Anayasa meselesi, memleket meselesi
 
Hüseyin Yayman
Gazi Üniversitesi

 
Gelinen noktada sivil bir anayasa yapma meselesi ülkenin kendisiyle imtihanına dönüşmüş durumda. Yeni anayasanın, salt bir hukuki metin olması veya yeni bir toplum sözleşmesi ilanı bağlamında değil, memleketin evrensel ölçekte bir düzene kavuşması bakımından tarihsel bir anlamı var. 

1876'yla başlayan anayasa serencamı, 1908, 1921, 1924, 1961 ve 1982 ile devam ederken ciddi bir birikim ve önemli bir sosyal tecrübe oluşturdu. Anayasaların arka planına bakıldığında olağanüstü dönemlerin ürünü oldukları ve olağanüstü koşullarda kaleme alındıkları görülür. 1876'da ilk anayasanın iktidar pazarlıklarına bağlı olarak ilan edilmesi bir anlamda daha sonra yaşanacakların habercisi olması bakımından simgesel bir önem taşıyor. İlk anayasanın ilanında yaşanan pazarlıklar bugün farklı bir bağlam ve farklı bir politik gerçeklikte devam ediyor. 

Türkiye'nin yirmi beş yıllık yakın döneminde 20 Ekim 1991 genel seçimlerinden bu yana istisnasız tüm partiler yeni anayasa yapma vaadinde bulundular. Bu dönemde hemen her hafta sonu bir sivil toplum örgütünün yeni anayasa toplantısı olur ve insanlar heyecanla 82 Anayasası'nın ne kadar militarist, antidemokratik ve topluma dar geldiğini anlatırlardı. Fakat maalesef bu dönemde siyaset kurumu ve sivil toplum örgütleri çok eleştirdikleri eski anayasanın yerine yenisini yapamadılar ve hatta yeni anayasayı yapmak için bir araya dahi gel(e)mediler. Demirperde'nin yıkılmasıyla oluşan olumlu hava ve esen hürriyet rüzgârları yaşanan iç karışıklıklar nedeniyle kullanılamadı ve Türkiye 28 Şubat soğuğuna uyandı. 

90'ların başındaki heyecan zamanla yerini ihtiyatlı bir beklemeye bırakırken, Türkiye siyasetindeki parçalanma toplumun yeni düzen talebinin de ötelenmesine yol açtı. Özal'ın ölümüyle başlayan süreçte bir yandan PKK'nın artan eylemleri, diğer yandan politik kutuplaşmalar ülkenin içe kapanmasına neden oldu. Anayasa konusu bu dönemde uzun uzadıya tartışıldı, ciddi bir anayasa edebiyatı ve çok sayıda taslak metin oluştu. Fakat siyaset kurumu bir yandan 82 Anayasası'ndan şikâyet ederken diğer yandan bu anayasayla memleketi yönetmenin kolaycılığına kaçarak idare-i maslahat yaptı ve doksanlı yılların özgürlükçü ortamı kısa sürede tüketildi. 

2007 seçimleri sonrasında bir kez daha başlayan yeni anayasa tartışmaları geçmişte olduğu gibi iktidar-muhalefet rekabetindeki polemiklere kurban verilirken hazırlanan taslak, usul tartışmalarının gölgesinde kaldı. Bu defa doksanların tersi oldu, kamuoyu yeterince hazırlanmadığı için yeni süreç sahipsiz, girişim kadük kaldı. Doksanlarda yeni anayasa tartışmaları bir toplumsal talebe karşılık geliyordu fakat siyaset kurumu buna hazır değildi. İkibinlerin sonuna gelindiğinde ise siyaset kurumu daha hazırlıklıydı fakat bu defa da toplumsal heyecan sönmüştü. 

Türkiye'nin anayasa tarihi, yeni anayasanın yapılabilmesi için toplumsal taleple, siyasal talebin optimal noktada kesiştiği bir anayasal mühendislik bilgisine ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye'nin anayasa pratiği, anayasanın içeriği kadar anayasanın siyasal ve toplumsal bileşenlerinin önemini hepimize gösteriyor. Yüz elli yıllık anayasa tecrübesi anayasa metninin içeriğinden çok anayasa teknolojisini ve mühendisliğini daha önemli hale getiriyor. Yeni anayasa konusunda bir toplumsal talep yaratıldığında siyaset kurumu doğal olarak buna duyarsız kalamayacaktır. Bu talebi yok sayan partiler, toplumsal belleğe kaydedilecek ve tarihin önünde hesap vereceklerdir. 

2011 seçimleri sonrası başlayan süreç işte bu tarihsel bellek üzerine Meclis Başkanı Cemil Çiçek önderliğinde yeniden başladı. Meclis Başkanı'nın süreci sahiplenen ve elini taşın altına koyan tutumu kısa sürede bir toplumsal farkındalık yaratırken bir anlamda yeni anayasa, Çiçek'in siyasi kariyeri için varoluşsal bir mesele haline geldi. Yeni sürecin ihtiyatlı, beklentiyi yükseltmeyen ve tüm paydaşları sürece katan tedbirli yaklaşımı yanında, toplumun bir özne olarak bu sürecin temel aktörü haline getirmesi hepimizi umutlandıran adımlar oldu. 

Anadolu'nun farklı vilayetlerinde yürütülen tartışmalar kısa sürede bir siyasal foruma dönüşürken siyasetin kırmızı çizgileri ile toplumun kırmızı çizgilerinin aynı olmadığı fark edildi. Bir yandan anayasa meselesinin uzun zamandır tartışılması ve artık çözümün zamanının geldiği yönündeki inanç, diğer yandan toplumun denkleme dahil edilmesi, partiler arasındaki trafiğin doğru yönetilmesi, asgari düzeyde siyasal, azami düzeyde toplumsal uzlaşının varlığı ve hepsinden önemlisi zamanın ruhu bu sürecin önemli kazanımları oldu. 

Hakkını teslim etmek gerekirse bu sürecin olumsuz yönleri, olumlu taraflarından daha fazla. Öncelikle yüz yıldır ertelenen kimlikler sorunun bu anayasada çözülmek istenmesi, yine aynı biçimde vatandaşlık tanımının çağdaş hale getirilmesi, yönetim aygıtının ölçeği, temel hak ve hürriyetlerin nasıl düzenleneceği gibi ana başlıklar sürecin zorluklarını ortaya koyuyor. Ayrıca parlamento aritmetiğinin dağılımı bu süreci oldukça problemli hale getiriyor.

Yeni anayasanın bileşenlerinin kim olacağı ona karakter verecek bir stratejik ve tarihi bir karar olacak. Bu anlamda hem yeni Türkiye'nin inşası, hem toplumsal mütekabiliyet hem de cari problemlerin çözümü bağlamında partiler arası ittifaklar yeni anayasanın kaderini tayin edecek.

Fakat unutmamak lazım ki Türkiye demokrasisi, yeni bir anayasa yapım teknolojisi inşa edip, sivil ve demokratik bir anayasa yapamazsa, Kemalizm'e ve orduya dair son altmış yılda yaptığı bütün tenkitlerini geri alması gerekiyor. Buradaki temel mesele yeni bir anayasa yapmaktan çok ülkenin yeni bir anayasa yapabilecek özgüvene kavuşması ve darbe anayasasının değiştirilebilmesi noktasında yatıyor. Değişim iradesi bir anlamda toplumun vesayetten kurtulup, reşitliğini ilan etmesiyle eşdeğer simgesel bir anlam taşıyor.

Gelinen noktada yeni anayasa sorunu, ülkenin kendisiyle imtihanına dönüşmüş durumda. Türkiye ya yeni/sivil/demokratik bir anayasa yapıp 'büyüyecek'; ya da bu süreci geleneksel tartışmalara kurban verip tarihin dışında kalacak. Sonuçları itibarıyla yeni anayasa meselesi aynı zamanda hükümetin kendisiyle de imtihanı anlamına geliyor. Alınacak her türlü netice son tahlilde onun hanesine artı veya eksi olarak yazılacak.

Yeni anayasa yapmak teorik olarak ne kadar kolay gözüküyorsa da; pratik olarak o kadar zor. Yeni, sivil, demokratik bir anayasa yapmak aynı zamanda ciddi bir siyasal mühendislik bilgisi ve kurmay aklına sahip ciddi bir siyasal bilgelik gerektiriyor. Bu anlamda gerçekçi olup imkânsızı istemek ve anayasa meselesini, memleket meselesi haline getirmek gerekiyor.



Zaman
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.