İşte Davutoğlu'nun Erdoğan'a yaptığı o çağrı
Bunu bizzat, partinin hukuken başkanı olan Başbakan Ahmet Davutoğlu teslim etti: “Başkanlık sistemine geçmek istedik ama buna halk yetki vermedi...” dedi; Erdoğan'ı kastederek herkesi “yetki ve sorumlulukları dahilinde üzerine düşeni yapma”ya çağırdı.

Seçmen Erdoğan'a “hayır” demekle kalmadı, AKP'ye tek başına iktidar imkânı da tanımadı. AKP saflarında “ne yaptık da iktidarı kaybettik” tartışması başladı. Davutoğlu, son derece gerekli olan tartışma ihtiyacını, “Kendi iç muhasebemizi yapmak zorundayız...” diyerek ifade etti. Partinin başta gelen kurucularından Abdullah Gül ve Bülent Arınç dahil birçokları, yapılan hatalardan söz etmekte. Bu tartışma sağlıklı bir şekilde, yani gerçeklerle yüzleşerek sürdürülürse, bundan hem AKP hem de ülke yarar görür.

AKP'lilerin yüzleşmeleri gereken birinci gerçek, partilerinin ilk iki dönemde izlemiş olduğu ülkeyi özgürleştirme ve demokratikleşme politikalarına üçüncü iktidar döneminde tam olarak sırt çevirmiş oluşu. Kadroları itibarıyla da artık neredeyse tanınmaz hale gelen AKP, hak ve özgürlüklere sırt çevirmekten vazgeçebilir mi? İktidarı kaybetmesinde büyük rol oynayan 17/25 Aralık soruşturmasını örtbastan vazgeçebilir mi? Bu sorulara olumlu cevap vermek güçtür, ama AKP'lilerin, özellikle de AKP seçmeninin şu temel gerçekle yüzleşmesinde büyük yarar var.

17/25 Aralık'ın seçilmiş hükümete karşı bir “darbe” girişimi olduğu tam bir palavradır. Sadece ve sadece AKP'nin ilk iki iktidar döneminde güçlendirdiği hukuk devletinin işlediğini, AKP'nin üst kadrolarının gırtlağa kadar rüşvet ve yolsuzluğa bulaştığını ortaya koyan bir soruşturmadır. Gül (zamanında niçin bu yönde ağırlığını koymadın sorusuna cevap vermeksizin) ben partinin başında olsam zanlıları Yüce Divan'a gönderirdim diyor. Arınç (zamanında niçin bu yönde görüş belirtmedin sorusuna cevap vermeksizin) soruşturma yeniden açılabilir diyor. Eğer Gül ve Arınç'ın ima ettiği gibi “yolsuzluk” varsa, “darbe” safsatadır; soruşturma da sonuna kadar götürülmelidir.

Türkiye'de hukuk devletini, kuvvetler ayrılığını, yargı bağımsızlığını tarumar eden bir dizi yasa ve düzenleme 17/25 Aralık Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını örtbas için çıkarıldı. Bunlara gerekçe olarak gösterilen, yani soruşturmanın Türkiye'nin güçlenmesini istemeyen dış güçler tarafından tezgâhlanan, (“paralel yapılanma” diye karalanan) Hizmet Hareketi tarafından uygulanan bir darbe olduğu iddiası tam bir safsata olduğu gibi; Balyoz ve Ergenekon davalarının yine Hizmet Hareketi tarafından kurulan “milli orduya kumpas” olduğu iddiası da öyledir. Nitekim, dönemin Genelkurmay Başkanı ile Kara Kuvvetleri Komutanı arasında “hangimiz bastırdık” tartışmasına konu olacak kadar açık olan Balyoz darbe girişimi davasında savcılık, sanıkların toptan beraat ettirilmesi kararına itiraz etti.

17/25 Aralık soruşturmasını örtbas etmek, hukuk devletini yıkmak amacıyla üretilen; (MGK işbirliğiyle) 28 Şubat'ı yeniden canlandırmak için kullanılan; hemen bütün suç zanlılarının kendilerini aklamak için ileri sürdükleri “paralel yapı” iddiası, bir algı operasyonundan ibarettir. Hizmet Hareketi içinde suç işlemiş olanlar elbette bulunabilir. Ancak bu tür iddialar, onları suçlu ilan etmek amacıyla kurulmuş mahkemelere değil, adil bir yargılamaya konu olmadıkça safsatadan öteye gidemez. Hizmet Hareketi'nin tümünün “paralel yapı” gibi ne idüğü belirsiz, hele “terör örgütü” gibi saçmasapan bir itham altında bırakılması, askeri vesayetçilerin “irtica” yaygaralarının hortlamasından başka bir şey değildir.

“Paralel” safsatası son bulmadıkça hukuk devletini yeniden ayakları üzerine oturtmak mümkün değildir. Bunun sadece AKP'liler tarafından değil herkesçe, özellikle de hukuk devletine bağlı olduklarını iddia edenlerce iyi anlaşılması gerekir. 

(Şahin Alpay / Zaman)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.