Komisyon raporunda ilginç tespitler
AKP’li 9 komisyon üyesi, 197 sayfalık raporda, ceza soruşturmasına dair kuralları, ilkeleri manipüle ederek, kanunları çarpıtarak kamuoyunu ve Meclis’i yanıltıyor. Raporda esas suçlamalara değinilmeyip tamamen dinlemeleri devre dışı bırakmak için çalışılmış. Bu haliyle, ‘soruşturmacı’ görevinin de kötüye kullanılarak suç işlendiği görülüyor. Rapor iki çarpıtma üstüne kurgulanıyor; dinlemelerin hukuksuzluğu ve dokunulmazlığı olan vekillerin adli olarak soruşturulamayacağı. Halbuki, dinlemeler tamamen mahkeme kararıyla yapılmış. Ayrıca dört bakan 17 Aralık soruşturmasında dinlenmemiş, çocukları dinlenirken onlar da bu takibe takılmıştı. Savcılar, bu bakanları soruşturmadı, haklarındaki iddiaları da Meclis’e gönderdi doğal olarak. Zaten bu fezlekelerle Meclis’te Soruşturma Komisyonu kuruldu. Bu yönüyle komisyon, kendi kuruluş gerçeğini bile inkar ediyor. Öte yandan raporda dikkat çeken ilginç bir husus da, Reza Zarrab hakkındaki ihbarda ‘devlet memuru’ prosedürü uygulanmadığı yönündeki eleştiri... İnanılması zor ama polis ve savcılar, Zarrab’a memur prosedürü uygulamamakla suçlanıyor. 

Komisyon raporunun, 17-25 Aralık soruşturmalarından sonra yargıdaki dosya kapatma uygulamalarının bir devamı olduğu anlaşılıyor. 17-25 Aralık soruşturmalarında savcılığın verdiği takipsizlik kararının bir benzerini bu kez milletvekilleri rapor olarak yazmış. Çünkü rapor daha önce verilen takipsizlik kararlarıyla aynı mantık ve kurguya sahip; sanki aynı elden çıkmış gibi. İşte raporda dikkat çeken ana noktalar:

Komisyon soruşturma değil aklama için kurulmuş: Komisyondaki AKP’li üyeler “herhangi bir iddiayı soruşturmak” için değil aklamak için görev almış. Bu nedenle soruşturma değil, aklama komisyonu demek daha doğru. Vekiller bu amaç doğrultusunda kanunları ters yüz etmiş, tamamen kanaat ve şüpheye göre sonuca ulaşmış.

MASAK raporuyla soruşturma açan suçlanıyor, sümenaltı eden sorgulanmıyor: 2008 tarihli MASAK raporu ile 2012’de soruşturma açılması ‘manidar’ bulunuyor. Ama bu noktada bu rapora göre soruşturma açanları değil 4 sene sümenaltı edenleri sorgulamak gerekmez mi? Öte yandan açılan soruşturmanın delilsiz olduğu iddiası var ki, bunu kabul etmek yargı pratiği anlamında imkansız. 1 Kasım 2009, 7 Mayıs 2010 ve son olarak 18 Temmuz 2012 tarihli 3 ayrı ihbar var ve aynı zamanda devletin resmi kurumu MASAK’ın da bir raporu mevcut. Bu deliller karşısında soruşturma açan değil açmayan suçlu olur hukuk devletinde.

Dinleme kararlarını farklı mahkemeler verdi: Raporda, 17 Aralık soruşturmasında teknik takip ve dinleme kararlarının alındığı bazı mahkemeler sayılmış. Bunlar “İstanbul 5, 11, 26, 32, 34, 38, 39… Sulh Ceza mahkemeleri” şeklinde. Yani sadece bir iki mahkeme değil adliyede nöbeti denk gelen her mahkeme dinleme ve takip kararlarına onay vermiş. Bu da, baştan beri iddia edilen ‘hukuksuz soruşturma ve darbe teşebbüsü’ iddialarını yalanlıyor.

Bakanlar dinlenmedi, çocukları dinlendi: Deniliyor ki, bakan “şüpheli” olmadıkça dinlenemez ya da ses kaydı alınamaz. Şüpheli olması da ancak Meclis Genel Kurulu’nun kararına bağlıdır. Gerçek olan şu ki, 17 Aralık soruşturmasında bakanlar dinlenmiyor ve konuşmaları da kayda alınmıyor, çocukları dinlenip kayda alınıyor. Resmi soruşturma dosyasına giren bu.

Tanıklıktan çekinme yalanı: Raporda, birbirine karşı tanıklıktan çekilebilecek kişilerin adli bir soruşturmada dinlenmesinin hukuka aykırı olduğu iddia ediliyor. Bu tamamen kandırmaca. Bakanlar ve oğulları arasındaki ilişki ‘tanıklıktan çekinme hakkı’ kapsamında değerlendirilip dinlemelerin kayda alınması eleştiriliyor. Mesela iki kardeş birini öldürmek için anlaştı. Biri diğerine telefonda talimat verecek olursa bu delil sayılmayacak mı? O zaman kardeş olan şahıs, ‘tanıklıktan çekinme hakkı’ olduğu için suçlu kabul edilmeyecek mi? Kaldı ki, zaten Güler, Çağlayan ve Bayraktar’ın oğulları ‘tanık’ olsa çekinebilirlerdi de, onlar da ‘şüpheli’! Yani ortada tanıklık değil ‘şüpheli olma’ durumu var.

Zarrab’ı ‘memur’ gibi değerlendirmek gerekiyormuş: Komisyon raporunun en dikkat çeken maddelerinden biri de Zarrab’la ilgili isimsiz ihbarlara yaklaşım. Zarrab’ın soruşturulmasına neden olan ihbarların 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanmasına Dair Kanu’na göre işleme alınması gerektiği belirtiliyor. Buna göre, memurlar ve diğer kamu görevlileri için haklarında yapılacak ihbarlarda kişi ve olay belirtilmesi, iddiaların ciddi bulgu ve belgelere dayanması, ihbar veya şikayet dilekçesinde dilekçe sahibinin doğru ad, soyad ve imzası ile iş veya ikametgah adresinin bulunması zorunlu sayılıyor. Bunu taşımayan dilekçeler işleme konulmuyor. Komisyon da bu düzenlemeye dikkat çekerek, “Kanun koyucunun kamu personeline tanıdığı güvenceleri, sıradan vatandaşlara tanımadığı gibi bir yaklaşım kabul edilemez. Nitekim söz konusu düzenlemenin tüm ihbar ve şikayetler bakımından geçerliliği kabul edilmektedir.” diyor. Ancak ceza yargılamasında, suç ve terör örgütleriyle mücadelede asla böyle bir uygulama yok.


Haber: HANIM BÜŞRA ERDAL / ZAMAN
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.