Hukukun hâkimiyeti ve Ergenekon yargılamaları
ATILLA YAYLA

Türkiye'deki yargı pratiğini bizzat yargılanarak tecrübe eden veya çeşitli yargılamaları yakından gözlemleyenler kesine yakın bir ihtimalle masumiyet ilkesinin çoğu yargılamada ihmal ve ihlâl edildiği sonucuna ulaşır. Belki de yargı sistemimizin en önemli problemi bu. İşin kötüsü, sadece yargı makamları arasında değil, toplum katlarında da masumiyet ilkesini hiçe sayan bir algılama mevcut. Biri hakkında bir dava açıldığı zaman, herkes o kişinin suçlu olduğunu, ceza almamak için suçsuz olduğunu ispat etmesi gerektiğini düşünüyor. “Aklan da gel” türü sözler bu anlayışı yansıtıyor. Oysa, doğru olan ve yapılması gereken, sanığın suçsuzluğunu ispatlaması değil, onun suçlu olduğunun iddia makamı tarafından ispatlanması.
 
Yakın zamanlara kadar masumiyet karinesine uyulmamasının daha çok Türkiye'nin problemi olduğunu sanıyordum. Yanılıyormuşum. Michael G. Roskin'in (birkaç arkadaşıyla birlikte) kaleme aldığı “An Introduction to Political Science” (“Siyaset Bilimine Giriş”) adlı ders kitabında yargı sistemlerini analiz ederken aktardığı bilgiler ve onlar üzerine yaptığı analiz beni neredeyse şoke etti. Roskin'e göre masumiyet karinesi esas itibarıyla ortak hukuk (common law) sistemini uygulayan ABD'de yaşamaktadır. Kodifiye hukuk sistemini tatbik eden Avrupa'da bu ilkenin hiçbir hükmü bulunmaz. Avrupa'da bir savcı tarafından hakkında iddianame tanzim edilerek dava açılanların, sanki haklarında dava açılmış olması onların suçlu olduklarını göstermekteymiş gibi,  masum olduklarını ispatlamaları beklenir. Bu, ortalama Amerikalının anlayamayacağı ve çok korkacağı bir durumdur. Amerika'dakinin tersine, Avrupa'da davaları savcılar ve hâkimler yürütür, savunma hep arka planda bırakılır ve pasif  tutulur. Bu yüzdendir ki Avrupa mahkemelerinden ABD mahkemelerinde olduğu gibi televizyon dizilerine konu olacak malzeme çıkmaz. Roskin'in bu tespiti biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını, problemimizin başkaları tarafından da paylaşıldığını bilmenin verdiği hisle, biraz rahatlatabilecek olsa da, masumiyet karinesini kelimenin gerçek anlamında yargı sistemimize egemen kılma arayışlarından uzaklaşmamamız gerekir.
 
Sıradan davalarda masumiyet ilkesinin tanınmaması bir problem olmakla birlikte, bazı davalarda masumiyet ilkesinin masuniyet ilkesine dönüştürülmek istendiği de görülüyor. Demokrasiyi koruma davaları olan Ergenekon ve Balyoz davalarında sanki bu durum karşımıza çıkıyor. Yakınları ve avukatları hukukta yeri olmayacak gerekçelerle sanıklara atılı suçların sanıklar tarafından işlenemeyeceğini veya suç olmadığını iddia ediyor. Bu vasıflara sahip insanlar suç işlemiş olamaz diyor. Aslında bu yaklaşımda da masumiyet ilkesine aykırı bir durum söz konusu. Bu ilkeye göre, kişinin suçunun ispatlanmasının yolu belli bir anda yanlış yaptığının ispatlanmasıdır, bütün hayatının yanlış olduğunun gösterilmesi değil. Bu zaten imkânsızdır ve gereksizdir. Bir kişinin hayatının çoğu boyunca doğru (kanunlara uygun) yerde durması da belli bir anda yanlış yerde durmuş olma ihtimalini ortadan kaldırmaz. Eğer belli bir anda yanlış yerde durdukları ispatlanabilirse, kişiler, hayatlarının geri kalan kısmı “tertemiz” olsa bile suçludurlar. Şüphesiz, bu tür durumlar bütün hayatı yanlış duruşlarla dolu olan kronik suçlulara nispetle bu insanlara sempati duyulmasına sebep olabilir, ama onların suçlu olma ihtimalini ortadan kaldırmaz. Hiç kimse suçu ispatlanmadan suçlu sayılamaz, ama mevki ve makamı, işi gücü ne olursa olsun hiç kimsenin asla suç işleme durumuna düşmeyeceği de veri alınamaz ve hiç kimse gerekirse yargılanmaktan muaf tutulamaz.
 
Ergenekon davasının sanıklarının yakınları, avukatları ve taraftarlarında bu bakımdan büyük bir kafa karışıklığı var. Hukukun nasıl işlediğini bilmez havadalar. General veya profesör olmanın, gazetecilikte şöhret yapmış bulunmanın, belli dallarda ilk ameliyatı gerçekleştirmiş olmanın  delillerle  desteklenen atılı suçu işlememiş olmanın sebebi olabileceğini, başka bir deyişle delilleri çürütebileceğini zannediyorlar. Bu yüzden, teknik anlamda bir savunma yapmak yerine ideolojik bir mücadeleye girişiyor ve acındırmadan tehdide uzanan bir yelpazede savunma taktikleri geliştiriyorlar. Sanıkların neyle suçlandıklarını bilmediklerini söylüyorlar. “Bu makama gelmiş birisi nasıl suç işler?” diyorlar. Suç ithamlarının TSK'yı bütün olarak ilgilendiren suç ithamları ve yargılamaların bütün olarak TSK'nın yargılanması gibi algılanmasını sağlamaya çalışıyorlar. Ailelerin hukukî işlemlerde mağdur olmaması için yapılan rutin bir uygulama olan “babalığın alınması”nı babaların gerçekten babalıktan düşürülmesi gibi sunuyorlar. Daha aşırı durumlarda, hâkimleri ve savcıları alenen tehdit ediyorlar. Silivri'de toplanıp mahkemeyi “yıkma”, “duvarları aşağı indirme” çağrıları yapıyorlar. Yani açıkça şiddet kullanma tehditleri savuruyorlar. Yargının işlemesine engel olmaya gayret ediyorlar.
 
Ergenekon yargılamalarında usul ve teknik bakımından hataların yapılmamış olmasını beklemek gerçekçiliğe sığmaz. Burada önemli olan, hata ve yanlışların Türkiye ortalamalarının anormal derecede üstünde olup olmadığıdır. Tarafsız gözlemci olarak karşılaştırmalı bir incelemeyle söz konusu yargılamaların bazı bakımlardan Türkiye ortalamalarının üstünde olduğu iddia edilebilir. Yargılamaların aleniliği, sanıkların kötü muamele görmemesi, delillerden sanıklara gidilmesi, yargılama hızı bakımlarından bu böyle. Buna rağmen yapılmış olabilecek hataların asgari seviyede kalmasını, Türkiye ortalamalarını aşmamasını ve Yargıtay'dan dönmesini temenni ederim. Ancak, bu davalar, sıradan vatandaşlara, mevki ve statüleri ne olursa olsun, herkesin yargı önüne çıkartılabileceğini, hiç kimsenin yargılanmaktan muaf olamayacağını göstererek hukukun hâkimiyetinin güçlenmesine hizmet ediyor. Yönetenlerle yönetilenlerin -özellikle on yıllardır yargılanamayan ve neredeyse hukuk üstü/dışı bir statü kazanan ve bu yüzden fütursuzca hukuk ve demokrasi dışına çıkabilen üniformalı bürokratların- bundan sonra herkesle aynı hukuk kurallarına tabi olacağı yolundaki umutları artırıyor. Aynı zamanda, demokrasimizin kronik hastalığı olan darbeciliği yüz kızartıcı bir suça dönüştürerek ve darbeciliğin muhtemel maliyetlerini yükselterek demokrasiyi takviye ediyor.


Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.