini bulmak zorundadır. Çünkü gizliliğin ihlali, Türk Ceza Kanunu’nun 285. ve 286. maddelerinde suç olarak düzenlenmiştir. “Bugüne kadar bu konuda çok ihlal oldu” diyerek, suç görmezden gelinemez. O zaman kanunların anlamını ve inandırıcılığını kaybeder.
 
POLİSLERİN İDDİANAMESİ NEREDE?


Polisler Temmuz ayında gözaltına alındı ardından tutuklandı. Nerede bunlar? Nerede iddianameleri, nerede davları… Bak yine eskiye dönüş. Ben A, B, C şahısları için konuşmuyorum. Temmuz’dan bugüne geçen zamana bak. Ama şöyle bir ses duyar gibiyim bunların süresi daha az daha önce tutuklananlar için davalar 1 veya 2 yılda açıldı. Hatayı hatayla mı telafi edeceğiz. Sen hukuku araç olarak kullanıyorsun. Adalete ulaşmada araç olarak değil, kendine hizmette araç, baskıda araç olarak kullanıyorsun. Tutukluluk bir ceza veya tasfiye metodu olarak kullanılamaz. Türkiye’nin bir sorunu geciken adalettir.

Anayasa Mahkemesi 'Makul şüphe'yi iptal ederse ne olacak?


Makul Şüphe ile arama doğal olandır. Anayasa Mahkemesi’ne gittiler. Dua ediyorum AYM,  makul şüpheyi iptal etmez, ederse şüphe olmasa da arayacaklar bu defa. Anayasa Mahkemesi yeni yasa koyamaz, iptal eder sadece.  Anayasa Mahkemesi iptal ederse şüpheye bile gerek kalmayacak. AYM, makul şüpheyi iptal edemez. AYM, Anayasaya aykırılık var mı, ona bakar. Arama ile ilgili Anayasa m.20 ve 21’de “makul şüphe” şartı bile yok. Eğer iptal ederse daha kötü olacak. Çünkü yerine kanun koyamaz. Dünyanın her yerinde makul şüphe vardır. Evet! Arama makul şüpheyle yapılır. Başka ne zaman arama yapacaksın. O zaman kaldır aramayı, dinlemeyi sokakların halini görelim. O zaman sokakta yürüme hürriyetini kaybedersin. Makul şüphe sadece aramada olur, gözaltında, tutuklamada ya da başka bir yerde değil. Bence insanlarda, neden 8 ay önce değiştirdiğin arama sebebini şimdi yeniden değiştiriyorsun sorusu ile bir endişe ve kafa karışıklığı oldu. Söylüyorum, değişiklik yanlıştı, bir zorunluluktandı, ne denirse densin, doğru olan makul şüpheye dayalı aramadır, “ama bu kötü kullanılır” denirse, o zaman yargının kapısını kilitle, sokak ve caddeleri de suça teslim et, git evine yat uyu, uyuyabilirsen! Senin sorunun insan. İnsanın yeterli kalitede olmazsa, kural koymaya yeterli olmazsa, yetkisini keyfi kullanırsa, biat ederse, mevki peşinde koşarsa, sen de mesleki etkinliğine bakmadan sadece istediğini yapıyor diye, akraban diye, biat ediyor diye bir yere getiriyorsan, o halde sorunu çözemezsin. Asıl sorun insandır. Dünyanın en iyi anayasasını, kanununu da getirsen onun içini boşaltabilirler.

Türkiye kavramların içini boşaltma sendromu var; Darbe


Darbe kavramı o kadar önemli ki… Ben bile bir açıklama yapsam darbeci olurum. Darbenin bir asaleti var, unsurları var. Bugün Türk Ceza Kanunu’nun en zor işlenecek suçların birisi darbedir. Biz bunları yazdık. Ama kimsenin umurunda değil. Sloganla yaklaşılıyor; darbeci, bittin… Türkiye, sabah erken kalkanın bağırdığı, haklı görülebildiği bir yer durumunda. Bir de herkes her konuyu çok iyi bilir. Darbe yapmak bu kadar basit mi? Bak terör örgütünden darbeci olur. Askeriyenin geçmişinde de vardı? Çünkü asker ciddi bir silahlı güçtür ve emir-komuta ile hareket eden disipline sahiptir. Umarım sivil demokrasi hiç kesintiye uğramaz ve herkes darbeci ilan edilmez. Artık işimize bakmalıyız, üretmeliyiz, düşmanlık, korku ve kutuplaşma kültürü bitmeli. “Demokratik hukuk devleti” olmak konusunda Hükümete çok iş düşüyor.

Atatürk  bir gecede mi değiştirdi?


Efendim Osmanlıca’ya gecelim muhabbetleri var. Neymiş bir gece ülke dilsiz, sağır, birbirini anlamaz hale getirilmiş. II. Mahmut döneminden itibaren Türkçe’ye, Latin alfabesine geçme çabası zaten var. Atatürk bunu uydurdu mu? Böyle bir şekil var mı? Bu II. Mahmut döneminde denenmiş. Başarılı olunamamış. Esasında bütün Türk Cumhuriyetleri ile birlikte yapılacaktı. Ötekiler beceremeyince biz yalnız kaldık. Bu o dönemde Turancılık idi. Yoksa Atatürk İngilizce’ye, Fransızca’ya geçmeyi de biliyordu. Başörtüsünü yanlış yapıldıysa düzelt. Kötüniyetli hareketlere karşısına Devlet ve yönetenleri çıkar, çıkamaz veya çıkamazsa günü gelince hesap verir. Kimse bize çözüm süreci adı altında sokakları teslim edelim demesin. Sen İstanbul’da, Ankara’da nefes aldırmıyorsun. Öğretmenler sokağa çıktı diye müdahale ettiler. Güneydoğu’da niye yapamıyorsun? Yanlışı yapana, suç işleyene teslim oluyorsun. O zaman hukuk, düzen, adalet, eşitlik nerede kalır?

(NOT: Bomba etkisi yaratan röportajın 3. ve son bölümü yarın HUKUKİ HABER'de...)

>> RÖPORTAJIN 1. BÖLÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN TIKLAYIN!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.