AB konusunda ne yapacağız?

Eser Karakaş

Avrupa'da da sönük geçti zira özellikle son büyük kriz sonrası AB ülkelerinde de, hatta bizzat AB Komisyonu içinde büyük sorunlar var, Maastricht uluslararası sözleşmesi delik deşik olmuş durumda, bütçe açıkları, kamu borçları sözleşmenin öngördüğü eşiklerin çok üzerinde, rekabet hukuku tamamen ihlal edilmiş bulunuyor, AB ile doğrudan ilgili olmasa bile Schengen sallanıyor, sınırlarda tekrar kontroller gündemde, vs.

Görüntü bugün için çok parlak değil ama iki-üç sene içinde de tekrar eski çerçevenin içine girilebilmesi için büyük, yoğun çalışmalar yapılıyor; unutmayalım, AB sürecinden çıkmanın, AB'den vazgeçmenin maliyeti sorunlarına rağmen süreci sürdürmeye oranla çok ama çok daha yüksek ve tam da bu nedenden Avrupa Birliği entegrasyon sürecinin sorunlarını bir biçimde çözüp yola kaldıkları yerden devam edecekleri kesin gibi.

Meseleye zaten biraz daha yukarıdan bakmaya gayret ettiğinizde, Avrupa Birliği sürecinin tarihin en önemli insani, ekonomik, siyasi, hukuki bütünleşme çabası olduğunu görüyorsunuz, biliyorsunuz ve Avrupa ülkelerinin bu entegrasyon sürecini berhava etmeyeceklerini düşünüyorsunuz.

Avrupa'nın içinde bulunduğu kriz ortamından sadece 2008-2009 bunalımı da tek başına sorumlu değil; Avrupa'nın lokomotif ülkelerinde bir biçimde iktidara gelebilmiş liderler de yetersizlikleriyle, çapsızlıklarıyla sürecin olumsuz gidişatının bir ölçüde sorumluları.

TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİNDE KONTROL DEĞİŞKENLERİMİZ

Tüm bu gerçekler birer veri olarak önümüzde ama bizim esas ilgilenmemiz gereken konular da "kontrol değişkenlerimiz" olarak nitelendirebileceğimiz konular; Sarkozy ya da Merkel'in iktidarda kalıp kalamayacakları, muhtemelen gidecekler, bizim kontrol değişkenlerimiz değil ama Türkiye-AB ilişkilerinde bizim de kontrol değişkenlerimiz var ve bu kontrol değişkenlerimizi bu süreçte çok iyi yönlendirmeli ve kullanmalıyız.

AB süreci Türkiye için sanıldığından çok daha önemli; sürecin demokratikleşmeye, büyümeye nasıl ivme kazandırdığı 2003-2007 senelerinde yapılanlar ve sonuçlarıyla ortada.

Sayın Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı gibi 2023 senesinde Türkiye ekonomisinin iki trilyonluk bir milli gelir düzeyine ulaşması bekleniyor; bu önemli hedefe ulaşabilmek için ise Türkiye ekonomisinin her sene yüzde altı dolayında ortalama bir büyüme oranını yakalaması gerekiyor. Oysa, Türkiye ekonomisinin yüzde altı dolayında büyümesinin senede en azından elli milyar dolayında bir cari açık da ürettiği bilinen teknik ve kaçınılmaz bir gerçek; bu cari açığı on iki senelik bir perspektife uzattığınızda 2023 senesi için düşünülen ve iyi ki de düşünülen iki trilyonluk milli gelir seviyesinin yedi yüz milyar dolayında bir cari açık yani dış finansman ihtiyacı doğuracağını da görmeli, bilmeliyiz. Yapılması gereken iki trilyonluk milli gelir düzeyinden vazgeçmek değil, on iki senede ortaya çıkacak büyük cari açığın finansman kaynaklarını düşünmek, planlamaktır; AB süreci de işte tam bu noktada devreye girmekte, 2006 senesinde olduğu gibi dış finansman ihtiyacının garantisi olmaktadır. AB süreci, sevimli bir benzetmeyle, dış finansman çevrelerine Türkiye'nin savcılıktan aldığı bir temiz kâğıdı gibi görünmektedir. Türkiye dış finans piyasalarına daha temiz bir kâğıt gösterebildiği ölçüde cari açığını daha kolay finanse edebilecek ve böylece yüksek büyüme süreci cari açık duvarına çarpmayacaktır.

AB süreci bu anlamda, sadece temel hak ve özgürlüklerin, temel insan haklarının garantisi değil, aynı zamanda sürdürülebilir bir büyüme sürecinin de kriteri haline gelmektedir.

Yukarıda belirtmeye gayret ettiğim gibi Türkiye'nin AB tam üyelik sürecinde kontrol değişkenlerimiz ve kontrol edemeyeceğimiz değişkenler vardır; Fransa Cumhurbaşkanlığı ne kadar kontrol edemeyeceğimiz bir değişken ise, AB Komisyonu'na sunabileceğimiz öneriler de o kadar kontrol edebileceğimiz değişkenler içindedir.

Bu çerçevede AB Komisyonu'na sunabileceğimiz üç öneriyi bu küçük "yorum" yazısında gündeme getirmek istiyorum; sunacağım öneriler doğal olarak bir yurttaşın, konuyla ilgili bir öğretim üyesinin önerileridir.

Gelinen aşamada AB karar süreçlerinde Avrupa elitleri kadar Avrupa halkları da devreye girmiş bulunmaktadır; bu çerçevede Avrupa halklarının Türkiye'ye yönelik bazı tedirginliklerini anlayışla karşılamak, popüler tabiriyle empati yapmak ve bu tedirginlikleri izale edebilecek öneriler üretmek zorundayız.

Avrupa halkları ve dolayısıyla siyasileri üç noktada Türkiye'nin tam üyeliğine itiraz etmektedirler; bu itirazlar birer bahane niteliğinde de olabilir ama önemli olan söz konusu bahaneleri de ortadan kaldırmak olmalıdır. Söz konusu itirazlar üç noktada toplanmaktadır: Bütçe transferleri, işgücünün serbest dağılımı ve karar mekanizmaları.

Birinci önerim Türki-ye'nin tam üyelik durumunda AB bütçesinden alacağı kaynaklara bir tavanı bizzat kendisinin önermesidir; unutmayalım ki AB bütçesi küçük bir bütçedir, 2011 AB bütçesi (yaklaşık 300 milyar TL) 2011 Türkiye merkezi bütçesinden (312 milyar TL) daha küçük bir bütçedir ve Türkiye'nin gelinen aşamada AB bütçesinden alacağı paraya büyük ihtiyacı kalmamıştır.

İkinci önerim, işgücünün serbest dolaşımı konusunda AB merkezlerine AB halklarını ve işsizlerini rahatlatacak bir derogasyon süresinin yine bizzat bizim tarafımızdan önerilmesidir; bu süre yirmi sene dolayında olabilir zira Türkiye AB'ye işsizlik ihraç etmek için girmek istememektedir ve istememelidir.

Üçüncü önerim daha zor bir öneridir ve karar mekanizmalarına ilişkindir; yarın üye olacak Türkiye'nin AB karar süreçlerinde hemen, örneğin Fransa'dan daha yetkili hale gelmesi Avrupa'yı rahatsız etmektedir ve bu konuda da belirli bir empati kurmak zorundayız; karar mekanizmalarında Türkiye'nin demografik ağırlığının zaman içinde tedricen artacağı bir modeli üretmek ve sunmak bizim görevimiz olabilir. Bu mesele hukuki boyutları olacak bir meseledir, bunun da gündeme getirilmesini yine bizzat biz önermeliyiz kanısındayım.

Özetle, Türkiye AB'ye bütçeden para almak, işsizlik ihraç etmek ya da karar mekanizmalarına hakim olmak için girmemelidir; Türkiye'nin AB perspektifi siyasal ve iktisadi istikrarın yani demokratik bir hukuk devleti çerçevesinde büyümenin sürdürülebilirliği içindir.



Zaman
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.