Toplumun farklı kesimlerinden bilim adamları, akademisyenler ve kanaat önderlerini bir araya getirerek ülkenin önemli meselelerine çözüm arayan Abant Platformu, seçim öncesi "Yeni Dönem, Yeni Anayasa" gündemiyle toplandı. İki günlük çalışmanın sonuç bildirgesi dün açıklanırken, Abant'tan önemli mesajlar çıktı. 10 maddelik bildirgede, Türkiye'nin 12 Eylül darbesinin ürünü olan 1982 Anayasası'ndan bir an önce kurtulması gerektiği vurgulandı. Ülkenin en önemli anayasal sorunları, "Kimlikler, temel hak ve özgürlükler, seçilmiş otoriteler-asker ilişkileri ve diğer vesayet kurumlarının demokrasinin temel ilkelerine uygun olarak yeniden yapılandırılması" şeklinde sıralandı. Halktan başlayan ve geniş toplum kesimlerini içine alan bir müzakere sürecinin tavsiye edildiği bildirgede, "Yeni anayasa, öncelikle devletin demokratik ve çoğulcu yapıda örgütlenmesini düzenlemelidir. Hak ve özgürlükler kataloğunu tanımlayıcı, sınırlayıcı ve seçici değil, hak ve özgürlükleri tanıyan ve güvence altına alan içerikte olmalıdır." tespiti yapıldı. 12 Haziran seçimlerine de dikkat çekilen sonuç bildirgesinde partilere ise şu çağrıda bulunuldu: "Partilerin bu sorunlar hakkındaki somut önerilerini ortaya koyarak seçmenleriyle bu konuları tartışmaları ve temayülleri belirlemeye başlamaları, seçimden sonra yapılacak yeni anayasa çalışmalarını kolaylaştıracaktır."

'Yeni Dönem, Yeni Anayasa' başlığıyla toplanan Abant Platformu'nun son gününde, dünyadaki anayasa deneyimleri ve örnekleri tartışıldı. Prof. Dr. Eser Karakaş'ın başkanlığını yaptığı son oturumda konuşan Prof. Dr. Levent Köker, Türkiye anayasasındaki 'homojen millet' anlayışının, AB ve AB Konseyi üyesi hiçbir ülkenin anayasasında olmadığına dikkat çekti. Türkiye anayasasında sıkça 'millet' ifadesinin vurgulandığının altını çizen Köker, Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamının anayasalarında ve ABD anayasasında 'halk' ifadesinin yer aldığını vurguladı. Anayasa'nın 68. maddesi değişmedikçe, siyasi partilerin kapatılmasına yönelik değişikliklerin etkili olamayabileceğini dile getiren Köker, "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye'de parti kapatma kararı alan yargıyı defalarca mahkum etmesine rağmen, aynı kararlar alınmaya devam ediliyor." dedi.

Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, yeni bir anayasa için 'haklar kataloğu' hazırlamanın kaçınılmaz olduğunu söyledi. Dünya üzerindeki anayasa ve demokrasi modelleri içinde İngiltere'nin ayrı bir öneme sahip olduğuna dikkat çeken Kalaycıoğlu, bu modeli şöyle anlattı: "İngiltere'nin esas itibarıyla bir anayasası yoktur. İngiltere'deki temsili demokrasinin üstünlüğü millete aittir. Meclis, milletin temsilcisidir. Ve milletin yetkilerini kullanır. O nedenle meclisi, halk yönetir. "

İngiltere'nin AB'ye girince ilk kez 'haklar kataloğu' hazırladığını söyleyen Kalaycıoğlu; ABD modelini de şöyle anlattı: "ABD anayasasının temel noktası, bireyin özgürlüğüdür. Olabildiğince istibdada kaymayacak bir yöntem. ABD'de devletin çalışmaması idealdir, çalışması istibdattır. Halk kendi kendini yönetecektir, çünkü özgürdür. Bu bir liberal anlayıştır. Temeli çalışmama üzerine kurulmuştur. Jimmy Carter'dan bu yana 10 kez bütçe geçememiştir. Geçtiğimiz yıl 1 Temmuz'da kabul edilmesi gereken bütçe, bu yılın temmuz ayına uzamıştır."

Emekli büyükelçi Akın Özçer ise yakından bildiği İspanya modelini anlattı. İspanya'nın 35 yıl önce, diktatörlükten demokrasiye geçiş yaptığını ifade eden emekli diplomat; bu geçişin mimarının Franco sonrası göreve gelen Juan Carlos olduğunu söyledi. Carlos'un bir yıl içinde demokratik seçimler yapmayı planladığını anlatan Özçer, "Yasa dışı oluşumları legalize edip, siyasi suçluları affetti. İlk demokratik seçimlerden sonra nasıl bir siyasi yapılanma olacağına dair siyasi reform tasarısı oluşturdu." ifadelerini kullandı. Carlos'un 1974'ten itibaren, iki ETA'yı da siyasal yapı içine almak istediğini kaydeden emekli büyükelçi, başarısızlığının sebebinin, genel siyasi affa rağmen, terör suçları yüzünden affedilmeyen ETA üyeleri olduğunu ifade etti. İspanya'nın özerklik modelinde, 'özerk bölge' deyiminden vazgeçerek, 'milliyetler' ifadesine yer verdiğini dile getiren Akın Özçer, İspanya modelini benimseyen BDP'ye şu göndermeyi yaptı: "Onlar kendilerinden millet olarak değil, bölge olarak bahsediyorlar. Böylece kendi kaderini belirleme hakkı yok oluyor."

Oturumun müzakere kısmında söz alan eski MHP Milletvekili Nazif Okumuş, milyonlarca insanın, Türkiye'deki anayasa tartışmalarının ardında başkaları olduğuna inandığını ileri sürdü. "Bu coğrafyanın dışındaki insanların, çevrelerinin, ülkelerin olduğunu düşünüyor. Onların kafasında bu var. Türkiye'ye neler dayatılmak isteniyor diye bakıyor. Bugün dünden beri, dünden bu yana anayasal vatandaşlık, Türkiyelilik gibi kavramların belirli siyasi çevreler tarafından kullanılmasına şahit olmakla beraber, burada da yoğunlaştığını görüyorum. İzleyenlerimiz de buna şahit oluyor. Ben de rahatsız değilim. Düşünce hürriyetine inanan bir insan olarak, rahatsız değilim. Halkımızın da rahatsız olduğunu düşünmüyorum. Ama bunun ucu nereye gidecek diye düşünüyorum. Ben ülkenin aydınlarının buradaki hassasiyetlerini ve demokratik tartışmalarını çok önemsiyorum. İnanılmaz şekilde kıvanç duyuyorum." ifadelerini kullandı.

Okumuş, konuşmasını uzatıp siyasi konulara da girdi. Oturum başkanı Eser Karakaş, Okumuş'u uyararak, konuşmasını bitirmesini istedi. Oturum başkanı Karakaş'ın verdiği 3 dakikaya rağmen konuşmasını uzatan Okumuş ile Karakaş arasında bir süre tartışma yaşandı. Tartışma, başka bir müzakereciye söz verilmesiyle sona erdi.

işte 10 maddelik bildirge

- 1982 Anayasası'ndan ve bu anayasanın oluşturduğu bunaltıcı iklimden Türkiye'nin bir an önce kurtarılması zaruridir.

- Türkiye'nin şu anda önündeki en önemli üç anayasal sorun; kimlikler, temel hak ve özgürlükler, seçilmiş otoriteler-asker ilişkileri ve diğer vesayet kurumlarının demokrasinin temel ilkelerine uygun olarak yeniden yapılandırılmasıdır.

- Yeni anayasa, öncelikle devletin demokratik ve çoğulcu yapıda örgütlenmesini düzenlemelidir.

- Yeni anayasa, hak ve özgürlükler kataloğunu tanımlayıcı, sınırlayıcı ve seçici değil, hak ve özgürlükleri tanıyan ve güvence altına alan içerikte olmalıdır.

- Türkiye'nin seçim ortamında olduğu şu dönemde siyasi partilerin bu sorunlar hakkındaki somut önerilerini ortaya koyarak seçmenleriyle bu konuları tartışmaları ve seçmen temayüllerini belirlemeye başlamaları, seçimden sonra yapılacak yeni anayasa çalışmalarını kolaylaştıracaktır.

- Siyasi partilerin demokratik kazanımlarımız temelinde yeni bir anayasa ihtiyacı üzerinde bugüne kadar görülmemiş ölçüde bir mutabakat tesis etmiş olmaları, seçilecek Parlamento'nun yeni anayasayı yapma yetkisinin demokratik meşruluğunu güçlendirmektedir.

- Bu fırsatın heba edilmemesi bakımından, yeni anayasa süreci Parlamento dışı toplum kesimlerini de kapsayacak şekilde; kurumsal bir yapı içerisinde ele alınmalıdır.

- Temel hak ve özgürlükler, yeni anayasa sürecinin ana odağı olmalıdır. Hükümet sistemi tartışmaları (başkanlık, yarı başkanlık, parlamenter rejim) yeni anayasanın çözmesi gereken temel sorunların gölgede kalmasına ve ertelenmesine sebep olmamalıdır.

- Yeni anayasanın halktan başlayan ve en geniş toplum kesimlerini içine alan bir müzakere süreci ile yapılması gereklidir. Müzakere süreci, demokratik bilinçlenme, eğitim ve olgunlaşma sürecidir, bir pazarlık süreci değildir.

- Anayasa Çalışma Grubu, Yeni Anayasa Platformu, TÜSİAD ve TESEV gibi yeni anayasa çalışmaları yapan ve müzakere yürüten sivil inisiyatifler, takdir ve saygıyla karşılanmıştır.

Diyarbakır Barosu Başkanı Aktar'dan Kürtçe esprisi

Katılımcılardan Diyarbakır Baro Başkanı Mehmet Emin Aktar, konuşmasına Kürtçe olarak başladı. Ardından, "Bu rejimin sadece bize haksızlık yapmadığını görüyorsunuz. Eğer Kürtçe eğitim ve öğrenim hakkı serbest bırakılmış olsaydı, bu topluluğun önemli bölümü de Kürtçe biliyor olacaktı ve biraz önce ne dediğimi anlayacaktı." esprisini yaptı. Bu ifade, salonda gülüşmelere sebep oldu. Aktar, yeni anayasa sürecinde Güney Afrika modelinin izlenmesi gerektiğini savunurken, Kürt sorunu konusunda geçmişte yaşananlar ortaya çıkarılmadan, yeni bir anayasa yapılamayacağını öne sürdü. 2007'de AK Parti'nin hazırlattığı anayasa taslağının mimarı olan Ergun Özbudun ve ekibini; taslakta geçen 'Türk milleti' ifadesi nedeniyle eleştirdi.

O sırada salonda bulunan ve taslağı hazırlayan ekipte yer alan Prof. Dr. Serap Yazıcı, Aktar'ın eleştirisinin haklı olduğunu kabul etti. Yazıcı, "Dün (önceki gün) Leyla İpekçi'nin dediği gibi vesayet, hepimizin ruhuna işlemiş. Ben bu hatayla, 2008'de Şerafettin Elçi sayesinde yüzleştim. Bana, 'Siz bizi daha en başta reddetmişsiniz.' dedi. Bunu üzüntü ve utançla fark ettim. Sizden özür diliyorum." diye konuştu.



Zaman
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.