Anayasa sürecinden kaçmanın bedeli

Yrd. Doç. Dr. Adnan Küçük Kırıkkale Üniversitesi

Bu komisyonun temel amacı, yeni anayasanın yapılmasına temel teşkil edecek uzlaşma metnini oluşturmaktır. Bu sürecin, yakın bir gelecekte yeni bir anayasanın yapılması ile sonuçlanıp sonuçlanmayacağını şimdiden kestirebilmek mümkün değildir. Ama şu bir gerçektir ki; artık ok yaydan çıktı. Yakın bir gelecekte mutlaka yeni, demokratik, sivil bir anayasa yapılacaktır. Türkiye'de, sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, medya ve anayasaya ilgi duyan bütün kesimler, ilk defa bu kadar yeni anayasanın yapılması konusunda hazırlıklı ve birikimli hale gelmiştir. Hangi siyasi parti bu talebe karşı çıkarsa çıksın, bunun siyasi bedeli ağır olacaktır. Akıntıya kürek çekmek ile bu süreci baltalamak arasında hiçbir farkın olmadığı kanaatindeyim.

Gelelim anayasanın nasıl yapılması gerektiği hususuna. Umarım uzlaşma metnini oluşturmak için teşkil olunan bu komisyon, deyim yerindeyse "iyi niyetle bu süreci başlatıyormuş gibi görünmek" için kurulmamıştır. Bu yöndeki bir tutum, toplumsal taleplerin inkârı anlamına gelir. Bu süreç iki şekilde neticelenebilir. Birincisi, komisyon kurulur, fakat bu komisyon uzlaşma sağlanamadan dağılır. İkincisi, yeni anayasanın yapılması konusunda iştahlı ve istekli bir şekilde çalışmalara başlanılır ve bu süreç yeni anayasa yapılıncaya kadar sürer. Birinci şık gerçekleşse bile, Türkiye'nin, merkezî bürokrasi lehine imtiyazlar sağlayan kurum ve ilkeleri içeren ve darbeci bir ruhu yansıtan bu anayasa ile ilanihaye idare edilmesi mümkün değildir.

Uzlaşma komisyonu tarafından benimsenen 15 temel ilke, yeni anayasanın başarılı bir şekilde yapılması bağlamında pek hayra alamet görünmüyor. Bir defa bu komisyon sadece 12 üyeden oluşmaktadır. Anayasanın yapılması aşamasında, bu işi sadece 12 milletvekiline ihale etmek pek sağlıklı bir usul değildir. Bu ana komisyonun, alt komisyonlarla beslenmesi, bazı konuların, sınırlı bir süre içerisinde önce buralarda büyük ölçüde pişirilmesi gerekir. Bu komisyonlar, kamuoyundan ve anayasanın yapımı konusuna ilgi duyan çeşitli kesimlerden gelebilecek materyalleri ve öneriyi değerlendirme işlevi de görecektir. Yoksa bu 12 kişinin tek başına, her yönden gelebilecek binlerce önerileri bizzat değerlendirmeye kalkışması, bu sürecin sağlıklı bir şekilde işlememesi neticesini doğurur.

Komisyon çalışmalarına ilişkin benimsenen ilkelerden birisi de komisyonda uzlaşma metninin oybirliği ile belirlenmesidir. Bu yolla, ancak 1982 Anayasası üzerinde aksesuar niteliğinde bazı değişiklikler yapılabilir. Anayasanın mutlaka oybirliği ile yapılması demokrasinin zorunluluğu değildir. Bugün sözleşme yöntemi ile yapıldığı söylenen ABD Anayasası bile 55 Konvansiyon üyesinden sadece 39 üyenin imzası ile kabul edilmiştir. Oybirliğinin aranması, yeni anayasayı yapmama iradesinin dolaylı bir şekilde ifade edilmesi neticesini doğurur. Bu vesileyle komisyonda oybirliği yerine 2/3 ya da 3/4 gibi daha düşük oranlı bir nitelikli çoğunluğun sağlanması uzlaşı için yeterli görülebilirdi.

15 temel ilke içerisinde en sorunlu olan husus, bu komisyon tarafından uzlaşma metni olarak kabul edilen metnin TBMM'de Anayasa Komisyonu'ndan ve Genel Kurul'dan hiç değişikliğe uğramaksızın geçirilmesidir. Prof. Dr. Ergun Özbudun'un da isabetle belirttiği gibi, bu usul, TBMM'yi tamamen devreden çıkarmak anlamına gelir. Bu yöntemle, yüzde altı oy alan bir partiye kesin bir veto hakkı tanınmış olunur. Oysa son sözü söylemeye hakkı hukuken de siyaseten de TBMM Genel Kurulu'ndadır. ("Özbudun: Yeni Anayasa Böyle Çıkmaz", 21 Kasım, Taraf) Aksi halde, anayasa metni gerçek manada demokratik temsil kabiliyetine sahip TBMM'ye değil, her ne kadar üyelerini TBMM'nin üyesi olma sıfatıyla halk seçmiş olsa da, esasen halkın kendilerini yeni anayasa yapmak için seçmediği bu komisyon, anayasa yapma iradesinin fiiliyatta gerçek sahibi olacaktır. Bu şekilde teşekkül eden bir iradenin demokratikliğinden söz edilemez.

Belki de en önemli konuyu, bu anayasanın, üzerinde uzlaşılan konularla sınırlı kalmak üzere kapsamlı bir şekilde değiştirilmesi ya da yeni baştan yazılması yöntemlerinden birisinin tercih edilmesi oluşturmaktadır. Birinci yöntemin benimsenmesi, bu metne yeni bir anayasa kimliği kazandırmaz. Bu değişiklik ile anayasanın daha önceki değişikliklerle kaybolmuş bütünlüğü biraz daha bozulur. Acele ile böyle sağlıklı olmayan bir işin yapılması yerine biraz tehirle anayasanın baştan sona değiştirilerek yeni baştan yapılması daha evladır. Aksi takdirde yapılacak bu kısmî değişiklik, beklenen yeni anayasa talebinin rafa kaldırılması; bu yöndeki taleplerin yerine getirilmesi yönündeki çalışmaların belirsiz bir tarihe ertelenmesi neticesini doğurabilir. Bu vesileyle ikinci yöntem benimsenmeli, anayasa baştan sona yeni baştan yazılmalı. Bu işlem yapılırken de referans olarak 1982 Anayasası alınmamalı. İnsan hakları ve hukuk devleti merkezli yeni bir metin hazırlanmalı. Komisyon metni belki yol gösterici olabilir ise de, bu metin Genel Kurul'a dayatılmamalı. Elbette bu anayasada da Cumhuriyet ve demokrasi varlığını sürdürecek; daha önceleri yukarıdan aşağıya benimsetilmeye çalışılan bu kazanımlar, halkın serbest iradesi ile benimsediği ve özümsediği kurum ve ilkeler olarak yeni anayasada da yerlerini alacaktır. Cumhuriyet ve diğer temel ilke ve kurumlara ilişkin hükümler, üyelerini halkın seçtiği mevcut Meclis'te konuşulmalı, tartışılmalı ve yeni metin, önce bu Meclis'te, daha sonra da halkoylaması vasıtasıyla halkın hür ve serbest iradesi ile kabul edilmelidir.

Anayasanın baştan sona yazılması önerisi bazılarının vehmettikleri gibi halkın iradesi vasıtasıyla "Cumhuriyet ve demokrasiye kıyma" niyetini ortaya koymuyor. Bu halk artık demokrasiyi de, cumhuriyeti de iyice özümsemiştir. Burada anayasanın önerdiğim yöntemle yapılması ile amaçlanan, demokrasi ve cumhuriyetin halkın omuzlarına yüklenmesi, bizzat halkın sahiplenmesi yolunun aralanmasıdır. Demokratik cumhuriyetin ilanihaye yaşaması ancak halkın bağrında yeşermesi ile mümkündür. Halktan saklayarak, halkı öteleyerek sürdürülmek istenen yönetim ve devlet şekli, demokratik cumhuriyet değil, olsa olsa otoriter cumhuriyet olabilir. Türkiye'nin yeri, otoriter değil, demokratik cumhuriyetler ligidir. Yeni demokratik sivil anayasa ile bu yakın parlak gelecek anayasal güvence altına alınmış olacaktır. Son bir uyarı: Bu sürecin, dar siyasi didişmeler sebebiyle yeni bir anayasa ile neticelenmemesi, hem siyaset kurumunu zayıflatır; hem halkın yeni anayasa talebinin bilinçli fakat üstü örtülü olarak karşılanmaması anlamına gelir. Bunun siyasi partilere bedeli ağır olur. Belki yeni anayasayı yapıyormuş gibi görüntü verip, daha sonra da "bakın işte bunlarla anayasa yapılmıyor" demek, Türk demokrasisinin acizliğini ilan etmek neticesini doğurur. Hiçbir siyasi parti, bu yolla prim yapamaz. Ama şunu açıkça söyleyeyim; bu yöndeki bir yönelim, belki kısa vadede yeni anayasanın yapılmasını akim bırakabilir; fakat bu halkın, orta vadeli bir gelecekte yeni bir anayasayı yapacağı kanaatindeyim.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.