Özgürlükler ve tutuklama

Tarihin ilk evrelerinden bu yana insanoğlu özgürlükler için mücadele etmiş, direnmiş, savaşmış, zindanlara atılmış ölmüştür. Yaşayan en kıymetli varlık olan insan için özgürlük hava ve su gibidir.
Bunun yanında bireylerin toplum içinde yaşadıkları gerçeği gözetildiğinde toplumsal barış önemlidir. Toplumsal barış, insanların karşılıklı olarak insan hakları ve temel hak ve özgürlüklere saygısından geçer. Freedom “Sınırsız bir özgürlüğü yüceltmekten ziyade özgürlüğün herkes için ortak sınırlarda yaşanabilmesi ihtimalini…” hatırlatmamızı istiyor. (Yasemin Çongar 12.12.2010 tarihli Taraf Gazetesi) Bir suç ve suçlu varsa devletin yaptırım gücü sonucu bunun karşılıksız bırakılmaması gerekir. Aksi halde herkes kendisi ceza vermeye kalkar, toplum anarşi ve kaosa sürüklenir. 

Yasal durum
Yasal olarak özgürlüğün kısıtlanması gözaltı veya tutuklama ile gerçekleşmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) 100 ve devamı maddelerinde bunun koşulları gösterilmiştir.
CMK’da, tutuklama için kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların, tutuklama nedeninin kaçması veya kaçacağı şüphesi varsa somut olguların, üçüncü fıkrasında sayılı suçlar yönünden ise işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı aranmaktadır. Tutuklamanın bir tedbir olduğu yadsınamaz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 6/2. maddesine göre hüküm kesinleşinceye kadar sanık masumdur. (masumiyet karinesi) Tutuklamada en büyük görev ve her türlü sorumluluk şüphesiz hâkimlerimize düşmektedir. Önüne gelen olayda kuyumcu işçiliği ile tutuklama şartlarını araştıracaktır. Bunda belki çok başarılı olduğumuzu söyleyemeyiz.
Bu şikâyetler yeni değil. Ama nedense son üç yıl içerisinde tutuklamalar sebebiyle mahkemeler ve hâkimlerimiz tartışılır hale getirilmeye çalışılmıştır. Bunun nedenlerinden önemlisi eski yargı kültüründen ve uygulamalarından kolay kolay kurtulamamamızdır. Yeni yargı sürecinde yeni bir yargı kültürüyle bunların aşılacağına inanıyorum. Ben ülkemizin özel koşulları mazeretini kabul edenlerden değilim. Evrensel kurallar ülkemizde de koşulsuz uygulanmalıdır. Ancak ülkedeki suç ve suçlu oranı, hâkim ve savcı sayısı, dosya yoğunluğu olgusunu göz ardı edemeyiz. 

Bir belirsizlik
01.01.2011 tarihinden itibaren CMK.102/2. maddesi yürürlüğe girecektir. Bu maddeye göre tutuklama süresinin 2+3= 5 yıl mı yoksa 2+1=3 yıl mı alacağı tartışılmaktadır.
AİHM’de ve ülkemizde tutuklama bir tedbir olmakla birlikte, ceza hukukunda temel ilke maddi gerçeğe ulaşmaktır. Tutuklama bazen sanığın güvenliği ve yaşamı yönünden hayati olabilir. Ülkemizde ağır ceza mahkemeleri ve bölgelerimiz dikkate alındığında ağır cezalık suçların sonuçlanma süresinin uzun sürdüğü bilinmektedir. Biz bu sınırlamayı 2+1 desek toplumda katil, tecavüzcü, gaspçı vb. toplum vicdanını rahatsız edici sanıklar aramızda dolaşırsa, bunun öç almaya dönüşmesi ve herkesin cezayı kendi vermeye başlamasından korkarım. Kaldı ki CMK’nın 100/2. maddesi bu konuda çok açıktır. ACM suçlarda tutuklama süresi 2 yıldır. Ancak uzatmalar 3 yılı geçmez dediğine göre asli süre 2, uzatmalar 3 yıla kadar çıkabilir. Yani 2+3=5 yıldır. Akademisyenlerin ve uygulayıcıların çoğunluğu da bu görüştedir. (1) Artık bu aşamadan sonra asıl süre 2 yıl, uzatma 3 yıl olamaz, uzatma bir yıldır diyemeyiz. Adalet alt komisyonunda bu değişiklikler teklif edilmiş ve bu değişiklik Adalet Komisyonuna sunulmuş, Meclis’ten iradesine uygun olan 2+3=5 yıl geçmiştir. (2) 

Kanun ve yorum
Kanun net ve yürürlükte iken yoruma gidemeyiz. “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi burada söz konusu olamaz. AİHM Kabadayı-Uyanık davasında ilk derece mahkemesindeki sürenin makul olup olmadığı yönünü değerlendirmekte, temyizdeki süreyi hesaba katmamaktadır. Temyiz aşamasında hükümlü statüsü gözetiliyor. Kişisel kanıma göre yasada tutuklama süresi belirlemek uygun olmaz. Çünkü önceden henüz önümüze gelmeyen davada her zaman öngörülü olmak mümkün değildir. Zaten AİHS 5 md. tutuklama süresinden bahsetmemekte, makul süreden bahsederek bunu ülkelerin yasalarına ve uygulamaya bırakmaktadır. Zira önceden davaların hangi sürede biteceği, dosyanın kapsamı, sanık sayısı her zaman öngörülemez. Bunu kovuşturma aşamasında hâkim takdir eder. 

AİHM kararları
AİHM kararlarında bazı tutuklama nedenleri sayılmaktadır. “Kaçma şüphesi, adaletin işlemesine müdahale tehlikesi, suçta tekerrürün önlenmesi, suçların özel ayrıcalıkları ve bu suçlara toplumun göstereceği tepki, toplumsal huzursuzluğun önlenmesi, kamu düzeninin korunması…” gibi çok geniş bir yelpazeyi tutuklama sebebi olarak kabul etmektedir. Mâhkûm olacağı yüksek ihtimalli olan davalarda tahliye, yeni suç işleme ihtimallerini arttırır. Firar dahil her şeyin olması mümkündür. Bu itibarla toplumsal yarar, kişisel yarardan önde gelir. Orantılılığa özen göstermek gerekir.
Yeni CMK. sanık hakları kadar mağdur haklarını da düzenleyen insan odaklı ileri bir yasadır. (CMK. 233, 234 vd.) Ancak, şunu hemen ifade edelim ki; hâkim ağır cezalık suçlarda 2+3=5 yılı, CMK.250/1-c bendindeki suçlar bakımından bir misli yani 10 yılın sonunu beklemek zorunda değildir. Bu sürelerden önce koşulları varsa tahliye edebilir. Ancak, bu sürelerden fazla tutukluluk kesin sorumluluğunu gerektirir. Tutukluğun devamı kararı, uygulamada süre uzatma anlamına gelmektedir. Yargıtay’ın uygulama ve kabulü bu yöndedir. Sonuç olarak, hâkimlerimize ve savcılarımıza 31.12.2010’dan sonraki süreçte her zamankinden fazla sorumluluk düşer. Ben kürsüdeki meslektaşlarımın buna özen göstereceklerine inanıyorum. Yeter ki onları rahat bırakalım.
(1) (CMK ile kitaplar: Cantel-Zafer, Beta, 5.b.sh. 361, 362, 363 Öztürk, Erdem. 12. b. Seçkin, sh. 371, 372, 373, 374 Kunter, Yenisay, Nuhoğlu, Beta, 16 b. sh. 955, 956. 18. b. sh. 955-957 Ünver, Hakeri Adalet, 2009 sh. 328.
(2) (Bk.Öztürk-Erdem-age sh.373) (Radikal)


M.NİHAT ÖMEROĞLU: Yargıtay üyesi


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.