Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun Sonu
ERGUN ÖZBUDUN
Prof. Dr., İstanbul Şehir Üniversitesi


Çünkü Komisyon'un çalışma usulleri hakkındaki partiler arası uzlaşma metninin 15'inci maddesine göre, “Komisyon'un görevi, anayasa teklifinin Genel Kurul'da kabul edilip kanunlaşmasıyla veya siyasi partilerden birinin çekilmesi ya da çekilmiş sayılması ile sona erer. En az üç toplantıya mazeretsiz katılmayan siyasi parti, Komisyon'dan çekilmiş sayılır.” Komisyon ve TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in Komisyon başkanlığını artık sürdüremeyeceğini, Komisyon'un AK Partili üyeleri de bundan böyle Komisyon çalışmalarına katılmayacaklarını ifade ettiklerine göre, bu partinin üç toplantıya katılmaması suretiyle, Komisyon'un görevi hukuken de sona ermiş olacaktır.

Bu sonuç, medyada genellikle hayal kırıklığı ve Komisyon'u oluşturan siyasi partilere yönelik sert eleştiri ifadeleri ile karşılanmıştır. Öte yandan Komisyon'u oluşturan partiler de, sorumluluğu birbirlerinin üzerine yıkmakta yarışmaktadırlar. Oysa, soruna daha objektif ve gerçekçi bir açıdan bakıldığında, bu sonucu sürpriz olarak görmemek gerekir. Komisyon, daha işin başlangıcında oybirliği kuralını kabul etmek suretiyle kendi ellerini çok sıkı şekilde bağlamıştır. Komisyon'u kuran mutabakat metninin 6'ncı maddesine göre, “Komisyon, Komisyon'u oluşturan bütün siyasi partilerin mutabakatı (görüş birliği) ile karar alır… Sürecin tamamlanıp tamamlanmadığı ve nihai metnin (taslak bütününün) tekemmül edip etmediği hususu dahi mutabakat ile belirlenir. Hattâ bu taslak metni üzerinde TBMM komisyonlarında ve Genel Kurulu'nda dahi değişiklik yapılamaz.” Uzlaşma metninin 13'üncü maddesine göre, “Anayasa taslak metni, gerek uzlaşma ve yasama komisyonlarında ve gerekse Genel Kurul'da partilerin mutabakatı olmadıkça değiştirilemez; ekleme yapılamaz. Hazırlanan taslak metnin (teklifinin) Meclis Başkanlığı'na verilmesinden sonra bu metin üzerinde mutabakata dayalı değişiklik yapılması halinde Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun görüşü alınır.” Bu son hükmün, yürürlükteki Anayasa'nın, anayasanın değiştirilmesi usulünü düzenleyen 175'inci maddesi ile ne ölçüde bağdaştırılabileceği de ayrı bir tartışma konusudur.

 Her halükârda Komisyon, iki yılı aşkın bir çalışma sonrasında ancak 59 veya 60 madde üzerinde uzlaşmaya varabilmiştir. Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç da dahil olmak üzere (Milliyet, 23 Kasım) birçok gözlemcinin ifade ettiği gibi, bu maddeler, zaten üzerinde anlaşılması zor olmayan, temel siyasal ihtilâf konularını ilgilendirmeyen maddelerdi. Buna karşılık, Kürt sorunu, din-devlet ilişkileri sorunu ve hükümet sistemi sorunu gibi temel sorunların ve onların çok sayıdaki alt-başlıklarının hiçbirinde uzlaşma sağlanamamıştır.

Ancak bu durumdan dolayı Komisyon'u veya onu oluşturan siyasi partileri suçlamak, acaba ne kadar gerçekçi ve insaflıdır? Yabancı ülkelerin deneyimlerine bakıldığında, en türdeş (homojen) ve en oydaşmacı toplumlarda bile, yüzde yüzün mutabakatına dayanan bir anayasa yapıldığı görülmüş değildir. İdeolojik, dinsel, mezhepsel, etnik bölünme çizgilerinin bulunduğu “bölünmüş toplumlar”da (divided societies) anayasa yapımının çok daha büyük güçlükler arz ettiğinde de kuşku yoktur. Devletin ve onun halk kitlesini oluşturan çeşitli kesimlerin kimliklerine ilişkin temel sorunlar, her zaman, uzlaşma yoluyla çözülmesi en zor sorunlardır. Dolayısıyla, bölünmüş toplumlarda anayasa yapımı çalışmaları ya akamete uğramış ya da Hanna Lerner'in “perakendeci yöntem” (incrementalist approach) adını verdiği yol izlenerek, yapılan anayasalarda kesin çözümlerden kaçınmak, müphem ve birbiriyle çelişik ifadeler kullanmak suretiyle sorunun çözümünü belirsiz bir geleceğe ertelemek gibi yöntemlere başvurulmuştur. (Hanna Lerner, Making Constitutions in Deeply Divided Societies, Cambridge, 2011; Ergun Özbudun, “Anayasa Yapımında Perakendeci Yöntem”, Yeni Türkiye, 50-2013).

Bölünmüş toplumlarda devletin nihai amacı ve onun insan unsurunu oluşturan “halk”ın niteliği gibi temel sorunlar üzerinde bir oydaşmaya (consensus) varmanın güçlüğü âşikârdır. Türkiye'de Kürt sorunu ve din-devlet ilişkileri sorunu, bu tür sorunlardır. Bunlar üzerinde partilerin kırmızı çizgilerinin olması, siyasetin doğası gereğidir. Dolayısıyla, Komisyon'u oluşturan partileri niçin uzlaşmadıkları konusunda suçlamanın da, partilerin sorumluluğu birbirlerinin üzerine yıkmaya çalışmalarının da anlamı yoktur. Komisyon'un başarısızlığının nedeni, iyi niyet veya çaba eksikliği değil, bazı sorunların uzlaşma yoluyla çözülmesinin güçlüğüdür. Özellikle Kürt sorunu ve onun çeşitli alt-başlıkları üzerinde iki uç konumu temsil eden MHP ve BDP'nin ortak bir formül üzerinde anlaşmalarının mümkün olmadığı, sürecin en başından beri tahmin edilebilecek bir durumdu. Dört partinin 2011 seçimlerine yeni bir anayasa yapma vaadiyle girdikleri elbette doğrudur. Ama aynı derecede gerçek olan bir husus, her birinin zihnindeki ideal toplum ve ideal anayasa anlayışının birbirlerinden çok farklı olduğudur. Durum, insana şairin “cümlenin maksudu bir, amma rivayet muhtelif” mısralarını hatırlatmaktadır. Nihayet, Komisyon çalışmalarını boşa harcanmış bir zaman ve emek olarak görmek de doğru değildir. Çoğu zaman, nelerin olabileceğini kararlaştırmak için, ilkin nelerin olamayacağını görmek gerekir.

Bu tespit, bizi, bundan sonra ne yapılabileceği sorusuna götürmektedir. Bir yol, dört partinin üzerinde uzlaşmaya vardığı 59 (veya 60) maddenin TBMM'de oylanarak anayasallaşmasıdır. Bu, elbette, Türkiye'nin tümüyle yeni ve evrensel demokratik standartlara uygun bir anayasa ihtiyacını ortadan kaldırmayacaktır. Ancak nisbî bir iyileştirmenin bile, hiçbir iyileştirme olmamasına tercih edilmesi gerektiği düşünülebilir. SETA Vakfı adına Taylan Barın'ın kaleme aldığı Uzlaşma Yolunda: Komisyonun Uzlaştığı Maddeler ve Anayasa başlıklı çalışma (SETA Analiz, Ağustos 2013, Sayı 71), sonuç bölümünde bu düşünceyi şöyle ifade etmektedir: “Uzlaşılan maddelerin bir anayasa değişikliği paketine dönüştürülmesi yoluna gidilmesi halinde, mutabakat sağlanan madde sayısı daha da artacak; belki de 1982 Anayasası'nın neredeyse yarısına yakınını yenilemek mümkün olacaktır. Bu da 2013 itibarıyla elimizde ‘yarısı sivil bir anayasa' olacak demektir. Yarısı sivil bir anayasa, tamamı darbe ürünü olan bir anayasadan daha meşrudur. Üstelik yasalaşması halinde … yeni anayasaya ilişkin umutları diri tutacak, siyaset kurumuna olan güveni artıracaktır.”

Gerçekten, AK Parti başkanlık sistemi önerisini geri çektiği ve diğer üç partinin taraftar olduğu parlâmenter bir hükümet sistemi üzerinde uzlaşıldığı takdirde, Komisyon'da görüşülememiş olan yasama ve yürütme bölümlerine ilişkin birçok madde üzerinde mutabakat sağlanması, böylece uzlaşılan maddelerin sayısının önemli ölçüde artırılması mümkündür. Çünkü bu bölümlerdeki maddelerin birçoğu, kabul edilecek hükümet sistemine bağlı olarak çok farklı nitelikte olacaktır. Ancak AK Parti, bu konudaki ısrarından vazgeçmediği gibi, bu partinin, üzerinde uzlaşılmış 59 maddenin anayasallaştırılması yolundaki önerisi de diğer partilerce sıcak karşılanmamıştır. MHP buna karşı olduğunu açıkça ifade etmiş, BDP kesin bir tutum açıklamamış, CHP ise bir tereddüt geçirdikten sonra, bunun ancak dört partinin mutabakatıyla gerçekleştirilebileceğini ileri sürmüştür. Böyle dörtlü bir mutabakat mevcut olmadığına göre, bu yol da halen kapanmış görünmektedir.

Bu durumda en gerçekçi yol, sonuç vermeyeceği baştan beri belli olan dörtlü mutabakat ısrarından vazgeçmek ve ikili ya da üçlü uzlaşma imkânlarını araştırmaktır. Bu noktada da en büyük rol, iki büyük partiye düşmektedir. Bu iki partinin uzlaşması, gerek TBMM'de, gerek halkoylamasında yeni anayasanın, ona güçlü bir demokratik meşruluk sağlayacak çoğunluklarla kabul edilmesine imkân verecektir. Şu an için çok zayıf olan bu ihtimal gerçekleşmediği takdirde, vuslat, gene başka (ve belirsiz) bir bahara kalacak gibi görünmektedir.



Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.