Rehine yakınlarından tepki:

11 Haziran’dan beri Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından rehin tutulan 49 kişinin ailelerinin her şeyden habersiz kaygılı bekleyişi sürüyor. Yalanlanan rehinelerin öldürüldüğü iddiası sonrasında da kendilerini arayan soran olmayan ailelerle Bakanlık üç ayda sadece iki kez toplantı yapmış ve hiçbirinde yakınları ile ilgili somut bir bilgi vermemiş.

Özlem Güvemli’nin Cumhuriyet’teki haberine göre, 3 aydır IŞİD’in elinde rehin tutulan Musul Konsolosluğu’ndaki 49 kişinin yakınları tedirgin. IŞİD’e karşı operasyon kararının alınmasıyla birlikte tedirginlikleri ikiye katlandı, çünkü şimdi yakınları için tek tehdit IŞİD değil. Aileler, rehin olan yakınlarının operasyon sırasında hedef olabilecekleri endişesi taşıyorlar. Rehin alındığında 11 aylık olan ve ilk yaşına bomba sesleri arasında giren Kuzey Deniz’in dayısı Muammer Taşdelen, “Kötü ihtimaller bizi kaygılandırıyor. IŞİD dışında da bir sürü tehdit var orada... YPG’nin, Maliki’nin ya da ABD’nin saldırıları sırasında rehinelerin can kaybı yaşamayacağının garantisini kimse veremez. Elimiz kolumuz bağlı. Yapılan girişimlere güvendiğimden değil, yapacak bir şeyim olmadığı için umudum var” diye özetliyor ailelerin ruh halini. Taşdelen, aileler olarak en çok merak ettiklerinin de konsolosluğun baskından önce neden boşaltılmadığı konusu olduğunu belirtiyor. Perişan durumda olan aileler, bu süreçte çok yalnız bırakıldıklarını söylüyorlar.

Eşi Hakan Yıldız ve artık bir yaşında olan oğlu Kuzey Deniz ile rehin olan Nermin Taşdelen Yıldız’ın ağabeyi Muammer Taşdelen, 3 aydır yaşadıklarını anlattı. Kız kardeşinin 2.5 yıl önce evlenerek eşi ile birlikte İzmir’e yerleştiğini söyleyen Taşdelen, çocukları olduktan sonra ekonomik olarak sıkıntı çekmeye başladıklarını belirtti.

Kardeşinin küçük yaşta çalışmaya başladığını, emekliliğe hak kazandığını ancak yaş engeline takıldığını ifade eden Taşdelen, “Eşi kargo firmasında sigortasız çalışıyordu. Epey sıkıntı yaşadılar. Eşinin başkonsolos ile uzaktan akrabalığı vardı. Şubat ayında konsolosluğa eleman arandığını öğrendiler. Musul, kardeşime emekliliğine kadar çalışacak olması ve çocuk okul çağına geldiğinde kendilerine bir gelecek kurmak için cazip geldi. Eşi konsoloslukta güvenlik elemanı, kardeşim hizmetli kardosuna alındı” dedi.

Muammer Taşdelen, bölge karışık olduğu için kardeşini gitmemeleri için uyarmış. Ancak Yıldız çifti “Konsolosluk binası bir çeşit kampus gibi, dışarı çıkılmıyor, bütün ihtiyaçları içeride karşılanabiliyor. Çocuk çok fazla problem yaratmayacak” denilerek ikna edildiler.

Mayıs ayının başında işlemleri tamamlanan çift, çocukları ile birlikte 1 Haziran’da Musul’a gittiler. Nermin Yıldız ve ağabeyi Muammer Taşdelen her gün telefonla görüştü ve ilk bir hafta sorunsuz geçti.

10 Haziran’da döneceklerdi

İlk kriz haberini 7 Haziran’da aldıklarını anlatan Taşdelen, “Kardeşim durumun karışık olduğunu, dışarıya çıkmadıkları için konsolosluğun güvenli olduğunu söyledi. 9’unda IŞİD’in saldırılarının olduğunu öğrendik. 9 Haziran gecesini saldırılar yoğunlaştığı için sığınakta geçirdiler. 10’una kadar düzenli olarak telefonda konuştuk. Biz de ‘durum çok kritik, dönün’ dedik. Konsolos Öztürk Yılmaz’ın Ankara’ya yazısını gönderdiğini gece tahliyenin gerçekleşebileceğini söyleyip ‘İstanbul’da bizi karşılayın’ dedi. Biz 10 Haziran’da gelecekler diye bekliyorduk ama 10’unda tahliye olmadı” dedi.

Nermin Taşdelen Yılmaz, en son ablası ile 11 Haziran günü saat 11.30’da görüşüyor. Sesi oldukça tedirgin gelen Nermin, ablasına “Durum karışık, dışarı pek çıkmıyoruz. Hakan geldi galiba...” derken telefon kapanıyor ve bu konuşmadan dakikalar sonra IŞİD konsolosluğu ele geçiriyor.

Taşdelen olayı nasıl öğrendiğini ve sonrasında yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“Baskın 12.30 civarında medyaya yansıdı. Ben öğretmenim, okuldaydım. Arkadaşım televizyonda altyazıda görmüş. Ben olayı okuldan sonra 16.00 civarında öğrendim. Bizi kimse aramadı. Olayı medyadan öğrenince Dışişleri Bakanlığı’na ulaşmaya çalıştım. Telefon numarası bulmakta bile zorluk çektik. Henüz kriz masası oluşturulmamıştı. Sonunda ulaştık, bize ‘durumu araştırıyoruz, size döneceğiz’ dediler. 19.00 civarında bana döndüler ve ‘durumun üzerinde hassasiyetle çalışıyoruz’ dediler. ‘Hassasiyetle çalışıyoruz’ sözünü aylardır duyuyorum. Hayatımızda en aşina olduğumuz cümle oldu. 4 aydır bu cümle ile yatıp kalkıyoruz. O gün bugündür bekliyoruz. Yaptığımız başka da bir şey yok.”

Sorularımıza yanıt yok

Taşdelen ailesi 3 ay boyunca sadece bir kez, baskından 2 gün sonra 13 Haziran’da Nermin’den haber almış ve sadece yaşadıklarını öğrenebilmişler. Haber alınca biraz rahatladıklarını dile getiren Taşdelen, “Ama o günden sonra bize hiç bilgi gelmedi. 26 Haziran’da Dışişleri Bakanlığı’ndan babamı aradılar. Naci Koru rehin yakınları ile görüşecek diye bilgi geldi. 27’sinde kalktım gittim Ankara’ya. Bizimle bilgi paylaşacaklarını düşündük. Ama bize hiçbir bilgi vermediler. ‘Nasılsınız, iyi misiniz’ demeye çağırmışlar. Bir sürü soru sorduk ama hiçbirine yanıt alamadık” diyor.

Rehinlerin aileleri olarak 3 temel sorunun cevabını beklediklerini belirten Taşdelen, sorularını şöyle sıralıyor:

“Niye tahliye edilmediler? Bülent Arınç açıklama yapıp ‘devlet böyle bir durumda personelini hemen tahliye ederse itibarı kalmaz’ dedi. 49 personel rehin vermişsiniz şimdi itibar mı sağladınız? Bingazi, Basra, Trablus’u niye tahliye ettiniz o zaman? İkinci sorumuz; bu işin sorumluları kimler, biz kimleri muhatap alacağız? Bizim en çok ağrımıza giden, bu işin sorumlusunun ortaya çıkmaması. Suç duyurusunda bulunduk dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında ama takipsizlik kararı çıktı. Üçüncü sorumuz da ne zaman gelecekler? Bugüne kadar hiç sormadık ama o kadar uzun süre geçti ki artık bunun yanıtını istiyoruz.”

‘Hassasiyetle duruyoruz’

Yeni Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile hiç temasa geçmediklerini ifade eden Taşdelen, artık Dışişleri Bakanlığı’nı aramanın da bir mantığı kalmadığını düşünüyor. Çünkü 3 aydır hep aynı yanıtı alıyorlar: “En kısa zamanda gelecekler, konunun üzerinde hassasiyetle duruyoruz.”

Aileler Dışişleri Bakanlığı’nda iki kez toplantı yapmış. Bu toplantılarda hiçbir bilgiye ulaşamamışlar. Taşdelen toplantılarda bakanlık yetkililerine “IŞİD sizin besleyip büyüttüğünüz çocuğunuz” eleştirisini yönelttiklerini ve karşılığında “Doğrudan ya da dolaylı bu örgütle bağlantımız yoktur” yanıtını aldıklarını söylüyor. Taşdelen bu yanıttan tatmin olmadıklarını vurgulayarak “Ama biz her gün yeni bir haber alıyoruz. Türkiye’de tedavi olan IŞİD militanı ya da Türkiye’den örgüte katılanların haberleri geliyor. IŞİD militanlarına Türkiye’den yapılan yardımları görüyoruz. Bütün bunlar varken ‘desteğimiz yok’ açıklaması insanları çok fazla rahatlatmıyor” diyor.

 3 ayda Musul’a tünel kazardım

Bakanlığın kurduğu kriz merkezinin 17 Haziran’dan 25 Temmuz’a kadar hep aynı açıklamayı yayımladığını, bunu da toplantıda dile getirdiklerini aktaran Taşdelen, “Bize ‘başka bir şey yok, ne yazalım’ dediler. 3 ay boyunca bir adım atılmaz mı? Ben Ankara’dan tünel açmaya başlasam 85 günde Musul’a ulaşırdım. ‘Adım atıyoruz ama size söyleyemiyoruz’ diyorlar. Tamam bana söyleme ama elinde sunabileceğin bir malzemen olsun. Sağdan soldan bir şeyler duyuyorum. Kimisi diyor rehinler Rakka’ya götürüldü, kimisi aşiretlere dağıtıldılar, kimisi Suriye’de bir bölgede tutuluyorlar diyor. Bana en azından nerede tutulduklarına dair bir bilgi ver. Ben de şu gün gelecekler diye tarih vermelerini beklemiyorum ama bana en azından sağlık durumları ve nerede tutulduklarını söylesinler. Dışişleri bize sadece ‘sağlık durumlarında herhangi bir olumsuzluk yok’ açıklaması yapıyor. Sanki IŞİD her sabah rehinelere düzenli sağlık kontrolünden geçiriyor. 3 aydır rehinler, ailelerinin sesine hasret, dış dünya ile temasları yok, hangi sağlık durumundan bahsediyorsunuz?”

Aileler neden sessiz?

Bütün ailelerin çok tedirgin olduğunu söyleyen Taşdelen, “Karşımızda korkunç bir yapı var. Bize neden rehine yakınları açıklama yapmıyor diye eleştiri yöneltiliyor. Ne yapabiliriz ki? Yakınlarımızın güvenliği için sessiz kalıyoruz” diyor.

“Biz her gün ölüp diriliyoruz” diyen Taşdelen’in Tekirdağ’da yaşayan 74 yaşındaki annesi yüksek tansiyon nedeniyle hastanede tedavi görüyor. Taşdelen “Allah’tan bu insanlar medyayı bizler gibi takip etmiyorlar. Medyada çıkan haberlerin hepsini görseler şimdiye kadar 50 defa can verirlerdi” diyor. Taşdelen, en son çıkan “49 rehine öldürüldü” haberinden sonra bile hiçbir yetkilinin kendilerini aramadığını vurguluyor.

Erdoğan ile görüşmek isterdim

Bu süreçte Recep Tayyip Erdoğan’ın kendileri ile hiç görüşmediğine dikkat çeken Taşdelen, “Aslında görüşmek ve kendisine ‘neden tahliye etmediniz’ diye sormak isterdim. ‘İstihbaratımız güçlü, tüm Ortadoğu’da sözümüz geçiyor’ diye övünüyorlar. Bu kadar istihbaratınız ne yaptı IŞİD Musul’a girerken? Dicle kıyısında balık mı tutuyorlardı? O süreçte neden tahliye edilmedi? Bunun açıklamasını öğrenmek istiyorum. 49 rehineye bedel olarak biçilen neydi? İnsanlar göz göre göre teslim edilmezler. Ne güvencen var ki insanları geri çekmiyorsun? Bütün alileler olarak en çok merak ettiğimiz bu...” diyor.

Küfrederek girdik, şükrederek çıktık

Diğer ailelerin şu an korkuyu çok daha fazla içlerinde hissettiklerini dile getiren Taşdelen, “Bakanlıktaki son toplantıya giderken herkes birtakım eksikliklerden dem vuruyordu, sürecin takip edilmediğinden, yetkililerin gereken hassasiyeti göstermediğinden endişe ediyorlardı. O son toplantıya küfrederek girdik, şükrederek çıktık. İnsanlar basına açıklama yapmayalım, yakınlarımızın hayatları tehlikeye girer demeye başladılar. Naci Koru, ‘basına açıklama yapıyorsunuz, konsolosluk görevlileriyle irtibatımız da kesildi’ diye çıkıştı. Beni konuştuğum için şöhret peşinde koşmakla suçladılar” diye konuşuyor.

Davutoğlu başbakan olunca

Taşdelen, dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu başbakan olduğunda aklından geçenleri de şöyle anlatıyor:

“Türkiye’de birtakım şeyler ödüllendiriliyor. 49 vatandaşını rehin ver başbakan olursun, cumhurbaşkanı olursun. Ben anlayamıyorum. Tutarsızlıklar ülkesinde yaşıyoruz. Kara mizah gibi her şey. Çözümsüz bir noktadayız. Duyduğumda inanamadım. 49 insanı rehin alınmış Davutoğlu, Konya’dan Twitter hesabından bayram kutlaması yapıyor. Adam bayram yapıyor, bizim gözümüz yolda elimizde telefon, TV ile yatıp kalkıyoruz. Başbakan olduğunda başımdan aşağı kaynar sular döküldü diyeceğim o da kesmiyor. İnsanın aklı almıyor, mümkün değil diyorsunuz.”

İmza kampanyası

Muammer Taşdelen, Musul’da rehin alınan 49 kişi hakkında sorumluluğu, ihmali olanlar hakkında soruşturma açılması ve rehinelerin bir an önce Türkiye’ye dönmesi talebiyle bir imza kampanyası da başlattı. Kampanyaya destek olmak isteyenler “change.org/musul49” linkinden imza verebilirler.

Cumhuriyet

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.